şükela:  tümü | bugün
  • 400 darbe adiyla bilinen françois truffaut'nin (nun ya da non herneyse) yonettigi guclu bir film. çok öznel olacak ama: antuan isimli, olması istendiği şekilde olmadığı için hem okulu hem de ailesi tarafından itilmiş kimseden destek bulamayınca da bir nevi asi moduna giren kendi halinde bir veledin hikayesini anlatır.
  • new wave akimini ba$latan filmlerden biridir, hatta odur
  • o antuan'ı jean pierre leaud canlandırmıştır.
  • hakikaten de sahane bir truffaut filmidir, diyerek sozluk kurallarini bertaraf ettikten sonra asil anlatmak istedigim konuya gececegim izninizle, yani, pisican ile ilk karsilasmamin hikayesine.
    her cuma is cikisi ata bindigim ciftligin bari da oldukca keyiflidir, moda tabirle. yine bir cuma gunu biraz once bindigim at ahirda, ben barda terlerken, iki uc metre otemde etrafindakilere hikayeler anlatan ve onlari da kendisini de gevrek gevrek gulduren bir adam cekti dikkatimi. kulak kabarttim, anlattigi hikayenin ne oldugunu merak ettim.
    barin gurultusu, barmenin zeka testi sorulari, etraftaki guzel bayanlar derken hikayenin cogunu kacirmisim. tek duyabildigim, dakikada 120 darbe, ve guinness rekorlar kitabi sozleriydi.
    bu iki kavrami birlestirmeye calisirken 3-4 bardak mcallen icmis oldugumu farkedince, gidip hikayeyi birinci agizdan, esrarengiz hikaye anlaticisindan ogrenmek istedim.
    parlak siyah sacli, ince kaytan biyikli, uzun boylu ve tariften anlsildigi uzere hos gorunumlu bu beyin ismi pisican imis.
    merakimi bagislamasini, ancak anlattigi hikayeye istemeden kulak misafiri oldugumu, daha dogrusu yarim kulak misafiri oldugumu, bir iki kelimeyi ancak duyabildigimi, yine de dinleyen beyefendilerin ve hanimlarin kahkalarini isittigimde duydugum meragi ortbas edemedigimi soyledim kendisine. ilk once anlattigi hikayenin truffaut'nun 400 darbe filmiyle ilgisinin oldugunu dusundugumu, ancak guinn rekorlar kitabini bu kontekstin icine oturtamadigimi da ekledim.
    catapat gibi keskin birkahkaha atti ve anlatmaya basladi.
    mandacan isimli bir arkadasinin pisican'a anlattigi bir hikayeymis aslinda bu hanimlari, beyleri gulduren hikaye.
    mandacan, arasi hanimlarla oldukca iyi, yakisikli, guzel konusan bir beyefendiymis. davetlerde, eglenceli toplantilarda, kokteyllerde etrafinda kadinlari cember yapip onlara hikayeler anlatan mandacan'in bu guzel hikaye anlatma meziyetinden baska bir meziyeti daha varmis ki, ki tum dunyada bu hayretkar ozellige sahip baska bir insan daha yokmus.
    hikaye anlatmada basariyla kullandigi dilini, beraber oldugu hanimefendilerin - ki hergece baska bir hanimla olmayi yeg tutarmis - anlattiklarina gore, baska yerlerde de gayet ehliyetli kullanirmis. ehliyet ve tecrubenin disinda, dilini kullanmadaki surat oylesine yuksekmis ki, bu hanimlardan birkaci bu coskuya dayananamis ve bayginlik gecirmisler. martinik adasi valisinin karisi kontes aimee, mandacan'in bu meziyetini coktandir duyuyormus, ancak tecrube etmek firsati bir turlu bulamiyormus. birgun isleri dolayisiyla orta bati yeni dunyaya geldiginde yanindakilere mandacan'i bulmalari icin dort bir yana salmis. nihayet mandacan bulunup yanina getirildiginde, aimee, mandacan'dan kendisine bir gosteri sunmasini rica etmis.
    bu gosteri sirasinda guinness rekorlar komitesinden iki katip de hazir bulunacaklar, ve olanlari kaydedeceklermis. (aimee'nin bunu istemesinin sebebi, adaya dondugunde arkadaslarina yasadiklarini kanitlamakmis.)
    nihayet, salon hazirlanmis, sehpa kurulmus ve mandacan gosterisini sunmus. o gunku kayitlara gore, guinness katiplerinden biri dil darbelerini dakikada 121, diger katip ise 120 olarak saymis. daha sonra foto finish'ten anlasildigi uzere dogru sayinin dakikada 120 dil darbesi oldugu anlasilmis.
    pisican hikayeyi bitirince bir gevrek kahkaha daha atti ve ne ictigimi sordu. beraber bir iki bardak mcallen daha ictikten sonra cheshire barina gitmeye ve hikayelerimize orada devam etmeye karar verdik.
    o gunu, yani zihnimde, boluk porcuk duyduklarimla, mandacan'in marifetlerini truffaut'nun bir filmiyle nasil karistirdigimi dusundugumde kendimi gidiklanmaktan alikoyamam.
  • ele$tirmenlere gore trufua'nin antuan ile kendini anlattigi film imi$. zira trufua da madden ve manen zor bir cocukluk gecirmi$ bi insanmi$, tipki antuan gibi biraz ha$arilik da varmi$. okyanusla sembolize edilen kaci$ ve ozgurluk duygusuna sahipmi$. $ahsi kanaatimce bu duygusunu sonunda tatmin ettikten sonra vardigi $a$irtici ruhaniyet olsa gerek ona bu fimi yaptiran (bu durumun ne olduunu soylemiyorum spoil etmemek icin) o ruhaniyet ki filmin son karesini te$kil eden

    ve de omr-u hayatimda izledigim en guzel sona sahip olan filmdir, evet evet oyledir
  • bugune kadar yapilmis cocuk ruhunu en iyi analiz edebilen film oldugu soylenir. bilmem ne derece dogrudur. cogu filmde bu filme referanslar vardir izleseniz sasar kalirsiniz.
  • cocuklarin "ama sij bije naaptiniz?" ya da "size baba diyebilirmiyim" diyerek gercek hayattta asla raslanmiycak bicimde konustugu yesilcam filmlerinin saygideger yonetmenlerinin otomatik portakaldaki alex in iskence pozuna getirtilip bethoveen esliginde defalarca izlemesi gereken truffaut saheseri. 'nuff said
  • yarın akşam cnbce'de gösterilecek olan film. en sevdiğim truffaut filmidir, hatta en sevdiğim filmlerden biridir direkt. salonda izleme şerefine nail olduktan sonra ıslak istanbul sokaklarında şuursuzca yürüdüğümü hatırlarım.
  • "en"lerden pek haz etmem ama sanırım en sevdiğim 3-5 filmden biridir
  • ilk festival* deneyimim olmasi nedeniyle hatirasi bir baska olan, her izleyisimde, ozellikle de o muthis final sahnesi nedeniyle tepeden tirnaga sarsilmama, yer yer gozyaslarina bogulmama sebep olan olaganustu film.