*

şükela:  tümü | bugün
  • orijinal adi: les racines du ciel

    romain gary'nin cok baba bir romani. morel isimli bir sahis, ikinci dunya savasi sirasinda, almanya'da toplama kampina esir duser. ve hayatta kalmak icun surekli dus kurmaya baslar. genellikle de afrika'daki filleri hayal eder. fillerin neslinin nasil tukendirildigi, avrupa barbarligi, hakkinda tonlarca sahifeler vardir. mesela:

    "i first began thinking about the elephants during the war, when i was a prisoner in germany, probably because they were the most different thing i could imagine from what surrounded me: they were the very image of immense liberty. every time we looked at the barbed wire or were almost dying of misery and claustrophobia in solitary confinement, we tried to think of those big animals marching irresistibly through the open spaces of africa, and it made us feel better. barely alive, starved, exhausted, we would clench our teeth and follow our great free herds obstinately with our eyes, and see them march across the savanna and over the hills, and we could almost hear the earth tremble under that living mass of freedom. we tried not to speak of it, for fear the guards would notice, and sometimes we would just look at each other and wink, and then we knew that it was all right, that we could still see it, that it was still alive in us. we held on to the image of that gigantic liberty, and somehow it helped us to survive."
  • kesinlikle okunması gereken bir klasik.
  • çok uzun sürdü bu kitabı bitirmem. ama sıkıcılığından falan değil. sindirmek zordu. yavaş yavaş okunmalıydı. üzerine çok düşünülmeliydi. erdem üzerine, insanlık üzerine ve afrika'nın bağımsızlığı üzerine.

    o koskocaman hayvanlar hep özgürlüğün hatırlatıcısı olarak kalacaklar aklımda. aslında insanlığa sırt çevirmedi morel. onlara insanlıklarını hatırlatmak istiyor.
  • okumakta aşırı geciktiğim, agora kitaplığının basmasıyla birlikte sonunda okumaya başlayabildiğim romain gary yapıtı. kendisi benim romain gary sıralamamda l'angoisse du roi salomon, éducation européenne, les mangeurs d'etoiles ve la vie devant soi kitaplarından sonra beşinci sırama yerleşmiş bulunmakta.

    okurken bolca bir romain gary klasiği olan hümanizm düşünceleri ve gezi parkı izlenimleri almışım gibi hissettim.

    morel'in filleri özgürlüğün yegane simgesi olarak görmesi beni gezi parkı'yla bağlantı kurmaya itti. çünkü olayları sosyal medyadan takip ederken ve bulunduğum ülkede insanlara açıklarken hiçbir siyasi düşüncem bulunmadığından insanlara anlatışım bu şekildeydi: "bana kalırsa orada yaşananlar bizim özgürlüğümüzü ve birey oluşumuzu simgeliyor ve olay, ağaçları korurken aslında bunu duymamız, bunun bilincinde olmamız ve buna karşı bir şeyler yapmaya çalışmamız" diyordum.

    benim gibi çok tatlı apolitik insanlar için her şey hümanistliğe vurulduğunda, morel hayran olunası bir karakter ve bence bir gezi direnişçisi.
  • insanları hem bu kadar sevip hem de onlardan uzaklaşma nedeni üzerinde düşüncelere gark eden okunmazsa bence hayata eksik devam edilecek romanlardan.morel'in ağzından erdem ile ilgili küçük bir not:'biri özel bir aşı icat etmeli,'' diyordu.'' ya da bir hap. bu günlerde bulacaklar bu hapı. bugünlerde piyasaya erdem hapları sürecekler.insanlar, her sabah işe gitmeden önce bir bardak suyla birlikte bir hap yutacaklar. o zaman her şey birden ilginçleşecek, siyaset bile olabilirlik kazanacak...'
  • sadece morel'e indirgenmemesi gereken şaheser. kitapta yer alan tüm karakterlerin hikayeleri, en az morel kadar düşündürücü / sorgulatıcıdır.

    savaş sonrası insan psikolojileri, sömürgecilik, hümanizmin gerçek anlamı, medeniyetin dayatma etik değerleri üzerine muhteşem bir yapıttır.

    okurken insan, bir yanda tek bir nefeste bitirme arzusu, bir yanda yavaş yavaş tadını çıkararak - ve hiç bitmesin isteyerek- okuma arzusu arasında esrik git geller yaşıyor.