şükela:  tümü | bugün soru sor
  • roger martin du gard'ın 8 kitaptan oluşan nehir romanı:

    1- les thibault : le cahier gris (1922)
    2- les thibault : le pénitencier (1922)
    3- les thibault : la belle saison (1923)
    4- les thibault : la consultation (1928)
    5- les thibault : la sorellina (1928)
    6- les thibault : la mort du père (1929)
    7- les thibault : l'été 1914 (1936)
    8- les thibault : l'épilogue (1940)

    eser yky tarafından üç ciltte yayınlanacak. “gri defter”, “yetiştirme yurdu”, “güzel günler”, “hasta çocuklar” ve “sorellina” adlı ilk beş kitaptan oluşan birinci cilt geçtiğimiz aylarda okurla buluşturuldu.

    roger martin du gar tanıtım metninde belirtildiğine göre les thibault'da "20. yüzyılın ilk yarısındaki bir fransız burjuva ailesinin öyküsünü anlatır. egoist ve hoyrat bir babanın otoritesi altında parçalanma noktasına gelen bir aile... bu ortamda tutkulu, isyankâr ve idealist küçük jacques, arkadaşı daniel de fontanin’de adeta ruh ikizini bulur, ona büyük bir dostlukla bağlanır. ne ki birbirlerine yazdıkları mektupların içeriğinin öğrenilmesi büyük bir drama yol açacaktır.

    jacques’ın ciddi, tutucu ağabeyi antoine ise bir yandan kardeşine olan sevgisi öte yandan babasına duyduğu saygı arasında kalmıştır, ne yapacağını bilemez, kendini bütün varlığıyla mesleğine, tıbba adar..."

    eserle ilgili radikal kitap'ta yayınlanan kitapla ilgili burjuvazinin anıtsal portresi başlıklı yazıyı ise link uçar kaygısıyla aynen copy paste yapıyorum:

    "nobel ödüllü roger martin du gard’ın nehir romanının ilk beş cildi ‘thibault’lar-1’ adıyla yayımlandı. du gard, başyapıtı kabul edilen ‘thibault’lar’da hem burjuvaziyi hem de büyük savaş’a sürüklenen fransa'yı anıtsal bir tablo çizerek aktarıyor.

    ‘roger martin du gard adı türkiye’de ne kadar biliniyor?’ sorusuyla girmeli söze. nobel ödülü’nün tarihçesine hakim birileri, 1937’de nobel edebiyat ödülü’ne değer görülmüş bu ismi anımsayacaktır. yahut, bundan yıllar önce kimi yayınevlerinin ‘nobel dizisi’ altında eserleri yayımlanan du gard’ı okumuş olanlar da kimden bahsettiğimizi anımsayacaktır. sahafiye kitap tutkunları da onun vaktinde çevrilmiş andre gide biyografisini belki hatırlayacaktır... yky tarafından adnan cemgil çevirisiyle yayımlanan ‘thibault’lar-ı’, yazara dünya çapında ün ve nihayetinde nobel edebiyat ödülü kazandıran, toplam 7 bölüm ve bir epilog’dan oluşan, nehir romanın küçük hacimli ilk beş kitabının tek ciltte bir araya getirilmiş yayınından oluşuyor. bugün du gard’ın türkiye’de tanınıp tanınmadığını bir kenara koyup romanına baktığımız zaman karşımızda, aldığı eğitimin de etkisiyle, adeta tarihçi titizliğiyle dönemini anlatan bir yazarla karşı karşıya kalıyoruz. 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan, bütün dünyanın kaderini değiştiren birinci dünya savaşı öncesinde fransız burjuvazisinin içinde bulunduğu travmatik halleri aktarıyor.

    martin du gard’la ilgili biyografik, ansiklopedik bilgilerde hemen ve kısaca ‘realist ve naturalist edebiyat geleneğini devam ettirdiği’ cümlesi karşımıza çıkar. zaten buna uygun olarak nobel edebiyat ödülü gerekçesi, “roman dizisi thibault’lar’da, günümüz yaşantısının bazı temel yönleri ile insanın iç çatışmasını tasvir edişindeki sanatsal güç ve gerçeklik dolayısıyla” cümlesiyle açıklanmıştır. ama her şey o kadar basit değil... du gard, birinci dünya savaşı’nda bilfiil yer almış ve savaştan sonra bu romanı kaleme almış. sırasıyla ‘gri defter’, ‘yetiştirme yurdu’, ‘güzel günler’, ‘hasta çocuklar’ ve ‘sorellina’ adını taşıyan beş bölümden oluşan ilk ciltte, thibault ailesinin üç bireyi aracılığıyla hem katolik burjuvazisini hem de büyük savaş’a doğru fransa’daki ortamı ve dünyanın halini anıtsal bir tablo çizerek aktarır okurlarına.
    baba oscar-marie thibault (buraya dikkat!); legion d’honneur nişanı şövalye rutbesi sahibi, eski evure milletvekili, çocuğun manevi gelişmesi derneği ikinci başkanı, toplumsal düzeni koruma derneği kurucusu ve direktörü, paris piskoposluğu katolik hayır işleri kurumu saymanı gibi ünvanlara sahip, eski kafalı, otoriter, egoist bir babadır ve katolik burjuva normlarına uygun olarak yaşadığı gibi çocuklarının da böyle olmasına fazlasıyla dikkat eder. büyük oğlu antoine thibault, tıp eğitimi almış neredeyse babası kadar tutucu ve burjuva sınıfının sosyal kurallarına riayet eden, diğer taraftan hekimlik alanında ülkede tanınan isimler arasında yer almaya çabalayan birisiyken, küçük oğlu jacques, tutkulu, isyankar ve idealist bir yapıya sahiptir!

    şimdi her şeyin daha iyi ortaya çıktığı bir gerçek. du gard, baba thibault aracılığıyla eski değerlerin köhneliğini dile getirirken, jacques aracılığıyla değişen dünyayı, değişen insanlığı işaret eder. ağabey antoine ise ara kuşağı gösterdiği kadar, hekim olması yazarın romandaki ‘naturalist’ unsurları ustalıkla ve kolayla kullanmasını sağlar.

    du gard, katolik inancın sosyal yaptırımları ve burjuvaziye dair eleştirilerini, yani bütün bir romanda yapmak istediklerini daha en baştan uygulamaya başlar. zira, o gün eve gelmeyen jacques, aslında okula da gitmemiştir. baba thibault ve antoine’ın okulu ziyaret edip, rahiple görüşmelerinden anlaşılır ki jacques, gerek babası için gerekse okuldaki rahipler için rahatsızlık verecek derecede ‘yakın’ arkadaşı daniel de fontanin ile birlikte kaçmıştır!

    rahip, jacques ile daniel de fontanin arasında aşki derecedeki yakınlığı işaret etse de fontanin’in asıl ‘tehlikesi’, son dönemde paris’te eşine çok rastlanan, zavallı, yoldan çıkmış çocuklardan (bohem) biri olmasıdır! rousseau’nun ‘itiraflar’ını okuyan bu gençler dönem için oldukça tehlikelidir(!) daha da fenası fontanin ‘protestan’dır ki, bu durum koyu katolik baba thibault için daha büyük felakettir! du gard henüz ilk sayfalardan itibaren, dönemin fransası ve seçkin thibault’lar gibi burjuva bireylerin hayatlarındaki çatışmaları “pikardiya şivesi, konuşmasındaki duraksamayı büsbütün artırıyordu” gibi cümlelerle ortaya koyar. daha birçok ‘detay’la burjuvaziyi alaycı bir biçimde eleştirirken, antoine aracılığıyla ‘bilimsel yaklaşım’ın ve aklın sesini metne taşır. jacques’ın kaçak/kayıp durumu ile ilgili olası tanıklara sorduğu sorular, onun bilim adamı kimliğini yansıttığı kadar, du gard’a kitap içinde polisiye romanlarla aşık atacak nitelikte bir polisiye metin kurma imkanı da sunar.

    du gard’ın başyapıtı ‘thibault’lar’ hem ‘nehir roman’ kimliğiyle hem de burjuva toplumunu ele alışı dolayısıyla mukayese için hemen akıllara marcel proust’u ve onun başyapıtı ‘kayıp zamanın izinde’yi getirecektir şüphesiz. ancak du gard, proust gibi hafıza meselelerinin ortaya konduğu uzun duygusal paragraflar kaleme almaktan ziyade, istikbaldeki savaşın karanlığının bir toplumun üstüne nasıl çöktüğünü, bir aile üzerinden aktarmayı tercih ediyor. bu haliyle bir özelliğinin de altını çizmek gerek; nasıl jane austen yazdığı romanlarda döneminin ingiltere’sindeki burjuva toplumu içinde kadınların hallerini aktarırken, du gard austen’in muadili sayılacak derecede, fransız burjuvazisindeki erkek karakterlerle büyük bir panorama koyar önümüze. du gard’ın, ne proust gibi ne bugünün fenomeni knausgaard gibi, ‘ben’ anlatıcısını kullanmak yerine her şeye hakim bir tanrı anlatıcı kullanması ise o en baştan beri dile getirilen ‘realist ve natiralist’ geleneğin bir yansımasıdır. bu sayede, bütün karakterlerinin kendileriyle, birbiriyle ve toplumsal olaylarla çatışmalarını büyük bir nesnellik içinde gözler önüne serer. bilhassa antoine’ın ‘ön plana çıktığı’ bölümlerde, savaşa doğru giden ‘hastalıklı avrupa’yı aktarır ustalıkla.

    aslına bakacak olursak, roger martin du gard’ın bireysel hikâyesi nobel’in -doğan hızlan’ın hep hatırlattığı üzere- her zaman şöhret getirmediğini gösteriyor, tabii yazarın yarım asır evvel hayata veda ettiğini de ihmal etmemek gerek. öyle veya böyle daha önceden çevrilse de, neredeyse ‘ilk defa türkçeye çevrilmiş’ muamelesini hak eden bir yazar ve yapıt ‘thibault’lar-ı’. ilk ciltte du gard’ın ortaya koydukları serinin devam kitaplarını sabırla beklememizi sağlıyor."
  • fransız toplumundaki değişimleri neredeyse bir sosyolog gözü ile gözlemleyip müthiş bir roman haline dönüştürmüş roger martin du gard eseri.

    fransızların çoğunun, aynen marcel proust örneğinde olduğu gibi, okumadığı bir roman olsa da okunması gereken, insanı içine çeken, büyüleyen romanlardan. yine aynen proust ve meşhur kayıp zamanın izinde serisinde olduğu gibi. mümkünse ana dilinden okunmalı ama türkçe tercümesi de gayet başarılı.-en azından eski baskılarının.

    not: "nehir roman" nedir ya? bildiğin roman işte, seri seri ilerliyor. evet evet, biliyoruz bu ismi tanımı da türkçe için fazlasıyla yapay fazlasıyla "olmamış" ifadelerden.
  • yapı kredi yayınlarıtarafından adnan cemgil çevirisiyle 3 cilt şeklinde basılan roman.