şükela:  tümü | bugün
  • fr. yüzsüz gözler anlamındaki söz öbeği.
  • georges franju'nun az laf çok iş düsturunu benimsemiş, az bilinen şahane filmi.

    franju'nun 60'ta ayrıntısıyla anlattığı yüz naklini, modern tıbbın daha geçen sene becerebilmiş olması da ayrıca ilginçtir hani.
  • imdb'de 1960 yazsa da criterion collection sürümü dvdsinin sonunda 1959 yapımı olduğu yazan bir georges franju filmidir. bazı ayrıntıları hakikaten dikkate şayandır. christiane'nin maskesi, kıyafeti ve hareketlerindeki mekaniklik erken dönem android imgesini hatırlatır, ki zaten kız babasının elinde bir robottan farklı değildir. o yüzden filmin sonu da çok manalıdır. açıkçası bugünün sinema izleyicisi gözünden hiç korkutucu bir film değil, ama zamanında ilgiyle ve tırsarak izlendiğine eminim. örneğin yüz transplantasyonun sahteliği çok belli oluyor, ya da dummy kullanımı çok belli olmuş. ama yine de bir cananavarlık hikayesi olarak izlenmeye değer ki zaten bu işi franju çok iyi yapıyor.
  • 50 sene öncesinin kuralları ile gayet seçici bir kafanın işi olmuş bir film.

    --- spoiler ---

    yönetmen franju, üniversiteli kızların park gezisine çıkmışken çekirdek çitletmelerini biraz daha fazla gösterseymiş daha dışarıya açık bir yapım olurmuş filmi. bana nedense ilk planı film-noir olarak gelmişti, kaldırım taşı üzerindeki 'sunset blvd' etiketinden 45 derece dönüş yaparak joe gillis'ten hikayeyi norma'ya kaydırır gibi. halbuki, dönemine ve yapımcının isteğine göre zombili atmosferden arındırılmış olsa da ders niteliği vermesi gereken ibret alınması gereken bir film olarak bitirilmiş. en çok doktorun 'başaramadım' lafı filme tam olmuş. gözlerden ibaret kızın yeni edindiği suratın nasıl deforme edildiği klinik inceleme ile harika anlatılmış. alida valli de filmdeki profesörden ve profesörün kızından ayrı olarak 3-5'ten ibaret meydanlara göre rol yapmış. sen, paris'te sokaklarda ve pastanelerde ve orman yolu üzerinde ve malikanenin içinde dolaş, sayılı boş arazide oyunculuğun nimetlerini sun. köpeklerin ne diye filme girdiğini ne işe yaradığını söylemiyorum bile.

    --- spoiler ---
  • vanilla sky a esin kaynağı olan film. ayrıca bir roman uyarlamasıdır.
  • sanıyorum birçok film için ilham kaynağı olmuş klasiktir.son yıllarda çıkmış hiçbir gerilim filminde bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum.aslında film bundan çok daha fazlasını anlatmak için yapılmış.garip duygu yoğunlukları da yaşatıyor insana.seyretmenizi tavsiye ederim.

    bu arada müziklere değinmeden yapamicam, bu olaylara bundan daha iyi bir müzik eşlik edemezdi.
  • spoiler içerir elbette. hem yakın zamanda izlemiş olmam, hem de yakın dönemlerde çekilmiş olmaları sebebiyle repulsion/#24794097 geldi aklıma filmi izlemeden önce. aynı şekilde gerilimi sağladı mı? christiane'ın acı dolu yaşamı ile birlikte düşününce benim cevabım evet. korku/gerilim filmleri eşiğiniz gece karanlığında ormanda koşan koca memeli sarışın kızın elektrikli testere ile ortadan ikiye bölünmesi ise elbette "bu nebçim korku filmi yeaa" diyebilirsiniz ama bence dozu gayet iyiydi ki zaten yönetmen filmin korkudan çok kederli bir hikaye anlatmak olduğunu söylemiş. yine de oynadığı devirde bir festivalde meşhur yüz naklinin yapıldığı cerrahi operasyon sahnesinde 7 kişi bayılmış, o zamanlar için baya çarpıcı sahnelermiş anlaşılan.

    bahtsız christiane'in yüzünü maskesiz olarak hiç göremiyoruz. hatta filmin başında dakikalarca yüzü saklanıyor kameradan, film boyunca da yüzünün gerçek durumunu net olarak göremiyoruz. yeni tanıştığınız bir kimse de olsa, bir film karakteri de olsa yüz ve mimikler elbette önemlidir. bizse christiane'i ancak maskesiyle birlikte görebiliyoruz ki bu durum christiane gibi kendisini bir maske ardından izlemek zorunda kalan bir karakter ile bir miktar özdeşleşmeyi sağlıyor denebilir.

    repulsion'da ev sahibini tanıdık bir sima olan oktay vural canlandırmışken bu filmde de başrol, christiane'in babası profesör yine tanıdık bir yüz olan murat bardakçı tarafından canlandırılmış. pek sırıtmamış kamera önünde 8/10 aldı benden.*

    bir de unutmadan portishead'in hunter şarkısı eşliğinde bir özeti yapılmış ki filmin bence müzik filme gayet yakışmış, izlenesi: http://www.youtube.com/…rffz3145wuw&feature=related

    her filme bir swf kampanyasında çehresiz gözler'de the elephant man/#24742749 misali resimle göz göze geliş sahnesini ele aldık: http://www.swfcabin.com/open/1315262855
  • bu sene ifistanbul'un kült bölümünde gösterilecek 1960 yapımı fransız filmi.
    yönetmeni bilindiği gibi georges franju.
    godard, truffaut falan nouvelle vague'ın sol yakası olarak nitelendirilirken, alain resnais ile birlikte georges franju sağ yakası olarak tanımlanıyor. yanlış hatırlamıyorsam bu ayrım, klasik sağ-sol ayrımından ziyade sinema duruşlarındaki farklılıklardan kaynaklanıyor. sol yaka, daha az bütçeyle çektikleri filmlerinde, daha amatör oyuncular ve gerçek mekanlar kullanırlarken, sağ yaka bunlardan farklı durumlarda film çekmektedirler. ayrıca sağ yaka devletten aldığı maddi destekle de sol yakadan ayrılıyor. daha bağımlılar yapımcıya sanırım bu nedenle. hatta franju bu filmi çekerken, yapımcısı kan olmasın zart olmasın diye karışmış adama, sonuçta bu müdahaleler sayesinde daha sade bir film çıkmış, iyi olmuş belki de.

    --- spoiler ---

    les yeux sans visage'ın konusu kabaca, eşini yıllar önce bir trafik kazasında kaybeden doktorun, aynı kazada yüzünü kaybeden kızına yeni bir yüz bulmak için işlediği cinayetler falan filan diye özetlenebilir.

    film çok ilginç bir gerilime sahip. zira gerçek anlamda kan, cinayet ve yahut iğrenç olan başka bir şey görmüyoruz. görsel açıdan zararsız birkaç ameliyat veya yüz sahnesi dışında, somut ürkütücü şeyler de yer almıyor. bu tip gerilim nesnelerini kullanmadan rahatsız edebilmek gerçekten zor bir iş. fakat asıl etkileyici olan da budur bilindiği üzere. gösterilmeyip sezdirilen tehlikelerden korkar insan. bilinmeyen, daima daha korkutucu ve huzursuz edicidir. mekanların sadeliği, diyalogların sadeliği, karakterler arasındaki derinlikten uzak fakat hastalıklı bağ, filmin bütününe yayılmış sessizlik... görmediğimiz fakat izleyeni yerinde huzursuzca dönüp durdurtan noktalar. kızın yüzünü uzun süre göremememiz de, aklımızla tahayyül edemediğimiz bir görüntünün fikrini oluşturuyor. bu fikrin gerçek görüntüsünün olmayışı , aklımızla kavrayamadığımızın korkunçluğuna dönüşüyor. yönetmen bizi bu bilinmezlikle biraz korkuttuktan sonra, birkaç saniyeliğine sanrı gibi bulanık bir yüz gösteriyor. işte buraya kadar yazdıklarımı destekleyen film, bu sahneden sonra, filmin genel atmosferini yansıttığını ve filmin gücünü bu özlelliklerden aldığını düşündüğüm; "gizemlilik" ve "sadelik" etkisini yitirmeye başlıyor. bu da benim buraya kadar savunduğum şeylerin, bu film için bir nebze çürümesine neden oluyor. fakat yine de bu yüzü bulanık bir halde görmenin tam olarak bir görme olduğunu kabul etmiyorum. ayrıca filmin genelindeki gizem ve sadelik de göz ardı edilemez.

    filmle ilgili takıldığım bir diğer şey de bedene olan zorunlu bağımlılık. yani bedene gelen zararın diğer tüm manevi yaşantıya olan etkisi. el, kol, dil vs. eksikliği başka tabi. ama bir eksiklik olmadan sadece bir deforme sonucunda sevgilisinden ve hatta hayatından vazgeçmek zorunda kalıyor karakter. tabi bu durum güzel veya estetik olup olmamaktan daha farklı, ortada 'normal' olmayan, farklı bir görüntü var. buna tahammül edebilmek, alışabilmek kolay değil. yine de fiziksel görünümün bu denli etkili olması rahatsız edici.

    --- spoiler ---

    sevmem öyle gerilim falan ben. izlemedim çok onlardan. ileri geri konuşmak istemem, çok anlamadığım bi tür. yanlış bir şey derim muhtemelen, ama yazmadan edemiyorum. uzakdoğudan gelen hiçbir şeyi öyle delice sahiplenip sevemiyorum zaten. hele hele korku-gerilimi hiç hazedemem. bu türe yaklaşımları, şiddete bakışları, felsefeleri beni pek etkilemiyor. yapamadıklarından değil, direkt o benim kendi zevksizliğim, biliyorum. amerikalılar desen zaten ya ondan bundan çalıyorlar ya da remake ile köşeyi dönmeye çalışıyorlar. en olmadı ortalığı kana, karanlığa bulayıp, alta müzik döşeyip böööğ! falan diyip geriyorlar adamı. bi de son yıllarda blair cadısı kafasında gerçekçi filmlerle, insanları kesip biçip, izleyiciyi korkutmaya etmeye çalışıyorlar. uzakdoğuyu sevmem sizi hiç sevmem. ha, izlemedim hiçbirini bunların, izlemeden bilmeden atıp tutan insanım ben.
    uzun lafın kısası, fransız filmi olsun benim olsun. gerilimine bile hakkıyla deriniliğini verebiliyor adam, güzelce. konuya çok saçma bi yerden de yaklaşıyor olabilirim. ama sevdim ben filmi, etkilendim. afişleri falan da çok güzel. izlesin herkes.
  • çekildiği 1960 ve sonrasını düşünerek insanların yüzlerine maske taktıkları, birbirlerini adeta sivrisinek gibi kanı emilecek birer kurban gibi gördükleri bir sisteme başkaldırışın izdüşümlerini de görebileceğimiz enfes bir yapım diyerek de entellektüel sinema seyircisine göz kırpabileceğiniz bu filmi kült filmlere takıntılı olanlar kaçırmasın.

    http://bill-carson.blogspot.com/…s-visage-1960.html