şükela:  tümü | bugün
  • 59 işi, nouvelle vague soslu, ağır arıza film.. günümüz leş standartlarında korku filmi janrı altında bir şeylerle karşılaştırılıyor sanıyorum, hitchcock-vari bir gerilim filmi olarak nitelendirmek mümkündür belki de, ben kendi adıma arıza terimine sadık kalacağım.. şu polanski'nin apartman üçlemesi tadında psikolojik-gerilim/dram tanımlamalı bir çağrışım yapılabilir belki ya da 50'lerin ortalarındaki, kimi mistik olaylar ya da yüksek drama içeren japon filmleri ile bir bağ kurulabilir.. bir yere oturtmak zor, nouvelle vague'un kalan hiçbir örneği ile de kolay kolay yanyana getirilemeyeceğini söylemek lazım.. biraz yalnız bir film.. franju da bu seviyelerdeki sularda yüzmedi zaten bir daha..

    bir film-noir sekansı ile açılır; http://www.asharperfocus.com/images/yeux02.jpg

    dehşetli bir noktaya evrilir; http://38.media.tumblr.com/…ea5uqz1qgwei1o1_500.gif

    ürpertili bir huzurla biter; http://4.bp.blogspot.com/…lybye.blogspot.com_44.png
  • georges franju'nun az laf çok iş düsturunu benimsemiş, az bilinen şahane filmi.

    franju'nun 60'ta ayrıntısıyla anlattığı yüz naklini, modern tıbbın daha geçen sene becerebilmiş olması da ayrıca ilginçtir hani.
  • sanıyorum birçok film için ilham kaynağı olmuş klasiktir.son yıllarda çıkmış hiçbir gerilim filminde bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum.aslında film bundan çok daha fazlasını anlatmak için yapılmış.garip duygu yoğunlukları da yaşatıyor insana.seyretmenizi tavsiye ederim.

    bu arada müziklere değinmeden yapamicam, bu olaylara bundan daha iyi bir müzik eşlik edemezdi.
  • bu sene ifistanbul'un kült bölümünde gösterilecek 1960 yapımı fransız filmi.
    yönetmeni bilindiği gibi georges franju.
    godard, truffaut falan nouvelle vague'ın sol yakası olarak nitelendirilirken, alain resnais ile birlikte georges franju sağ yakası olarak tanımlanıyor. yanlış hatırlamıyorsam bu ayrım, klasik sağ-sol ayrımından ziyade sinema duruşlarındaki farklılıklardan kaynaklanıyor. sol yaka, daha az bütçeyle çektikleri filmlerinde, daha amatör oyuncular ve gerçek mekanlar kullanırlarken, sağ yaka bunlardan farklı durumlarda film çekmektedirler. ayrıca sağ yaka devletten aldığı maddi destekle de sol yakadan ayrılıyor. daha bağımlılar yapımcıya sanırım bu nedenle. hatta franju bu filmi çekerken, yapımcısı kan olmasın zart olmasın diye karışmış adama, sonuçta bu müdahaleler sayesinde daha sade bir film çıkmış, iyi olmuş belki de.

    --- spoiler ---

    les yeux sans visage'ın konusu kabaca, eşini yıllar önce bir trafik kazasında kaybeden doktorun, aynı kazada yüzünü kaybeden kızına yeni bir yüz bulmak için işlediği cinayetler falan filan diye özetlenebilir.

    film çok ilginç bir gerilime sahip. zira gerçek anlamda kan, cinayet ve yahut iğrenç olan başka bir şey görmüyoruz. görsel açıdan zararsız birkaç ameliyat veya yüz sahnesi dışında, somut ürkütücü şeyler de yer almıyor. bu tip gerilim nesnelerini kullanmadan rahatsız edebilmek gerçekten zor bir iş. fakat asıl etkileyici olan da budur bilindiği üzere. gösterilmeyip sezdirilen tehlikelerden korkar insan. bilinmeyen, daima daha korkutucu ve huzursuz edicidir. mekanların sadeliği, diyalogların sadeliği, karakterler arasındaki derinlikten uzak fakat hastalıklı bağ, filmin bütününe yayılmış sessizlik... görmediğimiz fakat izleyeni yerinde huzursuzca dönüp durdurtan noktalar. kızın yüzünü uzun süre göremememiz de, aklımızla tahayyül edemediğimiz bir görüntünün fikrini oluşturuyor. bu fikrin gerçek görüntüsünün olmayışı , aklımızla kavrayamadığımızın korkunçluğuna dönüşüyor. yönetmen bizi bu bilinmezlikle biraz korkuttuktan sonra, birkaç saniyeliğine sanrı gibi bulanık bir yüz gösteriyor. işte buraya kadar yazdıklarımı destekleyen film, bu sahneden sonra, filmin genel atmosferini yansıttığını ve filmin gücünü bu özlelliklerden aldığını düşündüğüm; "gizemlilik" ve "sadelik" etkisini yitirmeye başlıyor. bu da benim buraya kadar savunduğum şeylerin, bu film için bir nebze çürümesine neden oluyor. fakat yine de bu yüzü bulanık bir halde görmenin tam olarak bir görme olduğunu kabul etmiyorum. ayrıca filmin genelindeki gizem ve sadelik de göz ardı edilemez.

    filmle ilgili takıldığım bir diğer şey de bedene olan zorunlu bağımlılık. yani bedene gelen zararın diğer tüm manevi yaşantıya olan etkisi. el, kol, dil vs. eksikliği başka tabi. ama bir eksiklik olmadan sadece bir deforme sonucunda sevgilisinden ve hatta hayatından vazgeçmek zorunda kalıyor karakter. tabi bu durum güzel veya estetik olup olmamaktan daha farklı, ortada 'normal' olmayan, farklı bir görüntü var. buna tahammül edebilmek, alışabilmek kolay değil. yine de fiziksel görünümün bu denli etkili olması rahatsız edici.

    --- spoiler ---

    sevmem öyle gerilim falan ben. izlemedim çok onlardan. ileri geri konuşmak istemem, çok anlamadığım bi tür. yanlış bir şey derim muhtemelen, ama yazmadan edemiyorum. uzakdoğudan gelen hiçbir şeyi öyle delice sahiplenip sevemiyorum zaten. hele hele korku-gerilimi hiç hazedemem. bu türe yaklaşımları, şiddete bakışları, felsefeleri beni pek etkilemiyor. yapamadıklarından değil, direkt o benim kendi zevksizliğim, biliyorum. amerikalılar desen zaten ya ondan bundan çalıyorlar ya da remake ile köşeyi dönmeye çalışıyorlar. en olmadı ortalığı kana, karanlığa bulayıp, alta müzik döşeyip böööğ! falan diyip geriyorlar adamı. bi de son yıllarda blair cadısı kafasında gerçekçi filmlerle, insanları kesip biçip, izleyiciyi korkutmaya etmeye çalışıyorlar. uzakdoğuyu sevmem sizi hiç sevmem. ha, izlemedim hiçbirini bunların, izlemeden bilmeden atıp tutan insanım ben.
    uzun lafın kısası, fransız filmi olsun benim olsun. gerilimine bile hakkıyla deriniliğini verebiliyor adam, güzelce. konuya çok saçma bi yerden de yaklaşıyor olabilirim. ama sevdim ben filmi, etkilendim. afişleri falan da çok güzel. izlesin herkes.
  • çekildiği 1960 ve sonrasını düşünerek insanların yüzlerine maske taktıkları, birbirlerini adeta sivrisinek gibi kanı emilecek birer kurban gibi gördükleri bir sisteme başkaldırışın izdüşümlerini de görebileceğimiz enfes bir yapım diyerek de entellektüel sinema seyircisine göz kırpabileceğiniz bu filmi kült filmlere takıntılı olanlar kaçırmasın.

    http://bill-carson.blogspot.com/…s-visage-1960.html
  • imdb'de 1960 yazsa da criterion collection sürümü dvdsinin sonunda 1959 yapımı olduğu yazan bir georges franju filmidir. bazı ayrıntıları hakikaten dikkate şayandır. christiane'nin maskesi, kıyafeti ve hareketlerindeki mekaniklik erken dönem android imgesini hatırlatır, ki zaten kız babasının elinde bir robottan farklı değildir. o yüzden filmin sonu da çok manalıdır. açıkçası bugünün sinema izleyicisi gözünden hiç korkutucu bir film değil, ama zamanında ilgiyle ve tırsarak izlendiğine eminim. örneğin yüz transplantasyonun sahteliği çok belli oluyor, ya da dummy kullanımı çok belli olmuş. ama yine de bir cananavarlık hikayesi olarak izlenmeye değer ki zaten bu işi franju çok iyi yapıyor.
  • fr. yüzsüz gözler anlamındaki söz öbeği.
  • az bilinen efsane fransız filmi. korku kategorisinde yer alsa da daha çok dram ağırlıklıdır bunu da filmi bitirdikten sonra içime bir öküz oturdu şeklinde kabaca tabir edebilirim. filmin müzikleri christiane'in acısını hissetmenize katkı sağlıyor, onun sadece evden oluşan hayatını, aynada kendine bakamayışını ve kendi vicdanıyla dış görünüşü arasındaki çatışmayı adeta ruhunuza ilmek ilmek işliyor. fransız sinemasının altın çağını yaşadığı 60'larda çekilmesi de ayrı bir güzel. şu anki filmlerin çoğunu ben diyim 5 siz deyin 10'a katlar.

    son derece etkileyici, düşündürücü ve kalbinize dokunan bir film. önyargılarınızı kırın, eski film izlemem demeyin ve izleyin, izlettirin.
  • birkaç gün önce izlediğim mükemmel fransız filmi. izlemek için kaliteli bir şeyler arıyorsanız şiddetle tavsiye ederim.