şükela:  tümü | bugün soru sor
  • fransızca'da "kızılderili yazı" (aynı zamanda da "hint yazı") anlamına gelen tamlama ve joe dassin'ın en güzel konuşmalı şarkılara örnek olarak verebileceğim, 70'lerde avrupa'da hit olmuş romantik eseri.
    kızılderili yazı, amerikalıların "indien summer", almanların "altweibersommer" (kocakarı yazı), türklerin ise pastırma yazı dedikleri (teşekkürler kris), yazın uzatmalarının oynandığı, sıcak sonbahar günlerine verilen addır. şimdi terk edilmiş olan esas adamımız kuzey amerika'nın bilinmez neresinde o kadınla yaşadığı tatili, o mutluluğu unutamamaktadır, ona gel yeni bir başlangıç yapalım tarzı mesajlar vermektedir. lakin daha kadının nerde olduğunu bile bilmemektedir, gereğinden fazla hislidir bu adam. kadına yaptığı çağrılar muhtemelen boşa gidecektir (bilmiyorum yazılarımı takip eden ve şu noktada "bu işler hep böyle değil midir, siz söyleyin sevgili ahmet altan okurları" diyecek olsam gülecek, gülmeyi bıraktım bir şeyler anlayacak arkadaşlar var mıdır içimizde).
    ihtiva edebileceği hatalar için anlayışınıza sığındığım tercümem şöyle olacak:

    tu sais, je n'ai jamais été aussi heureux que ce matin-là
    (biliyorsun, hiçbir zaman o sabahki kadar mutlu olmadım)
    nous marchions sur une plage un peu comme celle-ci
    (biraz buna benzeyen bir sahilde yürüyorduk)
    c'était l'automne, un automne où il faisait beau
    (sonbahardı, havanın güzel olduğu bir sonbahar)
    une saison qui n'existe que dans le nord de l'amérique
    (amerika'nın kuzeyinden başka hiçbir yerde olmayan bir mevsim)
    là-bas on l'appelle l'été indien
    (oralarda buna kızılderili yazı derler)
    mais c'était tout simplement le nôtre
    (ama basbayağı bizim yazımızdı bu)
    avec ta robe longue tu ressemblais
    (o uzun elbisenle)
    a une aquarelle de marie laurencin
    (marie laurencin'in suluboya bir resmine benziyordun)
    et je me souviens, je me souviens très bien
    (ve ben hatırlıyorum, çok iyi hatırlıyorum)
    de ce que je t'ai dit ce matin-là
    (o sabah sana söylediğimi)
    il y a un an, y a un siècle, y a une éternité
    (bir yıl geçti üzerinden, bir yüzyıl, bir sonsuzluk)

    on ira où tu voudras, quand tu voudras
    (senin istediğin yere, senin istediğin zaman gideceğiz)
    et on s'aimera encore, lorsque l'amour sera mort
    (ve yeniden aşık olacağız, aşk ölene kadar)
    toute la vie sera pareille à ce matin
    (bütün hayat o sabaha benzeyecek)
    aux couleurs de l'été indien
    (ve kızılderili yazının renklerine)

    aujourd'hui je suis très loin de ce matin d'automne
    (bugün o sonbahar sabahından çok uzaktayım)
    mais c'est comme si j'y étais. je pense à toi.
    (ama sanki ordaymışım gibi. seni düşünüyorum)
    où es-tu? que fais-tu? est-ce que j'existe encore pour toi?
    (nerdesin? ne yapıyorsun? senin için hala var mıyım?)
    je regarde cette vague qui n'atteindra jamais la dune
    (hiç sahile varamayacak şu dalgaya bakıyorum)
    tu vois, comme elle je reviens en arrière
    (görüyor musun, onun gibi arkadan geliyorum)
    comme elle je me couche sur le sable
    (onun gibi kumların üstüne yatıyorum)
    et je me souviens, je me souviens des marées hautes
    (ve hatırlıyorum, yüksek dalgaları hatırlıyorum)
    du soleil et du bonheur qui passaient sur la mer
    (güneşi ve denizin üzerinden geçen o mutluluğu)
    il y a une éternité, un siècle, il y a un an
    (bir yıl geçti üzerinden, bir yüzyıl, bir sonsuzluk)

    bu kısım tekrar:
    on ira où tu voudras, quand tu voudras
    (senin istediğin yere, senin istediğin zaman gideceğiz)
    et on s'aimera encore, lorsque l'amour sera mort
    (ve yeniden aşık olacağız, aşk ölene kadar)
    toute la vie sera pareille à ce matin
    (bütün hayat o sabaha benzeyecek)
    aux couleurs de l'été indien
    (ve kızılderili yazının renklerine)

    (teşekkürler arsenelupin)
  • joe dassin'in '70li yılların ortasında popüler olan, ölümünden sonra tekrar hatırlanan hüzünlü bir parçası.
    (ilk yayımlandığı yıl 1975, şarkı süresi 4 dakika 30 saniye)
    müziği ve ritmi, dassin'in aynı yıl yayımladığı 'et si tu n'existais pas' adlı şarkısını kısmen andırır.
  • hiç yoktan melankoliye sürükleyen , çekinerek dinlediğim bir parça..
  • fransızca hocama göre "fransanın ibrahim tatlısesi"nin en ünlü şarkısı.
  • (bkz: the doors)
    (bkz: indian summer)
  • où es-tu? que fais-tu? est-ce que j'existe encore pour toi? misrasiyla bana ismail yk yi hatirlatan sarki.
  • orta 2 öğrencilerinin beynine beynine sokulan şarkı. ha şarkı güzeldir orası ayrı ama 13-14 yaşındaki bir bünyenin de bir sınırı, bir algı kapasitesi var be kardeşim.
    (bkz: izmir tevfik fikret lisesi)
    (bkz: deliriyorum muntazaman)
  • şarkının manası ve melodisinin güzelliği bir kenara, adamın konuşması o kadar yoğun o kadar iç gıdıklayıcı ki.. gerçekten de fransızlar/fransızca adamı yolundan çıkarır..

    bir de çok seksi olarak (bkz: kulaginiza fisildayan ispanyol)
  • benim de bu en sevdiğim fransız chanson'unun çeşitli coverlarını paylaşalım;

    thadeu ventura sax
    boney nem
    luna rossa
    tomislav ivcic
    laurence vialle sax
    elia drai piano
    celestino alvares gitar
    milan kovacevic sax
    mara tremblay & stefie shock
    tom van stiphout
    pascal comelade toy instruments
    yuliya oleynik
    majd jredah violin
    mandaryna
    joe d'assassin
    toto cutugno live in israel
    toto cutugno africa ismiyle
    joe dassin olympia live
    joe dassin indian summer ismiyle.

    nette bulamadım ama hugues aufray yorumu da şahanedir.
  • yozgat blues boyunca dinlediğimiz, içimize işleyen, kafalara kazınan şarkı.