şükela:  tümü | bugün
  • bir avantaji kullanmak

    ayrica bir sirketi kredi ya da borc alinmis para ile gelistirmek

    (bkz: lbo)
  • kaldıraç faktörü, mali dengeleme, işletmelerde hisse senedi çıkarılarak sağlanan ana paranın uzun vadeli borçlarla olan ilişkisi; şirketin kaynaklarını borç yoluyla artırmak ve bu artmış kaynak yoluyla şirket karlarını yükseltme tekniği
  • leverage borç finansmanının bir getirisidir. şirket iki kaynaktan finanse edilir, şirket sahiplerinin yani hissedarların sermaye koyarak, arttırarak şirketin aktiflerini yükseltmeleri ya da şirket sahibi olmayanlardan borç alarak aktifleri yükseltmeleri şeklindedir. ha illa aktifler yükselecek diye bir kaide yok tabi, share repurchase devreye sokulursa alınan borçla hissedarların hisse senetleri de geri satın alınarak yokedilir ve aktiflerin değeri sabit tutulabilir, veya tersi, yeni hisse senetleri piyasaya sürülerek ya da halka açık değilse şirket hissedarlara satılarak mevcut borç geri ödenir ve yine aktifler sabit tutulabilir.

    leverage her durumda etkilenir bundan. bu leverage denen hadise aslında borç ve özkaynak arasındaki orana bağlı bir şeydir, ama herkes de başka türlü tanımlar be kardeşim, mesela (borç / özkaynak), (borç / aktif) hep kullanıla gelen oranlardır, ikisi için de leverage ratio tanımı kullanılabilir, şaşırmamak lazımdır, tanımı iyi takip etmek gerekir.

    leverage neden yapılır sorusuna gelince bunun iki sebebi vardır (bence), birincisi vergi avantajı sağlamak, ikincisi ise hissedarlara olan getiriyi arttırmak.

    vergi avantajı sağlamak allahın emridir, çünkü borç altına girilince doğal olarak faiz ödemesi gibi cari dönem masrafı ortaya çıkar. her borcun faiz ödemesi vardır (eğer o borç ibne değilse). bu faiz ödemesi ise vergilenebilir gelirden düşülen bir masraftır. aynen satılan malın maliyeti gibi, ne biliym genel yönetim gideri, pazarlama gideri gibi bir operasyonel gider olmasa da, vergiden düşülebilmesi güzelliğine sahip finansal bir giderdir.

    hissedarlara olan getiriyi arttırmak çok bariz bir şey değildir. kelime manasından yola çıkarak finansal anlamını açıklamaya çalışayım. esnek bir cetveli masaya dayayalım ve masadan taşan ucu kısa olsun. böyle bir pırrr yaptırmaya çalışalım çekip bırakarak. az salınır, kısa mesafeler kateder. bir de o ucu uzun tutalım öyle sallıyalım (tam ilkokul ders kitabı deneyi oldu, üçüncü aşamada götünüze girecek o cetvel). hem çok aşağı hem de çok yukarı uzun mesafe kateder cetvel. işte budur leverage. ortalama olarak firmanın getirisini arttırır belki ama aynı zamanda riskini de arttırır.

    "risksiz kazanç yoktur bebeğim, gel kollarıma seni de skeyim"
    --banker kastelli
  • tides isimli ilk albümleri çıkmış olan finlandiyalı heavy metal grubu. http://www.leverageband.com/ şeklinde web siteleri de mevcut.
  • limitleri ulkeden ulkeye yasalarla belirlenmistir. su kadari hostur, bu kadari adam siker* diye konusmak dogru olmaz. long term capital management 25le calisirdi, 167i* gordu, batti. daha dogrusu batayazdi.*

    oysa abd'de 50ye, ingiltere'de100e isvicre'de200 e musade eden kurum/kurulus/sirketler bulabilirsiniz. luksemburg icin bu rakam 400dur.

    bizde? bildigim kadariyla vob'da bu rakam 1 e 10.
  • finansal kaldiracin fazlasi, bir sirketin bilanco aktiflerinin piyasa degeri artarken veya siserken sirkete ozsermaye (equity) koyanlara kat kat kar ettirir. aktiflerin degeri duserken ise kat kat zarar, hatta iflas ettirir. dogrusu 2007-2008 abd bankacilik krizi bu konuda pek guzel bir case study olusturuyor. yuksek finansal kaldirac oranlari bankacilik ve finans sektorunde isin tabiatindadir.

    aktiflerin degeri negatif bir sok sonucu dustugunde bundan ilk etkilenenler ozsermayedarlardir. ozsermayenin piyasa degeri dusunce otomatikman borc/ozsermaye orani daha da yukari firlar. boyle bir durumda mali kaldiraci azaltmak (deleverage) ve zarari karsilamak icin ya aktif satisi gerekir ya da taze ozsermaye kaynagi bulmak gerekir. bunlari dogru durust yapamayanlar borclarini ceviremeyip batabilirler (bkz: lehman brothers), becerebilenler ise aktiflerin eriyisine ancak bir yere kadar dayanabilirler, ve bagimsiz kurumsal kimliklerini kaybedebilirler (merrill lynch'in bank of america'ya satilmasi gibi). toksik mortgage varliklarindan uzak duranlar veya zamaninda bunlari bilancolarindan temizleyenler ise 2008 krizini simdilik atlatmis gorunuyorlar (goldman sachs, morgan stanley, jp morgan chase gibi). oysa 2007'ye kadar pek de guzel kar edip buyuyorlardi finans sirketleri, efektif kaldirac oranini bilanco disi aktifleri kullanarak da yukseltmek mumkundu ve aktiflerin degeri artarken bu is cok karliydi.

    borc verenlerin ve bir yere kadar ozsermayedarlarin kamu hazinesi tarafindan kurtarildigi durumlarda ise kaldiracin kabagi vergi odeyen vatandaslara patlayabilir veya onlari risk altina sokabilir. gene 2008 abd bankacilik krizinde bear stearns adli yatirim bankasinin ve yari-ozerk mortgage finansmani devleri fannie mae ve freddie mac adli hukumet destekli sirketlerin (gse, government sponsored enterprise) kurtarilmasi orneklerinde oldugu gibi.* sahi turkiye'de 2001'de de bir bankacilik krizi yasanmisti, ne oldu ona? o zaman batan bankalarin bilancolarini temizlemenin bedelini kim ustlenmis ve odemisti? mevduat sigortasinin oldugu her ulkede bankacilik krizlerinin vatandasa patlama ve ahlaki risk yaratma olasiligi vardir.

    wall street'deki buyuk bagimsiz yatirim bankalari (goldman, morgan stanley, lehman brothers, bear stearns, merrill lynch) ile abd'de mevduat toplayan ticari bankalar (citigroup, jp morgan chase, bank of america vs. gibi) arasinda onemli bir fark daha var. mevduat toplayan ticari bankalarin borclari ve sermaye yeterlilik oranlari, yani finansal kaldirac kullanimlari, daha siki bir resmi denetim ve regulasyon altinda iken ayni denetim ve gozetim bagimsiz yatirim bankalari icin gecerli degildi. ayrica bagimsiz yatirim bankalari varliklarini ticari bankalar gibi devlet tarafindan sigorta edilmis mevduatlarla fonlamiyorlardi, cok kisa vadeli repo ve commercial paper piyasalarinda fon ariyorlardi. 2008 abd bankacilik krizinden sonra bagimsiz yatirim bankalarinin (bunlara broker-dealer da deniyor) kaldiraclarinin denetiminin eskisi gibi serbest olmayacagi tahmin edilebilir.

    bir de faaliyet kaldiraci vardir ki, o da sirketlerdeki sabit faaliyet giderlerinin toplam faaliyet giderlerine oranini olcer, ingilizce karsiligi operating leverage'dir. bir sirkette bu oran gorece daha yuksekse, o sirketin faaliyet karliligi urun piyasalarinin ve ekonominin kosullarina karsi gorece daha hassastir.

    *: bu sirketlerin sadece borc verenleri (kreditorleri) kurtarildi, eski hissedarlari degil.
  • 7 aralik 2008'de yayina baslayacak tnt dizisi. hirsiz, hacker ve dolandiricilardan kurulu bir grubun, gucunu ve zenginligini kotu amacli kullananlara karsi modern robin hoodlari oynayacagi drama. basrolunde ordinary people'dan oscar oldullu timothy hutton var.

    timothy hutton, eski bir sigorta mufettisi olan nathan ford,
    aldis hodge, bilgisayar ve internet dolandiricisi olan alec hardison,
    christian kane, retrieval specialist olan eliot spencer,
    beth riesgraf, hirsiz olan parker,
    gina bellman ise dolandirici olan sophie devereaux karakterlerini canlandiracaklar.
  • (bkz: deleverage)
  • ilk bölümlerindeki reverse nigerian job numarasına hasta oldugum güzel dizi
  • daha iyisi icin
    (bkz: hustle)