şükela:  tümü | bugün
  • georges bataille'ın kitabı.

    çeviren: mukadder yakupoğlu, yky, kâzım taşkent klasik yapıtlar dizisi, 183 s.

    denilebilir ki: nietzsche'nin maceraları ilginizi çektiyse bataille'ın iç deney'i sizi heyecanın doruklarında gezdirecek. ısrarla isteyiniz.
  • anlamak için sakin bir kafa gereken eser (3 kez okudum anca anladim), anlayinca da bunalima sokar adami.
  • ...
    "bu kitap bir umutsuzluğun öyküsüdür. bu dünya insana çözülecek bir bilmece gibi verilmiştir. tüm yaşamım -derin düşüncelere dalışlarım kadar kuraldışı tuhaf zamanlarım- bilmeceyi çözmekle geçmiştir... her şey çözülüyordu! yeni bir bilmeceyle uyandım ve hemen bunun çözümsüz olduğunu anladım. bu bilmece çok acı vericiydi, beni o kadar ezici bir güçsüzlük içinde bıraktı ki onu tanrı gibi hissettim, eğer varsa, o da hissederdi."
    ...
  • işkence için ek notlar (veya yeni gizemsel tanrıbilim)
    "yaşam ölümün, ırmaklar denizin ve bilinen bilinmezin içinde kaybolacaktır. bilgi, bilinmezin girişidir. anlamsızlık, olabilir her anlamın sonucudur."
  • her derin yaşam olanaksızla ağırlaşmıştır, ne demek diye düşünürken birkaç satır aşağıda " bilgisizlik esrimeye ulaşır" cümlesini görerek aydığım metindir.
  • kitaptan:
    "orgazm= küçük ölüm"

    merak ettiniz di mi? okuyun.
  • fr. ic deney, ic tecrube

    i$ dunyasinda $irket know-how i anlaminda da kullanilir.
  • "tanrı’dan hangi şekilde bahsetmek zorunda olduğumuz kavranamamıştır. benim umutsuzluğum hiçbir şeydir ama tanrı’nın umutsuzluğu! hiçbir şeyi, onun tanrı tarafından yaşanmış, bilinmiş olduğunu farz etmeden ne yaşayabilir, ne de bilebilirim. geri çekiliyoruz, olabilirden olabilire, içimizde her şey yeniden başlıyor ve sadece tanrı’da oynanıyor: tanrı olan varlığın bu sıçrayışında, sadece bir kez olan sıçrayışında? hiç kimse, tanrı’nın bitirici yalnızlığının içine yerleşmeden yakarmanın ucuna gidemez.
    ama bende her şey yeniden başlıyor, hiçbir zaman hiçbir şey oynanmadı. benzerlerimin sonsuz olabilirliğinde kendimi yok ediyorum: bu olabilirlik bu benin anlamını yok ediyor. eğer bir an olabilirin en ucuna ulaşsaydım, hemen kaçardım, başka yerde olurdum. ve son saçmalığa ne anlam verilebilir: tanrı’ya olabilirliklerin sınırsız yinelenmesini eklemek ve insanın mutsuzluklarının çokluğu içindeki varlığın damla damla işkencesi. ölçüsüz bir çoban tarafından dağıtılan bir sürü gibi, meleyerek kümelenen bizler, varlığın bütüne indirgenmesinin dehşetinden kaçacaktır, amaçsızca kaçacaktır.
    tanrı, aptal benimle dudak dudağa konuşuyor: ateş gibi bir karanlıktan şemsiyeli adamla konuşuyor –soğuk alev, yakıcı üzüntü. tükendiğim zamanki yakarmama, tanrı yanıt veriyor (nasıl? odamda kiminle alay ediliyor?..) en çok acı bir şekilde tırmanılmış çeşitli yüksekliklerde ayaktayım, farklı dehşet gecelerim benimle çarpıyor, iki katına çıkıyorlar, birbirlerine dolaşıyorlar ve bu tepeler, bu geceler… anlatılmaz sevinç!.. duruyorum. benim? bir çığlık –sırtüstü kendimden geçiyorum.
    felsefe yakarış değildir ama yakarışsız, uygun bir yanıt yoktur: hiçbir zaman hiçbir yanıt sorunun önüne geçmez: ve korku olmadan sorunun ne anlamı vardır. delirme anında yanıt üstüne gelir: delilik olmadan soruyu nasıl anlayacağız?
    esas olan, içinde, tanrı’nın artık bilmediği umutsuzluğa düştüğü olabilirin en uç noktasıdır.

    her şeyin unutuluşu. var oluşun gecesine derin iniş. bilgisizliğin sonsuz yakarışı, korkudan boğulmak. uçurumun üstünde kaymak ve tamamlanmış karanlıkta onun dehşetini hissetmek. yalnızlığın soğuğunda, insanın sürekli sessizliğinde titremek, umutsuzlanmak ( her cümlenin aptallığı, tümcelerin aldatıcı yanıtları, sadece gecenin duyarsız sessizliği yanıtlar). tanrı, her sözcüğün biraz ileride yok olacağını söylemek isteyen en son sözcüktür: kendi inandırıcılığını görmek (kaçınılmaz) ve buna bilgisiz sersemliğe kadar gülmek (gülüşün artık gülmeye gereksinimi yoktur, hıçkırığın hıçkırmaya). daha ileride kafa patlar: insan temaşa değildir, (sadece kaçarken huzuru vardır) yakarıştır, savaştır, korkudur, deliliktir.

    iyi havarilerin sesi: her şeye yanıtları var, sınırları, cenaze töreninde olduğu gibi kibarca izlenecek yolu, seremonilerin yöneticisini belirlerler.
    umutsuzlukta, delilikte, aşkta, yakarışta, suç ortaklığı duygusu. iletişimin dağılmış, insanlıkdışı sevinci çünkü umutsuzluk, delilik, aşk, boş mekanın hiçbir noktası yoktur ki umutsuzluk, delilik, aşk olmasın ve üstelik: gülüş, baş dönmesi, bulantı, ölüme kadar kendini kaybediş."
  • "kararlı bir şekilde 'tanrı'yı gördüm' dersem, gördüğüm şey değişmiş olacaktır."

    konuşmak, görmek değil.
  • georges bataille'ın iç deney'ini suç ve cezanın konakladıkları vicdana bir alternatif olarak algılıyorum. yaratmak için tehlikeyi ve kötülüyü göze almak gerekir; bu durumda iyilik felâketlerinin sahibi vicdan, yerini iç deneye bırakmak zorunda kalır. ve kendini yeniden deneyleyerek aldandıracak olan birey hiçbir adda sonsuzca konaklamayacaktır. çünkü her konaklama huzur ve iyilik egemenliğini içinde taşır.
    huzur ve iyiliği amaçlayan vicdan suç ve ceza ile sonuçlanır her zaman. fakat genel ahlâkı kötülüğün gücüyle yıkarak iç deneyi yaşama aşamasına geçen birey yüksek bir ahlâk yaratacaktır ve her yüksek ahlâk bireyin yaratıcı içtepisi karşısında alçak bir ahlâk olarak ezilecektir. demek ki iç deneydeki birey genel ahlâkla yönetilen toplumlarda yaşadığı sürece, adına vicdan denilen içselleşmiş tanrının ya da iç zindanın çeşitli boyutları ya da versiyonlarıyla karşılacak ve kendini her defasında iç deneyde yaşatarak yaratacaktır.