şükela:  tümü | bugün
80 entry daha
  • merhaba,

    yeniden sana yazabilmek… yarı mest, yarı uykulu bir haldeyim ki anlatamam. epey kötü günlerim oldu dost. teferruat ile canını sıkmayım. siktir et! biraz kan aldırdık sade! iyiceyim leylâ! hatta seni, dostların benzersiz ve bulunmaz dostunu düşündükçe, ejderha gibi olduğumu duyuyorum. ulan ne var sen de be? yeni bir tedavi şekli mi buldum yoksa? her ne hal ise, seni düşünmek iyi geliyor bana.

    6 eylül 1955
  • hevesle incelediğim bir ahmed arif rüzgarıydı:

    `leylim leylim ( ahmet arif'ten leyla erbil'e mektuplar)`

    kitabı iki kere okudum: karalamalarım,notlarım,altını çizdiğim cümleler; kelimeler ve ahmed arif’i anlamaya çalışmalarım… şüphesiz benim için bu hiç kolay olamayacaktı. boş bir sayfaya attığım “leylim leylim” başlığından ibaretti kitabın kafamdaki tüm izi. uzun bir süre bu başlığın altına bir harf dahi yazamadım. kağıda, kaleme arif’in adını fısıldayamadım. şimdi bu yaz gecesinin sessizliğinin içinde arif’e bir göz kırpayım:

    mektuplar, ahmed arif’in 1954 ve 1959 yılları arasında leyla erbil’e gönderdiği mektuplardır. mektupları saklayan, aşkından vazgeçen dönemin aydını , roman yazarı bir hanımla; hapiste işkenceli, sürgün yolculuğu uzun yıllar bitmeyen bir “anadolu ozanı” nın mektupları. hem de ne ozan! bütün benliğiyle türkçeye hakim, ruhuyla özdeşleştirdiği kelimelerle yaşayan, bu nedenle bir arşiv dahi oluşturmayan arif’in mektupları…
    türk edebiyatı , ahmed arif’e “ anadolu ozanı” ünvanını vermiştir.bense kullandığı dili ve üslubu tanımlayan başka kavramlar aradım,durdum. şimdilik: “zemheri ömründe bir ozanın türkçesiyle coğrafyasını kucaklamış bir şair.” diyebilirim.
    arif’ in erbil’ e gönderdiği 61 adet mektubu, aşkını anlatan mektuplar gibi görünse de ahmed arif’in sürgünleri, acıları, o dönemin zihniyeti, yaşam koşulları ve bu iki aydın insanın edebiyat dünyasının haritasını çizmesi. hepsine ama hepsine 61 adet mektupta yer vermiştir. leyla erbil, ahmed arif’in yazdığı mektupları saklarken. ahmed arif, erbil’ e tarifsiz bir aşk duymasına rağmen mektupların tamamını yok etmiştir. en azından oğlu filinta bunun böyle olduğunu söyler.

    ahmed arif' in edebi şahsiyeti
    çocukluğu, babasının görevi dolayısıyla güneydoğu’da ve antalya’ da geçer. arif’in şiire ilgisi ortaokulda başlar. en sevdiği şair faruk nafiz çamlıbel’dir. “korkusuz yazmaya bak.” diyerek yüreklendirir erbil’i. bütün ömrü işte bu düşüncesinin çürümeye bırakılmasını anlatır aslında. bana göre arif,iki ufuk arasında düşünür ve yazar; alabildiğine sınırsız fakat alabildiğine yerli yerinde.

    “ çıplak kafamla düşünür, savunurum ben. kavramlarla bu uğraşın niye, diyeceksin.ne kadar vurdumduymaz, ne kadar günübirlik yaşantıcı davranırsak davranalım; onlar olmadan hiçbir çözüme ulaşamayız da ondan.” cümleleri bu yerli yerinde özgürlüğü özetlemiştir.
    dönemin aydın şairi, sanata verdiği önem ve kendine has bakış açısı ile dikkat çekmektedir. erbil’ e anlattığı annesiyle olan şu diyaloğu bu kendine özgülüğü apaçık ortaya koyar:

    dün yemekte anneme, beethoven gelse kızını istese verir miydin, diye sordum. “ kim bu herif?” dedi. “açlıktan ölen bir müzik peygamberi .” dedim.önce tövbe tövbe çekti, sonra küfretti anam. kardeşlerime sordum, kızlar yalandan erkekler can-ı gönülden “evet” dediler. (sayfa:48)

    memleket sevdası, sürgünleri, aşkı ve oğlu filinta’ yla tüm şiirlerinin altına “ hasret şairi” mührünü basmıştır.

    dönemin zihniyeti
    yazdığı “ 33 kurşun “ adlı şiirinde bir katliamı anlatan şiiriyle üniversite birinci sınıfta tutuklanır. sonrası işkenceler yeni tevkıfler… kalbindeki, zihnindeki şiirleri kaleme ve kağıda zaten küsmüş olan arif, 1968 mayısıyla uzayan istibdat döneminin izdüşümlerini iliklerine kadar hisseder. şairliğini susturması, maddi sıkıntılar ve imkansızlıklar, o yılların yorgunluğu ile birlikte kağıtta ve kalemde yeşermeye çalışan sıhhatsiz bir aşk, 60 baskı yapmış; toplam 18 şiirden oluşan “hasretinden prangalar eskittim” şiir kitabının zihniyetinin özetidir. fakat şair, dönemin tüm sosyal ve siyasal kültüründen ayrı, apayrı bağımsız bir şairdir. kendi başına yeni bir zihniyet, farklı bir edebiyat telaşesidir:

    “… ama galiba mezarımıza sadece haysiyeti götüreceğiz. öf be! anarşist miyim ne?”

    arif' in erbil' e olan aşkının tarifi

    “tarif” sözcüğünü özellikle kullandım çünkü bir aşk kaleme ve kağıda ancak bu şekilde sığdırılır ancak bu kadar meydan okuyabilirdi:
    “ hıncahınç mısra doluyum. kara ve yeşil fon hepsinde hakim. biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına yastığına mısralar serpeyim . ha?”
    günümüzün aşk tariflerine hiç benzemiyor değil mi: “arkanı dön ve çık, istenmiyorsun artık.”lardan tutun da: “tak şu sepeti koluna, herkes kendi yoluna.” lar şu cümlelerin yanında halt işlemiş:

    “ mektubunu hemen bekliyorum.gözlerinden öperim.gözlerini öpemeyeceğim birine yazmak, mektup atmaktan tiksinirim. bunu da böylece kabul edeceksin.”

    arif'in dili
    bir röportajında “ nasıl yazıyorsun? sorusuna “diyarbekir türkçesiyle yazıyorum.” der.
    sondan eklemeli dilimizi ahmed arifçe bir doğallıkla ortaya koyar. 18 şiir,18 farklı üslub; 18 ayrı dil ustalığı demek arif’te. arif’ in türkçesini çok sevdim. mektuplarda geçen, aklımda kalan kelimeler ise şöyle:

    hora geçmek
    teşne
    hayallemek
    öskedim
    nen
    afer
    mutlulandırmak
    durukluluk
    ısılı
    hayallemek
    siftinmek

    ahmed arif' in filintası
    “yaşamımda en büyük sevinci, baba olduğum gün duydum. inanır mısınız, tam iki yıl oğlumun nüfus kağıdını cebimde taşıdım. cebimdeki sanki dünyanın en zengin cüzdanıydı. oğlum olmuştu. oğlum , dünyanın en güzel güvercini… dünyanın en büyük silahı…” cümleleriyle filinta’sının ondaki izlenimlerini bizlere betimler. ahmed arif, ebeveyn olmanın tarifini yine arifçe yapar. son mektubunda filinta’ yı da şöyle anlatır:
    “filinta beşini sürüyor. bazen boynu bükük ve sonsuz mahzun, bazen şimşek gibi çakıp gürleyen bir çocuk.”

    arif üstüne daha yazacak öyle çok şeyim var ki… zihnindeki şiirin hüzünlü surları onunla birlikte toprağa karışmıştır.bizlere ise 18 ayrı şiirinde, 18 alem bağışlamıştır. ruhun şad olsun ahmed arif…

    gülce, 26 ağustos, 00.46