şükela:  tümü | bugün
  • albert camusnün kesinlikle her bireyin okuması gereken başyapıtlarından.

    (bkz: intiharlık kitaplar)
  • insanin dogasi, cevresine etkisi, dusunce akimlarinin nasil ortaya ciktigi, bunlarin politikayi nasil etkiledigi, soyuta somuta, var olana, olmayana karsi baskaldirmanin nedenlerinin, gereksiz asiriliklardan kacinilarak incelendigi, akilli, mantikli albert camus denemesi.

    saga sola olur olmaz saldirip, beyinleri yikanmis halde dolasan, herhangi bir politik gorusu gerekirse baskalarina zarar verecek sekilde destekleyen kisilerin mutlaka okumasi gereken kitaplardan biridir..

    gerci onlar da aramaya inanmazlar. butun bilgileri tek bir bakis acisindan cikmadir..
  • “kimdir başkaldıran insan? hayır diyen biri. ama yadsırsa da vazgeçmez; evet diyen bir insandır da, hem de daha ilk deviniminde. tüm yaşamı boyunca buyruk almış bir köle, birdenbire, yeni bir buyruğu kabul edilemez bulur. bu ‘hayır’ın içeriği nedir?
    örneğin, 'fazla uzadı bu iş', 'buraya kadar evet, buradan ilerisine hayır', 'çok ileri gidiyorsunuz' ya da 'geçemeyeceğiniz bir sınır vardır' anlamlarına gelir. kısacası, bir sınırın varlığını kesinler bu hayır. başkaldırmışın ötekinin 'fazlaya kaçtığı', hakkını bir başka hakkın kendisine karşı çıktığı, kendisini sınırladığı bir çizginin ötesine taşırdığı duygusunda da aynı sınır düşüncesini buluruz. böylece, başkaldırı edimi hem katlanılmaz bulunan bir haksızlığın kesinlikle yadsınmasına, hem de bulanık bir hak inancına, daha doğrusu başkaldırmışın ‘…yapmaya hakkı olduğu’ izlenimine dayanır. herhangi bir biçimde, herhangi bir yerde bizim de haklı olduğumuz duygusu uyanmadıkça başkaldırı olmaz. işte bunun için, başkaldıran köle aynı zamanda hem evet, hem de hayır der. sınırla birlikte, bu sınırın berisinde var sandığı ve korumak istediği şeyleri de kesinler. kendisinde de ‘…çabasına değen’, sakınılması gereken bir şey bulunduğunu kanıtlar inatla. bir bakıma, kendisini ezen düzene karşı, kabul edebileceğinden fazla ezilmeme hakkını çıkarır.”*
  • " çağın çılgınlığının insanları gelişigüzel birbirine karıştırdığı, ölümüne bir savaşın sonunda, düşman, düşman kardeş olarak kalır. yanlışları dolayısıyla suçlanabilse bile, onu ne hor görebiliriz, ne de ondan nefret edebiliriz: mutsuzluk ortak yurttur bugün, sözünü tutmuş olan biricik yeryüzü ülkesidir."
    sonradan yaşadığı çağa "korku çağı" diyecektir camus.
  • "zorbanın daha büyük bir ün uğruna kentleri yerle bir ettiği,galibin arabasına zincirle bağlanmış tutsağın şenlik yapan kent içinde dolaştırıldığı, düşmanın halk önünde hayvanlara atıldığı yapmacıksız çağlarda,böylesine açık yürekli cinayetler karşısında bilinç sağlam,yargı açık olabilirdi.ama özgürlük bayrağı altında tutsak kampları, insanlık aşkı ya da üstün insanlık eğilimiyle haklı çıkarılan toplu öldürmeler, bir anlamda, yargıyı işlemez duruma sokar.bu denemenin ereği bu görülmedik meydan okumanın varlığını benimseyip incelemek olacak."

    ün uğruna kentleri yağmalayan zorba, bana tarihe geçmek için artemis tapınağını yakan deliyi çağrıştırdı.
  • albert camus, insanlık tarihinde başkaldırının yerini mitolojiden incelemeye başlamış, dinlerden devam etmiş, yazarlardan (özellikle marquis de sade'a çok değinmiş) ve filozoflardan alıntılar yaparak sanatta dahi nedir ne değildiri düşünmüş ve yazıya dökmüş. labit gibi felsefeye arada sırada değen birisi için zorlayıcı ancak beyin damarlarını açıcı bir eser.
  • "devlet 'aygıtla' yani fetih ve baskı mekanizmalarının bütünüyle özdeşleşir.yurt içine yönelen fethin adı propaganda ya da baskıdır,dışarıya doğru yöneltilince orduyu yaratır.böylece bütün sorunlar birer askerlik sorunu durumuna getirilmiş,güç ve etki kurulmuştur.politikayı da yönetimin temel sorunlarını da başkomutan kararlaştırır.strateji konusunda yadsınamaz olan bu ilke sivil yaşamda da genelleştirilmiştir.tek önder,tek halk,tek efendi milyonlarca köle demektir.bütün toplumlarda özgürlüğün güvencesi olan ara kurumların yerlerini ya sessiz ya da 'slogan'lar haykıran kalabalıklar üzerinde egemen olan çizmeli bir 'yehuda' ya bırakır.önder ile halk arasına bir uzlaşma ya da aracılık örgütü değil 'aygıt' yani baskı aracı olan parti yerleştirilir.böylece bu düşük gizemciliğin ilk ve tek ilkesi, yoksayıcılık (nihilizm) dünyasına bir putatapıcılık ve baya bir kutsallık getiren 'führerprenzip' (liderlik ilkesi) doğar."

    camus nun başkaldıran insanda ifade ettiği devlet ve iktidar biçiminin bir benzerini, michel foucault özne-iktidar ilişkisi açıklarken kullandığı pastoral iktidar (bakmadan geçmeyin) kavramıyla dile getirir.fikirler hemen hemen aynı zaten, sürü(özne) ve sürüyü yönetecek,yön verecek bir de çoban(iktidar).pastoral iktidar kavramını da bi cümleyle açıkladım ya, helal olsun bana.

    bir de (bkz: biyoiktidar).
  • beş altı yıl önce yarıladığım, geçen hafta en başa dönerek yeniden okuduğum camus kitabı. bazı kitapların bazı yaşları beklediğini ve bazı kitapları bazı yaşlarda nasıl heba ettiğimi de birkez daha anımsattı. isyan tarihini gayet derli toplu bir biçimde ele almasının yanında, özellikle bir ara cemiyette gözden düşmesine sebep olmuş, hatta sartre'la bağların kopmasında en büyük etken sayılmış marxist eleştiri bölümü tekrar tekrar okunmalı.
  • "insan, ne ise o olmaya yanaşmayan tek varlıktır."
  • "hiçbir şeye inanmadığımı,her şeyin saçma,her şeyin uyumsuz olduğunu haykırıyorum,ama haykırışımdan şüphe edemem,hiç değilse karşı çıkışıma inanmam gerekir.böylece, uyumsuzluk deneyinde bana verilen ilk ve tek gerçek,başkaldırmadır."
    albert camus kitabında,hayır demek,diyebilmekten bahsediyor, bir hayır olmasa da en azından ses edebilmek gerek, zira bir çok insanın hayatı heba olmakta sessizlikten.