şükela:  tümü | bugün
  • 60'ların "savaşma seviş" sloganını çok yanlış anlamış neslin cinsel devrimini anlatan belgesel.

    karşısındaki insana değer vermeden, onu tanımaya, anlamaya çalışmadan sadece 15 dakikalık hazlar için yalan iltifatlar üzerine kurulan cinselliğin uzun vadede yaratacağı boşluk ve anlamsızlık duygusunu çok rahat görebiliriyorsunuz.

    medyanın yarattığı kadın-erkek profilleri ve estetik algısı üzerinden gitmeye devam edersek hepimiz çok mutsuz olacağız sözlük.

    evet sevişmek kötü değil ama savaşır gibi sevişmek, insanlara skor gözüyle bakıp geçmek, "bir de bunu deneyeyim" demek, sürekli "daha iyisini" aramak bizi daha çok yalnızlaştırıp daha değersiz hissettirecek. başka da bir işe yaramayacak. türk filmi tadında ilişkiler beklemek de hata. ama karşımızdaki insanı sevmekten, ona değer vermekten korkmayalım lan.

    youtube'da türkçe altyazılı versiyonu maalesef yok onun için netflix aboneliği gerekiyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=o_bz_ukd30c
  • çok beğendiğim belgesel. günümüzü ve yaşadıklarımızı bu kadar iyi özetleyen bir şey izlememiştim uzun zamandır. tespitler, gözlemler harika gerçekten yalnız şöyle bir şey var ki bu belgesel boyunca anlatılan hiçbir şey geri dönüşü olmayan bir yol gibi aslında. bu bir akım ve bu akım devamlı ileriye gidiyor. günümüz, zamanımız bu çünkü bunun geriye gitmesini beklemek çok saçma geliyor bana.
  • amerika'da üniversite gençliğinin bahar tatilinde yaşadıklarını baz alarak toplumda erkek olma ve kadın olma rollerinin medyanın etkisiyle nasıl bir hal aldığını anlatan belgesel.

    tvlerin seksi pazarlamasıyla toplumundaki cinsiyet rollerinin seks yarışına üzerine şekillendiği görülüyor. erkekler için seks skorları hayatlarının merkezini oluştururken kadınlar için güzel ve seksi olmak, daha çok kişi tarafından arzulanmak baş rolü oynuyor.

    günümüzde popülerleşen günübirlik, ilişki ve aşkın olmadığı sekse kadınlar ve erkeklerin nasıl adapte olduğu ve bunun kişilerin öz değerlerinin oluşmasını engellediği, esas benliklerini kazanamadıkları anlatılmaya çalışılmış.

    sonuç olarak insanlar birbirine zihin, beden, ruhla değer vermezse asla gerçekten özgür ve kendileri olamayacak, sadece yeni cinsel normlara ayak uydurmaya çalışmış olacak gibi bir anlam çıkardım ben.

    izlemeye değer.
  • sex sells kavramının içselleştirildiği bir dünyada, popüler kültürün insanları cinsel algılar üzerinden nasıl yönlendirdiğini ve söz konusu durum vasıtasıyla açığa çıkan şartlandırmanın insanlar ve özellikle gençler üzerinde ne gibi sonuçlar yarattığını konu edinen bir belgesel.

    temelde yeni nesil cinsel devrim olarak adlandırılan kavramın yozlaşmış altyapısı konu ediniyor.
  • harika ama sindirmesi çok da kolay olmayan bir netflix belgeseli. tokat gibi çarpabiliyor insana.
  • benjamin nolot'un yönetmenliğinde seks üzerine çekilen başarılı bir belgesel.

    belgeselin ismi ile içeriğini karşılaştırdığımızda çok ince yapılmış bir ironiyi görebiliyorsunuz. cinsellikle ilgili daha mı özgürleşiyoruz gerçekten? insanların birbirini sadece 15 dakikalık zevk için kullanıp attığı, kadınların medya tarafından sadece ve sadece erkek bedenini zevke ulaştıracak bir obje olarak görüldüğü, erkeklerin daha erkeksi olmak için daha fazla kadınla yatması gerektiği, kadınların daha kadınsı olmak için orasını burasını açtığı, bakirelerin ezik veya çirkin olarak görüldüğü ve seks yapması için büyük baskıya uğradığı bir ortamda daha mı özgürüz?

    bir diğer cinsel devrimin yaşandığı 60'lardan da bahsediliyor fakat o zamanların bu kadar kötü olmadığı, insanların insanlığını kaybetmediği, seven insanların istediği gibi ilişki yaşabilmesi için yapılanlardan bahsediliyor. şuan sanki her şeyin bokunu çıkarmışız.

    belgeselin sonunda üniversitelilerin bahar tatilinde partilerken kendinden geçmiş bir kıza yapılan toplu tecavüzden bahsediliyor. buraları izleyip de anksiyetesi artmayan yoktur herhalde, insan gerçekten gelecek hakkında kaygı yaşıyor. x kuşağı birçok açıdan çok şanslı fakat bir o kadar da şanssız. insanların duygulardan korktuğu bir yüzyıldayız ve bunun devamı da geliyor, robotlaşıyoruz yavaştan.

    bu belgeseli izlerken herkes kendine pay çıkarmıştır, aslında hem farkında olarak hem de farkında olmadan bu yozlaşmayı hızla destekleyenler bizleriz. aslında birçok şeyin sonu gibi bunun da sonu paraya dayanıyor, para için kurulmuş bir düzen gibi..

    bu belgesel hakkında yazılacak, çizilecek daha çok şey var. sosyoloji severlerin izlemesi şart bence.
  • iyi bir sorgulamayla iyi bir belgesel çıkmış. bunun seks özgürlüğüyle konuşulan ülkelerin birinden çıkması yerine bizden çıkması iyi olurdu. çünkü bu gerçeklere evet doğru diyenler en çok bizde. sosyal medyada mangal yüreklerle ahlak kasmak en çok bizde, böyle analizlere katılıyor görünmek en çok bizde ama böyle gerçekleri kabul edip de adım atacak, düzelecek biri yok. doğru der geçerler ama aynen devam ederler. ben de bu yapay kabullenmeleri kabul edemiyorum. mühim olan bu düşünceleri hayata geçirmek. yapan yok. arz talep dinamiğine devam.
  • gerçekten başarılı ve iç yalnızlığımızı anlatan bir belgesel.bu tür cinsellik yaşamayan insanların bile ne kadar bu topluma ait olmak zorunda bırakıldığını çok iyi açıklamış. ekşide benim yorumuma kadar olan yorumların 6'sının da altına imzamı atabileceğim bir başlık.
  • 1960'lı yıllarda gerçekleşen cinsel devrimin günümüze gelindiğinde nasıl bir hal aldığını anlatan benjamin nolot yapımı belgesel. cinsel davranışların kendisini daha net bir şekilde dışa vurmuş olduğu springfestlerden birinde çekimler yapılmış. özellikle 18-25 yaş arasındaki gençlerin verdiği röportajlarla desteklenen bu belgesel, insanların kendini özgür zannettiği fikriyle varlığının sadece bir yönünü yansıtabilmesinden dolayı baskı altında olduğunu anlatmaktadır.

    --- spoiler ---

    belgeselde durumu özetleyen genel bir giriş yapıldıktan sonra, masculinity, femininity ve sexual violation bölümleriyle taraflar ve olayların "aşırı ve karanlık" yönü anlatılmış. erkek ve kadının birbirini nasıl algıladığı ve kendi hemcinsleriyle nasıl karşı karşıya geldiği çarpıcı örneklerle gösterilmiş.
    --- spoiler ---
  • son zamanlarda izlediğim en güzel belgesel.

    skor peşinde koşması kadar o erkekte beni daha fazla iğrendiren bir şey yoktur herhalde. o geri zekalı shay ve arkadaşlarının o erkek muhabbeti, o gerzekçe gülüşleri falan midemi bulandırdı, tüm amsalak erkeklerin midemi bulandırması gibi.

    erkeksilik ve kadınsılık kavramları, ne yapılırsa daha "erkek" ne yapılırsa daha "kadın" olunacağı, içselleştirilmiş ama aslında istenilmeyen ve düşünülmeden yapılan davranışlar o kadar gerçek ki. anlatılan şeyler yıktı geçirdi beni. özellikle sözlükteki sürekli cinsellikle ilgili bir şeyler yazan kadın ve erkek yazarlara bakış açımın ne kadar doğru olduğunu da gösterdi bu belgesel bana.

    gerçekten mükemmeldi.