şükela:  tümü | bugün
  • masterıydı doktorasıydı derken hayatımdan o kadar çok şeyi alıp götürdü ki, şu saatten sonra bütün beklentilerimi karşılamaktan başka çaresi kalmadı.
  • (bkz: lisansüstü öğretim)

    30 yaşında adamın neyini eğiteceksin!!
  • bugün kaydımı yaptıracağım ve akademisyenlik yolunda ilk adımı atacağım eğitim programı
  • halk aramızda "yüksek lisans" "master" gibi ifadelerle de kullandığımız, lisans eğitimini tamamlayanların eğitimlerini sürdürmek için başvurdukları, merdivenin ilk basamağı, zincirin ilk halkası.

    eğitim süreci okuldan okula değişebildiği gibi ortalama 3-4 dönemden mütevellit ve yine lisans eğitiminde olduğu gibi güz-bahar dönemlerini kapsamakta.

    bir diğer kriter eğitimin tezli ya da tezsiz olarak tamamlanabilmesi. tezli ile tezsiz arasındaki fark; kişinin lisansüstü eğitimini kurula bir tez sunarak -kabul edilmesi şartıyla- eğitimini bitirip bitirmemesine göre belirleniyor. tezsiz yüksek lisans'ta ismiyle de müsemma olduğu üzere kişinin eğitimi tamamlayabilmesi için tez sunmasına gerek olmayıp, sadece gerekli dersleri verebilmesi yeterli oluyor. peki kişi neden tezsiz gibi nispeten daha kolay bir tercih varken tezle falan uğraşıp daha fazla zorlanmak istesin? pek tabii bunun birçok nedeni olabileceği gibi, en temel nedenlerinin başında kişinin akademik kariyer hedefinin olması halinde bunu sadece tezli olan yüksek lisansla gerçekleştirmesine imkan verildiğidir. tezsiz yüksek lisans ise, daha çok kişinin kendini geliştirmesi adına, lisans eğitiminden daha detaylı ve belirgin (spesifik) bir alana yönelmesi, bu alanda bilgilerini yoğunlaştırmak istemesi amacına matuf bir tercih olarak karşımıza çıkıyor.

    bunun bir adım ötesine geçtiğimizde karşımıza yurtiçi-yurtdışı yüksek lisans seçenekleri karşımıza çıkıyor. tabi bunun arkasında "gideyim de bi yurtdışı göreyim, en kötü bir iki sene takılır döneriz" mantığını güdenler de bulunabileceği gibi, özellikle amerika-ingiltere gibi nispeten daha kaliteli öğretim (işin eğitim aşaması çoktan geçilmiş olduğu için) olanakları sunan üniversitelerden ders almak isteyenlerin yönelebileceği bir alan olarak önümüzde duruyor. ilk etapta akla cambridge, oxford, mit, harvard gibi üniversiteler adına hayal kurmak gelse de gerek başvuru için getirdiği koşullar, gerekse (eğitim) öğretimin pahalı olması nedenlerinden dolayı daha ucuz ama yine de kaliteli bir üniversitede öğrenim görmek daha mantıklı gibi duruyor. özellikle hukuk gibi yaygın bir alan için pek çok seçenek bulunabilir. bunlar arasında örgün eğitim verenler olduğu gibi, uzaktan eğitim olanağı sunanlar da bulunmakta.

    türkiye'de genellikle yüksek lisans, doktora gibi programlar akademik kariyere açılan bir merdiven gibi düşünülmekte, "üniversiteye kapağı attın mı rahatsın" mantığıyla bu düşünce pekiştirilmekte ve sonucunda şu anki yaşadığımız bir akademik seviye* ile karşı karşıya kalınmakta. araştırmaların temel düzeyde kalması, bazı yerlerde hiç olmaması, olanların ise bir üst akademik dereceye geçiş için zorunlu olarak yapılıyor olması kanayan olmaktan öte, enfeksiyon kapmış ve kapanmayan bir yara olarak karşımızda duruyor. umulur ki en azından bir avuç gerçekten bu işe kendini adamış, inanarak çalışan insanların sayesinde istenilen seviyelere ulaşılabilir.

    yazar notu: çok farklı şekilde başlanılan işbu yazı, anlayamadığım bir akış ile enteresan bir şekilde bitti. halbuki ben burada istanbul üniversitesi özelinde bu sene bütünlemelerin ötelenmesinden ötürü yüksek lisans güz dönemi başvuru hakkımızın kısıtlanmasından, giriş koşulu olarak şu anki ortalamaların baz alınmasının kötü bir uygulama olmasından, ales'in zor olup, mülakat sisteminin adaletsiz olmasından dem vuracaktım. olmadı, olduramadım. neyse ben anlatamasam da herkes anlamıştır umarım.
    bi ara da araştırma görevliliği için hangi şartlarda kadro açıldığını, açıldığı takdirde kimlerin girebileceğini tartışalım.
  • evli ve çocuklu olanların büyük avantajı olduğunu düşündüğüm ileri seviye (!) eğitim. aynı tantanayı her hafta duyduğum için cinnet seviyesine ha ulaştım, ha ulaşacağım. endüstri mühendisiyim, bir devlet üniversitesinde işletme bölümünde doktora yapmaktayım. geçtiğimiz yaz tez konusu seçmeye çalışıyorum, ne seçtiysem kabul etmedi danışmanım. gerekçesi, güya çok çalışılmış konular olması ve türkiye'de çok fazla alanının olmaması. çalışılmamış konular (!) buldum, yine kabul etmedi, neymiş efendim doktora öğrencisine yakışır bir konu muymuş. hem çalışılmamış konuları önümde örnek olmadan nasıl uygulayabilirmişim.. en sonunda sıkılıp tamamen danışman hocama bıraktım konu işini, seçti, sunduk önerimi, kabul edildi ve ben başladım araştırmaya.

    başlarda sıkıcı ve yabancı gelse de araştırdıkça sevdim konuyu. her şey güzel gidiyor. her hafta gitmeye çalışıyorum yanına, bulduğum çalışmaları anlatıyorum her şey güzel. bazı haftalar gidemiyorum, çünkü işten izin alamıyorum, arayıp sitem ediyor niye gelmedin, kopuyorsun bak çalışmandan, bitmez bak tezin şeklinde geriyor. gitmelerim 2 haftada 1'e düşüyor, ne zaman gitsem, evli değilsin daha çoluk çocuk da yok, senin rahat rahat yapman lazım aslında bunları şeklinde hadsiz yorumlarda bulunuyor. gülüp geçiyorum. beni kendisiyle kıyaslıyor, bak ben hem ev işi yapıyorum , hem çocuk büyütüyorum, senin yediğin önünde yemediğin arkanda diyor (ona neyse), gülüp geçiyorum (aslında içimde biriktirmişim, haberim yok).

    geçen haftaya geliyoruz. bir görüşme günü ve saati belirliyor, tüm lisansüstü öğrencilerinin tanışmasını istemiş. gidiyorum. bir kadınla tanıştırıyor beni. eski bir doktora öğrencisiymiş. 10 yıldır kaydı varmış enstitüde. ben gayet sıcak bir şekilde yaklaşıyorum, henüz hiçbir şey bilmiyorum hakkında. mesleğini, işini soruyorum. her şey güzel, niye bu kadar uzadı süreç, umarım bir sağlık problemi falan yoktur di mi falan diyorum. yoo, diyor. evlendim, çocuk da oldu, araya iş güç girdi ondan ilgilenemedim diyor. içimden, olabilir tabi diyorum, normal yani, allah sağlık versin biter. gayet pozitifim. bende hiçbir sıkıntı yok, tıkır tıkır ilerliyorum diye seviniyorum içimden. sonra danışmanım "ya x'çim, y senin yüksek lisans konunu çalışacak tezinde ona yardımcı olmanı istiyorum." diyor. ben y hanıma dönüp tez konusunun tam olarak ne olduğunu soruyorum. bla bla bla diyor. benim yüksek lisans tezimin konusunun aynısı ve ben bunu doktora tezimde kullanmak istemiştim fakat konu danışmanıma çok çalışılmış geldiği için kabul ettirememiştim. neyse herkes dağılıyor, ben kalıyorum, hazırladığım şeyleri göstericem danışmanıma. şişmiş bir şekilde "hocam, arkadaşın konusu doktora tezinde çalışmak için çok basit değil mi, hem çok fazla çalışma var bununla ilgili" diyorum ve aldığım cevap şu. "ya x'cim, y'nin 3 dönemde bitmesi lazım tezi, ev, çoluk çocuk, iş çok fazla vakti yok, hem de altyapısı çok iyi değil, zaten senin yardım etmeni de ondan istedim" diyor. böyle mi ilerliyor işler. anasını satayım, herkesin kendine göre sorumlulukları ve problemleri var ve herkes durumuna göre mi muamele görüyor. herkes bir şekilde tutturmuş yolunu gidiyor, empati yeteneği sıfır. evlenirken doktora yapmıyor muydu zaten.. ne diye planlamamış işlerini, hem alt yapısı bölüme uygun değilse ne diye aldınız onu doktoraya. bazı şeyleri ertelemekle çok yanlış bir şey yaptığımı düşünmekteyim. başka sorumluluklarımız var diye istediğimiz her türlü konuyu çalışabiliyor muyuz yani tezde. bu mu yani akademik hayat.. böyle mi yürüyor işler. ideallerimi tekrar gözden geçirmeye karar verdim. hani akademik hayatı düşünenler okur diye yazıyorum, evliliği, çocuğu falan ertelemeyin, danışmanlar her türlü kolaylığı sağlıyor yapmak isteyenlere. hayat beklemez. hiçbir şeyi ertelemeyin.
  • türkiye'deki birçok üniversitede verildiği iddia edilen eğitimdir.

    x hocası y dersini hem lisans, hem yüksek lisans hem de doktorada vermektedir. dersin adı lisansta "y'ye...giriş", yüksek lisansta "ileri y...", doktorada "çok ileri y..."dir. bu hoca dersin adını kendince ileri taşımıştır ama dersi haftada bir kez lisansta verir ve lisansüstü öğrencilerini lisans sınıfına davet eder, dersi anlatır çıkar. lisansüstü eğitim aldığını sananlar da "ne var yani, hoca niye iki kere aynı dersi anlatsın, biz gidip dinliyoruz" der.

    x hocası z dersini sadece lisansüstü öğrencileri için açar. lisansüstü öğrencilerini sene başında toplar, dersin konularını dağıtır, 4-5 hafta ders yapmaz, sonra konulara göre herkes sunum(!) yapar, x hocası da sadece ve sadece dinler, sunumlar bitince dersi vermiş olur.

    x hocası derse gelemeyen öğrencileri de düşünür, ödev hazırla getir der. bir kez yüzünü gördüğü öğrencinin getirdiği ödevle, öğrenciyi geçirir. hoca hocalık yapmıştır, öğrenci de öğrencilik!

    lisansüstü eğitimde tez danışmanı olmak için bazı hocaların birbiriyle iletişimini tahmin etmeniz zor değildir. zira en çok öğrencisi olan danışman en başarılı olabilendir, çünkü lisansüstü eğitimin kazanan kişisidir (lisansüstü tez öğrencisi sayısı, ders saati ücreti vd.).

    para için açılan lisansüstü programlardan bahsetmek bile istemiyorum. programa kayıtlı 70-80 öğrenci sayısıyla sözde amaç lisansüstü eğitimdir!!!

    böyle devam ederse, lisansın ne altı kalır ne üstü.