şükela:  tümü | bugün
  • genellikle hocalara isim takmak ve söylenilenin tam aksini yapmaya meyilli olarak geçirilen anılar.
  • cogu insanin bahsettigi gibi, benim icin hic bir sikimin iyi gitmedigi yillardir. cikarci ve yalaka dolu bir sinifta gecen dort senenin ardindan, hayata tekrar yeni bir sayfa acma sebebidir.
  • heyhat, liseden en nefret eden kişilerin bile bir süre sonra hatırlayıp, suratta hoş bir tebessüm oluşturabilecek flashback'lerdir. şimdi trenle gidiyordum öyle aklıma geldi nereden geldiyse işte bu an.. şimdi düşünüyorum da fena zamanlar değilmiş aslında o zamanlar;

    bir gün sınıftayız, yazılı olacağız bir dersten. sınıftaki azınlığı temsil eden erkekler olarak bizler en arka sıralardayız. (yerelşim şeklimiz bu şekilde yani) zaten genelde tüm sınıflarda da böyledir. varmıdır en önde oturan, herşeye atlayan inek bir erkek öğrenci? yoktur. ben görmedim en azından. hee inek erkek öğrenci vardır ama o da arkada oturur hehehe genetik kodlarımıza yazılmış bir kere fırlamalık. 3 kolon ve her kolonda 10'ar sıranın yer aldığı bu sınıf düzeninin orta kolonunun en arka sırasında oturan 2 arkek arkadaştan 1'i sınıfın en çalışkanı (kızlarda da birinci, erkeklerde de) bir diğeri de en tembeli olmak üzere sınıfın yin yang dengesini oluşturmaktalar. biz diğer tembeller de o sıranın etrafındaki sıralara meyilleşmiş vaziyette bir düzen ve huzur içindeyiz. velhasıl sınav başladı. herkes sorulara şöyle bir baktı, yapabileceklerini yapmaya koyuldu falan derken, herkes artık son sınıfa gelmiş olmanın verdiği tecrübeyle bizim orta kolondaki tembel arkadaşın, soruları bile okumadan direkt yandakinden copy-paste yaptığını biliyor, bazılarımız görmese de hissediyor.

    10-15 dakika sonra artık tembel arkadaşın kendi kağıdına kopyaladığ ganimetten faydalanmak isteyen sınıf arkadaşları başlıyorlar; asım, şş asım (evet arkadaşın ismi asımdı, kulakları çınlasın) fekat bu arkadaşın senelerdir huyunu suyunu bilen ben şunu da biliyorum ki; adam kendi kağıdını 65-70 arası bir not alacak kadar garantilemeden, babasına bile kopya vermemektedir. ama garantiledikten sonra da meleğe dönüşürdü. yok kağıdı öndekinin göreceği şekilde kaldırmalar, yok kısık sesle cevabı birebir kodlamalar, ne isterseniz. fakat işte belirttiğim gibi kendi kağıdını garantileyene kadar etrafına firewall'ı çekmiş bu arkadaşın huyunu öğrenemeyen diğer sınıf arkadaşları, ısrarla asım, asım diye kendilerine yardım etmesini beklemektedirler. buradan o arkadaşlara seslenmek istiyorum: ulan hadi tembeldiniz de, gözlem yetinizde mi yoktu hiç, adam 3 senedir aynı basit teknikle geçiyordu o derslerden. gözler yanındakinin kağıdına bakarken, sağ el aynı anda beyindeki görüntüyü kağıda işliyordu.

    ben ise, o ara aramızda 1.5 metre boşluk bulunan bu arkadaşla hiçbir muhatapta bulunmuyor, yapabildiğim soruları yapmaya çalışıp, öndeki kızdan ve diğer kopya kaynaklarıyla idare ediyorum. lakin sınıfta artık bu kısık söylenen asım, asım'lar öyle bir hale geliyor ki; asım, sımm, sım ssım şeklinde arkadaşın o güzel ismi sadece "s" harfinden ibaret olmaya başlıyor. dışarıdan gelen biri olsa o an sınıfta kobra var zannedecek. hocada yeni hoca olduğundan ve ilk sınavıydı muhtemelen, "ayy ne oluyor çocuklar sınıfta tıslama sesleri duyuyorum" şeklinde bir cümle kurdu. evet, diğer arkadaşlar hem sınav hem de yaklaşan öss sınavı heyecanıyla gerilen sinirlerine hakim olamayıp iyice abartmışlardı olayı. artık sım, ssım diyerek ağızdan tek hareketle çıkar hale geliyordu malum arkadaşın ismi. hocada o ufacık anı yakalayamadığından kopyamı değilmi, ne oluyor anlayamadığından böyle bir cümle kurmuştu işte.
    artık işkillenen hoca bir sağdan bir soldan gelen tıss'lamalar nedeniyle sıralar arasında dolaşmaya başladı, 1 tane arkadaşın kağıdına el koydu, sırasının altını kontrol etti, sonra klasörünü (klasör değilde başka bir ismi vardı sanki ama neyse) açmasını söyledi ki, o zamanlar bizim bulduğumuz son moda kopya tatiği o klasörün içine yazılan ufak kopyalardı. arkadaş klasörünü açtı gösterdi gayet temiz hoca iyice sinirlendi, ayağa kalk ceketini aç dedi, yavaş hareketlerle denileni yapan maktulun kopyası bulunamadı. bizde şaşırdık aslen ama kopya çektiğini hepimiz biliyorduk, velhasıl kanıt olmadığından saygı duymak lazımdı. duyduk. (hala duyuyorum, nerene sakladın lan o kopyayı?)

    bunun gibi bir tane daha başarısız kopya yakalama girişiminin ardından özgüveni zedelenen tecrübesiz hoca, sanırım o an orada olmamayı diledi, belkide öğretmenlikten, belki, belki de hayattan tiksindi. ama sistem böyleydi be bebeğim, yapacak birşey yoktu. senelerdir böyle gelmiş, böyle gider biz kendimizi değiştiremezdik. belkide değiştirebilirdik. *

    hee benim sınav ne oldu diye merak edenler olduysa. tam olarak hatırlamasam da, bir sınavın son 15-20 dakikasında bu melek arkadaşla irtibata geçip 1-2 soru yazmıştım daha sonra aradaki mesafeden ötürü (1.5m) işlem kasar hale gelince, kağıtları değiştirmiştik, beni bir 55-60 alacak konuma getirmiş, kağıtları teslim ederken yine değiştirip nihai mutlu sona erişmiştik. sanırım o sınav bu sınavdı.

    işte böyle sevgili günlükçüğüm, son olarak sözü anlamlı bir şarkı sözüyle bağlıyorume.

    her şey dün gibi inan gelir geçer, bilemezsek kıymeti hayat bizi içer. *
  • lise arkadaşlarıyla buluşulduğunda sabahlara kadar karın çatlatma sebebi. (şu bayramlar da olmasa...)
    misal:
    coğrafya öğretmeni dirtyi sözlüye kaldırır;

    -iç anadolu ovalarını say..
    +...

    o sıra arka sıralardan cihan isimli arkadaş kopya vermek için ısrarla kendini gösteriyor.

    +ben ovası..
    -ney?
    +sen ovası...
    -ne diyosun oğlum?
    -ben ovası hocam.

    cevap: cihanbeyli.
  • her ders mütemadiyen sinir edilen ingilizce hocası, elini masaya vurarak sınıfı susturmaya çalışır. günlerden bir gün vc yine hocanın sinir olacagını ve elini masaya vuracağını tahmin ederek masaya su döker. hoca sınıfa girer girmez taşkın sınıfı susturmak için elini masaya vurur ve sırılsıklam olur.
  • ders:tarih
    konu:babil

    tarih hocası: konumuz babil, babil neyiyle ünlüydü kim söyleyecek?
    arka sıralardan fırlamanın teki: pastırması hocam!
    sınıf: hahahauhauhuahdusahdşslakmdavcxmvcxşkiewklewömdsadsa
    tarih hocası: sen gel hele buraya.
  • kollektif düşüncenin tavan yaptığı dönemlere ait anılardır. biyoloji dersine harvardlarda oxfordlarda master doktora yapmış genç ve alımlı ancak huysuz(edilen) bir bayan hoca girmektedir. yine günlerden bir gün pek değerli hocamız şamata konusunda harvardlarda oxfordlarda master yapmış sınıf karşısında içinden çıkar ve sınıfa der ki:"dersi dinlemek istemeyen sınıftan çıkabilir! eksik de yazmam sinir de olmam!"

    sonuç mu?

    28 kişilik sınıfta sadece 3 kişi kalır.
  • bizde bir nuvit bey diye bir mudur yardimcisi vardi. olduyse allah rahmet eylesin, olmediyese uzun omurler. bu eleman istanbul kiz lisesi mudur yardimcisi idi, o kapanip cagalaoglu anadolu'ya cevrilince gene o pozisyonda kalmisti. okul zaten kasvetli, bu adamin da gri saclari, kizilderililerin "biz aslinda bunu kastetmistik" diyecegi tarzda soluk benizi, asabi bir yuz ifadesi vardi. okulda sorsaniz" allah'tan baska en cok neden korkuyorsun" diye, bahse varim herkes "nuvit bey" derdi o zamanlar. sanki kont dracula'nin malikanesindesiniz.
    hatta bir gun, toren oncesi, bu adamin hazreti musa'nin kizildeniz'i yarmasi na benzeyen tarzda bir kerametine de sahit olmustuk. iki eli, avuc icleri birlesik sekilde ileriye dogru uzanmis sira halinde bekleyen ogrencilere karsi tutuyor. hoca ellerini ayirdiginda, sira halindeki ogrenciler de eszamanli olarak ileriye ikiye ayrilmislardi. hani uzun zaman koreografik calisma yapmadan, oyle muntazam sirayi ikiye bolme olayi kerametten baska bir seyle aciklanamaz.
  • bunların bir kısmı da kız grupları ile erkek grupları arasındaki manasız çekişmelerden doğar:

    edebiyat dersindeydik. öğretmenimiz herkesin aşina olduğu kitap incelemeleri ile ilgili ödev dağıtımını yapıyordu. bu seferlik dört kişilik grupların inceleyip özetleyecekleri kitaba kendilerinin karar verebileceğini söylemişti. en sol sıradaki kız grubundan başladı, kızlar beş yüz küsür sayfalık şu an ismini hatırlayamadığım bir romanı seçti. sırayla gruplar kitaplarını seçti, biz sınıfın ortalarında oturuyorduk ve sıra bize geldiğinde martı isimli kitabı seçtik. okuyanlar bilirler, yarısı uçan martı resimlerinden oluşan doksan küsür sayfalık bir kitaptır. akabinde bahsettiğim kız grubundan şiddetli bir itiraz geldi. onu seçemeyeceğimizi, kendilerine haksızlık olduğunu söylediler. öğretmenimizin cevabını hiç unutmuyorum:
    "niyeymiş? ben size istediğiniz kitabı seçin dedim. onlar onu seçti. siz de seçseydiniz."
    lisede, nedense, öğretmenler tarafından tutulmaya ve anlaşmazlıkların hep lehlerine sonuçlanmasına alışkın bu kız arkadaşlarımız edebiyat öğretmeninin bu tavrına çok şaşırmış ve gıcık olmuşlardı. biz de bir taşla iki kuş vurduğumuz için sevindirik olmuştuk.
  • lise yıllıklarının hammaddesi.