şükela:  tümü | bugün
  • ne yaparsan yap unutulmayandır.

    bak lisede öğretmenim artık, kaç yıl geçti üzerinden ama şu anda deseler ki " seninki evlenmiş ", eminim ki içimde bir sızı peydah olur.
    lise yıllarım çok güzel geçti benim. o yüzdendir ki şimdi öğrencilerimi çok iyi anlıyorum.
    " hayatının hangi yıllarına dönmek istersin " diye sorsalar cevabım kesinlikle bellidir, o derece.
    liseden bazı arkadaşlarımla hâlâ görüşürüm.

    çok başka bir insandı lan! hakkında tek kötü laf edemeyeceğim dört yıl geçirdik birlikte. aynı üniversiteyi de kazandık aslında ama bitti... hayatımda o anki kadar acı çektiğim anlar nadirdir.

    düşünüyorum da birbirimize nasıl sahip çıkmışız lan biz öyle.
    o zamanlar böyle akıllı telefonlar, whatsapplar falan da yok. msn
    var hey gidi... 100 sms var.

    ben ki şimdi yalnızlığın müptelası olmuş bir adamım, o zamanlar okulda o yoksa ben de yoktum. güzel kızdı, çok güzel kızdı. bu sebeple çok tehdit edildim serseri tayfa tarafından, çok kavga ettim onun için.
    bir keresinde beni bayılttılar lan dayaktan. üç dört gün eve gidemedim. sonra öğrendik ki bu, kuzenlerine falan anlatmış da benim öcümü almış*
    ben o zamanlar ağır ülkücüyüm. topladım herkesi gittik bir de biz dövdük. bana ülkücülerin türkçülük ile alakaları olmadığını da o öğretmişti aslında biraz özel bir olay sonucu ve kurtarmıştı beni bir nevi oradan.
    bana ekmek arası bir şeyler getirirdi her gün. kısır, mantı falan getirirdi sınıfa, sayemde benim aç tayfa da nasiplenirdi.
    annesi de çok severdi beni oğlu olmadığından olsa gerek. ben ise kalbi güzel bütün annelere her daim sevgimi ve saygımı göstermeyi hayat şiarı edinmişim zaten.

    bir sevgili, sen çok öksürüyorsun diye ağlar mı lan?

    " hadi hastaneye gidiyoruz " diye diye ağladı da müdürden izin alıp hastaneye gittik. beni kessen hastaneye gitmem esasında.

    huzurluydum işte. huzur benim için her şeydir.
    ayrılmak aklının ucundan dahi geçmiyor tabi o zamanlar.
    kırmamak için çabalayıp duruyorsun fakat elbette tartışıyorsun.
    çok tartışırdık. ikimiz de kıskançlığın kitabını yazanlardanız.
    lâkin uzun sürmezdi bu dargınlıklar. sonrası uzun yürüyüşler.
    tuzla'dan maltepe'ye dek yürürken vakti akşam edip hiç de sıkılmaz mı insan?

    maddî durumları çok iyiydi. ben ise bazı haftasonları çalışmak zorunda olduğum dönemlerdeydim.
    bir kız, sırf seni düşündüğü için dilediği şeyleri giyinebileceği hâlde onları satın almaz mı lan? o zamanlar anlamıyorsun tabii. sonradan anlıyorsun çoğu şeyi. ergenlik kafası deyin ne derseniz deyin ama önemliymiş işte oğlum böyle şeyler o zamanlar.

    yedi sekiz kişilik arkadaş grubuyduk, çok sıkı. parklarda, arabalarda, babaannesiyle yaşayan ibrahimlerde sabahlardık çoğunlukla. ulan düşünüyorum da ne güzel gecelermiş öyle!

    sigara içmeyen tek kişiydim aralarında ve de kitap okuyan da tek kişi*
    bu kızdı işte benim elimi sımsıkı tutan. çok şey borçluyum kendisine. insanın kendinden daha çok güvenip dertleşebileceği bir sevdiği olması güzel şey vesselâm.
    okul bahçesinde sabahın köründe, daha okulun başlamasına saatler varken buluşup ne konuşuyorduk kızım biz her sabah?
    neden artık kimseyle konuşamıyorum bunları?

    çok sevdim lan ben.

    hani ismet özel sevdiği kızla evlenemediği için onu okuyanlar ve tanıyanlar, " şimdi sıçtık " derler ya...

    o misâl işte.
    " uzak durun lan benden " diyorum tüm dostlarıma ve başkalarına işte!

    sevdiğim kızla evlenemedim ben...
  • eşim, 6 aylık oğlumun da annesi
  • en çok can acıtandır şüphesiz. düşünsene küçüksün baya ciddi ciddi 15 indesin birine aşık oluyosun hem de hayatında ilk defa aşık oluyosun ve o şekilde de son defa. canını verirsin gibi geliyo hayat boyu yanında olurmuş gibi ama sonra o büyüyo sen küçük ve kırgın kalıyosun. sonra o büyüdükçe çirkin bi insan oluyo bu sefer tiksinmeye başlıyosun ve sonunda belki herkes herşeyi hazmedince ya da yeterince büyüyünce o çok sevdiğin liseden arkadaş desen değil tanıdık desen değil bi insan olarak kalıveriyo hayatında. bugün bile yüzüstü bırakılışını hatırladığında kimseye güvenmemeye sebep olacak kadar derinden gelir lise aşkları.
  • üniversite kazanılıp şehir terk edildikten sonra kısa sürede unutulan ama bir gün evlendiğini duyduğunuzda sizi derinden etkileyen, maziye goturen aşktır.
  • aradan 16 yıl geçmiş, 64 mevsim gitmiş, sokakların ismi değişmiş, insanlar yaşlanmış, insanlar ölmüş, ben hala unutamamışım.
  • lise aşkı başkadır. o ana kadar hissetmediklerini hissetmeye başlarsınız hem de bu kez hormonlarınız da destekler bu aşkı. genellikle platonik olur. ona açılmaktan korkarsınız çünkü reddedilmekten korkarsınız. birinin sizi reddetmesinden korkuyorsanız o kişiyi önemsiyorsunuz demektir. yoksa hiç kimsenin önemsemediği biri tarafından reddedilme korkusu olduğunu sanmam. bazen ise siz seversiniz içten içe ama bilmezsiniz ki onunda size olan hisleri farklı değildir. bunu yıllar sonra öğrenmek çok acıdır.

    yıllar sonra karşılaşırsınız. yıllar öncesinden gelen duygular birden saklandıkları yerden çıkar ve birden bire bir şeylere başladığınızı görürürsünüz. başladığınız şeyin içerisinde her şey vardır da bir tek o açılamamaktan korktuğunuz önemseme ve masumiyet yoktur. hızlı başlayan "şey" aynı hızla tükenmeye başlar. işte o zaman o "şey"e başlama nedeninin değiştiğini gördüğün bedende yıllar öncesinden izler aramak olduğunu anlarsın ama çok değişmiştir işte. en az senin kadar değişmiştir. belki de aynılaşmıştır sadece, yaşadıkları onu da değiştirmiştir.

    sonuç olarak; en büyük hayalin gerçekleşmesi kadar hayal kırıcı hiçbir şeyin olmadığı gerçeğini bir kez daha yaşarsın. o "şey"den geriye ise demir demirkan'ın bir şarkısının sözleri kalır sadece. yani, varsa vaktin, cesaretin, gücün zamanında değiştir bir şeyleri ki sonra arama aynı bedende eskimiş duyguları.
  • yıllar sonra görüldüğünde "bunun için mi o kadar tantana yaptım ben?" dedirtendir. okulun açık ara en karizma, en yakışıklı delikanlısı olmuş sana fıratpen reklamlarındaki tut şunun ucunu döşiyelim abi. allah'tan platonikti.*
  • bütün duygularınızı uçlarda yaşadığınız aşktır.
  • ne kadar zaman gecse de ustunden asla unutulmayacak olan, hele de ilk asksa. her daim ozlenen, ufacik anilarla hatirlanan, keske aramiza mesafeler girmeseydi de bu kadar ayri dusmeseydik diye yakinilan. her yeni sevgilide aranan ancak yerini hicbir seyin tutamayacagi ask.
  • lise ikinci sınıftayım...

    ilkokul öğretmenimden sonra ilk kez bir kıza aşık oluyorum. her ne kadar esmer sevsem de, bu sarı saçlı, yeşil gözlü kız beni benden alıyor. rölanti de giden kalp atışlarım onu görünce maksimuma çıkıyor. hani çizgi filmde aç kalan kahramanın yemek kokusunu burnuna çekmesi gibi, çekerken de ayaklarını yerden kesip, pişen yemeğe doğru uçması gibi peşinden gidiyorum. öyle alelade, sessiz, sedasız...

    çoğu erkek böyledir arkadaş, bir kızı seversin, onun güzelliğinde kaybolursun, titrersin onu görünce, fakat bir türlü açılamazsın.

    ben de öyleyim ona karşı. monica bellucci'nin oynadığı malena karakteri gibi güzelliğine takılıp peşinden yürüyorum. okuldaki diğer kızlar gözüme buğulu gelirken o malena gibi sürekli parlıyor. kalbimin taa ortasına ışıklar saçıyor, fakat ben sessizim işte. cesaretim yok konuşmaya. gizli polis gibi onu takip ediyorum "kalbimi çaldın seni tutuklamam gerek" diyemiyorum, sadece yanında olmakla yetiniyorum. ne bileyim kantinden mesela bir şey alacağı zaman hemen arkasına geçiyorum, merdivenden sınıfa çıkarken ben de arkasından çıkıyorum. okul çıkışı onu bekleyip arkasından yürüyorum. anlayacağınız ona hep yakın oluyor, bir türlü önüne, karşısına geçip açılamıyorum. iki ay böyle platonik takıldım. annem masaya yemek koyduğunda, ya boş gözlerle önümdeki perdeye bakıyor, ya da masa örtüsündeki desenlerde kayboluyorum. uyku desen ayrı muamma. işin özü; yemeden içmeden kesilmiş, her an onu düşünüyor, şiirler yazıyor, gittikçe ona aşık oluyorum.

    yatakta kendi kendine düşünürken lafın lafı açmasına dalıp sabahlara kadar onunla sohbet ediyorum. bıkmadan, keyifle...

    aslında fırlama tarzı yapım vardır. arkadaşlarımın hepsi okulu asan hayta insanlardır. ya atari salonlarında, ya cafe, ya da bilardo salonlarında vakit geçiren kişilerdir. ideali doktor veya mühendis olan tipler yoktu. hayatımın yanlışı mı deyim! yok sa doğrusu mu! hâlâ karar veremediğim derdimi, benim bu tayfaya anlattım. ''olum ben mehtap'ı deli gibi seviyorum, o artık sizin yengeniz ona göre'' dedim. iki aydan beri sevdiğimi fakat bir türlü açılamadığımı onlara anlattım.

    içlerinde yakışıklı bir kankam vardı. adı birol. tüm güzel kızlarla çıkardı. o benim gibi sessiz biri değildi, konuşkandı. fakat hepsiyle gönül eyliyor onlara değer vermiyordu. bu arkadaş bana gerekli taktikleri verdi. nasıl giriş yapacağımı, kızla nasıl konuşacağımı, konuşurken bir an olsun gözlerimi gözlerinden ayırmayacağımı, gerekli her şeyi en ince detayına kadar öğretti.

    artık gerekli motivasyonu, bunca zamandır beklediğim gazı almış ve mehtap'la konuşmaya, onu deli gibi sevdiğimi söylemeye karar vermiştim.

    mehtap öğlen saatlerinde iki tane kız arkadaşıyla kantine indi. birol'la ben de tost ayran alıp karşı masaya geçtik. kız bizim masaya doğru bakıp gülümsedi. çok heyecanlandım. ben de hafiften tebessüm ettim. allahım sonunda ilgisini çekmiştim. birbirimize bakıyorduk artık. o ara ayranı elime alıp salladım. hay sallamaz olaydım, hay yapacağım işe sıçayım arkadaş. ayranı daha önceden açmışım meğer. suratım, üstüm başım hep ayran oldu. kızlar ayrı kikirdiyor, birol ayrı yarılıyordu. yerin dibine girdim. hemen lavaboya koştum. çeşmenin altına kafamı sokup yıkadım, ceketimi de falan iyice temizleyip çıkarken tesadüf koridorda mehtap'la karşılaştım. resmen bana bakıp sesli bir şekilde güldü. nasıl gülmesin ki? yağmura yakalanmış gibiydim. saçlarımdan sular akıp burnumdan damlıyordu. kendi kendime ''hadi olum laf at, tanış kızla, hadisene lan'' gibi cümleler kurdum. mehtap sınıfa çıkmak için ilk adımını merdivene atmıştı ki; ağzımdan bir kelime çıktı.

    + baksana!
    - (bana döndü)...
    + çok güzel gülüyorsunuz.
    - kikikiki
    + (tebessümle) artık her gün bir kase yoğurt dökerim kafama.

    aynen böyle dedim. pek alengirli laf bilmem.
    ''dersten sonra konuşuruz, geç kalıyorum'' diyerek sınıfa koştu.

    45 + 45 = 90 dakika beklemek... hayatımın en uzun anı...
    ve nefret ettiğim sesin kulaklarımda çınlayan senfonisi. bu ses bu kadar mı güzeldi? bu kadar mı anlamlı?

    (okul zili... zırrrrrrrrrrrrrrrr) ...

    zaman dolmuş zil çalmıştı. yine sessiz bir şekilde sınıfın kapısında bekliyordum. her çıkan salak gibi bana bakıyor, küçümser tavırla burnunu kırıştırarak yukarı kaldırıyordu. ığğğğğ, iyyyy edenler de cabası... bir anlam veremedim. derken mehtap çıktı. ''merhaba'' dedim. ''ayğğğ'' dedi. ''noldu ki'' dedim. ''ekşimik gibi kokuyon'' dedi. utandırdı beni. bir buçuk saatte üç kere yerin dibine girmek nasıl bir his o zaman anladım. ''bunun suçlusu sensin'' dedim. ''nasıl yani'' dedi.

    + çok güzelsin ve ben bu güzellikte aptallaşıyorum.
    - ( utangaç bakış )
    + seni seviyorum ve sana delice aşığım.

    pat diye söyledim. birol öyle yap dobra ol demişti ve göt olduğum cevap;

    + teşekkür ederim ama ben başkasını seviyorum.
    - (sana ne dese ikinci kez göt olacağım kelime) kimi?
    + şeyyy...
    - (zorluyorum göt olmak için) evet, kimi?
    + arkadaşın var ya birol. he işte onu.

    bu cevabı duyunca gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. ilyas salman gibi çömelip ''neden ha neden'' diye ağlamamak için kendimi zor tuttum. ama hayır! birol şener şen gibi yapmazdı. o beni aldatmaz, mehtap'a yüz vermezdi. yıkıldım o an. hiçbir şey söyleyemedim. en son ''sana mutluluklar, üzgünüm'' falan dediğini hatırlıyorum. kapının eşiğine yaslanmış şekilde merdivenlerden aşağıya inişini seyrediyorum. her adım da kafası biraz daha iniyor, yavaş yavaş yok oluyordu. tıpkı şu an olduğu gibi. artık tamamen çıktı hayatımdan. yaşım 30'u geçti ve onu hiç düşünmüyorum. üzerime dökülen ayrandan mıdır bilmem ama artık ayran gönüllü oldum. öyle hiç bir kıza değer vermiyorum artık.

    birol mu? birol delikanlı adamdır. ilk kez bira içtiğim o gün anlattım olanları. ''sen benim kanımsın'' dedi ''kanımsın diyorum olum, insan kardeşine böyle şey yapmaz'' dedi. onu görmemek için başka okula kayıt oldum.

    mehtap bankada çalışıyor yedi senedir ve evli şu an. edirne'li bir öğretmenle evlendi. adam çok yakışıklı. bir oğlu, bir de kızları var. adamın adı da birol.
    yaaa evet o birol. aşk böyle bir şey arkadaş, kulaktan kulağa seni seviyorum demek kadar ilginç. sen ona "seni seviyorum" dersin o başkalarına... her ne kadar ona tapsan da...
    liseli aşkımın hikayesi de böyle işte ve ben kayıtsız kaldım bu işe, yapabildiğim en iyi şeyi yapıp yine sessiz kaldım. hiç açmadım bu mevzuyu. ne birol'la ne mehtap'la görüştüm. sessizce kapadım defteri. allah mutluluklar versin ne diyeyim.