şükela:  tümü | bugün
  • arkadaş nereden duydum hangi porno dergisinde okudum bilmiyom, kişinin boynunu 20-30 saniye böyle sıkıca sıktın mıydı bayılırmış ama hemen ayılırmış. tokat falan atarsan kendine gelirmiş. e bende liseliyim ya, niye yapmıyom di mi..? salaklığa bak ya..

    ben bunu dedim bizimkilerin yanında, adam da siktir olm öyle şey mi olurmuş deyip gaza getirdi.. hadi yap diye tutturdu. adamı görsen sıkmadan tokat at, bayılır.. o derece zayıf, çelimsiz bişii. tuttuydum adamın boğazını, ne 20'si 15 saniye olmadı, yığıldı herif kollarımın arasında.. kesin bizi sikiyo bu deyip, kalk lan hadi dedim.. bıraktıydım adamı, adam yere düştü. benim götüm bi büzüştü bi büzüştü.. öldü gitti sandım.. bizim bi fırlama arkadaş var, mustafa.. daha önceden kinli midir nedir, adamı tokatlamaya başladı.. uyandı bizimki, siz kimsiniz, nerdeyim diye bakınıyo mal mal.. orospuydun önceden sen deyip gülüyo mustafa'da..

    benim nam almış başını gitmiş.. resim dersine gireceğiz, oktay diye arkadaş var.. hadi beni bayılt da göreyim dedi. adam yaşıtlarımız arasında en hayvanı, zabellah gibi bişii amına koyiim.. gaza getirdi bu da.. hoca gelmeden şunun havasını alayım dedim bende.. tuttum boynunu, sıkıyom.. herif götümü bayıltın diye gülümsüyo.. geçti bi 30 saniye ama adamda tık yok.. gözü kıpkırmızı oldu ama bayılmıyo amına koyiim.. sıktıkça sıkıyom, millet de bizi izliyo.. saniyeler geçiyo.. yok aga dedim elimde kalacak herif.. bıraktım, iyi misin dedim.. herif mal mal suratıma bakıp, gülümsüyo hala.. arkamı döndüydüm, çevredekiler ay uyy diye panikledi.. meğerse adam başka şeyden gülümsüyomuş.. adam titremeye başladı.. arkamı döner dönmez titreyerek labut gibi yere yığıldı herif.. kafayı da sıraya geçirdi.. titremesi de kesilmedi.. tokat atıyom, uyan lan bokunu yiyiim uyan diyom, ağlicaam nerdeyse.. adam hala gülümsüyo, hala titriyo.. götürdük tuvalete.. yıkadık, tokatladık falan.. ayıldı çok şükür..

    lan bu yaptığım hocalara kadar gitmiş.. veli toplantısında babama falan demişler.. adam eve geldi.. ''lan sen arkadaşlarının boynunu falan sıkıyomuşun, bayıltıyomuşun.. doğru mu bu..?'' dedi.. yaa işte, öyle şakacıktan falan.. dediydim.. ''hadi beni de bayıltsana'' dedi lan herif..
  • boş derste camdan aşağı ceket atıp alt katta derste olan hocanın bakmasını sağlamak, ceketi köşeye atıp üstünde ceket olan bir arkadaşın üstünü başını silkeyerek yürümesi, hocanın sen atlayan çabuk yukarı gel demesi, üstünü silkeleyen arkadaşın koşarak kaçması, müdür yardımcısının ertesi sabah sırada, dün üçüncü kattan atlayan çabuk kürsüye çıksın demesi.
  • kopya çekeceğimi bildiği için, sınav esnası sürekli yanıbaşımda duran hoca uzaklaşsın diye osurmamdır. ve hakikaten kokuyu aldıgında yüzünü ekşitip masasına gitmişti. şu an düşünüyorum da bundan daha vahim bir anı olamaz. okulun pilav günlerinde yüzüne bakıyorum ben bu adamın.
  • din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde sınıfın topluca sınıftan kaçmaya karar vermesi, sınıftaki bütün erkeklerin kravatlarını toplayıp birbirine bağlaması, en üst kattan aşağı sarkıtarak zemine ulaştığını görmesi, akabinde deneme turu için ucuna kitap bağlayarak tekrar aşağı sarkıtması, kitabın yukarıya çekilirken alt katta takılması, birkaç geri çekme denemesinden sonra kitabın başka bir kitapla değiştirilmiş şekilde yukarı gelmesi. alt kattaki sınıfla bu sessiz kapışmanın 3-5 kitabı kravatla sarkıtarak değiştirmek suretiyle devam etmesi. en son değişim turunda kravatı 3 kişi çekmemize rağmen yukarı gelmemesi, olayı farkeden çok kafa din hocasının "gençler problem nedir?" diye bakması, bizim "hocam kravat gelmiyo, bi el atsanız?" dememiz, hocanın "peki" diyerek gelmesi (?!), kravatı çekmeye başlaması, bir süre sonra bizim kravatı bırakmamız, ve hocanın kravatı çekerken kafasını camdan dışarı uzatması, alt katta matematik dersi işleyen hoca kravatın diğer ucunu elinde tek başına tutarken gözgöze gelmeleri, camdan birbirlerine "iyi dersler hocam" diyerek selamlaşmaları, sınıfın kopmasına müteakip dersin olağan işleyişine dönülmesi.
  • karşı sınıftaki hoşlandığı kıza bir türlü açılamayan arkadaşı omuzlara alarak tüm sınıf kız almaya gitmek..
  • iki kat mesafeye rağmen, 10 öğrenciyle birlikte öğretmenlerin geziye gittiği sırada, okuldakilere farkettirmeden, sosyal ve matematik bölümü hocalarının ve bölüm başkanlarının ofisinin yerini değiştirmek. az buz değil odalarda 8-9 bilgisayar, yazıcı, 5-6 kitaplık, misafir koltuğu, onlarca masa sandalye bulunan odayı kapıdaki tabelaları da dahil yerini değiştirmemiz.

    bu operasyonu yapanları uzun süre aramaları, 10 kişinin işin içinde olmasına rağmen açık vermememiz, odaları geri taşımaya üşendikleri için öyle kullanmaya devam etmeleri :)
  • lisedeyken her zamanki gibi köşeme geçmiş takılırken, en ön sırada oturan kızın çantasını karıştıran it arkadaşım bana kaş göz kırpmaya başlamıştı. sürekli kızın çantasını açar suyunu alır içerdi şerefsiz. neyse gene suyunu alayım derken, kızcağızın günlüğünü bulmuş it. beni de çağırınca tel tokayı kaptığım gibi gidip günlüğün kilidini açtım ve iki şerefsiz başladık okumaya.

    meğer bizim kızın memeler yeni yeni büyümeye başlamış, küçük diye utanıyormuş da sünger koyup geziyormuş. ergenlik manyaklığı ya bunu okuyunca çok eğlendik ve bütün sınıfla paylaşmak istedik. öyle bir paylaştık ki kız sınıfa geri döndüğünde, başı tahtayı silmeye yarayan bir süngerin çektiği halay ekibi kurulmuş, sünger de sünger diye halay çekiliyordu.

    garibim önce anlamadı, sonra çantasına bakıp manzarayla karşılaşınca aldığı gibi çantasını gitti. ertesi gün de okula gelmedi. sonra babası okula gelip, kızım intihar edecek diye olay çıkarınca dedik bu böyle olmaz. biz de insanız. aramızda para toplayıp çiçek aldık kıza göndericez, üstüne de herkes telefonlarını çıkarıp birer mesaj atsın diye anlaştık. hepimiz "canım özür dilerim seni çok seviyorum" temalı mesajları yazarken, o günlüğü bulan itin mesajı "geçmişe sünger çekelim." şeklindeydi. neyse yakaladım da gönderemedi it.

    it dediğime bakmayın hala hatırladıkça gülerim, severim o acımasız iti. (bkz: ergen acımasızlığı)
  • okul yönetimi ortak bir kararla sınıfımız çok yaramaz olduğu için otoriter müdür yardımcımızın hemen yanındaki öğretmenler odasını boşaltarak bizim sınıfı o odaya taşıdı.
    amaç müdür yardımcımızın otoriter tavrını ve deli kadir mizacını kullanarak bizi disipline etmekti.
    her şey o gün başladı benim için.

    ben kendi halinde rutin hayvanlıklar yapan bir öğrenemeyici olarak öğrenim hayatımı sürdürürken, okul yönetiminin bu aldığı gayet gereksiz ve talihsiz kararla lise hayvanlıkları tarihine geçecek bir eyleme imza attım.

    malumunuz hayvan habitatına dahil öğrenemeyiciler olarak bizler arka sıraları kendine mesken tutmuş çok hücreli canlılardık.
    ben de orta sıranın en arkasında kendi halimde lemanın o haftaki sayısını okurken, gayet iç bunaltıcı bir matematik dersinin henüz dörtte birlik zaman dilimini yaşamaktaydım.
    her şey normal seyrinde ilerlerken bir anda sırtımın dayandığı duvardaki, öğretmenler odası günlerinden kalma telefon prizi ansızın yere düştü.
    prizi yerden alıp duvara yerleştirmeye çalıştıysam da başarılı olamadım ve sıranın gözünün tozlu ve izbe köşelerine bıraktım kendisini.
    daha sonraki günlerde prizden sarkan kabloların 220 v değil 12 v olduğunu öğrendim.
    bu voltaj seviyesi insana zarar veremeyeceği için kabloları günlük oyun aracı haline getirdim.
    bir gün koparıp tavşan, diğer gün at, başka bir gün çöp adam derken kabloların tükendiği günleri görmüştüm. neden sonra duvardaki boşlukla bir hayli haşır neşir olmaya başladım.
    gün gün rotring kalem, gün gün cetvelle duvarın zayıflamış sıvasını hapishaneden kaçmak için tünel kazan andy dufresne (bkz: esaretin bedeli) edasıyla şevkle kazımaya başladım.

    bir gün yine rotring kalemin bana verdiği, delme hazzıyla hunharca duvarı kazırken; ki sıkıcı bir ingilizce dersiydi ve ingilizce öğretmeninden hali hazırda yarım dönemde üç kere dayak yemişliğim vardı. bir yandan da öğretmenin bezgin bekir tipine, derse ilgisi olan öğrenemeyici edasıyla saçma mimiklerle bakışlar atıyordum.
    o anda rotring kalemi duvardaki deliğe güçlü bir şekilde bastırdım ve kalemin boşluğa doğru kayışını içsel bir şaşkınlıkla bütün bedenimde hissettim.
    kalemi geriye doğru çekmeye çalıştığımda zorlandığımı farkettim.
    bütün gücümle kalemi kavrayarak bir anda geriye doğru çektim.
    kalemi çıkarmıştım saplandığı priz deliğinden. fakat yere düşen toz toprak, vs. çeşitli hafriyat malzemesinin patırtısı bütün sınıfın bana doğru dönmesine neden oldu.
    kitabım düştü numarasıyla ortamı yatıştırdım. daha sonra heyecanla deliğe doğru eğildim ve baktım.
    o anda gördüklerim öğrenim hayatım boyunca görüp görebileceğim en dehşet verici sahneydi.
    uzun metrajlı, bilinçsiz ve zevki uğraşlarım sonucunda sınıfın duvarını delip saygıdeğer müdür yardımcımızın odasına ulaşmış ve kendisiyle göz göze gelmiştim.
    adam büyük bir şaşkınlık içerisinde deliğe doğru bakakalmış ve olana anlam vermeye çalışan bir surat ifadesi takınmıştı.
    ben ise "yok anasını amı" içsel seslenişiyle şaşkınlığımı ve korkumu dizginlemeye çalışıyordum.
    nedendir bilinmez müdür yardımcısına "kolay gelsin hocam" demeyi o an için en ideal tepki olarak kabul etmiş ve çoktan evrenin sonsuzluğuna iki dudağımın arasından üflemiştim.
    hoca şaşkınlık içinde teşekkür ettikten sonra "kim olduğunu göremiyorum çabuk odama gel" dedi. "peki" cevabını verdikten sonra ders işleyen öğretmenimizden parmak kaldırarak söz istedim.
    gayet net bir ses tonuyla "hocam beni sayın müdür yardımcımız çağırıyor" dedim.
    ingilizce öğretmenimiz, bana daha önce attığı dayakların kendine verdiği güvene dayanarak, gayet sert bir ses tonuyla "olum sen doymadın mı? nerden çağırdı seni müdür yardımcısı dersin ortasında? sen gerizekalı mısın? daha başka uyduracak yalan bulamadın mı?" diye bir dizi soruyla üzerime yürümeye başladı.
    ben de gayet yatıştırıcı bir ses tonuyla "hocam bakın burdan çağırdı!" diyerek duvardaki deliği gösterdim.
    adam beni sıradan çekip aldıktan sonra eğilip delikten diğer tarafa baktı.
    gördüğü karşısında dehşete kapılan ingilizce öğretmenimiz diğer taraftan dehşetle bu tarafa bakan müdür yardımcımızla göz göze geldiler. dehşetengiz kelimesinin tanımı olarak bu iki dehşet bakışın çarpışmasını yazabilirsiniz sözlüğe.
    biraz bakıştıktan sonra yüksek sesle selamlaştılar.
    müdür yardımcısı, ingilizce öğretmenimize iyi dersler dileyerek, ondan beni odasına göndermesini rica etti.
    şaşkınlık içinde bana doğru dönen öğretmen bozuntusu kısık ve hayal kırıklığına uğramış bir ses tonuyla "git" dedi.
    ben de o andan sonra ömrümün en hissiyatsız, en umutsuz, en boş ve en belirsiz adımlarını atarak müdür yardımcısının odasına girdim.

    o otoriter, deli kadir mizaçlı adam, beklenmedik ve az rastlanır şekilde sırıtarak "olum buna bir açıklaman var mı?" diye sordu. adamın o haleti ruhiyesinden feyz alarak ben, her şeyi tüm gerçekliğiyle anlattım. olayın özellikle yapılmış bir eylem olmadığını ve herşeyin prizin doğal akışıyla fizik kurallarına uygun bir şekilde yere düştüğü andan sonra başladığını söyledim.
    prizi yerine sokmaya çalışırken olduğuna onu ikna ettim ya da o fazla üzerinde durmak istemedi. bunun ne kadarlık bir zaman diliminde olduğuyla ilgili fazla bir açık vermedim. iki aylık süreyi bir haftaya indirgedim ve özür diledim. o da gayet ılımlı yaklaştı ve olayı disiplin kuruluna götürmeyeceğini söyledi ve ekledi. "yirmi yıllık öğretmenlik, dokuz yıllık müdür yardımcılığı hayatımda, tuvaletin deliğine dolu kola kutusu sokan, lavaboyu yerinden söküp sınıfa götüren öğrenci gördüm. fakat müdür yardımcısının odasına duvarı delerek geçmeye çalışan öğrenci ilk defa görüyorum. gerçekten tebrik ediyorum." dedi şaşkın bir gülüşle birlikte.
    ben ise utanarak ve sıkınarak birkaç defa özür dileyerek, nedendir bilinmez üzgün bir hissiyatla sınıfıma döndüm.
    ve lise hayvanlıklarında rekor kırarak adımı altın harflerle mezun olduğum okuluma kazıdım.
    fakat o günden sonra hiç böyle hayvanlıklar yapmadım.
    müdür yardımcısının o babacan tavrı karşısında ansızın ehlileştim.
    o baba adamla halen görüşürüz.
  • anlatacağım olaya şu an ben bile akıl erdiremiyorum. gözlerimle şahit olmasam mümkün değil inanmam. yatılı lisede okuyoruz memleketimin bir köşesinde. yatılı okuyanlar bilirler, o habitat içinde, 7/24 aynı ortamda olmaktan ve sürekli aynı tipleri görmekten bir süre sonra utanma duygusu kayboluyor, hayvanlığın sınırları kalkıyor.

    bir gün sınıflarda ikindi vakti, okul sonrası etüdündeyken bir haber geldi. biri tuvalete dev sıçmıştı. koşarak görmeye gittik. (bok görmeye gitmek inanın bu hikayenin en normal kısmı.) bir baktım kapıdan. bak yemin ediyorum hayatımda böyle bir şey görmedim. nah şu bileğimden daha kalın değilse ben de adam değilim. boy desen hani bilekten dirseğe kadar var lan. onu sıçan götü düşünmek bile istemiyorum. ruhunu teslim etmiştir herhalde. bir de herifçioğlu eserini, deliği tutturmak bir yana, nasıl başardıysa enlemesine sermiş taşa, böyle deliğin üzerine köprü atmış resmen. o zamanlar tabi teknoloji falan yok fotoğrafını çekelim. (bende a1018 vardı eheh) yoksa vallahi tarihte kendine yer bulurdu. san'attan tıbba birçok dalda ilgi görürdü.

    neyse biz bunun geyiğini yapa yapa döndük sınıflara. o gün, bir kız arkadaşın -kendisi sınıfın en hanımefendi, en leydi ve en burnu havada kişisidir- doğum günüydü. bakın buralar hafiften silik hafızamda, neyse sıkı durun, o akşam bir arkadaş, aramızdaki en hayvanı şüphesiz, elinde o bokla çıkageldi. evet abi evet, bir tane a4 kağıda sarıp getirmiş boku sınıfa. gözlerim açıldı bir adama bir kağıdın içine sarılı boka bakıyorum. bok artık taşlaşmış kıvamını kaybetmiş. eleman boku iki elinde incitmekten korkarcasına tutuyordu ve bana "abi simay'ın doğum gününü kutlayalım." diyordu. benim ağzım bir karış açık ve adam bana "abi mum var mı mum?" diyordu. boku kağıdın üstünde usulca öğretmen masasına koydu. bir şahesere bakar gibi baktığımızı hatırlıyorum bokun heybetine. bundan sonrası cidden oldu mu yoksa fikir düzeyinde mi kaldı mutabakata varamadık yıllar sonra düşündüğümüzde bile. o bokun üstüne mum dikip kızın masasına kondu mu, ben şahsen hatırlamıyor ve hatırlamak istemiyorum. yapmadılar kabul ediyorum. öyle bir şey olsa kız herhalde şehri terk ederdi amınım dimi?

    alın işte bu da böyle bir lise hayvanlığıdır unutmak isteyip unutamadığım. zaten şu an bok fobim var lanetlendim galiba.

    :/
  • çalışılmayan yazılıyı iptal ettirmek için polisi arayıp bomba ihbarı yapmak. okula polis, polis köpekleri ve bomba imha ekibinin gelmesi. yazılının ileri tarihe alınması.