şükela:  tümü | bugün soru sor
  • eğer hem gündüzlü hem de yatılı eğitim veren bir okulsa, son ders zili çaldığında bir sürü arkadaşınız evlerine giderken sizin hala okul bahçesinde oturup akşam yemeğini ve etüd saatini beklemeniz demektir.

    hoşlandığınız kızın servise binip gittiği anda yılmaz erdoğan'ın sevebilme ihtimali şiirinden üç mısra aklınıza gelir:

    "ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
    okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
    ben, senin benimle tunalı hilmi caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum."

    eziksinizdir, yatılısınızdır, öyle bir ihtimal bile yoktur aslında.
  • eğer ortaokuldan başlayan bir maceraysa bu, ilk yıl her gün salya sümük ağlayarak aradığınız annenizin yokluğuna bir süre sonra alışmayı ve bu alışmışlıktan bir daha kurtulamamayı beraberinde getirir.

    26 yaşındayım, annemi çok sevmeme rağmen, haftalarca görmediğim zamanlarda yokluğunu hiç çekmiyorum. işte bu hazin durum, yatılı okulun bünyede bıraktığı izlerin en beteridir.
  • üstünüzü değiştirirken sizi don-paça vaziyette gören hocanın bir kaç saat sonra dersinize girmesidir ve bana tuhaf gelmiştir zamanında.

    başıboş yetişmektir. en asi zamanlarınızda anne ve babanızdan uzak olursunuz.

    bir de bunu yapıp da 'son sınıfı tekrar okumak isterdim' demeyen azdır bence.
  • o yaşta göt ister. 3 yılda 10 yıl büyürsünüz.
  • metal bardağın çay içerken dudağa yapıştığını acı içinde hissetmektir.

    sigaraya 16-17 yaşında başlamaktır.

    zengin veli sahipleri gidiş geliş yaparken, yürüyerek karda çamurda okula koşa koşa gitmektir.

    idareli yaşamayı öğrenmektir.

    gurbetin ne olduğunu anlamaktır.

    kantinciye borçlanmaktır.

    öğretmenden yol parasını borç almaktır.

    patates soğan soymaktır.

    soğuk suda gusül alırken, suyun beyne mermi gibi girdiğini hissetmektir.

    aç gecelerde yurt başkanına yemekhaneden vereceği kuru ekmek ve bir çorba kaşığı bal için yalvarmaktır.

    ve en beteri soğuktan dolayı cenin pozisyonunda eller bacakların arasında yatıp uyumaya alışıp, 25 yaşında dahi aynı şekilde uyumaktır.
  • 15 yaş. başıboş. güzel mi? yapayalnız atlatılan (!) travmalar. kişilikte kalıcı kırık tuğlalar. ısrarla tekrarlanan hatalar. daha güçlü, ayaklarının üzerinde daha erken durabilen gençler yetişir bu doğru ama anne babanın yanında da olur o bence. boşverin. bana edildi, ben etmeyeceğim.
  • yakın çevremdeki insanlara, kendime baktığım zaman şöyle bir sonuca varabiliyorum az çok: aile kavramının hayattaki önem sırasını yükseltmek yerine azaltıyor.

    sanırım o yıllar çok önemli. okulda 1 hafta özlersin, 2 hafta özlersin, e ondan sonra bir şekilde biter, bitiyor da zaten. sonra hafta sonu eve gittiğin zaman annen soruyor "hiç özlemedin mi?" diye, bir şey diyemiyorsun. ne diyeceksin? "anne boş ver ya, alıştık artık, 3 ay görmesem koymaz herhalde" diyemezsin.

    hakkında yazılabilecek o kadar çok şey var ki. birini yazsam öbürünün hatrı kalır diye hiç birini yazmıyorum. hem çok güzeldi hem de rezaletti. şimdi olsa yine giderim herhalde. ki bence zaten her insan üniversitede ya da lisede yurtta kalmalı. yurtta kalan insan daha bir başka oluyor. çabuk olgunlaşma falan diyen var ama bilemiyorum pek. ailenin yanından çıkıp hem özgür hem de başka bir otorite tarafından kısıtlanmış olarak yaşamak insanları farklı etkiliyor. tabi bir de insanın kişiliği konusunda da bazı değişikliklere neden oluyor. mesela kesinlikle tahammül sınırınızı çok yukarılara çıkarıyor. evde annesinin, babasının su içtiği bardağı bile kullanamayan ben 4 yıl boyunca ne boklar yedim. paylaşmayı öğrenmiyorsunuz, öğretiliyor size zaten bir şekilde. bir gün senin paran varsa öbür gün senin olmuyor, öbürünün oluyor. o para kesinlikle bitiyor yani.

    liseyi yatılı okumak aslında kahvaltıya en erken inmek için sabah etüdünden kaçıp o lanet metal bardaklarda elin yanarken çay içmek demek. hem hayatını başkalarını ekarte ederek geçirirsin hem de kazancının ne kadar boktan olduğunu anlarsın. kaynak101 diye alt dönemlere ders verip en öne geçtikten sonra köfteyi bile pişirmeyi beceremeyen, kanlı bırakan aşçıya sayıp sövüp kantine gitmek de rutinler arasında geliyor.

    bir klişeyle özet geçmek gerekirse; acısıyla tatlısı bitti ama güzeldi.
  • sopa müptelası olmaktır.

    (bkz: devrecilik)
  • bir sürü kardeş, sıcacık bir yuva kazanmaktır.

    kan bağı olmayan birini kendi canından çok sevmeyi öğrenmektir.

    hiyerarşiyi, prosedürü erken öğrenmektir.

    ezilmemeyi, ezmemeyi öğrenmektir.

    dayanışma demektir.

    hayatınızın o döneminden sonra yalnız kalmayacağınızı bilmektir.

    sahip çıkılmayı tatmak, sahip çıkmayı öğrenmektir.

    hayattaki yoldaşınızla tanışmak demektir.

    üstünden yıllar geçse de 4-6 arası canın çay çekmesidir.

    her geçen gün özlenendir.

    (bkz: darüşşafaka)