şükela:  tümü | bugün
  • yoksulluk içinde yaşayan onlarca ülkede her 3 saniyede bir bir çocuk ölüyor.

    şimdi orada, hyde park'ta, philadelphia'da, moskova'da, roma'da bu çocuklar ölmesin diye insanlar toplanmış.
    bu çocuklar ölmesin diye şarkılar söylüyorlar hep bir ağızdan.

    her 3 saniyede bir, bir çocuk...

    sony'nin sponsorluğu ne kadar anlamsız diyoruz. bir çocuk ölüyor. neymiş efendim, sanki bu 8 adama kalmış herşey, bir çocuk daha. ntv reklam giriyormuş, rezil herifler. dünyada bir ev karalar bağlıyor. konsere çıkanlar multimilyonermiş aman be...

    yoksulluk içinde yaşayan onlarca ülkede her 3 saniyede bir bir çocuk daha ölüyor.

    birileri birşeyler yapıyor anasını satayım. kimin sponsor olduğunun ne önemi var? neyin araç, neyin amaç olduğunun ne önemi var? bu iş yapılmamış olsa kaçımız düşünecektik, her üç saniyede bir... her üç saniyede bir... bir çocuk. günde 50,000 insan. bir yerlerinde hata ve yanlış bulmak kolay olan. her üç saniyede bir.

    belki yarın yine unutacağız. ama şimdi düşünüyoruz. multimilyonerler şarkı söylüyor. biz farkına varıyoruz. her üç saniyede bir... biraz daha anlıyoruz. benim teşekkürlerim bu organizasyonu yapanlara gidiyor. bana ne demeyip oraya şarkı söylemeye gelenlere gidiyor. onları dinlemeye gidenlere, reklamlara aldırmayıp saat 4'ten beri televizyonunu açık tutanlara gidiyor. iyi ki varız, iyi ki bu 3 saniyelerin farkına varıyoruz.

    çünkü 3 saniyede bir bir çocuk daha ölüyor...
  • hepimizin bir realite olarak bildiğimiz *, beynimizin bir köşesinde bulundurduğumuz, ama itiraf edelim ki, live 8 olmasa, g8 zirvesi haberlerini okuduğumuzda *, ya da edinburgh protestocularıyla ilgili haberleri izlediğimizde * bile bu derece etkileyici bir şekilde kafamıza dank etmeyecek bir hadiseyi, gayet estetik bir şekilde gözümüze sokmuş, son derece başarılı bir organizasyondur.

    gayet tabii suistimale son derece müsait bir konudur, ama böylesine bir çabaya bu kadar eleştirel yaklaşmak ne kadar doğrudur, tartışılır kanaatindeyim. 20 yıl önceki live aid'i ve daha sonra kazanılan parayla yapılanları hatırlayanlar, belki , paranın nasıl harcandığı ortaya çıktıktan sonra bob geldof'a "kendi menfaatine çalışıyor" suçlamalarını yöneltenlerin ne duruma düştüklerini de hatırlayacaklardır. kaldı ki bu kez organizasyonun amacının gelir elde etmek değil, dikkat çekmek, bilinç uyandırmak, düşündürmek ve baskı yaratmak olduğu defalarca, ısrarla vurgulanmıştır. bu organizasyonda yer almış olmayı fırsat bilip, hadiseyi kendi popülaritesini cilalamak olarak gören bir kısım "beyaz" * insan olmuştur, her daim olur, bunu da onların kendi sorunu olarak görmek gerekir.

    ayrıca, hadisenin yarattığı etkiye, afrika'da olan biten konusunda, halihazırda "daha batı"ya nazaran bir miktar daha hassasiyetle ve vicdanla yaklaşmakta olan türkiye penceresinden değil, afrika'nın varlığını haritaya baktığında bile farketmeyen, ya da koskoca kıtayı sadece çöp kutusu olarak gören bazı batılıların penceresinden bakılırsa, hedefin türkiye değil de duyarlılığını kaybedebilecek derecede yüksek refah düzeyinde yaşayan toplumlar olduğu düşünülürse, etkilerinin bizim sandığımızdan, gördüğümüzden, tecrübe ettiğimizden daha fazla olacağı, dümdüz bir protesto gösterisinden daha fazla amacına ulaşacağı da tahmin edilebilir. hatt-ı zatında konser gününe kadar bir halttan haberdar olmayıp, idolünü izlemeye geldiği organizasyonda dev perdeden açlıktan ölen insanları görüp de feleğini şaşırmış insan sayısı hiç de azımsanacak gibi değildir.

    sadece pink floyd'u* biraraya getirmiş olması bile takdire şayan bir organizasyon yapar bunu, ama amaçları bundan çok daha ulvidir tabii. konserin düzenlenme amaçları konusunda en ufak bir şüphesi olan herkese bob geldof'un is that it? adlı kitabını okumasını, inandırıcı bulmazsa, çeşitli kaynaklardan, örneğin rahibe teresa'nın beyanatlarından, biraz araştırma yapmasını öneriririm.

    live aid organizasyonu, 20 yıl önce, bob geldof'un zaten pek de matah olmayan özel hayatının, meslek hayatının, arkadaşlık ilişkilerinin ve sağlığının dümenini çok fena kaydırmış, elini verip kolunu alamadığından o zaman bu zamandır da iflah olmamıştır kendisi.

    karşılıklı oturup dertleşesim var...
  • philadelphia ayagina bizzat canli olarak taniklik ettigim ama yine de londra ayagini banttan izlemeyi tercih edecegim konser.
    amerika'nin dogu sahillerinin henuz buyuksehirlige terfi edememis hormonlu kasabasi philadelphia'da art museum'un onunde yapilmistir - boylece fenerbahce'nin deplasmana gittigi anadolu kasabasi esnafi misali koseyi donmustur philadelphia yerlileri. ayrica boylesine buyuk bir organizasyonun amerika ayaginin new york'ta central park'ta yapilamamasi, new york'un 2012 yaz olimpiyatlarina ev sahipligi yapmaya ne denli yakismadigini bir kez daha gozler onune sermistir.
    line-up ise ayri bir felakettir - bling palyacosu hip-hopculara sutbeyazi college music oglanlarinin eslik ettigi bir konserin muzikal acidan hayal kirikligi yasatmasi kacinilmazdi. allahtan en son dakikaya kadar sabredip stevie wonder üstadi olmeden canli olarak gorebildik de yazik olmadi cimenlerde fast-food artiklari arasinda heba edilen o saatlere.
    ote yandan izleyici kitlesinin de tamamen zencilerden ve sorsaniz on tane afrika ulkesi saymaktan aciz college music hastasi sortlu tifillardan mutesekkil oldugunu gorunce, "bu line-up cok bile" demek mumkundur pekala. bunlarin ozellikle daha bir dangalak olanlari, boyunlarina astiklari "aol all access" yazili zimbirtilariyla malak malak dolasmis 'bakin bedava konsere all access pass kazandim' karizmasi yapmaya calismislardir. rem'den madonna'ya green day'dan motley crüe'ya bir suru ozbe oz amerikali sanatcinin da bu soft frozen pink lemonade dolu fast-food uzeri muzik panayirindan uzak durup londra'ya kanada'ya kacmalari tesaduf degildir.
    diger taraftan amerikalilarin sacma sapan alkol yasalari yuzunden butun live 8 konser mekanlari arasinda, yerde bira sisesinden cok minute maid portakal gazozu sisesi goreceginiz tek konser yeri olmustur philadelphia.
    netice itibariyle konserin philadelphia ayaginin afrika'ya en buyuk faydasi, markette otuzbes sente alabileceginiz sise suyunu 2 dolara, yarim limonu buza batirip limonata diye 3 dolara satan african-american'larin nispeten koseyi donmesi olmustur. konserin sonunda sahneye cikip icli bir konusma yapmak isteyen lakin ami gotu dagitan richard gere'nin "because we love each other, because we care each other" diye buyurdugu anda yuksek sesle gegirerek elindeki karton kola bardagini yere atan adama takilmistir gozlerim ister istemez. daha cok yol vardir yurunecek.
  • herkesi kendim gibi saf sanıyorum.. sanıyorum ki herkes bu müziği, bu toplanmayı, bu kutsal bilinci tek yönde düşünüyor.. herkes iyilik için izliyor, dinliyor, söylüyor sanıyorum..
    ama görüyorum ki öyle değil..
    herkes bir iğne bulup batırıyor incecik zardan oluşan koca balona.. batırdıkça, koca balonun içinden hava kaçıyor.. ama sönmüyor.. söndüremiyorlar..
    ne olmuş "büyük şirketler" sponsor olduysa? ne olmuş "milyarder"ler çıkıp şarkı söylemişse..
    bu ülkede çıktımı da, başka yerdekileri eleştiriyoruz? daha iyisini yapıp, saf bir halde dünyaya sunduk mu ki oralardakiler laf sokuyoruz.. çok yazık.. bir şey için uğraşmışlar.. yapmışlar.. size kalan sadece tebrik etmektir..
    dünyanın dönmesini sağlayan her çark bu organizasyonun ilerlemesini sağlayacaktır haliyle.. reklam olmadan kim sağlayacak bu kadar arka planı, desteği.. o kadar iyilik severseniz ve safsanız, buyrun.. verin paraları yapın organizasyonu.. şaka gibi bir tavır..

    her neyse.. yapan eden herkesin eline sağlık.. isterlerse sahneye çıkıp fıkra anlatsınlar.. işe yaradıktan sonra, amacına ulaştıktan sonra ben izlerim.. izlemeyip konuşanlar utansın..

    (bkz: sinirliyim mutemadiyen)
  • amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövdükten sonra üzüm yemek olan insanları gözümüzün içine sokmuş organizasyon.

    bu organizasyonu kim düzenledi, gerçekten g8'e karşı birşey mi, yoksa g8 zaten yapacaklarını zaten yapacaktı da, öncesinde böyle bir şov düzenlemeyi düşündü bilmiyorum. sorunun ana kökenlerinden birisi emperyalizm olmasına rağmen sony ve nokia gibi şirketlerin sponsor olması ironik mi? ironik tabii ki ama umurumda da değil.

    sonuçta her ne kadar kimi insanlar "insanları afrikaya acındıracaklarına batı insanının kendi yaşam tarzına bakmasını sağlasalardı" şeklinde yaklaşsa da, kimi gerzek amerikalılar da bu yorumu kanıtlarcasına sahneye zencilerin taşıdığı tahtla çıkan adama kul köle olup kendilerinden geçse de, organizasyonun amacına bakıyorum, www.live8live.com/list adresinde g8den istenen:

    1-double the aid sent to the world's poorest countries,
    2-fully cancel their debts,
    3-change the trade laws so that they can build their own future.

    gibi maddeler gözüme çarpıyor. bu kötü birşey mi? g8 kendi reklamını yapmak için bile yapmış olsa bu kötü birşey mi? ama biz doyumsuzuz, hem pink floyd izleeceğiz hem de bağcıyı döveceğiz ya buna da bir kulp buluyoruz.

    sonra gözüme "dünyada o kadar sorun var, afrikadaki aids'li çocuklar da neymiş" gibiinden yorumlar çarpıyor. biz sözlük olarak (içinde bulunamadığım için çok üzgün olduğum) bir organizasyon düzenleyip cizredekilere kitap göndermedik mi? o zamanlar bıraktım dünyadaki, türkiyedeki tek sorun cizrenin kitapları mıydı? ama yine de o kitaplarına kavuşanları hayal ettikçe mutlu olmadık mı? ipod'lu, amd'li intel'li hayatlarımızla, bizim gibi yaşayamayanlar için birşeyler yaparak, bir işe yaradığımızı düşünerek bir parça daha iyi hissetmedik mi?

    şimdi burada her ne kadar birçoğu (hepsi değil) sadece imajını düşündüğü için orada olsa da sevdiğimiz sanatçıları üstüste izleme fırsatı bulmuyor muyuz? belki kimi amerikalılar sahneye tahtla çıkan will smith'i alkışlayacak kadar aptaldı ama yine de umursayanlarımız, afrikadaki sorunları (tabii ki dünyadaki tek sorun bu değil) bir daha hatırlamadık mı? ve belki, küçücük bir ihtimal de olsa bu konser orada yaşayanların hayatını küçücük bir parça olsa da değiştirmeyecek mi? e o zaman niye bağcıyı dövüyoruz ki?

    ama yok, bir yandan pink floyd'u izleyip bir yandan da organizasyona laf söylemek zorundayız. çünkü tek akıllı bizleriz.
  • [edit: mtv'nin reklamlarla dolu, aptal vjlerin genelde "this event is so cool"dan oteye gitmeyen yuzeysel yorumlariyla sarkilarin ortasinda pic edildigi yayinini elestiren bir yorumu link olarak vermistim ama birkac dakika icinde "subscription only" bolumune almislar yaziyi; linkten erisilebilirligi kalmamis. yine de mtv yayinina goz atanlar anlamislardir bu elestirinin ne kadar yerinde oldugunu]

    bbc'nin websitesinde rastladigim bloglardan bir tanesinde de "bu amerikalilar reklamsiz birkac saat dahi geciremezler mi yahu" diye hakli bir serzenise rastlamistim, cuk oturmus (yahunun ingilizcesi nedir demeyin, bozmayin)

    hayir, reklam olsun, sonucta o yayinin maliyetini babam karsilamiyor ama isin bokunu cikarip bir superbowl misali vahsi kaptializmi gozumuze sokmaya da gerek yok. amaci belli olan boyle bir organizasyonda, onca guzelim sarkiyi ortasinda kesip zart diye blockbusterlarin reklamlarina, binbesyuz ton makyaj altindan bize seslenen vanessa willamsli akne ilaclari tanitimina gecmenin nasil bir aciklamasi vardir, yayinin icerigine gore reklam secme diye birseyden hic mi haberleri yoktur?

    jay z denen dingilin, bling blinglerini sakirdata sakirdata big pimpini soyledigi bir yayinda hangi insanoglu milyonlarin husu icinde kendigi kaybettigi comfortably numbin solosunu kesip, bos kafali vjlerin kafa siken yorumlariyla insanin icinde filizlenen o guzel duygularin icine eder?

    bu arada evet, will smith hodugu sahneye tahtla cikma dusuncesizligini gostermistir ama en azindan her 3 saniyede bir afrikalinin yoksulluktan oldugu gercegini philadelphiadaki kalabaligin beynine kazimistir, buna da sukur.

    son olarak sunu farkedelim; bu tip farkindalik amacli duzenlenen organizasyonlarin basarisi sadece kisa vadede alinacak kararlara, gerceklestirilecek eylemlere etkileriyle olculmemeli. g8'den adamakilli bir sonuc cikmazsa butun bunlar bosa gitmis demek degildir; zira bu kadar buyuk ve koklu bir sorun bir gunde, bir yilda hatta belki bir nesilde bile cozulemez ama uzun vadede bu cozume ulasilabilmesi icin insanlarin bilinclenmesine katkida bulunmak dahi kendi icinde degerli bir kazanimdir, zugurt tesellisinden otedir. sonucta bu vesileyle, elimizin altindaki internetin de yardimiyla, borclarin silinmesinin sadece ilk adim oldugunu ogrenebilir, daha kalici bir adalet icin afrikanin uluslararasi ekonomik duzende kendine yer edinebilmesini ve daha saglikli bir dengenin olusmasini saglamayi isteyebiliriz. bunlari bilmemizin anlik bir faydasi olmamasi ihtimali, sonraki nesillere daha etkili ve gercekci bakis acilari kazandirmaktan sorumlu oldugumuz gercegini unutturmamali.
  • live 8 te pink floyd un tekrar biraraya gelip calacagani ogrenen suser halihazirda jandarma eri olarak vatani gorevini yerine getirmektedir. canli yayinlandigi sirada seyretme firsati bulamamistir cunku devriye ve nobet saatleriyle cakismistir.ntv nin ertesi gunku tekrar yayini dort gozle beklenmistir. karakoldaki gazinoya giren floydian suser baska askerlerin samanyolu tv deki kezban yenge adli diziyi seyrettiklerini gorur.aylardir ilk defa live 8 pink floyd performansi sebebiyle karakolda tv seyretmeye niyetlenmis suseriniz arkadaslarindan 1 saat musaade ister konseri seyretmek icin. fakat muhtesem diziden vazgecmeye niyetleri yoktur digerlerinin.kalplerini kırmaya gerek yok diye ic geciren ama cok cok tepesi atan jandarma nobetine gitmek uzere bir bucuk saat erken cikar karakoldan. (bkz: arazi olmak). yol uzerindeki bir koy bakkalina girer ve bakkal amcadan rica eder bir yarım saatliğine tv yi kendisine tahsis etmesini. bakkal amca kırmaz jandarmayi yada tirsar jandarmadan bilinmez ve kabul eder. bakkal amcanin garip bakislari altinda live 8 performanslarinin son 1 saatini izler bakkalin bir kosesinde egilip bukulup devamli devriye gezen jandarma aracina gorunmemeye calisarak. herseye ragmen live 8 muhtesemdir , iyi ki seyredilebilmistir , floyd yine tuyleri diken diken edebilmistir.ayni gece bilahare nobetini devralan jandarma suseriniz bodrum akyarlar limanindaki nobet noktasinda maximum volume de dark side of the moon ve wish you were here albumlerini dinlemis , tatilci kesime ve koy ahalisine itinayla dinlettirmistir.
    (bkz: ani formatinda entry girmek)
    (bkz: askerligin bitmesini beklemek)
    (bkz: elhamdulillah floydianım)
  • "afrikayı kurtaralım, oraya fabrika, şirket açamıyoruz çünkü halk aç, çalışamıyo, birazcık karınları tok olursa çalışabilirler, biz kapitalistler de daha ucuza işçi çalıştırmanın yeni bir yolunu bulmuş oluruz, çünkü asyadaki işçilerin fiyatları hafiften artmaya başladı. ayrıca bu aç halkı iyileştirme ve doyurma görevini de duyarlı, yardım sever, çok da zengin olmayan insanlar üstlensin ki onları doyurma parasından da yırtalım" amaçlı konserler bütünü.
  • g8 halklarının kendi kendilerini kutsamalarını, günah çıkarmalarını ve kendi kendilerini tatmin etmelerini bir kenara bırakalım ve duruma sadece afrikalılar için, bu organizasyonun pragmatik faydası olarak bakalım.

    verecekleri bir kaç milyon poundun o g8 ülkeleri için çok birşey ifade etmediğini, bu paranın da afrika'da bir kaç milyon insanın bir süreliğine karnını doyuracağını, silinen borçların da, borçlanarak yaşamaya dayalı afrika dikta yönetimlerinin ömrünü birkaç on yıl daha uzatmaktan başka bir işe yaramayacağı ama tüm bu sözde "olumlu" etkilerin orta ve uzun vadede afrika kıtasında hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini kestirmek güç bir şey değil. dünya kamuoyunun ilgisini(ki dünya kamuoyunun %70i açlıkla savaşmaktadır) yoksulluğa çekmenin de uzun vadede getirisi ne olacaktır? söyler misiniz bob geldof denen adam blair efendinin dibine oturup başını adamın omzuna koyup sevimli sevimli kameralara sırıtırken neden g8 tröstlarinin afrika'daki tekelciliğinden, sömürgeci tutumlarından vazgeçmelerini, imf'nin sözümona "yardım" paketlerini bu ülkelerden çekmelerini, silah üreticilerinin g8 devletleri aracılığıyla beslediği dikta rejimlerini ve kontrgerilla hareketlerinin durdurulmasını istemiyor? bono efendi komik yeşil göslüğüyle g8'in davos zirvelerine çıkıp, sözümona g8 liderlerinin "canlarını çok sıkıp" afrika'ya yardım vaazları verirken bunlara değinmiyor? afrika'nın yakın tarihine bakarsak aslında afrika'nın bugünkü yoksulluğunun nasıl oluştuğunu görebiliriz. somali başlığında da incelendiği üzere 1970lere kadar kendi kendine yeten bir tarım ülkesi olan somali, 70lerde imf paketlerinin ortada fol ve yumurta yokken ülkeye akın etmesiyle kredi cennetine dönüşüp ardından hızla kıtlık, açlık ve iç savaş batağına yuvarlandığını görmemiz işten bile değil. örnekler her ülke için çoğaltılabilir. ayrıca afrika için bunların bir faydası olsaydı 1985'te büyük gürültü koparmış ilk live aid ile olurdu. şahsen ben 1985'ten bu yana durumu bir parça da olsa iyiye gitmiş bir ülke bilmiyorum. hem düdüklenen bir başka ülkenin vatandaşları olarak bizim, hiç değilse uyutulan avrupa halklarından daha fazla bu işlerin içerisinde olup sonuçlarını birebir yaşadığımızdan, az biraz daha fazla bu masallara karşı uyanık olmamız lazım gelir diye düşünüyorum.

    bu konserlerin asıl amacı tamamen avrupa, amerika halklarına yöneliktir, gönüllere su serpme açısından da gayet başarılı olmuştur. biz de yine de avantadan pink floyd izledik, o da yeter belki de.

    güzelim türkçemizde konuya uyan bir söz vardır, yazalım hemen:
    (bkz: kaşıkla verip kepçeyle geri almak)

    bu da çin ülkesinden:
    (bkz: balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek)
  • bir kaç izlenim:

    mariah carey'e sanırsam "aman abla, çık şarkı söyle sadece, sakın 'bir iki laf da ben edeyim' deme" diye sıkı sıkı tembih etmişler sanırsam. gerçi bir ara sahneye afrika kıyafetleriyle çıkan çocukları gösterip "aha bunlar afrikalı" deyip zekasını sergiledi. o arada "aha şimdi zıçtık işte, gitti güzelim organizasyon" diye bir kaç organizatör kalp spazmı geçirmiş diyorlar. allahtan devam etmedi.

    pink floyd "comfortambly numb"u söylerken arka ekranda duvar gösterip üstüne "make poverty history" yazmak hangi süper zekalının fikriydi bilmiyorum, ama yavşaklığın, dangalaklığın ve hatta utanmazlığın daniskasıydı. lan o "wall" başka, öyle bildiğiniz wall'lardan değil...

    en süper tavrı, fazla konuşmadan çıkıp efendi efendi şarkılarını söyleyenler gösterdi. bunların çoğu da belli bir yaşın üstündeki babalardı, bu tavırlarıyla "biz biliriz bu işleri, değirmende ağartmadık bu saçları, bir şey çıkmaz ama neticede iyi niyet, çorbada tuzumuz olsun" dediler. hele rem sadece "biz rem'iz, bu da müziğimiz" dedi, ki ben bunu "bu işteki yamukluğu pek ala görüyoruz ama geri de durmayalım dedik" anladım.

    chris martin-richard ashcroft ortak çalışması çok güzeldi. gwyneth paltrow da öyle... her zaman öyle...

    bu dev organizasyonda en çok yokluğunu çektiğimiz isim ise frank zappa oldu. bu tür şeylere özel gıcığı bulunan abimiz, yaşıyor olsaydı, katılsın ya da katılmasın (katılmazdı, kesin) organizasyonu, arkasındaki mantığı, neyin aslında ne olduğunu, kısacası her şeyi bir güzel yerli yerine "oturturdu".