şükela:  tümü | bugün
  • dil ve anlatımda yapılan mantık hataları. tartışmaların saçma boyutlara taşınması,ve verimlilikten uzaklaşmasının sebebi, taraflardan birinin ya da ikisinin logical fallacies kategorisi altındaki hataları yapmalarıdır.

    (bkz: fallacy)
    (bkz: tartışma adabı)
  • en yaygını, birinin argümanını çok abartarak saçma sapan boyutlara getirmek ve oluşan sonucu eleştirmektir. amerikan filmlerinde pek sık rastlarız bu çeşidine.
  • (bkz: safsata)
  • türkiyede hakkında adam gibi araştırma olmayan bir alandır safsatalar. akademik araştırmalardan bahsediyorum zira alev alatlının küçük çaplı bir çalışması vardır. araştırmayı bırak doğru düzgün türkçe karşılıkları bile yoktur safsata türlerinin, felsefe profesörleri ve araştırma görevlileri mabadı devirip yatmaya devam etsinler bilimsel çalışma neyimize.
  • en basit ve güncelinden, rte'nin herhangi bir konudaki suçlamaları söylemsel savuşturma aracı olarak başvurduğu "x olsaydı y böyle mi olurdu?", daha somut olarak "yolsuzluk yapmış olsaydık millî gelir bimem kaçtan ebesinin nikahına çıkar mıydı" tipi açıklamalarında vücut bulan bir mantık amcıklaması, affınıza sığınarak.
  • sevimli birkac ornegine literaturdeki isimleriyle degil de gunluk hayattaki adlariyla deginmek istedigim sacmaliklar butunu.

    strawman: muhatabinizin argumanlarini bozup saldirilabilecek hale getirmek. "aslolan insandir, devlet degil" diyen birini halka devlet dusmani diye tanitmak gibi...

    slippery slope: taviz tavizi dogururcularin en favori sacmaligi. "a'nin olmasina izin verirsek z de mutlaka olur" diyip a'ya bu nedenle dusman olmak gibi...

    special pleading: savlariniz her curutuldugunde aslinda var olmayan istisnalar uydurmak. psychic'ler, salladiklari sey tutmadiginda hemen bu yola basvurur mesela.

    the gambler's fallacy: istatistiki acidan bagimsiz gelisen olaylarda bi seri veya pattern goruldugunde ihtimal hesaplari geregi o serinin bozulacagina inanmak. rulet masasinda 10 defa kirmiziya giden topun artik matematiksel olarak siyaha gitmek zorunda oldugunu sanmak gibi...

    black or white: elli ayri ihtimal varken muhatabi ille de iki ihtimalden birini secmeye zorlamak. uygun olmayan durumlarda yes'li no'lu soru sormak, seviyor sevmiyor oynamak...

    false cause: "correlation does not imply causation" cumlesini duymamislarin dusunme yontemi. iki olus arasinda bir iliski varsa bu iliski mutlaka sebep-sonuc iliskisidircilik...

    ad hominem: varos kizlarimizin kendilerine serlevha ettigi "bir lafa bakarim laf mi diye bir de söyleyene bakarim adam mi diye" ozsuz sozunun ikinci kismina hakim olan mantik(sizlik). soze degil, kurke bakmak. eksi sozluk yazarlarinin favori fallacy'si.

    loaded question: soruyu oyle sinsice ve cakalca kurgulamak ki masum ve hakli gorunerek yanitlamak mumkun olmasin. ultra biased insanlardan sadir olan igrenclik turu. "cocugunu dovmeyi biraktin mi" gibi. muhatabiniz sorudaki mantiksizliga isaret etmek yerine safca yanit vermeye kalkip "biraktim" dese bi dert, "birakmadim" dese bi baska dert.

    bandwagon: populizm. bildigin pustluk.

    begging the question: dongusel mantikla kurgulanmis arguman. namazinda niyazinda bir musluman olarak soylemem gerekirse, "kur'an allah kelamidir cunku kur'an'da yaziyor" buna harika bi ornektir. oglum utandiriyorsunuz lan beni bu tur seylerle. yabmayin artik.

    appeal the authority: valla buna deginiyorum ama bir hukukcu olarak ekmegimi de buradan kazandigimi itiraf etmek durumundayim. muhatabiniz muhtesem arguman ve donelerle size saldirdiginda "sus lan, supreme court karari var bu meselede" deme yuzsuzlugunu gostermek. ictihada dayanmak. cok ayib ama gecim derdi...

    appeal to nature: "dogalsa dogrudur" kafasi. evinizin filozofu olarak zamaninda yine eksi'de dogallikla normalligin ozdeslestirilmesi diye bi baslik acip bu konuda atip tutmustum. sonra arsizca o basligi silmisim ama adamin birinin actigi tirt bi baslikta ayar verme gayesiyle ayni meselede yine atip tutmaktan kendimi alamamisim surada; *

    composition/division: tumevarim olayinin seyini cikarmak. "bir butunun bir parcasi soyleyse tamami da oyledir" kafasi.

    anecdotal: genel tabloya aykiri ufak tefek orneklere dayanarak herkesin gordugune karsi cikmaya calismak. "sigara oldurur"** diyenlere "benim dedem 80 sene her gun bi paket sigara icti. oldugu gun bile tarlada calisti*" demek. bana ne lan senin ubermensch dedenden?

    appeal to emotion: buna da avukatlar cok basvurur. valid argumanlara dayanmak icin muvekillerinin yasadigi duygusal zorluklarla kafa sisirip ajitasyon yaparlar. yeri geldiginde ben de acimam acikcasi. e ise yariyor abi.

    tu quoque: whataboutism gibi bisi. adama "hatalisin" diyorsun, kendini duzeltecegine kalkip "sen kendine bak bee. benden daha rezil durumdasin" diye cevap veriyor. olum biz yapici elestiri baglaminda seyetmistik. ne diye incitiyorsun hayvan!

    burden of proof: birini bir seyle itham edip sonra da ondan bu durumun olmadigini ispatlamasini beklemek. ceza hukukunun cumle alem tarafindan bilinen bir numarali prensibine aykiri bisi elbette. bildigin itlik kopeklik. turkiye'de yargi ve yurutme erkinin mensuplari bu rezillige muhtesem bi ornekler verir her gun.

    no true scotsman: siyasette cok basvurulur buna. "musluman adam yilbasini kutlamaz" diye ufuren birine "ben inancli bi muslumanim ama kutluyorum yilbasini" derseniz alacaginiz cevap garanti su olur, "sen de kendini musluman mi sayiyorsun ya? ben gercek muslumanlardan bahsediyorum."

    the texas sharpshooter: soylemlerinizden belli kisimlari secip kontekstin disina cikarip kullananlar iste bu safsataya imza atiyorlar.

    the fallacy fallacy: fallacy'nin turevinin alindigi fallacy cesidi. cok harika. birisi bir tezi savunurken bir logical fallacy'ye imza atti diye o tezin otomatik olarak yanlislandigini zannetmek. halbuki bazen kotu avukatlar iyi davalari kaybedebilir.

    personal incredulity: senin aklin almiyor diye muhatabin tezinin yanlis oldugunu dusunmek.

    ambiguity: agdali cumleler kullanarak kendi argumanlarini sisli bi perdenin arkasina gizleyip curutulmesi zor kilmaya calismak. cok isabetli bi ornek degil ama; "kavat demedim, kavas dedim"

    genetic: "cin maliysa tirttir", "apple yaptiysa alirim aggbiii", "corum'dan adam cikmaz" gibi. bir seyin niteliklerine degil geldigi yere odaklanmak ve bunu biraz abartmak.

    middle ground: orta yolculuk, ekmeksporculuk. bir tartismada hakli ve haksiz taraflar varken bile hakikatin ortya cikmasini amaclamak yerine, o gerilimden kacinmak icin ne olursa olsun orta yolu bulmaya calismak.