şükela:  tümü | bugün
  • on numara beş yıldız bi şair kardeşimiz.

    "incelikli örülmüş sert şiirleri, edebiyat piyasasına karşı geliştirdiği muhalif eylemeleri ve alternatif projeleri ile tanıdığımız kaos çocuk parkı kolektifi kurucusu ve koordinatörü lokman kurucu'nun sürekli portakal kabukları adlı kitabı düşülke yayınları'ndan çıktı.

    muzaffer bir eda ile dört duvar arasına hapsedilen günümüz insanının parçalanmış hayatını gözler önüne seren, duyumsatan, işittiren kurucu, medeniyetin işaret parmağıyla hayatımıza sokulan yanılsamalarla, bizi kuşatan yabancılaşmayla çarpışarak derinleştirdiği duyarlılığıyla okuru huzursuz bir idrakin eşiğinde bırakıyor. nihayetinde kendi gördüğümüz şeylerin boyundayız ve bu cilalı çağın elimize tutuşturduğu o meşum ayna ile boyunun ölçüsü alınması gereken şeyi fısıldıyor kulağımıza kurucu’nun şiirleri. akisle yüzyüze gelindiğinde kendi pençelerini kendi ensesine geçirmiş bir delilik haliyle karşılaşmak buruk ve hazin bir tada sahip olabilir, tüm şaşaasına rağmen en yalın imgelerin bile sahte olduğu bu çağda şiirin ve şairin vicdanı yarayı gizlemekten yana değil, bu son model yaranın sahici olduğunu dert edinen, yani şiirin yüreği tam da kendi yüreğindeki yaraya tuz basıyor. kurucu’ya göre insanların ürkmesi gereken şey bu acının vereceği delilik değil, iyileşmeme olmalı, insandan insana, insanın kendinden yayılan bu kopkoyu kötülük olmalı, bu yüzden umutla ve umutsuzlukla, uyuma uyumsuzlukla sanatı, ona temas eden herkesi dürüstçe infilak etmeye çağırıyor tekmil 32 şiir.

    uzaklarda değil, odamızda, tek kişilik yatağımızda, iki kişilik yatağımızda, yataktaki rüyamızda, ve o rüyadan uyandığımızda… sabah oluyor, akşam oluyor, bir sigara pakedi kadar, yalnızız, yorulmayan yalnızlığımız, o günün sonunda buruşturup atacağımız bir sigara pakedi gibi.. boyumuz, ebatımız, küçüklüğümüz değil, bu, kayıp çocukluğumuz, bu, küçük düşürülmüşlüğümüz..

    “e bize bu gülüşleri kim verdi, hiç hoş değil
    kim ağlattı bizi şimdi yokluktan, plastik mi bunlar?”

    tanıtım bülteninden
  • şair süheyla taşçıer'e benzettiğim bir şiir düzenine sahip başarılı bir şair.
  • dizelerininde, soğuk bir anadolu kasabasında kış ayında gece yarısı yatağından uyanan bir çocuğun dibine oturduğu hâlâ yanmakta olan sobanın çıtırtısı duyulabilir. güzel de müzisyendir bu abimiz.
  • “olabilir dedi çocuk
    olur dedi adam
    gözlerini kısıp uzaklara bakman
    yeniden yapar ”biz” dediğin her şeyi
    kırıklar unutulur…
    unuta unuta yürünür yine bu yol. ”
  • bir yirmi dört nisan şiiri

    ben büyüyünce vampir olacağım öğretmenim
    annemi öldürüp kızıl kanatlar çıkaracağım
    uçacağım derisi yüzülmüş mavinin nefretiyle
    kumlar dolacak kral nurun şaşı gözlerine
    dişleyeceğim düş yüzünden öğretmenim
    kan ve cinnet ekeceğim kudretine ki
    ben büünce ben büüüünce
    tek gözlü melekler düşecek yeryüzüne
    çok eski çadırlar kurulacak beton göbeklere
    ellerde balyozlar açacak
    yüzlerde sekiz yüzü cehennemin
    ağızlarda kıyamet ayetleri
    kül ve toz, kül ve toz, kül ve toz
    bütün korkular üzerine yemin olsun
    kül ve toz yeşertecek özgürlüğü
    dirilecek kurdun teninde kuzu
    dünya yeniden başlayacak öğretmenim
    kelebekleri sevmek büyütecek bizi
    kaplumbağalarla domates yemek
    yaşlı bir gölün kenarında
    güneşi kucağımıza alıp uyumak
    ay tozları ve sıcak terlerle
    uyanmak akşama doğru
    ama hep akşama doğru uyanmak
    büyütecek bizi
    ve ruhumuza çektirilmeyecek artık
    ademin yediği elmanın cezası
    ben büyüyünce vampir olacağım öğretmenim
    annemi öldürüp kızıl kanatlar çıkaracağım

    (bkz: dolaysız yıkım şiiri)
    (bkz: olmuş bu)