şükela:  tümü | bugün
  • 2010 yapımı apichatpong weerasethakul filmi. cannes film festivali 2010'da altın palmiye kazandı. komedi tarzındaki film tayland topraklarından çıkagelmiş.
  • filmekimi 2010 kapsamında gösterilecek olan apichatpong weerasethakul filmi.
  • bir aksilik olmazsa 22 ekim'de 2 kopyayla vizyona girmesi beklenen film. filmekimi'nde bilet bulamayanlar vizyonu bekleyebilir
  • filmekimi dahilinde görme şansım oldu bu filmi. hatta programa yanlış baktığımızdan dolayı sofia coppola'nın somewhere isimli filmine girdiğimizi düşünürken, birden açılıştaki ipini koparan inek sahnesiyle durumun ayırdına vardım. yanımdaki arkadaşıma "biz yanlış filme geldik galiba" dememe karşın, arkadaşım oralı olmadan filmi izlemeye devam etti. ben de kapattığım cep telefonumu açıp ışığından faydalanarak bilete baktığımda, amcam önceki hayatlarını hatırlıyor yazısını görerek durumdan emin oldum iyice.

    "neyse" deyip izlemeye devam ettik. nasıl olsa cannes'da bu yıl en iyi film ödülünü almış, zaten programda da dikkatimizi çeken birkaç filmden biriydi. ama fena halde yanılmışız.

    hani sinemadan çok fazla anladığımı, bir takım kıstaslara dayanarak filmleri değerlendirdiğimi söyleyerek ukalalık yapmayacağım ama, en azından ortalamanın üstünde bir sinema izleyicisi olarak görüyorum kendimi. filmin bana hissettirdiği tek şey şu oldu: bitse de gitsek! tamam tayland sineması, bambaşka bir kültür falan ama, sinema dediğin şey de bir histir neticede. o saçma mistisizm falan, aşırı irrite ediyor beni. 2010 yılında hala ormanda geçen mistik hikayeler, kırmızı gözlü insandan bozma maymun gibi şeyler, filmden soğumamdan başka bir şeye yaramadı. diyeceksiniz ki, "sen mi daha iyi bilecen lan cahil, koskoca cannes film festivali'nde altın palmiye vermişler işte!" eyvallah, o zaman şunu söyleyebilirim: görece daha nitelikli bir izleyici kitlesinin katıldığını söyleyebileceğimiz filmekimi festivali'nde yapılan gösterimde, en az 30 kişi filmin bitmesini beklemeden salondan ayrıldı. çok boğucu ve boğuculuğunda bir anlam varsa da gereksiz yere anlamsızlaştırılmış bir filmdi bana göre. o yanlış filme geldiğimizi anlayınca pek de umursamayan arkadaşımın yorumu ise bence filmi özetliyor: "adam bir filmde üç tane ayrı film çekmiş, hiçbirinin sonu yok!"

    --- spoiler ---

    filmde çok fantastik bir tecavüz/cinsel ilişki -hangisi olduğuna tam karar veremedim- sahnesi var. hayvanlı.

    --- spoiler ---
  • filmekiminde, izlerken salondan çıkan insanların olduğunu gördüğüm ikinci filmdir. ayrıca bu filmden birşey anlayan, anlam veren biri varsa ve olursa ne olur bana anlatsın.
  • kırmızı gözlü gorilleriyle koparmıştır. festivalin en absürd filmi olduğu su götürmezdir.
  • hayatımda bana galiba daha önce hiç yaşamadağım bir sinema deneyimi yaşatan film. hiç anlamadım. iyi mi kötü mü diyemedim bile.
  • tim burton'un jüri başkanı olduğu dünyanın en önemli film festivalinde ödül almış bi film elbette ki çok güzeldir ve görmek gerekir fikriyle gittik filme. esasında beyoğlu vizyonlarında çoğunluk'la beraber gidilebilcek tek film an itibariyle.

    tim burton film için "güzel, tuhaf bir rüya gibi..." buyurmuş, bense "tuhaf bir rüya gibi" kısmına katılabiliyorum sadece.

    --- spoiler ---
    filmden çıktığımda beğendiğim tek şey, amcanın gençliğinde öldürdüğü komünistlerin kırmızı gözlü hayalet maymun kılığında amcayı takip etmesiydi.
    aklımda kalacak olan sahne prensesin aradığı aşkı yılan balığıyla sevişerek bulmasıydı.(zira konuluydu)
    düşündüğüm tek şeyse, eskiden avrupa ve uzakdoğu festivallerinde ödül alan filmleri çoğunlukla beğenirdim, hatta kimisine aşık olurdum, 3-5 kez izlerdim.
    bu filmden büyülenmek bi yana, beğendiğimi bile söyleyemem. ya ben artık sıradan bir sinema seyircisi olma yolundayım; ya da festival jürisi kafası bir marjinal ekolleşme peşinde ve ben bu akımı artık takip etmiyorum.
    --- spoiler ---

    velhasıl kelam, filmi izledikten sonra değil öncesinde film hakkında okuma yapmak daha çok işe yarayabilir. ama sözlükte değil başka kaynaklarda. bir de yorgunken izlerseniz uyuma ihtimaliniz çok yüksek.
  • ödül verdilerse bir bildikleri vardır. evet, biz anlamadık kabul ediyorum. bir kaç review de okudum hakkında, hiç bir şey bulamayanlar ve ödülü hak etmediği düşünenlerin yanında illaki kendilerin göre bir şey bulanlar da mevcut. ne yazık ki jürinin filmi seçtikten sonraki açıklamasına ve gerekçelerine ulaşamadım. tim burton'un o tek cümlesi zaten yeterince klişe pek bir şey anlatmıyor bize. güneydoğu asya'nın inanç iklimlerine alışkın olmayınca çok fazla bir şey bulunamıyor ne yazık ki. filmdeki görsellik de inanılmaz sade, ruhani ve derinlikli bir film çekiyoruz, öyleyse zengin bir görsel tanım yapmalıyız diye hiç ama hiç düşünülmemiş, ya da beyoğlu sinemasının dandik perdesinin azizliğine de uğramış olabiliriz, bilemiyorum. sonuç olarak, ver balı, ver arıyı, ver mevlüdü kap ödülü diyerek bu entry'e de burada son vermek istiyorum.
  • hayatımdaki en kaba sinema yorumunu yapacağımı sezerek başlıyorum, hiç kimse, o binlerce küçük filmden birlikte zevk aldığım yakın arkadaşlarım dahil, bu filmin benim "anlayamadığım" bir boyutu olduğunu söylemesin. bağımsızlık ruhuna, doğallığın derinine inmek nasıl olur diye o kadar filmin arkasında durdum ama sırf "tuhaf bir görüntü manyağı" olduk diye böyle prestijli birşeymiş gibi değerlendiremeyeceğim bu sefer. dünyada 114 dakikayı doldurabilecek binbir küçük şey var tat alacağınız. daha iyi bakın.