şükela:  tümü | bugün
  • kendini her şeyin üstünde tutan, ben güzel görünecem diye tavşanların gözü çıksın umrumda değil mantalitesinde olan ve bi de 10 liralık fondoten kullanabilen alım gücü düşük insanları aşağılayanların tercih ettiği marka imiş.

    hayvan deneyi yapmayan firmalar ne yapıyor diye merak etmeden yorumda bulunmak ilginç gerçekten. eğer ucuz ürünlerin hayvan deneyi yapmadığı sanılıyorsa büyük yanılgı! hayvan deneyi yapmamak ayrı bir külfet olduğundan bilinen büyük firmaların tercih ettiği bir şey.
  • (maalesef) bir ara fondotenini kullandim, uc senedir de kullanmakta oldugum kirmiz ruj da kendilerine ait. epeyce iyi urunleri var, pudrasini da az kullandigimdan be$ senedir filan kullaniyorum sanirim. gel gor ki her surdugumde icim ciz ediyor. yeni urununu almak istemiyorum. zira hayvanlar uzerinde test yapan fimalar arasinda en onde at ko$turuyor. geri adim atmak gibi bir hevesi bile yok. bir de utanmadan "cunku ben buna degerim" diyor filan, tav$anlara i$kenceye degiyormu$ benim rujum, oyle bir $eyler.

    velhasil iyi makyaj malzemesi yapmalarinin sebebi hayvanlari kör etmeleri, ciltlerine asit surmeleri. oyle oyle mukemmelle$iyor o formuller. du$unun bakalim siz buna deger miymi$siniz.
  • kozmetik deneylerinin sadece hayvanlar ya da insanlar üzerinde yapılabildiğini sanan, laboratuvar ortamında özel tekniklerle canlı olmadan yapılabildiğini bilmeyenlerin kullanmakta beis görmediği marka. az bir araştır oku, elinin altında internet var. hayvan deneyi yapmayan markalar nasıl bu işi beceriyor diye bir düşün, biraz mantık yürüt. önyargı ve genelleme ne güzel şeydir. önce oku, araştır, sonra gel.

    (bkz: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak)
  • bugün itibariyle, hayvanlar üzerinde test edilmiş içeriklerle üretilmiş tüm kozmetiklerin avrupa birliği içerisinde satışını (ister avrupa'da üretilmiş, ister dışarıdan ithal edilmiş olsun) yasaklayan karara yönelik olarak "karara saygı duyarım, uyarım" demiş olan kozmetik devi. kendi altında 27 marka barındırdığına göre, dünyanın pazar payı açısından ilk şirketi olduğuna göre, bu tüm dünya için güzel bir haber, fark yaratacak bir değişim. umarım ki, hayvanlar üzerinde test etmek yerine geliştirilen diğer test etme tekniklerini sadece avrupa içi için değil, tüm dünya için kullansınlar.

    "even before the new rule was officially announced, the cosmetics company l’oréal, which is based in france, said it would respect the ban and “no longer sell in europe any finished product with an ingredient that was tested on animals” after monday."

    http://www.nytimes.com/…ested-ingredients.html?_r=0

    tabii devletler de eşşek başılık etmeyip, bu konuda avrupa birliği'ni örnek alan düzenlemeler geliştirirlerse çok iyi olur çok da iyi güzel olur. afferin l'oréal!
  • ben ki fondöten kullanmayan bir insanım, cildi örtmesi olsun, renk tonunu değiştirmesi olsun, hiç sevmem. dior, chanel, ysl farketmez, sevemiyorum. pudra kullanıyorum onun yerine. neyse entrinin konusu benim makyaj sırlarım değil. geçen gün bir mağazadan yaptığım alışverişe l'oreal infallible fondötenin deneme boyunu hediye etmişler, poşete atmışlar.

    eleştirilerim kadar beğenilerimi de yazmalıyım, aman allahım çok beğendim. fotoğraf çektirmem gereken bir ortama giderken bir deneyim ne olucak diye azıcık sürdüm, sanki pudra sürmüşüm gibi kadifemsi, ama renkli nemlendirici sürmüşüm gibi de dewy* bir görüntü, üstelik benim kadar huylu bir insanda bile sıfır rahatsızlık hissi. kesinlikle 10/10. ben feci üşengecim, pek ihtiyaç da hissetmiyorum ama nur yüzlü olmak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim.
  • saç kremleri aşmıştır. ürünleri o kadar kalitelidir ki kremi uzun ve karışmış saçları van ın bahçesaray ilçesinin yollarını kışın açan kar temizleme cihazı gibi açar.
  • 90'lı yıllardaki tv reklamlarında kullandıkları sloganı; '' evet biraz pahalı ama ben buna değerim '' olan kozmetik firması
  • hayvanlar üzerinde acımasızca deney yaptığını öğrendiğimden beri uzak durduğum marka.
  • yıllarca hayvanlara eziyet eden firma.
  • bir çok insan müthiş fikirleri olduğundan ama paraları olmadığı için bu fikirleri hayata geçiremediklerinden yakınıp durur ancak l'oreal denen dev güzellik ürünleri markasının kurucusu eugène schueller'in beş parasız bir şekilde işe başlayarak azimli ve akıllı bir çalışma sonucu ortaya çıkardığı milyarlarca dolarlık dev başarı aslında "parasızlığın" sadece bir bahane olduğunu ispatlamıştır.

    1904 senesinde paristeki üniversitesinden kimyager olarak mezun olduktan sonra evine kapanan genç eugène schueller her gece evinin mutfağında türlü boyalarla deneyler yapmaktadır ve amacı tamamen doğal görünen bir saç boyası bulmaktır.

    geceleri evinde ürettiği saç boyalarını ufak şişelere doldurarak sabahın ilk ışıklarında şehirdeki bayan kuaförlerini tek tek gezmekte ve bunları türlü taktiklerle ikna ettiği yerlere satmaktadır. işleri o kadar güzel gider ki bu beş parasız kimyager genç iki sene içinde biriktirdiği paralarla kendi şirketini açar. l'oreal markası doğmuştur.

    schueller işlerini büyütmek için kadınları saçlarını güven içinde boyatabilecekleri konusunda bilinçlendirmesi gerektiğini biliyordu. aklına gelen fikirse süperdi. o dönemlerde "la coiffure de paris" isimli bir moda dergisi bayan kuaförlerinde popüler olmuş bir dergiydi ve kadınlar saçlarını yaptırmak için sıra beklerken harıl harıl bu dergiyi okurlardı.

    schueller bu dergide kimyager kimliğiyle makaleler yazmaya başladı. şirketinin ismini hiç geçirmeden yazdığı makalalerin konusu tabii ki "saç boyaları ve boyama teknikleriydi". yazıları bayanlar tarafından okundukça daha fazla ürün sattı ve kısa süre sonra tüm dergiyi devir alarak kendi ürünlerini çaktırmadan öven bir içeriğe kavuşturdu.

    girişimci kimyager schueller bu sıralarda saç boyalarının satılması için en önemli insanların kuaförler olduğunu anlamıştı. onlarla iyi geçinmek ve mutlu etmek için elinden geleni yapıyor türlü türlü kampanyalar düzenliyordu. böylece fransadaki kuaförlerin büyük bir kısmı onun ürünlerini bayanlara "şiddetle" önermeye başladılar.

    schueller'in bir başka süper akıllı fikriyse parisin en güzel semtinde süslü püslü bir "saç boyama akademisi" açması ve başına rus çarının sarayında çalışmış aristokrat bir rus kuaförünü oturtmasıydı. fransanın her yanından gelen kuaförler bu "seçkin" okulda saç boyamanın tüm inceliklerini öğreniyorlar ve tabi doğal olarak "l'oreal" markasının dünyadaki en iyi boya olduğunu kendi kuaför salonlarında bayanlara ballandıra ballandıra anlatıyorlardı.

    1920'li yıllara gelindiğinde kadınlar çalışma hayatına daha fazla girmeye ve otomatik olarak bakımlarına çok daha fazla önem vermeye başladılar. tabii bu schueller ve şirketi l'oreal için harika bir gelişmeydi. fransa sınırlarını aşıp dünyanın dört bir tarafında mal satmaya başlamışlardı.

    bu dönemlerde schueller koyu saçlı kadınların saçlarını sarıya boyatma taleplerinin arttığını farketti ve çok kısa bir zaman içinde saçların rengini açan yepyeni bir ürünü piyasaya sürdü. o dönemler schueller'in bu ürün şişesini eline alarak etrafındakilere " bu minicik şişeden servetler kazanacağız çünkü gün gelecek milyonlarca kadın saçlarını sarıya boyatmak isteyecek" dediği söylenir.

    (ufak bir not : hanımların türkiye'de "oryal" olarak kullandıkları terimin l'oreal saç açıcısının tüm dünyada tek ürün olduğu dönemlerden kalma bir benzeşim olduğunu düşünüyorum tabi sadece bir fikir)

    l'oreal firması bu tür fırsatları her zaman ilk farkeden firma olmuştur. mesela fransada ilk defa işçilere yönelik ücretli izin kanunu çıktığı zaman schueller iuzun yaz tatillerine çıkacak işçilerin plajları dolduracağını düşünmüş ve bilin bakalım hangi yeni ürünü piyasaya sürmüştür ? cevap veriyorum:güneş yağı. tabii çuvalla para kazandıklarını söylememe ayrıca gerek yok.

    l'oreal firmasının en büyük başarılarından biri de bilime ve ar-ge çalışmalarına büyük bütçeler ayırmasıdır. kendisi de bir kimyager olan schueller'in talimatıyla daha ilk yıllarında koca bir araştırma enstitüsü kurulmuş ve en modern cihazlarla donatılmıştır. burası öyle bir hale gelmiştir ki mesela 1950 senesinde sadece araştırma departmanında yüz adet uzman kimyager çalışmaktaydı. tabi o dönemlerden bugüne kadar l'oreal firmasının bir çok yeni ürün keşfedip piyasaya sürmesinin arka planında bu bilime verilen büyük önem yatmaktadır. fransa'da beş parasız yeni mezun öğrenci eugène schueller'in evinin mutfağında başlayıp bugün milyarlarca dolarlık koca bir endüstri devi haline dönüşen l'oreal ve kurucusunun başarı sebeplerini özetlersek.

    1) bayanların istek ve ihtiyaçlarını, dünyadaki gelişmeleri göz önüne alacak şekilde iyi takip edip harika bir zamanlamayla en kaliteli ürünleri onlara sunmak

    2) güzellik ürünleri sektöründe büyük bir ağırlığı olan kuaförlerin ve moda dergilerinin bayanlar üzerindeki etkileme güçlerini kullanmak.

    3) bilime çok büyük önem vermek ve sürekli yeni geliştirilmiş ürünleri bayanların hizmetine sunmak. bir gün aklınıza harika bir girişimcilik fikri gelir ama birileri "senin paran yok başaramazsın" diyerek cesaretinizi kırmaya çalışırsa lütfen eugène schueller'in mutfağını ve sıfırdan kurduğu dev l'oreal imparatorluğunu düşünün.