şükela:  tümü | bugün
  • 2010 ispanya yapımı gerilim filmi.
  • ispanyol yönetmen guillem morales tarafından yönetilen guillermo del toro tarafından sunulan (presenta) "los ojos de julia" (julia'nın gözleri) yerine "los denyos de julia" (julia'nın denyolukları) isminin daha uygun olacağı (izleyince hak vereceksiniz) film.

    geriyor mu? geriyor.

    --- spoiler ---

    düşünün, kız kardeşiniz evinde intihar etmiş, birkaç gün sonra kocanız aynı evde öldürülmüş, siz görme kayıpları yaşayan hatta ara ara tamamen kör olan birisiniz. ve hastanede değil ölümlerin olduğu o evde kalmayı tercih ediyorsunuz. . sonra "vay efendim komşu ırzıma geçmeye çalıştı", "yok efendim evde birileri dolaşıyor" demeyin. denyosunuz. net

    --- spoiler ---

    yine de yönetmenin gerçeklik ve fantezi arası bir atmosfer yaratmada başarılı olduğunu es geçmemek gerek. özellikle filmin ilk yarısında, gizemli olayları çözmeye çalışıyor ve ana karakter julia ile ipuçlarını takip etmeye çalışıyorsunuz. filmin sonlarına kadar da hayaller insan mı yoksa bizler hayal miyiz anlayamıyorsunuz. (gene saçmaladım ya, neyse.)
  • artık bir korku klasiği olan “yetimhane” filmi ekibinden ve aynı kadın oyuncuyla (bkz: belen rueda) çekilen başka bir ispanyol gerilim filmi. hikayesi yetimhane kadar vurucu olmamasına rağmen gayet güzel sahneler barındıran, izleyiciyi geren bir film “julia nın gözleri”. teknik olarak da pek başarılı; renkler ve çekimler hoş.
    konusunu “görme yetisini giderek kaybeden kızkardeşinin esrarengiz intiharını araştıran bir kadının öyküsü” olarak özetleyebiliriz. film içindeki bir kaç hikayesi ile biraz uzatılmış havası veriyor ama sonlara doğru oldukça sürükleyici. notum 7/10.

    --- spoiler ---

    -son dönemlerde sürekli ruhlu-cinli doğaüstü korku filmi izlemekten bıkanlara ilaç gibi gelecek “killer” temalı bir film olmuş.
    -filmin sonlarında julia nın gözü sargılı iken izleyicilerin de diğer kişileri görememesi çok iyi düşünülmüş ve etkili bir fikir gibi geldi bana. nitekim sargılar açılırken biz de görmeye başlıyoruz.
    -filmin konusu uzatılmış, evet. kadının kocası isaac ile kızkardeşi sara nın ilişkisi gereksiz gibi. katile odaklanmak dururken izleyicinin dikkati dağılıyor.
    -beğendiğim başka bir sahne de julia’nın körler arasında kalması. kör kadınlardan birinin “sniff sniff” havayı koklaması.
    -son olarak filmin sürekli körleri beyaz gözlü olarak göstermesi ?

    --- spoiler ---
  • yakalanan katilin bana bakmayın bana bakmayın demesi, annesinin gördüğü halde kör gibi yaşaması ilginç noktalardan olsa bile filmden sonra akılda kalan ispanyolca aksamda 'julia' nın hulya hulya diye seslenmeyi çağrıştırmasıdır, vasatın biraz üzerinde bir film.
  • vasatın çok çok üstünde başarılı bir gerilim filmi olmuş. izlenmeye değer.
  • ilk kırk dakikasını atlatabilirseniz izlenebilirliği olan bir film.
  • kör olup da topuklu ayakkabıyla bir yerlere takılırım diye korkmadan gezen cesur bir kadınla henüz kör olmamasına rağmen yine topuklu ayakkabıyla çita gibi koşabilen ikiz kardeşinin hikayesi.

    topuklu ayakkabılar çok dikkatimi dağıttı, evet.
  • kötü bir film. ciddi anlamda vakit kaybı. benim gibi gerilim ve korku filmlerinden tırıs atan birisini bile gram germemiştir. izlenmemesini tavsiye ediyorum.

    --- spoiler ---
    mına koduğumun çakma ivan'ı gitti filmin sonunda harakiri yapar gibi 20 saniyede boğazını kesti, bide üstüne dikiş atsaydın la.

    --- spoiler ---
  • gerilim sevenleri baştan sona germeyi başarabilecek nitelikte güzel bir film. izlerken hülya'nın gerzekliklerine sövmek filme ayrı bir tat katıyor. o yüzden yalnız izlemeyin. süresi 112 dakika ama çoğu gerilimli olduğundan biraz yoruyor. olduğundan uzun geldi bana mesela.

    --- spoiler ---

    ev, koyu gri-yeşil renkli duvarlarıyla gördüğüm korku filmi evleri arasında kasvet sıralamasında başı çekebilir. ürkütücüden ziyade sıkıntı verici bir ev.

    --- spoiler ---
  • insana "görmek iktidarsa, göz muktedirdir. peki ya görülen?" sorusunu sormaya iten başarılı gerilim filmi.

    --- spoiler ---

    guillermo del toro'nun ucundan kıyısından da olsa bulaştığı filmler, zaten pek hayal kırıklığı yaratmıyor. guillem moralles'in yönetmenliğini yaptığı filmde del toro, yapımcılık görevini üstlenmiş. film, içinizdeki korku makinesinin zembereğini sonuna kadar kuran bir açılışa sahip. tekinsiz bir atmosfer, yağmurlu bir hava, sinirleri geren bir müzik... iki rolü birden başarıyla üstlenen belén rueda'yı bu ilk sahnede, peşindeki 'bir şey'den kaçan ve kurtuluşu, kendini evinin bodrumunda asmakta bulan kız kardeş sara olarak görüyoruz. ama üstünde durduğu tabureyi aniden deviren ayak, oturduğunuz yerde zıplamanıza yol açarken soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
    genetik bir görme sorununa sahip ikiz kardeşler julia ve sara (belén rueda), ayrı şehirlerde yaşar. uzun süredir görüşmemektedirler. sara bir gece intihar eder ve julia, ikizinin öldüğünü hisseder. ertesi gün kocası isaac (lluís homar)'le birlikte sara'nın evine gider ve olaylar gelişir. kardeşinin görme umudunu yitirdiği için intihar ettiğini düşünen julia da aynı girdaba çekilmeye başlar. gerçek ise oldukça farklıdır. aslında isaac, sara'yla birliktedir ve tek derdi bu gerçeği karısından saklamaktır. uygun retinayı bulmasının ardından ameliyat olan fakat görme yetisini kazanamayan sara, hem sonsuz karanlıktan hem de peşindeki 'şey'den kurtulmak için intiharı seçmiştir. julia'nın düğümleri tek tek çözmesiyle köşeye sıkışan isaac, retinalarını karısına bağışlayıp intihar eder. julia ameliyat olur ve dört gün boyunca sargıları açılmamalıdır. kendisine hasta bakıcı olarak tahsis edilen ivan (pablo derqui), başlarda oldukça ilgilidir. hatta aralarındaki ilişki giderek romantik bir hal alır.

    julia, ivan'ı adeta isaac'in yerine ikame eder. ama yanlış ata oynamaktadır. çünkü ivan, kardeşinin
    ölümüne sebep olan 'şey'in ta kendisidir. yıllarca görünmez olduğuna inanmış hasta ruhlu ivan (aslında bu karakterin adı ivan bile değildir. gerçek hasta bakıcı ivan, katil tarafından öldürülmüş ve derin dondurucuya konmuştur), kör kadınlara musallat olarak benliğine mevcudiyet kazandırdığuna inanır. onların eli, kolu olur. çünkü bir tek körler, gelişen duyularıyla onu fark edebilmektedir. işte bu yüzden sara ve daha sonra da julia, ivan'ın oltasına yem olurlar. bu iki kadının görme umudu ise ivan'ın tek düşmanıdır. görmeye başlarlarsa, artık ivan'a ihtiyaçları kalmayacaktır ve daha da kötüsü, yine görünmez olacaktır. bu yüzden tek çare iğneyle onları kör etmektir.
    işte julia's eyes, böyle bir konuya sahip, paranormal öğeler barındırmayan ve ayakları mümkün olduğunca yere basan bir film. bittikten sonra sizi, ivan hakkında düşünmeye sevk eden bir film aynı zamanda. kimsenin dikkatini çekmediği için kendini görünmez olduğuna inandıracak kadar hayalperest, bu duygunun verdiği cesaretten dolayı korkunç cinayetler işleyecek kadar mental sorunlu bir karakter (tipleme demek daha doğru olur belki) ivan. katilin doğaüstü bir varlık olduğu kanısına varmaya başladığınız filmin ortalarında, otel koridorunu 'şey'in gözüyle görürken şahit oluyoruz aslında ne kadar büyük bir kayıtsızlığa maruz kaldığına. kimse ona bakmıyor, yan gözle bile. kimse fark etmiyor. bir ruh gibi geçip gidiyor kalabalıkların arasından. ivan'ı merhametsiz bir ölüm makinesine çeviren kayıtsızlık, bize de bazı sorular sorduruyor. acaba biz de geçtiğimiz koridorlarda, fark edilmenin iktidarından mahrum bıraktığımız 'şey'leri, ardımızda birer ivan olarak bırakıyor olabilir miyiz? kim bilir.

    --- spoiler ---