şükela:  tümü | bugün
  • filmi kadıköy'de, sevgili dostum eyuphan'la birlikte izlemiştik; hatta sanırım kardeşi de bizimle beraberdi. kapanış jeneriği akmasına rağmen film bizim için bitmemişti. uzun uzun jeneriğe bakmış, oturduğumuz yerde çakılı kalmıştık.

    genelde bir lynch filmi izleyicisini ikiye böler. bizde de öyle oldu. iyi anımsıyorum, lost highway üzerine başladığımız sohbet; modernlik, postmodern sinema, fragmanter özne, bütüncül felsefenin sonu, nietzsche ve parçalı dünya görüşü, yaşamdaki anlamsızlığın ve psikolojik kaosun sinema sanatına yansıma biçimi üzerine gidip gelmişti.

    sözün özü, eyuphan filmi beğenmediğini, yaşamın bu denli karmaşık olmadığını, dolayısıyla sinema yapıtlarının da bu filmde olduğu gibi karmaşık olmaması gerektiğini, kafa karıştıran şeyin film olarak değerlendirilemeyeceğini, ama yine de saygı duyduğunu belirtti.

    benim ise filme yaklaşımım halen değişmedi: sanat, yaşamın aynası değildir (stendhal'e selam), belki bazen öyledir, ama sanat ile yaşam illaki aynı düzlemde buluşmak zorunda değildir, en anlamsız görünen sanat yapıtı bile dikkatlice çözümlendiğinde öznesine göre anlam üretecektir. sanat yapıtı yaşayan bir şeydir, mutlak anlamı yoktur. yazar ölmüştür artık (roland barthes'a selam). postmodern sanat yapıtları okuru veya izleyiciyi de yaratım sürecine çaığırırlar. metni ya da filmi yeniden yazmamız/çekmemiz istenir. lost highway de böyle bir filmdi işte.

    bununla birlikte, fragmanter öznenin ruhsal karmaşasının filmiydi önümüzdeki. bir meta filmdi (godard'a selam) ve yönetmenin sanatsal serüvenini de özetliyordu.

    neo noir tarzında çekilmişti. bununla birlikte filmdeki polis dedektifleri hiçbir şeyi aydınlatamıyorlardı.

    femme fatale eril anksiyetenin temel motivasyon kaynağıydı. femme fatale'in erkek-özne ile karşılaştığı ilk sahne pastişti ve olasılıkla postacı kapıyı iki kere çalar gibi kara filmlerin içinde bulunduğu filmsel familyaya bıyık altından bir göndermeydi. zehirli ölümcül, erkek-özneyi iğdiş ediyordu ve ona asla sahip olunamayacaktı (bunuel'e ve arzunun o belirsiz nesnesi'ne selam).

    baba figürü freudcu primal scene'i anımsatırcasına şiddet dolu, sahipkar, dominant bir figürdü ve öldürülmesi (olasılıkla sembolik bir ölümdü) gerekiyordu.

    kayıp otoban gibi bilinçaltı da yarı karanlık bir dehliz gibiydi. sarı şeritler belki de ihanetin rengini sembolize ediyorlardı.

    bütünlüklü özne kuramından artık bahsedilemezdi, çünkü postyapısalcıların da ısrarla savundukları gibi özne statik bir varlık değildi, değişim sürekliydi (baudrillard'a ve lyotard'a selam).

    sinema ardışık öyküler anlatmak zorunda değildi. yaşamın kendisi gerçekten de sandığımız gibi düzçizgisel ve anlaşılır mıydı? yaşamdaki sorunlarımızı çoğu zaman ya çözemediğimiz ya da anlamlandıramadığımız gibi sanat yapıtları da bu karmaşık psikolojiyi bir şekilde peliküle aktarmalıydı.

    ve daha bunun gibi birçok mesele hakkında düşündüklerim o günden bugüne pek değişmedi. david lynch'in yeni bir filme başlayacağını okuduğum için yazdım bunları. inland empire'dan sonra acaba ne ile karşılaşacağız, şimdiden merak içindeyim.

    edit: imla
  • lynchin rahatsız edici tarzını** dibine kadar kullandığı en önemli filmlerinden biri olan lost highway, bir gece kulubünde caz-saksafon** çalan fred'in, karısı renee tarafından aldatıldığına dair yaşadığı paranoyalarla başlar. ilk sekanstaki sevişmelerinde renee, fred'in sırtına dokunarak "önemli değil" der. yani fred, yatakta yetersizdir. bu fred'in paranoyasını tırmandırır ve kişilik bölünmesi gerçekleşir. fred, cinsel anlamda yetkin, ihtiraslı pete'e dönüşür. renee ise, bir femme fatele olarak pete'in aşık olduğu alice adıyla yeniden bedenlenir.

    yeni çağın femme fatale'inin klasik kara film femme fatale'inden farkı; düzüşürken görülebilmesi; tacizkar ve kışkırtıcı olmasıdır. zizek'e göre yeni femme fatale, bir fahişenin bedenindeki pezevengin kafasıyla suretlenir.

    lynch'in filmlerindeki kadınlar, femme fatale'in revize olmuş tüm bu halleriyle örtüşür.
    alice, pete'i tehlikeli bir hikayeye sürükler. bir otel odasında sevişirken "bana asla sahip olamayacaksın" der; o anda pete, fred'e dönüşmeye başlar.*

    freuda göre, kişi arzusunu gerçekleştirdiği sürece rüyasından uyanmaz; fred arzusunu pete olarak gerçekleştirir*; bu yüzleşme sonunda uyanır ve tekrar kendi olur. *
  • filmi izleyip normal olarak fazla bir halt anlamayan biri olarak aradığım huzuru biraz olsun http://www.jasonsweb.com/losthighway/index.htm adresinde buldum.

    --- spoiler ---
    şimdi efendim öncelikle bütün film, fred'in karısını kıskanıp vahşice öldürmesini zihninde canlandırmasından ibarettir.

    olayları istediği gibi hatırlamayı seven fred, psikolojik dengesizliğinden kaynaklanan gerçekdışılığı da işin içine katınca ortaya muazzam bir olay örüntüsü çıkar.peki kahramanımız olayları durup dururken niçin hatırlar?belki de bu hatırlama süreci cinayetten sonra dedektiflerce sorgulanması sırasında yaşanmaktadır.dedektifin fred'in burnunun ortasına yumruk patlatma sahnesi filmde fred'in hayal dünyası dışında kalan birkaç enstantaneden biridir.fred bu sahnede "lütfen karımı benim öldürmediğimi söyleyin" gibisinden birşey der.

    peki tamirci çırağı pete dayton kimdir,hatta nedir, fred'le bağlantısı ne ola? fred olayları hatırlama sürecinde kendini iki farklı kimlikte tasavvur eder.bunlardan biri bizzat kendi vücudunda ve kendi yaşadığı çevrede, ikincisi ise daha genç , ana-babasıyla yaşayan bir tamirci çırağı olarak.bu iki kimlik arasındaki geçiş noktası ise fred'in hücresinde idamını beklediği andır.yani fred kendini en boktan hissettiği o dakikalarda gerçeklikten iyice koparak olayları en baştan bir kez daha hatırlar.ancak bu hatırlama, yaşadığı korkudan ötürü ilkinden de uçuktur.pete'in içerisinde olduğu hayal daha güzel başlar.şezlongda uzanma ve sheila ile olan sahneler zavallı fred'in ölüm korkusunu biraz olsun kafasından atmak istediği tatlı dakikalardır. ancak kısa süre sonra aklına tekrar karısı gelir.bu kez kısmen farklı bir görünümdedir karısı.ancak sadakatsiz ve güvenilmez kimliğini yine de ortaya koyar.

    kireçli suratlı gizemli adam ise fred'in hayalinde onun cani duygularını ifade eder.vahşi bir cinayet işleyen fred bu duygularını kendi yarattığını da kabul eder. gizemli adam sık sık, "ben davet edilmediğim yere gitmem" der.

    filmin sonunda fred otobanda ilerlerken direksiyon başında metamorfoz geçirir gibi hareketler yapar.bu sahne büyük olasılıkla elektrikli sandalyeye oturtulan fred'in son anlarını anlatır.
    --- spoiler ---

    daha uzar gider bu.birçok farklı açıklama getirilebilir her sahneye ya da her karaktere.en iyisi bu filmle ilgili öyle ya da böyle birşeye inanmaktır.yoksa yedirtir kafayı gece gece...
  • film bana, bir edebiyatçı olarak kuantum mekaniği dersine girmişim gibi hissettirdi baba. hemi de blok ders. ulan insan 2 saat boyunca bi sik anlamaz mı? korkmam mı, yoksa 31 mi çekmem lazım onu bile anlayamadım. hangisine karar verdiğimi söylemiyorum, okuyucu düşünerek bulmalı (lan ben niye david lynch gibi gizem yapamıyom?)
  • bilinçaltının dipsiz sularında körpecik izleyicisine bir baba edasıyla yüzmeyi öğreten lynch'ten iki saatlik bir ders niteliğindedir bu film. bu tecrübeden isteyen istediğini alır, kimisi olduğu yerde panik olup dibi görünmeyen sularda boğulmaktan korkarken kimisi gayret edip kulaç atmaya yeltenir. şimdi müsadenizle -eğer hala unutmadıysam- bu filmle ilgili bir iki kulaç ta ben atayım. varsın iki metre gidemiyim, boğulmaktan iyidir.

    --- spoiler ---

    ana karakterimiz fred, aslen başarılı bir müzisyendir ama ruhani dengesini korumakta ve evlilik kurumunu sürdürmekte bocalayan bilinçaltı zengin ve haddinden fazla içine kapanık bir arkadaştır. tüm bu kaotik dünyasına neden sonra karısının onu aldattığına/aldatacağına dair bir paranoya da eklenir ve adamımızın içsel serüveni başlamış olur. sonundan beş saniyeyi en başa montajlayarak -dick laurent is dead- izleyicisini kurnazca manipule eden ve daha en başından aklını bulandıran lynch'in aslında tek göstermek istediği obsesif ve kişilik bölünmesi yaşayan bir adamın karısını öldürme ve akabinde bunun üzerine düşünme sürecidir. belki de bir çözüm arama uğraşında olan izleyici kitlesinin en çok ayrıldığı nokta olan mystery man'imiz ise bana kalırsa filmde tanrı ya da ona eşdeğer bir omnipotent güç rolünden başka bir şey değildir. istediği yerlerde ortaya çıkabilmesi, elinde tuttuğu kamerayla tanrının gözü hesabı karakterleri izlemesi ve aynı anda birden fazla yerde bulunabilmesi hep tanrı'nın işgüzarlığıdır çünkü. bu bakımdan ondan korkmamamız gerekir, o ne diyorsa doğrudur. filmin sonunda fred'e alice diye birinin olmadığını söyleyip onu gerçeğe aydırması gibi. hatta kaşları olmayan (ki bu da çok tanrısal bir imaj) bu adamımız bazı bazı rene'yle yer bile değiştirebilmektedir. mümkündür. fred'in yatakta rene'yle seviştikten sonra yanıbaşında belirivermesi ve hatta filmin bir sahnesinde rene'nin kaşlarını temizlemesi gibi. burdan yola çıkarak, fred'in aklında karısının olduğu çoğu zaman tanrı'yı hatırlamasının, işlediği/işleyeceği cinayetten duyduğu vicdani/dini ızdırabı simgelediğini söyleyebiliriz, ya da ben söyleyebilirim. tabi burda tanrı figürünün hinliği de devreye girmekte. kötülüğün ve bilinçaltının en karanlık noktalarını temsil eden dick laurant'ın ölümünde ona yardım eden mystery man, aynı zamanda çirkin ve güvenilmez suratıyla dick'in yani kötülüğün de arkadaşı olabiliyor. 20. y.y. sanatına hükmeden muğlaklık ve güvenilmezlik anlayışına anlaşılan lynch tanrı'yı da karıştırıp "neremiz doğru ki?" gibi bir şey söylemeye çalışmış. şimdi gelelim tekrar öyküye. karısını nasıl olduğunu bile anlamadığı bir trans anında öldürüveren fred hücresinde ölümü bekleyedururken baş ağrıları da hat safhaya çıkar. filmin başında rene'nin dedektiflere söylediği gibi fred kameralardan nefret etmektedir. çünkü net ve yüzde yüz gerçek görüntüleri sevmez. geçmişi işine geldiği gibi kurgulayıp öyle hatırlamayı yeğler ki buradan izleyicinin filmi izledikten sonra işine geldiği gibi kafasında kurgulayıp kendi senaryosunu oluşturmasına da izin verdiğini açıklar bir nevi lynch. neyse.. kafasında dönenler şişip kafatasını çatlatacak safhaya geldiğinde fred polymorph olup pete diye kendisinin tam zıttı bir tamirci çırağına dönüşüverir ve hapishaneden şartlı tahliyeyle çıktığını kurgular. izlenmek teması bu sefer mystery man ile değil de sürekli onu takip eden iki polis tarafından gerçekleştirilir bir süre. fred pete halinden memnundur, hatta gerçek yaşamını hatırlatacak öğelere (radyodaki caz parçası) katlanamaz bile. pete iktidarsız değildir, pete işi ve çevresi gereği içine kapanık değildir, daha basit ama daha düz ve huzurlu bir yaşamı vardır. fred'in belki de olmak istediğidir. ama karısına olan obsesyonu fred'i pete'nin vücudunda da rahat bırakmaz. alice ismiyle resurrect olup femme fatal rolünde çıkagelir kadın karşısına ve ilişkileri başlar. esas hayatında aldatılan erkek hissine sahip olan fred bu sefer de taraf değiştirip araya giren erkek rolünde takılır ve o hissi de dibine kadar yaşar. çöldeki sahnede -ki çöl havada karada bilinçaltını simgeleyen bariz bir metafordur- görüldüğü üzere karısına pete'nin vücuduyla da olsa sahip olmak istediğini görürüz fred'in, çünkü tek amacı budur. ama hem seksist bir bakış açısıyla hem de karısını öldürmüş olduğu için bu imkansızdır artık, rene rest çekerek gözden kayboluverir. nihayetinde ölmüş karısına olan aşkı fred'i kafasında da olsa bir cinayete kadar götürür ve tüm korkularının kaynağı olan güçlü sapık dick laurent'i tanrı'nın (mystery man) yardımıyla öldürerek kendi hesaplaşmasında bir nevi beraat eder. sonra da malum son sahnede polislerden kaçarken gerçek zamanda elektrikli sandalyede idama çarptırılır. filmimiz biter.

    --- spoiler ---
  • dick laurent is dead sözünü fısıldayan başfigürün finalde aynı sesi yine kendisinin işitmesi filmin yapısını da özetler niteliktedir: öncelikle bu döngüsel bir hikayedir ama aynı zamanda bütün olan bitenin fred'in zihninde olup bittiğini anlamaya yarar. bütün hikaye boyunca fred'in zihninde olup bitenlere tanık olmuşuzdur. sesin fısıltı halinde duyuluşu seyirciyi de suç ortağı yapar çünkü fred haricinde söyleneni seyirci de işitmiştir. bu hamle, fred ile seyirciyi baş başa bırakır ve hikaye boyunca her şeyi onun gözünden görürüz. bakış açımız onunla sınırlı olduğu için kesin anlamlar bulmak da zordur. fred mazideki hikayesini çarpıtıp dönüştürdükçe seyirci de bu yarı karanlık oyunun içine doğru çekilir ve bir yerden sonra da kılavuzsuz kaldığını hisseder çünkü devreye pete adlı bir genç de dahil olmuştur. fred'den pete'e evrilen süreçte aynı zamanda mystery man'in de ara ara sahneye çıkması zihinsel bulanıklığın bir göstergesi olduğu kadar kılavuzsuz kalan seyircinin de zihninin bulanmasına yol açar. özcesi lynch hikaye(ler) boyunca seyirci ile kedinin fare ile oynadığı gibi oynar.

    edit: imla
  • hakkında bu kadar entry girilince anlaşıldığını sandığım film.
  • "olup biteni kendimce hatırlamayı severim. nasıl olduğunun önemi yok."

    işte bugün, bu filminden dolayı david lynch binlerce insandan küfür yiyorsa bunun sebebi aynı zamanda filmin özü de olan bu replikteki yaklaşımındandır herhalde.

    şaka bir yana lost highway, "gerçek" kavramını, bir kişinin (hem de çok büyük psikolojik problemleri olan birinin) zihninin sınırlı ve çarpıtılmış yansımalarıyla peliküle başarıyla aktaran devrim niteliğinde bir başyapıt.

    en sağlıklı insan kafasının bile "hakikat" algısını tamamen yakalayabilmesinin imkansızlığını da göz önünde bulundurulursa, filmde olanları izleyerek "filmin gerçeğini çözebilmek" diye bir şey söz konusu olamıyor. ancak maksimum çabayla bu sır yumağını biraz olsun kavramaya çalışabiliyor insan.

    mulholland drive filminde çok daha fazla ipucu veren lynch'in (bkz: #29936593) bu filmle ilgili sorulan onlarca soruyu ısrarla "ne anlıyosan odur arkadaşım" yaklaşımıyla cevapsız bırakması da filmin gizeminin çözülmesini zorlaştırıyor. (yazının bundan sonrası sürprizbozan içerir.) (filmi izleyen ama biraz mesai gerektiren bu yazıyı okumak istemeyen arkadaşlar için özet geçtiğim kısım yazının sonunda yer almaktadır.)

    --- spoiler ---

    ama david lynch bir ipucu vermiş yine de... bir röportajında lost highway'in "psyhcogenic fugue" derdiyle muzdarip birinin hikayesi olduğunu vurgulamış. tabi vaktiyle film vesilesiyle biraz araştırmıştım "psychogenic fugue" şimdilerde "dissociative fugue" denen hastalığın eski adıymış. genellikle şiddetli bir travma sonrası hasta kısa süreli olarak, kendisini, kendi kimliğinin dışında bambaşka -ve genellikle daha iyi niteliklerde- birisi sanırmış. bu yeni kişilik dışarıdan bakıldığında bir akıl hastası olduğunun anlaşılmayacağı ölçüde kendi içinde tutarlı olabilirmiş. allah vermesin... bu rahatsızlık filmin genel gidişatına biraz ışık tutuyor. temel olarak görünen o ki fred madison, psikojenik füg rahatsızlığıyla pete dayton'a dönüşmüş olarak buluyor kendini. sahne sahne bakacak olursak:

    david bowie şarkısı i'm deranged ile otobanımızın ilk durağına geliyoruz. fred madison steril ve insanlardan uzak yaşayan birisi. başarılı bir caz müzisyeni. bu, gerçekte var olan bir karakter ama biz gerçeği değil onun beynini izlediğimiz için gerçek-dışı öğelerle harmanlanmış bir hikaye izliyoruz. dehşet içinde bir fred ile otururken birden zil çalıyor. aşağıdan gelen ses "dick laurent is dead" diyor. bu fred'in hasta beyninin ona acı gerçekleri göstermesi adına gönderdiği ilk sinyal... ama kendisi henüz şiddetli bir "kabullenmeme" aşamasında... kapının önüne bakıyor kimse yok. sonra renee'yi tanıyoruz. ilişkileri bir acayip... ses tonları konuşma şekilleri hep soru işaretleriyle dolu. ilk kaset geliyor postadan. bu, kapı otomatiği hadisesinden sonraki ikinci uyarıcı... zaten filmdeki bir çok öğe, fred'in halini kabullenmesi için küçük uyarılardan oluşuyor.

    fred, performans için bir kulübe gidiyor. giderken eşi evde kalıp kitap okuyacağını beyan ediyor. fred duruma önce sorun yokmuş gibi yaklaşıyor. ancak mola verdiği bir zaman diliminde karısını telefonla arıyor. cevap yok... renee'nin uyumuş olabileceği en kuvvetli ihtimal olsa da bu cevapsız arama fred'in kafada olumsuz soru işaretlerine evriliveriyor.

    üçüncü uyarı geliyor, bir kaset daha... görüntüler yavaş yavaş evin içine giriyor. ama devamı hâlâ yok. o gece zaten aklına karpuz kabuğu düşmüş fredin hatırına, bir saksafon performansı sırasında kendisine gergin bakışlar fırlatarak kulüpten birlikte çıkan renee ve andy hatırası geliyor. sonra bu şüpheyi bir kenara bırakıp eşi ile ilişkiye giriyor. ancak ne yazık ki yatakta saksafondaki başarısını gösteremiyor ve bir de zaten arzusuz, isteksiz eşi onu "sorun değil" diyerek pış pışlıyor. karakterimiz son derece güçlü bir aşağılanma hissine gark oluyor. (buradaki bakışı bill pullman'ın oyunculuğunun zirveye çıktığı an bence.) zaten en güçlü tetikleyicisinin kıskançlık duygusu olduğu içindeki cani gerçekliği temsil ettiğini düşündüğüm "mystery man" i ilk defa o olaydan sonra görüyor.

    sonraki gün bir mesaj, yani bir kaset daha geliyor. artık yatak odalarına kadar giren kötülük üzerine polis çağırıyorlar. david lynch filmlerinde polisler olayı çözmezler. sadece filmin yorucu kişiselliğinin içinde küçük bir teneffüs arası gibi, gözlemci statüsüyle genellikle sorgular ve giderler. burada da böyle oluyor.

    o akşam renee'nin eski arkadaşı olan andy'nin davetlisi olan çiftimiz bir partiye katılıyor. orada eşinin andy ile samimiyeti üzerine iyice içten içe çıldıran fred, mystery man ile yüz yüze geliyor. dehşet verici telefon şovuna rağmen fred onun "kendi evinde" olduğunu anlamlandırmak istemiyor. andy ile konuştuklarında andy onun dick laurent'ın bir arkadaşı olduğunu söylüyor. mystery man yani fred'in kabullenmek istemediği çirkin gerçekliği, karısının ilişkisinin olduğunu düşündüğü ama henüz yüzleşmediğimiz dick laurent ile birebir bağlantılı çıkıyor. belli ki renee fred'i dick laurent ile aldatıyor. biz de fred'in zihninden çıkıp hakikati göremediğimiz için öyle mi değil mi şimdilik bilemiyoruz.

    o akşam kıyamet kopuyor. arabada sigortaları tamamen atan fred eve gidiyor ve karısını öldürüyor. ama öldürmüş olduğunu kabullenmediğinden biz bunu ancak küçük işaretlerden anlayabiliyoruz. mesela yine onun gözünden baktığımız için bize sunulmayan bir olayı, yani gece evde yaşanan boğuşmayı, bir anlığına gösteren bir aydınlanma oluyor. ve dikkat edilirse o gece fred ve renee eve girdikten sonra birlikte görünmüyorlar. renee, fred'e sesleniyor ama çoktan arka odada karanlıkta kaybolmuş fred'e ulaşamıyor. bir de her gece siyah olan nevresim takımı fred'in cinayet mahallindeki saniyelik zihin kaydında da olduğu gibi beyaz. yani fred renee'yi o gece öldürüyor.

    ertesi sabah bir video kaset daha. fred, renee'yi kasedi birlikte izlemek için çağırıyor ama artık olmayan karısına ulaşamıyor tabii ki. mystery man'in kendisine hediyesi olan bu videokasette açıkça kendisini kanlar içinde vahşice öldürülmüş renee'nin yanında üstü başı kan revan içinde görüyor.

    şimşekler çakıyor ve gerçekliğe dönüyor. hapiste uyanıyor tabii. kabullenmek istemiyor ama elleri kolları bağlı. orada hem karısını öldürmenin ağırlığı hem de idam mahkûmu olmanın klostrofobisiyle bir psikojenik füg geçiriyor ve zihninde pete dayton olarak uyanıyor.

    psikojenik füg olayı kişinin genellikle kendini daha iyi niteliklerde zannetmesine sebep oluyor demiştik. fred madison'ın gerçeklikten kaçışı olan pete dayton da cinsel güçlülüğü, dünyaya karşı vurdumduymazlığı, ve sosyal çevresi ile tam da fred'in eksiklerini tamamlıyor. kız arkadaşı ile de ilişkileri sağlam. ama o, bu yolculuğunda da aşık olduğu kadını arıyor ve yılanın başı mr. eddy ile birlikte harikalar diyarından alice çıkıveriyor ortaya. tabii ki pete, renee'nin aynısının sarışını olan alice'den gözlerini alamıyor ve ilişkileri kısa bir süre içinde başlıyor. evet fred, karısını elinden alan dick laurent'in elinden, pete olarak karısını geri alıyor. tabi bir david lynch filminde kolay kolay her şey çok güzel gidemez. kısa bir süre sonra hayal dünyasında sallantılar oluyor ve pete, baskın karakter mr. eddy'den tehditler almaya başlıyor. rüyada kaçışa devam etmek isteyen pete de alice ile tası tarağı toplayıp kaçma planına girişiyor.

    pete son defa ailesinin yanına geldiğinde ailesi ona bir gizemi açıklamak istiyor. pür dikkat gerçeği merak eden biz izleyiciler ağızlarının içine bakarken birden telefon çalıyor. henüz hazır değiliz bu rüyadan çıkmaya. telefonda mr. eddy'den mafyavari bir tehdit yedikten sonra yine mystery man'in sesini duyuyor. mystery man: "doğuda... uzak doğuda... birisi ölüme mahkum edildiğinde... onları kaçamayacakları bir yere gönderirler... bir celladın ne zaman arkalarından gelip de başlarının arkasına bir kurşun sıkacağını bilmezler..." diyerek pete'in sallanmaya başlayan parıltılı dünyasının -yani fred'in sallanmaya başlayan parıltılı rüyasının- sona ereceğinin küçük bir sinyalini veriyor. yine de kaçamayacağını kabullenmek istemeyen pete, alice ile kendisini soyup kaçma planı yaptıkları andy'nin evinde buluşuyor. kafasında dönüp duran gerçeklik olan alice'in dev pornografik görüntülerinin yansıması arkada devam ederken işleri kontrole gayret ediyor ve çok kısa bir süre içerisinde andy'yi öldürüyor. "onu öldürdük" diyen pete'e artık uyanması için bir bomba da alice'den geliyor "hayır onu sen öldürdün"

    bu sarsıcı etki onu bulunduğu gerçeklikten uzaklaştırıyor ve asıl gerçeğe yakınsıyoruz. önce bir fotoğrafta alice ile renee'yi birlikte görüyor. artık renee gerçeği rüyamızın içine sızmış oluyor. sonra fred'in gerçekleri gizlediği 26 numaralı odanın da bulunduğu bir otelde buluyor kendini. ve o odada renee'yi başka biriyle ilişkiye girerken görüyor. renee ona "hiç benimle konuştun mu? nedenini sordun mu?" diyor. bence bu sahne tam anlamıyla rüya-hayal imgeleriyle dolu ve pete'in gerçekte var olmayan bir karakter olduğunun da en önemli ıspatı. bir de bu kilit sahne fred ile eşinin ilişkilerini ve karısının onu aldatma sebebini de biraz özetliyor. fred hiçbir şekilde renee ile oturup konuşmuyor, ortada bir sorun olduğunu kabul etmiyor ve kendi steril dünyasına hapsetmeye çalıştığı eşi de duygusallıktan uzak, soğuk biri oluveriyor. sonra da renee bu baskıcı dünyadan "aldatma" formunda kaçıyor bir şekilde.

    fred'in (şimdilik hâlâ pete'in) kaçış çabasının son noktasına, düğümün çözüleceği kabinin bulunduğu çöle geliyorlar. burada çift ateşli bir ilişki yaşıyor ve tam pete aşkının zirvelerindeyken alice onu bırakıyor ve pete'i bitiren (hem mecazi hem gerçek anlamda bitiren) o cümleyi kuruyor. "bana asla sahip olamayacaksın".

    burada en şiddetli sarsıntıyı yiyen arkadaşımız artık onu gerçeklerle tanıştırmak isteyen mystery man'imizle son defa görüşüyor ve ona sorular soruyor. mystery man cevaben "alice diye birisi yok arkadaşım o renee" diyor ve ilave ediyor "asıl sen kimsin?"

    fred son defa kaçma çabasındayken artık mystery man onu yakalıyor ve kayıp otobanımıza giriyoruz.

    fred için son aşama lost highway otel ile başlayan kabulleniş aşaması oluyor. tabi kabulleniş aşaması olduğundan bundan sonra cereyan eden aksiyonun (mystery man'in fred'den farklı bir kişiymiş gibi gösterilmesi dışında) "hakikat"e en yakın olaylar olduğunu düşünüyorum. fred önce 26 numaralı odada dick laurent ile renee'yi ilişkiye girerken görüyor. renee'nin çıkmasını bekliyor ve dick laurent'i alaşağı edip bagaja atıp çölün yolunu tutuyor. bagajı açtığında dick laurent kendisine saldırsa da kısa süre içinde fred onu etkisiz hale getiriyor. sonra mystery man ile birlikte bir el tv'si aracılığıyla ona suçunu gösteriyorlar ve onu öldürüyorlar. onu öldüren mystery man olsa da fred artık içindeki çirkin gerçekliği kabulleniyor ve hiçbir şekilde gerçeklerden kaçamayacağını yani onu kendinin öldürdüğünü biliyor ve muhtemelen döngüyü başlatmak için gereken talimatı veren mystery man'in söylediğini yapıp kendi evinin megafonuna "dick laurent is dead" demek üzere ayrılıyor.

    son sahne daha bir anlaşılır gibi. fred bir otobanda akşam üzeri gibi polislerden kaçıyor. sonra otobanda birden gece oluveriyor. buradaki ani gündüz gece değişiminin muhtemelen fred'in kafaya elektrikli sandalyenin o meşhur kafa aparatı takılmasından diye düşünüyorum. sonra da fred direksiyon başında titremeye başlıyor. yani elektrik veriliyor ve sonunda ölümü ile dinginleşerek film bitiyor.

    ekstra hususlar:

    mystery man: bu arkadaşımızı fred'in şeytani alt kimliği olarak tanımlamak yanlış olmaz. temelde kıskançlık olarak da tanımlanabilir. çünkü iki cinayeti de kıskançlığı nedeniyle işliyor. ama içinde bulunduğu kaotik ruh dünyası onun bu gerçeği en derine gömmesini sağlamış. ama o gerçeklik de çok güçlü olduğu için bastırılması imkansız. dışarı çıkmak ve fred'in yalan dünyasını gerçeğe evirerek onun kurtuluşunu sağlamak istiyor. bunu yaparken de fred'in zihnindeki onun tamamen silmek istediği resimleri çeşitli iletişim araçları kullanarak (telefon, video kasetler, el televizyonu) ona ıspatlıyor ve yavaş yavaş ona gerçeği anlatıyor.

    andy: andy, renee'nin dick laurent ile tanışmasına vesile olan artist. senaryonun makaslanan kısımlarında onun fred'in mahkumiyetini tv'den öğrenmesi hadisesi var. yani fred ölüme mahkûmken o hala sağ. tabi fred kendisine gıcık olduğu için hayalinde onu da öldürüyor.

    ı'm deranged: david bowie'nin "kafayı sıyırdım" anlamına gelen ve ismi filmi özetleyen harika şarkısı filmin ruhuna o kadar uymuş ki... buyrun

    özet: "filmi izledim ama yazdığın tuğla gibi anlamsızlığı okumayacağım" diyenlere kısaca özetleyelim.

    başarılı bir caz müzisyeni olan ancak yatakta pek performans gösteremeyen fred madison kıskançlıktan mütevellit karısını ve karısının birlikte olduğu dominant karakter dick laurent'ı öldürür. bunu kabullenmek istemese de adalet sistemi onu idama mahkûm eder ve olayları kabullenmek istemez ve psikojenik füg denen kendi kimliğinden kaçış rahatsızlığına gark olur. yeni kimliği pete dayton ile eşini farklı bir kimlikle de olsa aldattığı adamdan geri alır. ancak gerçekler peşini bırakmaz ve kurduğu muazzam dünya yavaş yavaş yıkılır. sonunda karısının kendisini aldattığını, bu nedenle önce dick laurent'ı sonra da karısını öldürdüğünü kabullenir ancak yine de elektrikli sandalyede kavrulana kadar kayıp otobanında kaçmaya devam eder.

    aynısının resimlisi için buyrun

    --- spoiler ---
  • bu kadar gerçeküstü bir filme yorum getirmek gereksiz ama bir o kadar da zevkli. işte bazı gerçekler ışığında bir çözümleme de bu entry'nin yazarından:

    --- spoiler ---
    1. fred -muhtemelen başarılı ve ünlü- bir müzisyendir, ancak -kişilik bölünmesine varan ya da varacak olan-psikolojik sorunları vardır.
    2. dick laurant, karanlık zevklere sahip biridir.
    3. fred'in eşi -büyük olasılıkla- porno sektöründen ya da fahişelikten gelme bir kadındır ve laurant'la ilişkisi olmuştur ya da halen sürmektedir.
    4. fred eşinin geçmişini ve ilişkisini öğrendiğinde zıvanadan çıkıp katil olmuştur.

    mystery man hakkında bir sürü değerlendirme yapılmış. fred'in kimliklerinden biri, ölüm, hatta şeytan olarak tanımlanmış(böyle düşünenlere rolü üstlenen ve senaryoyu anlamadığını söyleyen robert blake de dahil). şimdi bir de mystery man hakkındaki gerçeklere bakalım:

    1. fred'i her yerde bulabiliyor.
    2. evine, hatta yatak odasına rahatça girip çekim yapıyor ve kasetleri fred'in kapısına bırakıyor. kasetleri mystery man'in çektiğine dair bir şüphe varsa, filmin sonlarında elinde kamerayla kulübeden çıkıp fred'in üzerine yürürken gerçekleşen şu diyalogla birlikte yok oluyor.

    fred: alice nerede?
    mm:alice kim? onun adı renee. eğer adım alice dediyse, yalan söylemiştir. ve senin adın, senin adın ne?

    uzaklaşmaya çalışan ünlünün üzerine yürüyerek sorular soran kameralı biri. tanıdık geldi mi? bu diyalog aynı zamanda fred'in, eşinin kirli geçmişini ya da ilişkisini mystery man aracılığıyla öğrendiğinin de kanıtı. o halde, kullandığı cihaz(kamera) yöntemler göz önüne alındığında, sevgili gizemli adamımızın medya ve paprazzileri simgelediğini söylemek yanlış olmaz. fred'le ilk konuşmalarında sarfettiği sözcüklere bir bakalım: "tanışıyoruz" (her magazin muhabiri ünlülerin tanıdığı, hatta can ciğer dostudur ya) ve fred "evime nasıl girdin" diye sorduğunda "beni sen davet ettin, çağırılmadığım yere gitmek adetim değildir" ("halkın haber alma özgürlüğü" tarzı bir repliktir bu da) üstelik dick laurant bagajdan fırlayıp fred'i alt etmek üzereyken önce bıçağı, sonra da tabancayı fred'in eline veren, yani cinayete ortak olan da mystery man.
    bu fikirler ışığında, mullholland dr. nasıl bir hollywood eleştirisi olarak değerlendirilebilirse, lost highway'i de insanların özel hayatına burnunu sokan ve can alan medyaya sağlam bir yergi olarak görmek mümkün.
    --- spoiler ---
  • ailenizin filmi.. aile boyu kaos..