*

şükela:  tümü | bugün
  • mikrobiyolojinin kurucusu sayilan bilim adami.
  • (bkz: pasteur)
  • fransız kimyacısı ve biyoloji bilgini.şarbon aşısını ve kuduz asısını buldu.
  • fransız kimyacı ve biyoloji bilgini. bütün dünyada mikrobiyolojinin kurucusu sayılır. dijon, strasburg, lille ve paris üniversitelerinde profesör olarak çalıştı. bugün kendi adıyla anılan mikrobiyoloji enstitüsünü kurdu ve yönetti. pasteur'ün ilk araştırmaları streokimyanın başlangıcı sayılabilecek olan kristalografi üstünedir. sonra laktik, alkolik ve bütirik mayalanmaları inceledi ve her birinin ayrı bir mayadan ileri geldiğini ortaya koydu. havasızyaşar bakterilerin varlığını kanıtladı ve mikropların yoktan var olamayacağını, her canlı varlığın muhakkak bir canlı varlıktan türeyebileceğini öne sürdü. 1865'te ipekböceği ve onun hastalığı (pebrin) üstüne yaptığı incelemeler sonucunda hastalığın mikrobunu buldu ve ipekböcekçiliğini büyük bir zarardan kurtardı. 1870 ile 1886 arasında, bulaşıcı hastalıklara yol açan mikrobu (septik vibriyon, stafilokok, streptokok vb.) ortaya çıkardığı gibi şarabın bozulmasını önlemenin yolunu da buldu (partörizasyon). 1879'da chamberland ve roux ile birlikte tavuk vebasını inceledi ve serumla önleyici tedavi yapabileceğini ilkesini belirledi. 1881'de roux ile birlikte kuduz üzerindeki incelemelerine başladı ve sonunda 1885'te kuduz aşısını buldu.
  • louis, 27 aralık 1822’de fransa’nın dole kasabasında dünyaya geldi. geçimini dericilikle sağlayan pasteur ailesi yoksuldu. derici olan babası çok çalışkandı ve kitaplara düşkündü, sevgi dolu bir kadın olan annesiyle çocuklarının eğitimi için her türlü sıkıntıyı göze aldı. louis daha küçük yaşlarında güçlükleri göğüslemede sergilediği direnç ve istekle dikkatleri çekiyor, coşkuyla başladığı tahsilinde kendisiyle birlikte kardeşlerinin de başarılı olmasına gayret gösteriyordu.

    küçük louis hiçbir canlının acı çekmesine dayanamaz, kuş yuvalarını bozan arkadaşlarına katılmaz, onları yapmamaları konusunda uyayırdı. yaşına göre çok olgun ve ağırbaşlı, aynı zamanda çalışkan ve heyecanlı bir yapıya sahipti. bu arada louis çok güzel resim de yapıyordu.

    pasteur meşhur insanların, büyük ilim adamlarının hayatını müthiş bir heyecanla okur ve hep onlar gibi olabilmeyi isterdi. bunun için de çok çalışması gerektiğini düşünürdü.

    başlangıçta öğretmenlerin yönlendirmesiyle öğretmen olmaya karar verdi ve ünlü eğitim enstitüsü ecole normela superieure’e başvurdu. giriş sınavını kazanmasına rağmen matematik, fizik, kimyada derslere daha hazırlıklı başlamak için tahsiline 1 yıl sonra başladı. amacı iyi bir öğretmen olarak yetişmekti. ne var ki, tahsilini tamamladığında bütün ilgi ve şevkinin bilimsel araştırmaya yönelik olduğunu farketti. kristaller üzerinde ilk çalışmaları onu âdeta büyülüyordu. öğrencisinin özgün düşünme ve kavrayış gücünü sezen dünya profesörü, onu basit araçlarla yeni kurduğu labaratuvarına araştırma asistanı olarak aldı. bu, genç bilim adamının hayal bile edemediği bir fırsattı. çok geçmeden bilim çevrelerinin dikkatini çeken buluşları, bâzı tanınmış bilim adamlarının teşvikiyle fransız bilimler akademisi’ne sunuldu. pasteur böylece bilim dünyasında tanınmaya başladı.

    pasteur’ün bir özelliği de kararlı olması, duraksamalarla vakit öldürmemesiydi. üniversiteye gelişinin daha ilk haftasında rektöre kızıyla evlenmek istediğini bildirdi. başvuru mektubu ilginçti: “saklamama gerek yok, bütünüyle yoksul bir kimseyim. tek varlığım sağlığım, yürekliliğim ve işimdir. geleceğim, şimdiki temayülüm değişmezse, kimya araştırmalarına adanmış olacaktır. çalışmalarımdan beklediğim sonucu alırsam, ileride paris’e yerleşmeyi düşünüyorum. istediğimi olumlu bulursanız resmi evlenme teklifi için babam hemen strasburg’a gelecektir.

    isteği olumlu karşılandı. pasteur hayatı boyunca bütün ilmi çalışmalarında kendisine destek veren, şevk ve dertlerini paylaşan marie laurent’le 1849’da hayatını birleştirdi. nişanlısını çok seviyordu. fakat evlenme töreni yapılacağı sırada hâlâ ortada görünmüyordu. işine öyle dalmıştı ki, onu gidip labaratuvardan almaya mecbur oldular. herşeye rağmen çok mutlu bir evlilik yaşadılar.

    öğrencilerinden birinin ifadesiyle pasteur’ün hayatımızı bugün de etkileyen buluşlarından biri de fermantasyondur (mayalanma). 1877’den itibaren bütün dikkatini baktariyoloji’ye çevirdi. önce şirpenceyi, sonra tavuk kolerasını inceledi. fransa‘ya hizmetiyle ne kadar övünse azdı. çünkü kümes hayvanlarını ölümden kurtarmakla fransa’ya ülkesinin 1870 savaşından sonra almanya’ya ödediği paradan daha büyük bir servet kazandırdı. önce kolera, şarbon(antraks) aşılarını buldu. ve ikisinde de başarılı oldu.

    pasteur süt, tereyağı, peynir gibi hayvanî gıda maddelerinin mayasını bâzı bakterilerin yaptığını ileri sürerek bunu ispatladı. mayalanma konusundaki buluşunun yanı sıra havada bulunan bakterilerin süt gibi içecekleri bozduğunu tesbit etti ve bunları “pastörize” ederek bozulmamalarını ve daha dayanıklı olmalarını sağladı.

    sıra kuduz mikrobuyla uğraşmaya gelmişti. korkunç bir hastalıktı kuduz. bir kuduz hayvanının ısırdığı insanlar çâresiz şekilde kudurarak ölüyorlardı. çocukluğunda bir köpek kendisini ısırmıştı. pansuman yapan doktor ona hayvan ısırmalarıyla bulaşan kuduz hastalığından bahsetmiş; bu hastalığın tedavisinin mümkün olmadığını anlatmış; bu konuda çalışmalar yapıldığını, birgün mutlaka bir hekimin çıkıp bu amansız mikrobu yenerek insanlığı kuduz illetinden kurtaracağını söylemişti. “insanlığa bu güzel hizmeti yapacak doktor ben olmayayım!” diye düşünmüştü pasteur...

    bir sürü kuduz köpek üzerinde deneyler yapıyordu. çeşitli kuduz mikroplarını çok büyük bir ihtirasla topluyor ve kuduz köpeklerin salayalarını kendi eliyle tüplere dolduruyordu. nihayet serumu elde etti ve köpekler üzerinde başarılı oldu. fakat bu serum aynı iyi edici tesirini insanlar üzeride de gösterebilecek miydi? pasteur buna inanıyordu ama kullanılacak miktar çok önemliydi. bu miktar hem hastalığı tedavi etmeliydi, hem de hastaların ölümünü çabuklaştırmamalıydı.

    deneme için fırsat beklenirken joseph meister adlı 9 yaşındaki çocuğu bir kuduz köpeğin 14 yerinden ısırdığı haberi gelmişti. çocuğun durumu ümitsizdi. pasteur ona günlerce çeşitli kuvvette serum şırınga etti. sonunda başta pasteur olmak üzere bütün fransa’yıhatta dünya’yı sevince boğan bir açıklama yapıldı hastaneden: kuduzun çâresi bulunmuştu! pasteur geçen olaylar boyunca endişe ve meraktan harap oldu. anlatıldığına göre açık yürekli cesur adamın beklediği en büyük mukâfat, çocuğun iyi olmasıydı. meister bu serumlar sonucu sapasağlam evine döndü.

    evet, çocuk kurtulmuştu. artık bütün dünya louis pasteur‘ün adından sözüdiyordu. artık kuduz, korkulacak bir hastalık olmaktan çıkmıştı.

    kazandığı büyük şöhrete, şan ve şerefe rağmen pasteur ne alçak gönüllülüğünü kaybetti ne de resme duyduğu hevesini unuttu. o yine büyük sanatkâr olmuştu. izdırap çeken insanlar onun için tedavi edilecek hastadan fazla birşeydi. bilhassa kuduza yakalanan çocuklar onu çok üzerdi. hastalarıyla birlikte o da acı çekerdi. üstelik bu ızdıraba biraz da kendisinin sebep olduğunu düşünürdü. “şu ana kadar kuduza bir çare bulmuş olsaydım, bu çocuklar yaşayacaktı!”

    fransa’da tarihin en büyük fransızlarını seçmek için halkın oyuna başvurulduğunda pasteur birinci geldi. napolyon ancak beşinci olabildi.

    bugün fransa’da pekçok bulvar ve alan onun adını taşımaktadır. 1888 yılında açılan “pasteur enstitüsü” dünyanın önde gelen araştırma merkezlerinden biridir.

    louis pasteur öğrencilerine hep şu tavsiyede bulunurdu:

    “çalışın ve dört elle sarıldığınız işi bırakmayın. insan çalışmaya alışınca onsuz yaşayamaz. çok çalışmak gerek. dünyada herşey çalışmaya bağlıdır. hangi mesleği seçerseniz seçin, daima yüksek bir hedefiniz olsun. büyük insanları ve büyük eserleri seviniz. onları kendinize örnek edininiz.”

    buluşlarıyla birçok insanın hayatını kurtaran louis pasteur, 28 eylül 1895’te öldüğü zaman ardından insanlığa yaptığı hizmetleriyle her zaman kendisini saygı, şükran ve minnetle anacak bir dünya bıraktı.

    “yükselmek yaradılış sırrını öğrenmekle olur” diyordu pasteur... o bu sırrı öğrendi ve adını ölümsüzler arasına yazdırmayı başardı, mutlu insanlardan birisi olarak gelip gitti.

    (kaynak: http://www.adinka.com/)
  • tıp biliminin dahilerinden, bugün pariste kendine özgü ayrı yatırı olan iki büyük ölüden biridir diğeri ise napolyondur
  • erken öldüğü için nobel ödülü olmayan, zaten alfred nobel'in de üst devresi olan, alfred'in kendisine "louis abi" dediği okkalı bilim adamı. milyarlarca insanın kurtarıcısıdır.
  • sultan 2. abdülhamid tarafından 1885 yılında "1. dereceden mecidiye nişanı" verilen ve 10.000 altın ile ödüllendirilen bilim adamıdır. (o dönemde istanbul'da 50 altına bir ev satın alınabilmektedir).

    kuduz hastalığının avrupa ve asya'yı kasıp kavurduğu o yıllarda ii. abdülhamid pasteur’u, çalışmalarını gerçekleştirmek üzere, istanbul’a davet eder. pasteur'un gelemeyeceğini bildirmesi üzerine ikinci bir teklif daha yapılır. bu teklifte aşının üretilmesi ve uygulanması için osmanlı hekimlerine eğitim verilmesi yer almaktadır. pasteur’un teklifi kabul etmesinden sonra eğitime gitmek üzere mekteb-i tıbbiye-i askeriye-i şâhâne yani askerî tıb mektebinden müderris alexander zoeros paşa’nın başkanlığı altında, kaymakam (yarbay) dr. hüseyin remzi ve kaymakam (yarbay) veteriner hüseyin hüsnü beylerin gönderilmesine karar verilir. ii. abdülhamid, bu eğitime gidecek ekibi huzuruna alır ve zoeros paşa’ya hitaben: ” pasteur insanlığın hayrına pek mühim bir iş yapmıştır. devletimizin nişanını uygun şekilde kendilerine takdim ediniz” diye emir verir.

    devlet 1852-1910 yılları arasında, mecidiye nişanı'ndan toplam kırk adet dağıtmıştır. kıymetli taşlarla süslüdür ve murassa nişan diye de bilinir. bu nişan ancak, “askeriye ve ilmiyeden mümtaz kişilere” verilir.

    pasteur çalışmalara temel teşkil etmesi için "kuduz mikrobu" enjekte edilmiş bir kemik iliğini türk araştırmacılara teslim eder. o dönemde sınırdan geçmek için 15 gün karantina zorunlu iken bu "mikroplu ilik" padişahın özel izniyle sınırdan beklemeksizin geçirilerek istanbul'a ulaştırılır.
  • "şans, yalnızca ona hazır olana iltimas geçer." sözünü söylemiş kişidir.