şükela:  tümü | bugün
  • içindeki tek ingilizce kelime "exit" olan dev anası. onu da zannedersem "fransızca bilmeyen siktirsin gitsin" anlamında kullanmışlar.

    oh la la!! bi de la joconde'u, bilimum acıklı isa resmini sittiredin de galerie d'apollon'u gezin, delacroix'nın gericault'nun dev eserlerini görün, aşağı inip antik yunan ve roma heykelleriyle halvet olun..
  • ilk başlarda ilgiyle bakarsınız her resme ,1-2 saat geçer bakarsınız ki olacak gibi değil müze bitmiyor koşarak geçersiniz güzelim resimlerin yanından. sonunda da ya şu mona lisa nerdeydi der haritaya bakar mona lisayı görür ve çıkarsınız gerisin geriye.
  • ingilizceden arındırılmasına özen gösterilmiş, emek harcanmış ve bir exit yazısı dışında falsolarını göremediğim müze. onu da resepsiyona ben rapor ettim.
  • inanılmaz büyük ve geniş kapsamlı bir müze. şunu kabul edin ki bu müzeyi bir günde gezmek mümkün değil. biz kabul etmedik. bir kaç saat içinde harap olduktan sonra kendi kendimize anladık. biletinizi alacağınız yerde müze planı var. ondan mutlaka alın. onun içinde bazı önemli eserlerin odaları yazıyor. siz de bütün müzeyi gezemeyeceğinizi anladığınızda o önemli eserlere bakabilirsiniz sadece. yalnız hödük fransızlar eserleri çalmışlar ama hiçbir yere ingilizce açıklama koymamışlar. biz bazılarına internetten bakmış bazılarının ise önünden koşar adımlarla geçmiştik. burada önemli eserler hakkında toparladığım bilgilerin bir kısmı var. umarım sizin de işinize yarar.

    2. kat

    the lacemaker : j. vermeer diye bir hollandalı yapmış bu resmi. vermeer'i genelde inci küpeli kız tablosundan tanıyoruz. ama otablosu hollanda'da bir müzede sergileniyormuş. biz gittiğimizde bu resmin olduğu kısım kapalıydı, göremedik. internetten topladığım bilgilerle yazıyorum. 24.5*21 cm boyunda bir tablo. aynı zamanda ressamın da en küçük tablosuymuş. ressam camera obscura yöntemi kullanmış. kısaca bu yöntem tek bir noktadan ışık alan, kapalı bir odada bir cismin resmedilmesi. fotoğraf makinelerinin temelini oluşturan düşünce de buymuş.

    gabrielle d'estrees and her sister : bence bu en garip tablolardan biri. burada adı geçen gabrielle d'estrees fransa kralı iv. henry'nin en gözde metreslerinden biri. bu resmin iki yorumu var. birinde kız kardeşinin gabrielle'nin memesini sıkması gabrielle'nin hamileliğini sembolize ediyormuş. kardeşini emzirmeye mi alıştırıyor, nasıl bu anlamı çıkartmışlar bir fikrim yok ama arkada giysi dikiyor gibi görünen kadın bu tezi destekliyor. bir de gabrielle'nin öbür elinde tuttuğu yüzük kralınmış.
    bir diğer yorum ise bu resmin kralın resmi karısı tarafından gabrielle'i küçük düşürtmek için yaptırıldığı. o dönem erotik resimler yaptırmak modaymış benim anladığım kadarıyla. kraliçe de böyle bir intikam yolu bulmuş. yapanın bilinmemesi de bu tezi destekliyor bence.

    the cheat with the ace of diamonds : george de la tour diye fransız bir adam yapmış bu resmi. tabloda bir masada oturup, kart oynayan 4 kişi var. ama masadaki adam bir dalavere döndürüyor. arkasında kart saklıyor. burada bahsetmek istediğim şey tablodan çok ressam. bu ressam her ne kadar yaşadığı dönemde ünlü olsa bile yakın tarihe kadar kopyacı olduğu zannediliyordu. kendisine ait pek çok tablonun imza kısmı kaplanarak başkalarının adı yazılıymış. kendisi 16. yy'da yaşamasına rağmen bu olay 20. yy'a kadar da anlaşılmıyor.

    the turkish bath : jean-auguste-dominique ıngres diye bir adam hiç osmanlı'ya gelmemiş olmasına rağmen çiziyor bu resmi. resimde harem hamamında yıkanan, eğlenen, konuşan, hatta kahve içen kadınlar var. ressam resmi istanbul'da bulunmuş lady mary montagu diye birinin yazdığı kitaptaki tarife göre 82 yaşındayken yapıyor.

    1. kat

    seated scribe : 53 cm yüksekliğinde antik mısır uygarlığına ait bir heykel. heykeli yapılan kişi hakkında hiç bilgi yok. heykelin elinde yazmak için tuttuğu yarısı katlanmış bir papirüs var. yapan göz rengini yapmak için bayaa bir uğraşmış. garip, canlıymış gibi bir havası var göz bebeğinin. normalde heykelin, yapılan kişinin isminin yazılı olduğu bir kayanın üzerinde oturtulduğu tahmin ediliyor. bana kalırsa, antik mısır eserlerinin bulunduğu bölüm o kadar etkileyiciydi ki bu heykel aralarında sönük kalmıştı.

    the winged victory of samothrace : yunan mitolojisindeki zafer tanrısı nike'ın heykeli. heykel semadirek adasında bulunuyor. heykelin parçaları birleştirildiğinde kollarının ve başının olmadığı anlaşılıyor. heykel müzede rodos'tan getirilen mermerden yapılan gemi pruvasına yerleştiriliyor. heykelin duruşu sanki göğsüne esen rüzgara karşı vermiş gibi. sağ omzu biraz daha yukarıda olduğundan elini ağzını götürmüş olduğu ve kutlaması yapılan olayı duyurduğu düşünülüyor.

    mona lisa : valla bunu açıklamıyorum. hakkında bir ton bilgi var. zaten küçücük bir tablo ve bütün müze boyunca yanına yaklaşamadığımız ve görmek için sıra beklediğimiz tek tabloydu. müzenin en kalabalık yeri bir giriş sırasıydı bir de bunun önüydü. bunun bulunduğu odadaydı sanırım 60 m2'lik bir tablo var. kimse dönüp onun yüzüne bakmıyor. ayıp.

    zemin kat

    winged bull : mezopotamyada erkek kafasına sahip kanatlı öküz veya aslan şeklindeki kapı koruyucu görevi olan yapılara lamassu deniyor. bu da kanatlı öküz lamassularından. çok büyük. uzunluğu 4.2 metreymiş. sakallı bir yüzü varken kulakları öküzlerinkine benziyor. başında da taca benzer bir şey var. vücudu öküz tipinde olsa da ilginç olarak 4 değil 5 ayağı var. bu lamassular asur saraylarının karakteristik özelliklerindenmiş ayrıca.

    sarcophagus: bizim bildiğimiz lahit. yani içinde mumyaları, onları gömerken koydukları eşyaları falan sakladıkları kutular. bundan bayaa çok var. özellikle mısır uygarlığı bölümünde toptancıdan almışlar gibi. biz orayı gördükten sonra mısır'da pek bir şey kalmadığını düşündük.

    venus de milo : bir diğer adıyla güzellik tanrısı afrodit. kolları olmayan diğer heykel. bulunması ve hikayesi ile ilgili yazı için #17280088 okumanızı tavsiye ederim. heykel 2 metre uzunluğunda. heykelin afrodit olduğunun düşünülme nedeni yarı çıplak olması, şehvetli(?), kadınsı hatları. ayrıca elinde muhtemelen bir elma, taç, kalkan veya kendi güzelliğini yansıtan bir ayna tutuyor.

    the dying slave :
    rebellious slave (isyancı köle) ile papa ıı. julius' un mezarı için micelangelo'ya yaptırılıyor. neden papanın mezarına ölen ve isyan eden iki kölenin heykelini koymak ister insan bilemiyorum tabii. uzunluğu 2.28 metreymiş. heykelin bileği boynunun arkasına bağlı. göğüs kısmı ise kuşak gibi bir şeyle çevrili. yüzünde ise ıstırap çeken bir ifade var.
  • biletinin geçerliliğini 3 gün falan yapmaları lazım müzeyi gezebilmeniz için.

    güzel sanatlar öğrencileri de beleşe girebiliyolar. su ürünleri bolumunde okuyo olsaniz dahi "bunun ingilizcesi güzel sanatlar demek" derseniz yutma ihtimalleri var.
    avrupadaki diğer müzelere kıyasla 5 euro giriş ücreti o büyüklükteki bi müze için çok uygun.
    özellikle paintings ve french sculptures bölümünde ağzınızdan akan suları farkedememeniz pek olası.

    günün sonuna doğru, müzenin tamamını gezemeyeceğinizi anladıktan sonra, deli danalar gibi o odadan bu odaya koşturmaya başlıyosunuz. girdiğiniz odayı elinizdeki kitapçıkta işaretlerseniz epey işinize yarayacaktır.

    odadan odaya haldır huldur koştururken monetnin tanıdık bi portresiyle burun buruna gelmenin heyecanı gibisi yok..
  • köhne tuvaletlerinin de tosun tarafından ziyaret edildiğinin gözlemlendiği müze
  • 30 ocak 2006 pazartesi, yeni asır gazetesinden alıntıdır:

    "fransa louvre müzesi başkan ve yöneticisi henri loyrette, izmir'e müjde verdi. loyrette, agora kazı yerinden 19. yüzyılda çıkarılan ve fransa'ya götürülen 3 parçadan oluşan 2 bazilikanın orijinalinden çıkarılan kalıbıyla yapılan kopyasını türkiye'ye hediye edeceklerini açıkladı."

    (bkz: allah razı olsun)
  • bu mükemmel müzeyi gezmeye girişmeden önce aklınızda bulunması için kendi tecrübelerimi paylaşayım:

    girişteki kitapçıdan bir "pocket guide" rehber kitap alıp, tüm önemli eserleri (200 küsür tane) danışmadan alınan kat planında işaretledim ve kendime "yalnızca bunları göreceğim, bunlar arasında odadan odaya giderken de ilgimi çeken bir şey olursa durup göz atacağım. bu kadar." diye söz verdim.

    üç bina kanadı (richelieu, sully, denon) ve dört katı (alt giriş, giriş, 1. kat, 2. kat) bulunan bu devasa müzede, alttaki iki katı bu şekilde tamamladığımda üç saat geçmişti. yorgunluk ve bel ağrısı baş gösterince, mecburen oturdum ve 45 dakika yemek - sigara molası verdim.

    resimlerin çoğaldığı, mona lisa, napolyon'un taç giymesi gibi epik eserlerin devreye girdiği üst iki katta ise (hatta en üst katta yalnızca resimler ve grafik sanatı eserleri var) işler sarpa sardı. üstten ikinci katı bu şekilde gezmeyi bitirdiğimde 2,5 saat daha geçmişti. toplam 5,5 saattir geziyordum.

    iki kanadı kapsayan en üst kata (bu katta, denon kanadında bir şey sergilenmiyor), artık bacaklarım titremeye başladığı için, biraz haksızlık ettim ve toplamda on tane eseri 45 dakikada odadan odaya koşar adım giderek gezdim.

    uzun sözün kısası, tüm azmime ve gezme arzuma rağmen, 6 saat 15 dakikada ancak ilk üç katının önemli eserlerini gezebildiğim, en üst katına ise "özet geç piç!" diyebildiğim müzedir.

    yanınızda "yoruldum," "sıkıldım" diyebilecek birisi varsa, bir günde tamamını gezmeyi aklınızın ucundan bile geçirmeyin. tek başınızaysanız bile geçirmeyin hatta. olmuyor. :)

    ha bir de, iyice sinsiyseniz ve 12 euro bayılmak istemiyorsanız, çıkışında bekleyerek genç turistlerden biletlerini isteyip beleşe gezebileceğiniz müzedir, zira kanatlara girerken bilet kontrolünde yalandan gösteriyorsunuz biletinizi görevlilere, yırtmıyorlar, barkod okutmuyorlar ve doğru düzgün bakmıyorlar bile.
  • bizim kesfedebildigimiz kadariyla iki girisi var. piramit girisinden girmeye calismayin cok uzun bir kuyruk var bayagi yani kirk saat filan beklerisiniz. onun yerine u seklindeki muzenin sol kanadina dogru yuruyun piramit tam u 'nun boslugunda piramide arkanizi verip yuruyun.... yuruyun... yuruyun... yuru yuru az daha yuruycen epey buyuk bahcesi var ufak bi cadde filan geciosun sakin panige kapilma u'nun sol bacagina dogru git, hemen orda giris var.12 euro kisi basi. ordan kaptirdin mi yaldir yaldir butun muzeyi gezebiliyosun. heykeller ve ressamlarin oldugu yer zaten o girise yakin. sakin muzeyle inatlasma, yani 'ben burayi gezerim hacit yaaa' deme gezemezsin canim.

    hic ingilizce aciklama yazisi yok. varsa yoksa fransizca. fransizca, fransa'da gercekten fransa icin bile cok konusuluyor. eger rehbersiz gidiyorsaniz o kulakliklardan almaniz yerinde olacak.

    onceden arastirip ne gormek istediginize karar vermeniz de yerinde olur. cunku cok cok cok fazla eser var. ama mesela ufak bir ipucu, islam eserlerine gitmenize gerek yok. alâsi sultanahmet'te var. misir'i gorebilirsiniz cunku adamlar koskoca misir'i tasimis. bagiscilari arasinda bizim denyo padisahlar da var. gozunu mal mulk hirsi burumus altinlari almis ama tarih namina ne varsa birakmis adamlar. aha bu sonunculari da onlarla ayni kafa zaten. hala canak comlek diyerek asagilamaktan kurtulamadilar tarihi.

    mona lisa ve milo venus heykelleri onunde asiri bi kalabalik var. biz gelmisken gorelim dedik ama mona lisa'nin abv. zaten turkiye'de en cok gordugum resim anasini satiyim. burnunun dibine kadar girip goremiyorsunuz zaten. on bes adim filan oluyor aranizda birde gereksiz bi kalabalik. sonuc olarak gordugun resim cakmagin ustunde olan resim. cok ozel bir zaafiniz yoksa o kalabalik gereksiz. ha tabi o metrobus kalabaliginin arasinda beklerken cantaniz yuz kere filan acilip soyle bir yoklaniyor.

    her yerini gezmeye kalktiginizda duyarsizlasiyorsunuz zaten. bir yerden sonra 'hocam arkadas fenalasti disari cikabilir miyiz' tandansli kilise odakli tablolari birbirinden ayiramaz oluyorsunuz. hele resimle alakaniz benim kadarsa gordugunuz ellinci resimden sonra ancak 'oha bu da iyi buyukmus' seviyesinde kaliyor tepkileriniz.

    o yuzde ilginizi ne cekiyorsa belirleyin ve o sekilde gidin biz dort saatte ciktik. on dakika daha kalsaydik ambulansla louvredan alinan tek insanlar olarak tarihe gececektik.

    birde burasi aslinda muze degil saray. simdiye kadar gordugunuz butun saraylari topkapi dahil unutun canlar. bu adamlar devrimi filan hak etmis kafalarini uc kere giyotinle vursalar o halk o hirsini ancak cikarirmis zaar.

    ıcinde at kosturabiliyorsunuz. yani bahcesinde vs.degil. bayagi icinde. koridorunda. zamaninda kostururlarmis av hayvanlarini koridorlara kapatip alistirma olsun diye burda avlanirlarmis.

    saray ihtiyacimi karsiladi. versay' gitsem pisligimden bi devrim de ben cikaririm diye korktum gidemedim. konsepti anladim az cok. halkin parasinin ...na koyarak gunlerini gun etmisler iste. al bizimkileri carp bunlara ama bizimkiler bunlarin deneme surumu gibi kaliyor. -paris'in icinde elliden fazla saray oldugunu dusunurseniz...

    bu arada buna bir app cakarsak turkce olarak karin %50'sine ortagim. okumalari beles yaparim. maksat memlekete hizmet. yalniz fikri burdan alip yapmaya bensiz kalkarsaniz en adi o.c olursunuz:(
  • 1. bölüm: gitmek ya da gitmemek.

    geçenlerde birine "nasıl, beğendin mi?" diye sordum.
    "vakit kaybıydı. mona lisa' ya bakıp çıktım. keşke hiç gitmeseydim..." dedi.

    müzeyi tavsiye eden ben olduğumdan bir pişmanlık oluştu tabii. insan böyle sıkıntılı durumlarda ne diyeceğini bilemiyor. arkadaşın üç günlük tatilini berbat etmişim. benden de bu beklenirdi zaten... alkış kızıma...

    hayal kırıklığı yaşayan insanları burada da görünce bunu görev bildim.* belki gitmeden okuyan olur da daha az kişi sıkıntıya girer ya da "gitsem mi gitmesem mi?" ikileminden kurtulmak için bir yol haritası falan olur, dedim. gidemeyecek olanlar içinde kalsın şurada, bir gün lazım olur.

    şimdi sizi ciddi ciddi bilgi enkazı altında bırakacağım. sıkıcı bir konu. sanatı kötü emellerine alet edip kız tavlamaya kalkanlar, siz okumayın.

    louvre müzesi, babaannenizin evindeki devasa vitrin gibidir. her telden çalar. ne ararsanız vardır. o vitrindeki her bir nesnenin değerli olduğunu bilen biri için ilgi çekicidir.

    müzede geçmişten günümüze muazzam eserler var ama tarih ve sanatla ilgilenmeyen kişiler için oldukça gereksiz ve sıkıcıdır.

    "peki, tarih ve sanatla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğimi nasıl öğrenebilirim?" diyenler tarihi osmanlı mecmuasının...

    değil tabi... sanata ilgimiz olup olmadığını öğrenmek için ünlü napolyon, kendimizi şöyle denememizi tavsiye etmiştir:

    tablolara ya da tarihi eserlere bakarken, adriana lima'nın sizi arayıp: "tatlişkoom, metin'den çook sıkıldım. aksam bana gelsene, bir şeyler içeriz. " dediğindeki heyecanı duymuyorsanız bırakın bu işleri. sonra "yanlışlıkla" sevgili oluyorsunuz milletle.

    diğer bir konu: eğer fransa'ya daha önce gidip oraları keşfetmediyseniz müze gezmeyi tercih ettiğiniz için pişman olmayacağınızdan iyice emin olun. bir kaç günlük yurtdışı gezilerinde hem paris hem de müze gezileri mümkün değil maalesef. o yüzden ikisini de dene-(yemezsin), tarafını seç...

    "yemişim sephora 'sını... tarih verin bana... damarlarıma sanat enjekte edin..." diyenler, haydi gidelim madem.

    ikinci bölüm: nasıl oluveecek bu işlee?
    bilmemiz gerekenler:
    salı günü müze kapalı oluyor.( hâlâ öyle mi araştırmak lazım. fransız bu. kafasına göre bölüm de kapatır.) çarşamba ve cuma akşam 22.00'ye kadar açık oluyordu. ama "hadi kardeşim kapatıyoruz. bekleme yapma." diyerek 21.30'da ziyaretçileri yavaştan kışkışlıyorlar.) diğer günler akşam 18.00'de kapanıyor.

    müze açılışı sabah 9.00.

    o gün uyku yok size dostlar, sanat aşkıyla yanan güzide insanlar. sabah 9.00'da kapının önünde hazır olun. yoo bilet kuyruğuna girmeyeceksiniz çünkü bileti önceden aldınız. zaman kaybetmek yasak. sabah açılır açılmaz giderseniz enerjinizi düşüren o kalabalığa ve gürültüye takılmamış olursunuz. eserleri iyice analiz edebilirsiniz.

    ama burada işler değişiyor. fransızcanız yoksa ve o eserlere şöyle bir bakıp louis vuitton vitrini izler gibi izleyecekseniz o bileti almayın. o müzeye gitmeyin. vallahi bak... zamanınıza yazık. bendeki fransızca o eserleri anlamama yetmiyordu.
    (gerçi bendeki hiçbir dil insanları anlamama yetmiyor ya konu o değil şimdi...)

    neyse... güzel bir çözüm buldum: rehber tuttum. aferin bana çünkü dahiyim.

    yok, bu kişiler turlarda olan rehberlerden değil. fransa'da yaşıyor olan türk asıllı rehberler var. genelde 4- 5 kişilik özel grupları gezdiriyorlar. biz 3 kişi gezmiştik. fransa'da sanat tarihi okumuş dolayısıyla çok bilgili biriydi ve işini severek yapıyordu. özel rehber "en fazla" (bakın, en fazla diyorum) 100 euro alır ki o bile çok fazla... 50 ila 75 arası diyelim.

    "rehbere para vermem" diyenler evde eserlere çalışıp gitmeliler. çünkü içerde mgs var: müze giriş sınavı...
    yaa ne sandınız akıllım.

    evde iyice çalıştınız madem, o zaman devam edelim.

    3. bölüm: nereyi nereyi? heryerini
    koskoca müzede nereyi gezsem? nereden başlasam?
    tabii ki louvre'un kalbi olan donjon' dan... büyük kaleler, hendekler vs.
    le donjon zindan demek aslında. zindan olarak da kullanılmış.

    12. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar kralların eklemeler yaptığı donjon denilen yer louvre'un özünü oluşturuyor. yani kralların kalesi. burada kralların ani bir saldırıda kaçacakları gizli yerler var.(mış) (öyle diyollaaa...) o odalar çok sonra keşfedilmiş.

    gittiğinizde duvar taşlarının üzerinde çeşitli şekiller göreceksiniz. "vay arkadaş tarihi esere adam kalp çizmiş" demeyin. o şekiller o zamanki taş ustasının imzası niteliğindeymiş.

    louvre müzesi’nde 3 kanat bulunur. bunlar:
    richelieu kanadı,
    sully kanadı,
    ve denon kanadı’dır.

    sully kanadı louvre'un en eski bölümüdür.

    antik mısır ve antik yunan eserlerinin büyük bir kısmı burada bulunur.

    özellikle antik mısır eserlerini gördükçe yağmalanmanın derecesi ortaya çıkıyor. mısır'da hiç eser kalmış mı çok merak ediyorum. henüz kahire müzesini görmedim fakat "louvre'a yakışmıyor" diyerek beğenilmeyen o cam pramid, müzeyi gördükten sonra anlam kazanıyor. bence tam bir ironi.

    m.ö 4000 yılında bile kadınların epilasyon aletlerinin olması, aynalar, takılar, bilezikler taraklar... kadın milleti her çağda süslüyüz işte.

    en ilginci ise büyü için yapılan bebekler... incelemenizi tavsiye ederim.
    mesela şu köpek büyüsü bana çok ilginç gelmişti. milattan binlerce yıl önce bile muskaların, tiksinme büyülerinin olması inanılmaz.

    sfenksler, heykeller ,
    figürlerresimlerve tabii ki mumya

    buraya yazılamayacak kadar çok eser var. ama antik mısır'la çok ilgiliyseniz tüm gününüzü buraya ayırmanızı tavsiye ederim.

    denon kanadına geçtiğinizde buranın çok kalabalık olduğunu görürsünüz. sebebi malum: mona lisatablosu...

    heykeller ve tablolar için ya iyi bir sanat bilgisi ya da rehber gerekiyor. hatta eğer ilgileniyorsanız bence tablolar için başka bir güne daha ihtiyaç var.

    onca muhteşem eser içinde mona lisa'nın böylesine ilgi görmesi çok şaşırtıcı.
    hele ki da vinci'nin
    la belle ferronnière
    bacchus
    the virgin and child with st. anne
    ya da
    vaftizci yahya diye bilinen st. john the baptist tabloları orada öylece dururken...

    mona lisa tablosu, cam bir bölüme konulmuşken ve şunun gibi sadece bir kaç metre yaklaşılabiliyorken neyin fotoğraf çekme yarışı anlamış değilim.

    ama "ben en çok bu tabloyu görmek istiyorum" derseniz, saat 9.00'da yani müze açılır açılmaz ilk olarak bu tabloya gitmeye çalışın.

    aslında insanlar, mona lisa'nın fotoğrafını çekme yarışına ara verip arkalarını dönseler karşısındaki devasa boyutlardaki les noces de cana tablosunu keşfetme fırsatı bulacaklar. siz bu tabloyu kaçırmayın çünkü o tabloda hürrem ve kanuni'yi de görmüş olacaksınız.
    ayrıca bu tabloları mutlaka görün:

    le sacre de napoléon (napolyon'un taç giyme töreni)
    la liberté guidant le peuple (halka yol gösteren özgürlük)
    la dentellière (dantel ören kız)
    une odalisque (büyük odalık)
    the turkish bath (türk hamamı)
    le jeune mendiant (küçük dilenci)
    le radeau de la méduse (medusa'nın salı)
    portrait de l'artiste sous les traits d'un moqueur (joseph ducreux kendi portresi)
    la vierge aus rochers (kayalıklar bakiresi)
    le tricheur à l'as de carreau
    la pietà de villeneuve-lès-avignon
    le chancelier rolin et la vierge
    le pèlerinage à l'île de cythère
    rembrandt le christ se révélant aux pelerins d'emmaüs
    la mort de la vierge

    aklımda kalanlar bunlar. unuttuklarım vardır elbet. hatırladıkça eklerim.

    gelelim heykellere...

    semadirek kanatlı zaferi (yunan mitolojisi zafer tanrıçası nike'nin heykeli. bilin bakalım nereden götürülmüş.)
    psyche revived by cupid's kiss
    venus de milo

    sleeping hermaphroditos
    captive-the rebellious slave
    st. mary magdalene
    mars venus
    artémis à la biche
    tombeau de philippe pot

    islam sanatının bazı örnekleri :
    bouteille au blason
    plat au paon (şunun güzelliğine bakın. tanıdık geldi mi? )
    le lecteur
    lion de monzón
    poignard (khandjar) à manche en tête de cheval
    pyxide d'al mughira

    italyan ve ispanyol arkadaşlarım -özellikle italyanlar bu konuda fanatik- tablolarının fransa'da olmasına oldukça kızıyorlardı. ben gülüp geçiyordum bizden bir şeyler görene kadar. o zamanki aklım işte, ben de çok üzülmüştüm. sanki evinden koparılmış boynu büyük yavrular gibiydi hepsi... mısırlılar bu konuda ne düşünüyor acaba? ülkeleri yağmalanmış resmen. bak aklıma geldi yine... bir arkadaşım vardı taa gençliğimden... devrim sonrası bağlantımız koptu bir daha ulaşamadım kendisine. hala port said'desindir ve güzel yaşıyorsundur umarım. boşver yağmalansın her şey... sana bir şey olmasın.

    ne diyordum? yunan, roma, mısır, antik mısır, afrika, asya, amerika sanatları, islam sanatı, ispanyol ve italyan tabloları daha neler neler...

    yine de tek bir yeri gezerek bu kadar eser görmek büyük bir şans. tabii kıymet bilene...

    not: bunları biliyor olmanız mutlu olmanıza zerre kadar etki etmeyecek. naçizane tavsiyem: insanları önemseyin tabloları değil.