şükela:  tümü | bugün
  • love, simon

    greg beranti'nin yönettiği, nick robinson'ın baş rolde simon'ı canlandırdığı mart 2018 çıkışlı film.

    (filmin adındaki virgülün anlamı değiştiren çok önemli bir işlevi var. ama sözlükte noktalama işareti kullanamadığımız için böyle abuk şekilde açmak zorunda kaldım başlığı.)

    filmde güçlü ve sağlıklı aile ve arkadaşlık ilişkilerine sahip olmasına rağmen eşcinsel olduğunu açıklamak konusunda çekinceler yaşayan; paralelde ise benzer sıkıntıları yaşayan bir başka gençle online bir ilişki yaşayan simon'ın hikayesi anlatılıyor(muş).

    ben henüz filmi izlemedim; ama okuduğum ve dinlediğim eleştiriler çok ama çok olumlu. filmin son derece zekice yazıldığını, gerçekçi dialoglara sahip olduğunu, cinsel yönelimiyle ilgili olmasa da teenage yıllarında büyük bir sırrı/problemi olup bunu hayatındaki insanlarla paylaşmak konusunda korkular yaşayan herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği, iyi yönetilmiş, iyi yazılmış ve çok iyi oynanmış bir film olduğunu söylüyor eleştirmenler. klasik cinsel kimlik kökenli sıkıntıların işlendiği buhranlı ve daha bohem filmlerin aksine fazla ağırlaşmadan, yormadan, klişe bir dramaya kaçmadan sıcak ve gündelik dialoglarla; daha normal bir atmosfer içinde karakterleri irdeliyormuş.

    bu eleştirilerden sonra çok heyecanlandım bu filme dair. türkiye'de vizyona gireceğini sanmıyorum ama birkaç aya stream ortamlarına düşer.
  • bundan önce star wars, indiana jones, alien gibi iz bırakan serilerin prodüksiyonunu ve dağıtımını yapmış, ana akım sinemada söz sahibi 20th century fox şirketi "love, simon" (sevgiler, simon) filminin tanıtımlarına başladı. iddiaya göre film, bu özelliklere sahip ilk film. filmin diğerlerinden ayrılan yanı, bu tür filmlerin genelde küçük stüdyolardan çıkması. bu çapta stüdyolar ise eşcinsel filmi olarak "brokeback mountain", "call me by your name" gibi dramatik yönü ağır basan filmler yayınladı. büyük bütçeli olduğu için, filmin aksamayacağını şimdiden söyleyebiliriz. yani, sırf iyi hissetmek istediğimiz için izleyebildiğimiz, hollywood klişelerinden faydalanan, muhtemelen sabun köpüğü, duyguları harekete geçiren ve amatör durmayan bir filmimiz oldu.

    https://www.nytimes.com/…n-gay-romantic-comedy.html

    yönetmene bakınca, arrow, riverdale, the flash gibi çokça fanı olan dizilere prodüktörlük yaptığı görülüyor.
    http://www.imdb.com/…075528/?ref_=tt_ov_dr#producer

    16 mart 2018'de gösterime girecek olan filmin türkiye vizyon tarihi açıklanmamış. diğer bir duyum ise, filmin sadece amerika'da ve kanada'da yayınlanacağı yönünde. incelediğim türk sinema sitelerinde ise filmin merak edildiği, genelde olumlandığı, talep edildiği görülüyor. (http://www.beyazperde.com/…ci-elestirileri/puani-5/).

    muhtemelen tolerans kavramına oynayan, şöyle bir alt başlık kullanan bir film:

    "sevgili dünya,
    herkes harika bir ilk aşk hikayesini hak eder.
    sevgiler, simon"
  • az önce sinemadan seyredip çıktığım sımsıcak ve sürekleyici aşk filmi. filmin sonundaki kavuşma sahnesinde tüm salon alkışlara ve ıslıklara boğulması son senelerde rastlamadığım bir durum oldu. ayrıca kız olsam başrol oyuncusu nick robinson’a aşık olurdum çocuk ciddi karizmatik ve yakışıklı.
    gay filmi diye önyargıyla yaklaşmayın,mutlaka izleyin.
  • the kings of summer'ın gösteriminden sonraki yıllarda, ergenlikten çıkıp yakışıklı bir adama evrilen nick robinson, sıçtın mavisini görene dek izleyip gözyaşlarına boğulduğum 13 reasons why'dan hannah (katherine langford) ve alex (miles heizer), orta sınıf filmlerde oynayıp birikmiş elektrik faturalarını ödemek dışında ne işe yaradıklarını çözemediğim josh duhamel ve jennifer garner var filmde. sıkıntısız, sade, kötü gününüzdeyseniz belki iki üç damla gözyaşı döktürebilecek kadar samimi; kısaca, olması gerektiği gibi her şey. coming of age türüne olan gönül bağım hala devam etmekteymiş.

    simon arkadaşımızın odasındaki eşek kadar elliott smith posterini görüp seviniyordum; lakin film boyunca bir kez bile adamın şarkısını çalmadılar. eliyıt'ı oraya boşuna mı yapıştırdınız? malum sahnede, bir angel in the snow patlatmak yakışırdı sizlere.

    "how to dress like a gay guy" yazarsan, karşına çıkacak ilk sonuç, elbette anderson cooper'dır. gay dendiğinde benim de kafamda beliren ilk insan.
  • adından, afişine kadar çok başarılı bir film. ne güzel yapmışlar, sımsıcak, izlenesi. büyük keyif aldım izlerken.
  • homoseksuellik durumunun psikolojik mi? fizyolojik mi? olduğunu bile henüz anlayamamış bir homofobik olarak sırf belki ön yargılarımı biraz kırarım ve etrafımda geyler varken diken üstünde kalmam diyerek izlediğim film.
    sonuç: kıramadım ve hala anlayamadığım birçok şey var:

    --- spoiler ---

    moonligt' da da aynı şey olmuştu. bu homoseksuel vatandaşlar karşılarına çıkan, duygusal bir paylaşım yaşadıkları ilk hemcinslerine sıkı sıkı bağlanıyorlar. yani aşk onlarda bizdeki gibi çalışmıyor. çocuk blue'nun kim olduğunu ve nasıl göründüğünü bile zerre kadar önemsemedi.
    sonrasında partner bulma durumlarında da aynı şey geçerli. sanki bir gey radarları var ve karşılaştıkları an sevişebiliyorlar. toplumdaki sayılarının az olmasıyla ya da birbirlerinin durumunu çok iyi anlamalarıyla açıklanamayacak kadar random bir durum bu.
    ayrıca çocuk afişe olduktan sonra 'geyler nasıl giyinir?' i google'lıyor. yani içinden geldiğini yapmaktan çok bu kalıbın gereklerini yerine getirmeye çalışıyor. cinsel özgürlük bu mudur?
    daha çözemediğim başka bir durum da; kendilerini kadın gibi mi hissediyorlar? yoksa erkek gibi hissederken erkeklerden mi hoşlanıyorlar?

    --- spoiler ---

    yani bir gencin gayliğini resmileştirdiği ilk zamanlarını anlatan bu film merak ettiğim sorulara cevap olmaktan çok yeni sorular oluşturdu ve başka arkadaşların yazdığı gibi kendi içinde ''sıcacık bir aşk hikayesi'' olmasına rağmen geylere olan önyargım aynı yerde duruyor.
  • izledikten hemen sonra arkadaşıma da izleterek bir oturuşta bana kendini iki kez izletebilmiş film.
    oyuncular güzel bir iş çıkarmışlar her şeyden önce, senaryo da oldukça akıcı,bir solukta izliyorsunuz filmi.
    --- spoiler ---
    öncelikle diğer bazı entrylere cevaben,
    yüzünü hiç görmediği,adını bilmediği,sadece internet üzerinden tanıştığı birine aşık olma durumu "gay" insanlara özgü bir şey olarak yer almıyor filmde.bunu böyle değerlendirmeyi de oldukça saçma buldum."aşk onlarda bizdeki gibi çalışmıyor" denmiş hatta. siz hiç böyle bir şey yaşamadıysanız bilemiyorum tabi ama,bir insanla hiç tanışmadan sadece sohbetinden etkilenmek, onun beynini,düşüncelerini,sözlerini, sadece sohbet ederek paylaştıklarınızı sevmek çok başka bir şeydir ve gerçek bir duygudur. bunun "yeter ki gay olsun onlarda tek önemli şey bu" şeklinde değerlendirilmesi komik olmuş.

    filmde en çok hoşuma giden şey, "neden sadece gay insanlar kendilerini açıklamak zorundalar?" düşüncesiydi.

    simon karakteriyle mutlu oluyor,gülüyor,üzülüyor ve orada olup ona sarılmak istiyorsunuz. oyuncu da oldukça başarılı,duyguyu size geçiriyor.

    --- spoiler ---

    izleyin,izletin.
  • cok ama coook iyi, oscarlik bir ask filmi. cok duygulandirdi beni, yer yer agladim.

    tamamen alakasiz olacak fakat nedense aklima (bkz: fresh meat) dizisini getirdi.
  • "feel good movie" derler ya; love, simon da o filmlerden.
    inanılmaz eğlenceli, duygulu, yer yer hüzünlü, yer yer de ümit veren bir aile filmi, gençlik filmi, büyüme filmi ve "come out" filmi.
    eş cinsel temalı love, simon; üstelik de aslında oldukça sıradan, klişelerle dolu, tam bir hollywood filmi. ama işte, anlattığı hikâye bakımından önemli.
    mesela bence bu filmi bilhassa ebeveynler izlemeli ve de lise çağında cinsel kimliği sebebiyle zorbalığa uğrayan ve zorbalığa uğratan gençler.
    bir roman uyarlamasıymış, ben kitabı okumadım. ama filmi izlerken çok güzel vakit geçirdim.
    sonra kendi lise hayatıma baktım, bizim buralarda tabii, türkiye'de liseli eş cinsel olmak zor. güldüm falan.
    film oldukça keyifli vakit geçirtiyor. izleyiniz.
  • bu senenin (bkz: call me by your name) ile birlikte en iyi lgbti filmlerinden. iki film de kendini yeni keşfeden iki genç gay bireyin aşkı keşfetmesini anlatıyor. normalde eşcinsel filmler yoğun çıplaklık ve seks sahnesi içermesine rağmen love, simon ve call me by your name bu klişeyi yıkıyor bir nevi. ayrıca eşcinsel bir bireyin büyüme hikayesini ve lisede cinsel kimliğini saklamasını anlatması yönüyle de dikkat çekici.

    hollywood'da çoğu ünlü isimler (neil patrick harris, matt bomer, kristen bell) bazı bölgelerdeki salonların tüm biletlerini satın alarak izleyicilere çağrıda bulunup filmi ısmarlamışlardır. ve ünlü fransız yönetmen xavier dolan da filme övgü dolu bir mektup yazmış.