şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • filmin tamamlandığı ikinci yönetmen hugh welchman kişisel instagram hesabındanndan geçen ay duyuruldu. vizyon tarihi netleşmemekle birlikte 2017 olması muhtemel. ülkelerle yapılan distribütörlük anlaşması filmin sitesinde yayımlanıyor. içinde türkiye yok ama eklenir yakında. *
    olağanüstü emek harcanan ve bir ilk olma özelliği taşıyan bu animasyon film başlı başına efsane. projenin mimarı ve yönetmeni polonyadorota kobiela'nın azmine, fikrine sağlık. vincent van gogh'u resimlerle yaşamak farklı bir deneyim olacak.

    siteden
    ''we painted over 65,000 frames on over 1,000 canvases. we shot the film with actors, and literally painted over it frame by frame. this is a very laborious and time-consuming process. it has taken us 4 years to develop the technique, and it took us over 2 years with a team of over 100 painters working at studios in the polish cities of gdansk and wroclaw, and a studio in athens to complete the film.
    the reason we made the film is not because we want to be the first, or that we want to set any records, it is because we believe that you cannot truly tell vincent’s story without his paintings, so we needed to bring his paintings to life.''

    edit: clint mansellimzalı enfes soundtrack albüm erişime açıldı. dinleme ve satın alma seçenekleri
  • 1-2 haberini görüp inanmamıştım ama van gogh müzesinin insta story paylaşımlarına bakılırsa baya baya bitmiş proje. mutlu etti.

    edit: izlemek ancak nasip oldu. senaryosu beklediğimden de ilgi çekici çıktı, mutlu etti. yer yer polisiyeye bağlayan ve filmin yarattığı heyecanın verdiği neşeyle unutulan dramı tekrar hatırlatan çok güzel bir filmdi. tekrar tekrar emeği geçenlerin ellerine sağlık demekten kendimi alamadım.
  • birkaç yıl önce, bbc yapımı painted with words adlı belgeseli izleyip hayli beğenmiştim. bu seferki uzun metrajlı çok daha destansı bir yapım olacağa benziyor. epeydir bir filmin vizyona girmesini bu kadar hevesle beklememiştim. arada aklımdan çıkıyor sonra birden aklıma düşüyor yine ve panikle interneti karıştırırken buluyorum kendimi. bugün öğrendim ki proje tamamlanmış. yaşadığım şehirdeki sinemalarda izleme fırsatı bulabilir miyim bilmiyorum ama eğer bu mümkün olursa yıllar sonra beni sinema salonuna çekecek ilk film olacak bu. tam teşekküllü bir eyegasm yaşamayı ümit ediyorum.
  • 22 eylül itibariyle amerika birleşik devletleri’nde gösterime girmiş türkiye’de ise 29 aralık’ta seyirciyle buluşması beklenen ve mars dağıtımın gişe kaderini belirleyeceği film.

    yayınlanmış traillerlar:

    #1

    #2

    efsanevi bir çalışmaya benziyor, umarım yeteri kadar salonda vizyona girer de görme duyumuz biraz olsun canlanır.
  • abd'de gösterime girdi. umarız bize de gelir.

    http://us.lovingvincent.com/

    https://twitter.com/lovingvincent
  • galasına katılabildiğim için kendimi şanslı addettiğim, 125 sanatçının toplamda 65 bin ayrı yağlı boya resimle oluşturduğu dünyanın tamamı yağlı boya tablolardan oluşan ilk filmi.

    6 senelik kolektif bir sürecin ürünü olan filmin sahnelerinin hepsi van gogh'un 130 farklı tablosundan yola çıkarak resmedilmiş. izlerken kendinizi sarı tonların ağırlıkta olduğu van gogh tablolarında kaybediyorsunuz adeta. öyle ki saniyede 12 farklı yağlı boyanın gösterildiği sahneleri izlerken çocuksu bir sevinçle söz konusu sahnenin hangi van gogh eseri olduğunu hatırlayıp bir sonraki eseri merak ederken hikayeyi ikinci plana atıyorsunuz. neyse ki filmin hikayesi de çok sağlam. van gogh'un resmini yaptığı gerçek bir kişiyi melankolik, hafif alkolik ve dedektifvari bir karakter olarak kurgulayıp filme ana karakter olarak yerleştirip kahramanlaştırmışlar. filmin yaratıcılarından hugh welchman film sonrası düzenlenen soru-cevap kısmında bu karakteri "vincent ve diğer karakterler hayatlarını bildiğimiz karakterlerdi bu yüzden onların üstünde fazla oynayamadık ama armand öyle değildi. ona ne olduğunu bilmiyoruz ve bu ona istediğimiz gibi bir hikaye yazıp kahramanlaştırabilmemize yol açtı." diye anlatıyor. dolayısıyla filmin başrolü aslında vincent'in ölümünden kısa bir süre sonra kardeşi theo'ya yazdığı bir mektubu adresine teslim etmeye çalışırken kendini ressamı ölüme götüren sebepleri sorgularken bulan bu genç adam.

    içinden tren geçen uzak kasabalar, sapsarı ıssız buğday tarlaları, gecenin kör vakti bir barda sızan insancıklar ve starry night...bunların hepsinin ve çok daha fazlasının yer aldığı film, van gogh'a özel ilgisi olan benim gibiler için eşi benzeri bulunmaz bir eser.

    not: türkiye'de an itibarıyla yayınlanacağına dair bir gelişme yok ne yazık ki...

    not 2: fragman ve daha fazlası için filmin youtube kanalının linki: https://www.youtube.com/…l/uc1crc_sqhmxaoixnmzfxmiw
  • bu akşam fransa'da " la passion van gogh " ismiyle izlediğim her bir sahnesi van gogh tablosu gibi görsel şölen
  • soyle kisa bir cumle ile yukarida yazilanlarin birazcik tekrarini yapmak istiyorum: bu harika film (8.3 veriyorum), 100 kadar ressamin daha onceden cekilmis filmi kare kare yagli boya ile resmetmesi ve bunun canlandirilmasi ile olusturulmus.

    film yalnizca bu kadar insanin emeginin urunu bir sessiz film olsaydi bile pek cogumuzu etkilerdi.

    ancak ilk olarak clint mansell muzikleri filmle cok uyumluydu. film icerisinde laytmotif olarak kullanilan the sower with setting sun, hem aciyi hem ofkeyi vurguluyordu.

    filmde yalnizca bu iki unsur olsaydi bile vincent van gogh'un neden kendini oldugunu dusunurken onun acisi ve ofkesinde kendi yasantimizdan kesitler bulma imkanimiz olacakti, ve yine film bizi cok etkileyecekti.

    filmi senelerce unutulmayacak bir yapit haline getiren yukarida saydigim unsurlarin haricinde senaryosu idi. spoiler isaretcikleri kullanarak bile spoiler vermek istemiyorum. kisaca bu kuvvetli senaryo, belki bir sinema salonu dolusu insanin (eger bu filme geliyorsa van gogh'un hayat hikayesini biliyor olmasi pek muhtemel) hakim oldugu bir hayat hikayesini, izleyenlerin merakini devamli ayakta tutacak sekilde kaleme alinmis. bu kadar bilindik bir hikayede dahi fark edilince seyircide binbir turlu cagirisima sebep olabilecek ayrintilara yer verilmis.

    bazen icli kofte, cig kofte benzeri yemekler yerken cok guzel gelir (tekil bir tadi vardir), ama oturup "bir yemege bu kadar emek harcanir mi? deger miydi buna?" diye de yemek sonrasi dusunmekten kendimi alikoyamam. bu filmin cikisinda da ayni seyleri hissettim. beni baska diyarlara goturdu, yalnizligimi van gogh'un yalnizligi ile odeslestirdim, uzuldum, kizdim... sonunda da "yahu cok guzeldi, ama bunca insan emek vermis, mukemmel bir film ortaya koymus. sonunda acaba bu filme emek harcayan sanatcilar da biz seyirciler kadar tatmin olabildiler mi?" diye de dusumeden ne yazik ki duramadim.