şükela:  tümü | bugün
  • morrissey'in bmg ve kendi kurduğu plak şirketi etienne records etiketiyle yayınlanacak, 11. stüdyo albümü.
  • ilk single spent the day in bed yarın geliyor!
    3 yıl geçmiş canımız mozun son albümünden bu yana şaka maka.

    come come come nuclear bomb!
  • albümdeki şarkılar sırasıyla şöyle:
    my love, i’d do anything for you
    i wish you lonely
    jacky’s only happy when she’s up on the stage
    home is a question mark
    spent the day in bed
    i bury the living
    in your lap
    the girl from tel-aviv who wouldn’t kneel
    all the young people must fall in love
    when you open your legs
    who will protect us from the police
    israel

    içim içime sığmıyor, hasretle 17 kasım'ı bekliyorum.
  • geliyor gönlümün efendisi*. güney fransa* ve roma'da kaydedilen albüme sayılı gün kala bebeyim morrissey uzun bir amerika turnesi açıkladı, yolu buraya düşerse, söz veriyorum konserde bayrak açıp esad'a diktatör demesini affedeceğim. gözlerimiz şimdilik 10/11 kasım hollywood bowl ve 2 aralık ny konserinde.

    1. my love i’d do anything for you
    2. i wish you lonely
    3. jacky’s only happy when she’s up on the stage
    4. home is a question mark
    5. spent the day in bed
    6. i bury the living
    7. in your lap
    8. the girl from tel aviv who wouldn’t kneel
    9. all the young people must fall in love
    10. when you open your legs
    11. who will protect us from the police
    12. israel
  • gelmiştir. mis gibidir.
  • politik ve mesaj dozu biraz fazla yuksek gozukse de beklentileri buyuk olcude karsilayan bir morrissey albumu olarak raflarda bugun almistir.
  • spent the day in bed'den belliydi polar battaniye gibi yoklukta varlıkta, iyi günde kötü günde içine kıvrılıp sitemin, melankolinin, döven gitarların, çatallı sesin konforuna kendini bırakıp kopabileceğin bi albüm olacağı. öyle olmuş nitekim.
    bu adam bulup üstüne basmasa vücudumuzda varlığından haberdar olmayacağımız damarlar var. benim diyen röntgen cihazlarında görülmeyen kırıklar, tomografilerin tespit edemeyeceği tümörler, inkarın şefkatli kollarında günü kurtarırken tokat gibi yüzde patlayan 'aslında...'lar hep bu adamın karanlık odasında fark edilen (bkz: cinayeti gördüm) sendromları. ruhu soymadan giremediğin kabinlerde bir bir yüzüne çarpan tonlarca kapanmamış yara. en basit yalana kanmaya hazırken yine sıçtı bıraktı ağzımıza mr. always truth-teller, the whole truth, nothing but the truth.
  • sanırım you are the quarry'den beri en iyi morrissey albümü.

    morrissey'in 2000lerden beri tercih ettiği "aptala anlatır gibi doğrudan anlatma" tekniğinin albümün hemen bütün şarkı sözlerine sirayet ettiği bir gerçekse de, arada yine muazzam cevherler var.

    misal i wish you lonely de:

    "ı wish you lonely
    like the last tracked humpback whale
    chased by gunships from bergen
    but never giving in, never giving in"

    ya da the girl from tel-aviv who wouldn't kneel adlı enfes orta doğu valsinde geçen:

    "and the land weeps oil
    the land weeps oil
    what do you think all these armies are for?
    just because the land weeps oil"
  • morrissey'in politik dozu fazlasıyla yüksek albümü. verdiği mesajı da şöyle özetleyebilirim: "şehirlere bombalar yağardı her gece, biz durmadan sevişirdik".

    dünyanın çivisi çıktı, evet. ve morrissey gibi bir aktivistin de bu duruma ses çıkarmaması beklenemez. elbette sanatçının önceki albümlerinde de politik şarkılar vardı. ancak bu albümun neredeyse tamamında - on planda ya da detaylarda - siyaset var. peki, morrissey neden şikayetçi? öncelikle hükümetlerin halkı dinlemeyip, onları sindirmeye çalışmasından şikayetçi. polis şiddetinden, işkenceden şikayetçi. albümün kapağında "monarşiyi baltala" yazıyor. ayrıca medyanın habire propaganda yapmasından, yalan söylemesinden dert yanıyor. bunlar albümün birinci mesajı.

    peki morrissey'in çözüm önerisi ne? bu da albümün ikinci mesajı: "bosverin, sevişin, aşık olun" diyor. "hiç olmadı bütün günü evde yatarak geçirin ve haberleri izlemeyin" diyor. sıkıntı var mı? bence yok, neden olsun?

    gel gelelim bu albümü beğenmeyen insanlar morrissey'in albümde yansıttıklarını değil, gerçek hayatta yaptıklarını göz önüne almış ve onun etkisinde kalarak albüme düşük not vermiş. keza morrissey eskiden daha sessizce sunduğu milliyetçi yüzünü ve (aşırı) sağa verdiği desteği gitgide arttırmakta. brexit dönemi ukip ile saf tutan morrissey, yakın zamanda albümün tanıtım konserlerinden birinde ukip'in liderlik seçiminde anti-islam bakış açısı ile dikkat çeken bir hanimefendiyi desteklediğini ima etti ve bu açıklaması hayranlarından olumlu tepki almayınca onları haberleri izlememekle suçladı, ki bu tavır "spent the day in bed" şarkısında dediklerinin tam tersi. hem savaş karşıtı olup hem aşırı sağci olmak, hem global bir yaşam sürüp ve bunu savunup hem aşırı milliyetçiliği desteklemek, hem hayranlarına önem verdiğini söylemek hem de hava soğuk diye konsere çıkmamak ciddi tepki topluyor. daha dün morrissey'in harvey weinstein olayında kurbanları suçlar açıklamaları ortaya çıktı. morrissey'in bu tavırlarını, hele bu kadar politik bir albüm çıkardıktan sonra, not düşmeden olmaz ama bunlar albümden aldığım zevki düşürmedi, sadece şarkıları dinlerken fazladan düşündürttü.

    albümün müzik kısmına ise ancak şimdi gelebildim. albüm, alternative rock olarak adlandırılıp geçilebilecek bir tarz değil. hatta rock müziğin bu albümün baskın yüzü olmadığını söylemek lazım. bazı şarkılarda morrissey bizi güney amerika'ya, bazen orta doğu'ya, bazen de yağmurlu, puslu ingiltere'ye götürmekte. zaman zaman elektronik düzenlemeler öne çıkmis. kayıt güzel, arkada grup da bence güzel güzel akmakta. morrissey, sarkilari risksiz ve tertemiz söylemiş. bu yönlerden pek bir sıkıntı yok.

    şimdi biraz şarkı şarkı gidelim:

    *my love, i'd do anything for you: güzel bir konser açılış şarkısı olur çünkü sert ve direkt. albümün yukarıda bahsettiğim mesajlarını da daha en baştan bize sunmakta. üflemeler ve morrissey'in falsetto'ları da leziz. tüm bu özelliklere rağmen çok tekdüze ve sıkıcı bir şarkı. ilk dinlediğimde pek ısınımadım, en az beş kez daha dinledim ama halen düşüncem değişmedi.
    *i wish you lonely: ilk şarkı gibi bu şarkıya da ilk dinlediğimde pek ısınamamıştım ve sadece sözleri güzel demiştim ama daha ikinci dinleyiste oldukça sevdim ve hatta bu şarkının albümün en iyilerinden olduğunu iddia edebilirim. siz de "never coming back, never coming back" kısımlarına alışırsanız ve biraz elektronik bir dokunuştan rahatsız olmazsanız çok beğenirsiniz. özellikle "tombs are full of fools" kısmı beni müzik anlamında oldukca tatmin ediyor. ayrıca "bergen'li balıkçılardan kaçan bir balina" imgesi albümdeki en etkileyici bölümlerden biri.
    * jacky's only happy when she's up on the stage: sahneye çıkmayı özgür olmak ile özdeşleştiren jacky'i anlatır gibi gözükse de şarkı aslında ingiltere'nin ab'den ayrılışını anlatmakta. metaforlardan anlaşılmasa da bile en sonda "exit, exit" diye bağıran morrissey'in araya "brexit" sıkıştırdığını duyabilirsiniz. ya da bana öyle geliyor. şarkının sonunda yavaş yavaş artan tansiyon çok etkileyici. bence bu bölüm ingiltere'nin ab'den sonra yüzleşmek zorunda kalacağı belirsizliğe de çok yakışmış ama morrissey'in böyle düşündüğünü sanmıyorum elbette.
    * home is a quesstion mark: bu şarkı albümün politik olmayan tek şarkısı. belki de bu nedenle morrissey'in eski çalışmalarına daha cok benzetiyorum. hem melodisi hem de vokali çok etkileyici. zaten "ev" kavramının belirsizliği ile ilgili şarkılar beni her zaman etkilemiştir. ayrıca erotik de bir şarkı. morrissey, yalnızlığı yenmek için "her traşlanmış mağarada cesurca davranıyor" ya da "eve gelince beni karşılamak için bacaklarını başıma sar" diyor. muazzam bir eser.
    * spent the day in bed: albümün çıkış şarkısı. ilk vuran şey şarkının bestecisi ve klavyeci gustavo manzur'un pek hoş klavye riff'i. sonra da morrissey'in güzel sesi ve tembelliğe övgüsü. ama bu tembelliğin bir nedeni var: haberler seni kötü hissettirmeye çalışıyor, o yüzden yat gitsin. belki de bu mesajın evrenselliğini vurgulamak için "no bus, no boss" derken arkada aynı sözün ispanyolcasını duyuyoruz. bu arada meksika'da çok sevilen bir sanatçı olan morrissey'in konserlerinde bazı şarkılarını ispanyolca sözlerle yorumladığını da belirtmek lazım (ya da en azından bbc 6'daki son konserinde bunu denedi).
    * i bury the living: kesinlikle albümün en ilginç parçası. bir askerin gözünden yazılmış bir müzikal parçası diyebiliriz. çünkü zaman zaman gereğinden fazlasıyla dramatikleşebiliyor, "this wasn't a job i loved" kısımları gibi. ya da morrissey "have you?" derken konuşma moduna geçebiliyor. en güzel kısımlardan biri ise "honor, mad, cannon fodder" kısmında şarkının askeri bir marşa dönmesi. trampet gibi çalınan davul da buna katkıda bulunmakta. en sonda askerin öldüğünü öğreniyoruz. ama eserin melodisi bu hüzünlü habere rağmen daha bir eğlenceli hale dönüyor ve morrissey "la la la la" diye bu melodiye eşlik ediyor. ah ironi ah.
    * in your lap: mick harvey'nin serge gainsbourg coverlarını andıran bir piyano ballad'ı. şarkı arap baharı'nı anarak yine politikaya girecekmis gibi yapıyor ama daha sonra asıl anlattığı şeyin tüm bu karmaşada morrissey'in yapmak istediği tek şeyin yüzünü sevgilisinin kucağına gömmek olduğunu öğreniyoruz. çok kırılgan bir şarkı. ama belki de oral seksi anlatıyor. bakış açısı.
    * the girl from tel-aviv who wouldn't kneel: ne bir kocaya ne de devlet adamlarına boyun eğen israilli bir kızı anlatırken şarkının melodisi bizi ispanya'ya ya da herhangi bir latin amerika ülkesine götürüyor. valla sabaha kadar dinleyebileceğim bir şarkı yapmış moz. bir yandan abd'yi eleştirip orta doğu'nun kaderini değiştiren petrolden konuşurken bir yandan da kırmızıları çekip dans edesi geliyor insanın. bir de arada keman acı acı ağlamıyor mu? vay vay vay.
    * all the young people must fall in love: morrissey'in give peace a chance'i. ozellikle üflemeler girene kadar el çırpmalari ve perküsyonuyla bu şarkıyı fazlasıyla andırıyor. ancak onun dışında pek bir albenisi yok şarkının. albümün ilk şarkısı gibi monoton ilerlediği için olabilir. bir de morrissey pek bir ruhsuz söylemiş. halbuki gençlere aşık olmalarını öğütlüyorsun be abi. azıcık heyecan lütfen.
    * when you open your legs: albümün israil göndermeli bir başka şarkısı. buram buram ortadoğu, buram buram erotizm. kendisinin albümde sık sık dediği gibi: aç bacaklarını da aklımdaki her şey uçsun gitsin.
    * who will protect us from the police: şimdi tekrardan latin amerika'dayız. hatta daha da spesifik olalım. venezuella sokaklarındayız. yanımızda bir baba-oğul var. babası oğlunu "her şey iyi olacak" diye kandıramıyor ve en sonunda yalanlarini kabul etmek zorunda kalıyor ve son tavsiyesini veriyor: "koş bebeğim koş!". şarkı da bu gerginliği bir endüstriyel rock şarkısı gibi hissettiren sert bir müzikle bize aktarmakta.
    * israel: son kez israil'deyiz ancak bu sefer ülkeyi övmek için. şarkı listesine ilk baktığımda morrissey, israil hakkında "açtı ağzını, yumdu gözünü" moduna girmiştir dedim ama sözleri duyunca tamamen farklı bir durum olduğunu gördüm. morrissey, burada israil halkını değil, direkt ülkeyi övmüş. hatta bazı argümanları oldukça tartışılır. evet, ordusuna bir eleştiri(msi) var. ama öte yandan "başka diyarlarda seni çekemiyorlar", "onların gökyüzleri karanlık", "seni kıskanıyorlar" diyerek ergen bir kız gibi yorumlar yapıyor. öte yandan bestesi güzel. albümü sakince bitirmesini sevdim ama albümün mesajını biraz daha toparlayan bir şarkı ile albümün sonlanmasını tercih ederdim.

    3.5/5 verdim gitti.
    albümü özetleyen üç şarkı: spent the day in bed (en akılda kalıcı şarkı), the girl from tel-aviv who wouldn't kneel (hem politik, hem kıpır kıpır), home is a question mark (morrissey'in bildiğimiz yüzü)
  • bir türlü ndiremediğim albüm.

    edit: indirildi, dinlenecek, sindirilecek.