şükela:  tümü | bugün
  • şurada ismet inönü'nün 1973 yılında türk tarih kurumu'na yaptığı istiklal savaşı ve lozan adlı bir konuşması var. kurtuluş savaşı cephelerinden lozan antlaşması'nın imzalanmasına kadar itilaf komutanlarıyla yaptığı birebir konuşmalar da olmak üzere birçok konuya değinmiş ismet paşa.
  • şuna yeğ görülmesi, son zamanlardaki cumhuriyet değerlerini itibarsızlaştırma çalışmaları kapsamında mümkün olmamaktadır. çünkü damat feritler, yüzyıldır başka şeylerin peşindeler.
  • her kuşu sikip de bir leyleği bırakan orospu çocuklarına turnusol olabilen antlaşma.

    istisnasız her şey tartışılır eyvallah fakat iş sinsi bir itibarsızlaştırma propagandasına dönüşüyorsa ve bunu yapanlar da haysiyetsiz tacirin en önde gideniyse, hele ki ramazanda dahi fitneyle fesatla içlerindeki irinlerini akıtmaya çalışan çapulsuz, çapsız, hasiyetsiz, şerefsiz insanlar bu işi yapıyorsa bu tanımı pekala hakederler.
  • daha fazlası alınabilir miydi meçhul; ancak sözlükte olabilecek en sığ şekilde değerlendirilmiş olan anlaşma.

    şu anki türkiye sınırlarını zaten “verilmiş” olarak kabul eden at gözlüklü için musul’un, trakya topraklarının, batum’un neden alınamadığını görmek zor. diplomasi taktiklerinden de bihaber olunca, böyle yüzeysel “ya kıbrıs da olsa iyiydi yaa” şeklinde kalıyor tabii değerlendirme. bu anlaşmada tüm akdeniz, doğu anadolu, güneydoğu anadolu bölgeleri, edirne’ye kadar olan topraklar alınmıştır. alınamayanlar kadar alınanları da görmek lazım.
  • hakkında atılıp tutulması çok keyifli olan üzerinde yaşadığımız ülkenin kurulmasını borçlu olduğumuz antlaşma.

    şakirt gençlik her zamanki gibi tarihin kendi işine yarayan bölümünü sentezliyerek aslen o dönem akp iktidarda olsa kanuni zamanından sonra kaybedilen tüm toprakları alırdık viyanda zaten kendi katılırdı fethe gerek kalmazdı diyesi.

    aslen italyanın olan on iki adayı nasıl alacağımızı çözemedim yani o adalar zaten başkası tasarrufuna girmişti çoktan sittiret limni yi neden sakız,rodos,midilli bize teklif edilmedi çünkü italya ya bağlı idi,kaldı ki edilsede gidip üzerine bayrak dikecek donanmanan yoktu,çook sevdiğiniz abdülhamit zamanında haliçte çürütülmüştü,elde olan tek adam gibi gemi yavuz'du midilli çoktan dibi boylamıştı.

    geç batı trakya yı, zaten balkan savaşı rezilliğinde çatalcaya kadar tüm trakya doğusu batısı elinden çıkmıştı,edirne eski payitaht başkenti olduğu için ulaşabileceğin yegane sınırdı zaten, o sınırı almıştın.adam vermese de gidip alacak ordun yoktu,mevcutu nasıl boğazdan aşıracaksın o da meçhuldü, türk kurtuluş savaşı yedi düvele değil ama yunana karşı yapılmıştır,bu savaş sonrasında geldiğin yerde karşında artık gerçekten yedi düvel vardır,ingiltereye karşı savaşa girmeye mevcut ordu ile kimsenin petkası sıkmamıştır,sıksaydı musulu alırdık. kısacası gücümüz buydu hala da öyle aha suriye jetini düşürdü ne yapabildin. konuyu değiştirmek için bu güdük tartışmayı açmaktan başka hiçbir şey elinden gelmiyor değil mi?

    atatürk neden büyük adamdır çünkü elindeki silahlı ve silahsız güçlerden maksimumu alıp bu devleti yeniden ayağa dikmeyi becerdiği için büyüktür.o dönem yapılabileceğin maksimumu budur ve az değildir dünyanın en önemli su yollarından ikisini ve adı rumça mermer demek olan marmarayı geri almak ve 750bin km2 toprağı kurtarmak,daha fazlasını isteyenin gözünü toprak doyursun,önce mevcutu adam et. her yeri hes yaptın doğanın canına okudun, binlerce yıldır olan meke gölünü kuruttun,amik gölünü kuruttun, gölün olduğu yere havalimanı yaptın her yağmurda sel oluyor. önce elindekinin kıymetini bil çok değil bir on yıl sonra anadolunun ortası bugünün konya ovası bildiğin çöl olacak,sonra git batuma,limniye ya da kıbrısa sulan.

    son söz olarak bir kıbrıs haritasına bak orada dana kadar ingiliz üssü göreceksin bir araştır bakalım ne zaman kurulmuş,kıbrısı isteseydin sana nasıl bir hareket çekerdi o ingilizler,tarihe tele objektifle bakarsak hep istediğimiz gözükür, ne ismet paşa çook kahramandır ne de iş bilmez pazarlıkcı,türkün gücü o tarihte o kadardı aha şimdi de bu kadder.
  • savaşı kaybedince ne olacağını merak edenler sevr anlaşmasına bakabilir. kazanılan savaş sonunda kazanan ülke halkı arasında okuyanlarının anlamamak için bu kadar direndikleri,bu yönüyle dünya tarihinde yeri ayrı, anlaşmalardan.
  • bazılarını gereksiz kudurtur. bir antlaşma imzalarken karşında dünya'nın en büyük devletleri varsa ve seninde askeri ve mali durumun içler acısı ise alabileceğinin en fazlasını almaya çalışıp alamayacaklarına da razı olursun. bir savaşı kazanmak bunu değiştirmez. örneğin o bahsedilen ege adaları kimin kontrolündeydi o zamanlar? italya. kurtuluş savaşı sırasında türkiye'ye savaştan çekildikten sonra askeri mühimmat sağlayan devletlerden biri de kimdi? italya. neden? çünkü savaşta kendisine vaadedilen toprakları "kazandığı" halde alamaması ve kendisine komşu olan güçlü bir yunanistan istememesi. şimdi sen bu tabloda italya'dan ege adalarını nasıl isteyeceksin? üstelik adalara çıkarma yapacak donanman bile yokken. yani cidden merak ediyorum kurtuluş savaş'ının anlatıldığı gibi sıfır yardım ile mi kazanıldığı sanılıyor? tamam yunanistan ve ermenistan yardım gördü, fakat sscb ve italya'nın verdiği yardımları da unutmamak lazım. özellikle sscb'nin yaptığı yardımlardan ve imzalanan moskova antlaşması'ndan sonra nasıl batum'u isteyeceksin? eğer boğazlar, musul ve kerkük konusuna gelirsek bunlar lozan ile kabul ettirilememiş olsalar dahi sonradan bunu için çaba harcanmıştır ve boğazlar konusunda başarılı da olunmuştur. musul ve kekük konusunda neden başarılı olamadığımızı ise bazıları çok iyi bilirler...
  • fransa'da yerleşik aşırılaşmış ermeni diasporası, kıbrıs rumu ve keldani derneklerindeki dostlarıyla birlikte gönlünce sevr antlaşması'nın yıldönümü kutlamalarına katılamayanları kudurtmuş antlaşmadır.
  • lozan antlaşması hakkında time dergisinde 14 nisan 1924 tarihinde yayınlanan makale aşağıda. buradan da görülüyor ki bu antlaşmadan memnun olmayanlar şunlardır: ingiltere, abd, fransa, yunanistan ve sevres antlaşmasının çöpe gitmiş olmasını o zaman da, şimdi de hazmedemeyen bir kısım türk.

    "foreign news: lausanne treaty
    monday, apr. 14, 1924

    the labor government submitted to the house of commons a bill for the ratification of the treaty of lausanne, which established peace between greece and turkey, revised the terms of the treaty of sèvres (1920) between the allies and the then ottoman empire, and adjusted generally relations between mustafa kemal's new nationalist turkish state and the western world.

    a brief debate showed that the attitude of the parties was equivocal. the conservatives were inclined to support the treaty because it was the work of the former die-hard foreign minister, lord curzon. the labor government submitted the treaty as a matter of routine in maintaining continuity of foreign policy. the liberals, led by sir edward grigg, onetime private secretary of lloyd george, whose rapid anti-turk policy led to the ruin of british imperial ambitions in the levant, denounced the treaty. sir edward made the usual plea for christian minorities. his argument that the treaty was repugnant to the british dominions was sunk without a trace when ramsay macdonald informed the house that all the dominion governments had consented to ratification.

    discussion was adjourned. the treaty is distasteful* to all parties. the straits convention, an annex to the treaty, leaves constantinople defenseless. the two powers most interested are russia and great britain. defense of minorities in turkey will probably occupy the attention of the house in any further debate.

    the treaty of lausanne was the first conspicuous failure of british diplomacy in more than a century. greek troops had been permitted to occupy smyrna and anatolia in 1919 and 1920. the treaty of sèvres imposed terms so severe that british policy seemed to have succeeded in strangling the sick man of europe in his sick-bed in asia minor.

    after two years of guerilla warfare, mustapha kemal pasha and his lieutenant, ismet pasha, drove the greeks into the sea at smyrna after a thunderbolt campaign in august, 1922. british troops at chanak, on the dardanelles and on the ismid peninsula, covering constantinople, were faced by a threatening concentration of victorious turkish troops. lloyd george, genius of the greek policy in asia minor and bitterest foe of the turk in europe, called on the dominions to rally to the defense of the straits and on the balkan nations to join in an anti-turk crusade. the british public decided that this attitude meant war, and lloyd george was ousted bag and baggage to let "the only party that understands foreign affairs," the conservatives, led by curzon in the foreign office, make peace.

    curzon's diplomatic bullying had as little effect as lloyd george's military gestures. in february, 1923, curzon ended the first session of the lausanne conference by ordering the turks to sign a treaty. his diplomatic antagonist, ismet, proved tenacious, resourceful, adroit. the turkish national assembly refused to ratify. on april 23, 1923, the conference reassembled. after four long months of wrangling, ismet forced the plenipotentiaries, greeks, french, italian and british, to yield to his stubborn and irreducible demands. the final draft was signed in august, and did little but establish peace, regulate the number of foreign troops in turkey and turkish frontiers.

    in separate conventions the allied demands were whittled down. these included: settlement of the ottoman debt by apportionment among ex-ottoman territories; regulation of concessions; settlement of the mosul (oil) question; conclusion of separate judicial treaties granting right of complaint to foreign legal advisers in place of capitulations. the u. s. and turkey signed a parallel, but separate, treaty of amity and commerce.

    in effect, the lausanne settlement turned europe bag and baggage out of turkey instead of turning turkey bag and baggage out of europe. it signified the complete shipwreck of lloyd george's five years' nursing of greek ambitions. flouting the conservative policy of seven decades, it exposed turkey to intrigue and direct military pressure from britain's perennial foe, russia. it excluded france, italy and great britain from exploitation of the spoils of war. it practically abandoned all pretence on the part of the great powers to protect the christians in turkey, cardinal point of gladstone's eastern policy. the terms of the straits convention reduced british opportunities to checkmate russia or bring naval pressure to bear on turkish ambitions, cardinal point of british naval-political strategy.

    *in addition to criticism in the british commons and in the french chamber of deputies (see page 8), the lausanne treaty came under heavy fire in the u. s.

    in a stormy three-hours discussion at the waldorf-astoria hotel, manhattan, james w. gerard, former u. s. ambassador to germany, attacked the treaty, contending that "christian civilization was crucified at lausanne and the stars and stripes were trailed in the mire in the interest of a group of oil speculators." he characterized the turks as murderers and the kemalist government as a group of adventurers whose régime was on its last legs. his position received needed dignity from the support of professor a. d. f. hamlin of columbia university and prof. albert bushnell hart of harvard, who wrote a letter saying that the treaty was worthless and the turks untrustworthy.

    feeling ran so high that blows impended on several occasions when the turks and their treaty were defended by prof. edward meade earle of columbia, dr. james j. barton, secretary of the foreign department of the american board of commissioners for foreign missions, and the rev. albert w. staub, american director of near east colleges."

    http://www.time.com/…/article/0,9171,718168,00.html
  • macaristan'ın alınamadığı gibi talep dahi edilmediği antlaşmadır. bu büyük utancı resmi tarih asdasdsadasf.

    şakayı bir kenara bırakıp basit gerçeklerle yola çıkarsak lozan antlaşmasında amaç misak-ı milli sınırlarını kabul ettirmektir. misak-ı milli nedir? mondros ateşkes'i imzalandığı sırada osmanlı devleti'nin elinde kalan topraklardır. yani yok efendim "batı trakya'yı da alalım, lazkiye'yi de alalım, baltık denizi'ne de çıkalım" tarzı bir yaklaşım gülünçtür. lozan'da kaybettiğimiz yerler hatay ve musul'dur. batum da rusya ile aramızda bir mesele olduğu için lozan'ı çok da enterese etmemektedir. hatay bir şekilde alınsa da musul bizden koparılmıştır. bunun en büyük nedenlerinden biri de mondros ateşkes anlaşması imzalandığı sırada ingiliz birliklerinin fiilen musul'a girmiş olmasıdır. olay bu kadar basit yani, yedi paragraf yazı kasıp osmanlıca parçalamaya gerek yok. hoş, eldeki argüman "ama sevr'i hükümet onaylamadı, zaten zorla imzalandı, o saylanmaz ki :/" olunca lafı dolandırmaya mecbur olabilir insan. versay'ı almanya güle oynaya imzaladı zaten, o yüzden versay 1935'de yırtılana kadar geçerli oldu canım. sevr'i tasdik edecek bir hükümet kurmak da o kadar zor değildi canımın içi. sakarya kaybedilseydi, düşman ankara içlerine doğru yardırsaydı sevr'i güle oynaya kabul edecektik. işin bir de gavurun "urban legend" tabir ettiği boyutu var. yok efendim jamaika türkiye'ye verilmiş de ismet paşa kağıda yazmayı unutmuş da bilmem ne. he dayı öyle. kaynak da çok sağlam, üstünde oturuyorum. lozan'da eleştirecek yer arıyorsanız fazla uçmanıza neden yok, boğazlar mevzusu yeter. lozan çok muhteşem değildi, fakat o dönemde daha iyisini elde etmek de biraz sıkardı birader.

    lozan konusundaki bütün bu saçmalıkların nedeni tıpkı neo osmanlı garabetinin yükselişinde de olduğu gibi çarpık, hamasi tarih anlayışımızdır. öyle bir anlatıyoruz ki kurtuluş savaşı'nı, sanki birleşik ingiliz, italyan, fransız, yunan ordularını toptan yenip denize döktük. halbuki kurtuluş savaşı'nın sonunda elimizde 1911'den beri aralıksız savaşan, on beş yaşındaki çocukları bile askere yollamak zorunda kalan bir millet vardı. ingiltere'nin sırf hindistan'an getireceği askerler bile türk nüfusunun toplamından fazlaydı. hal böyleyken kime efeleneceksin, nereye batı trakya, kıbrıs hayalleri kuracaksın? lozan delegasyonu elinden geleni yapmıştır. iki mustafa armağan okuyup da "ben olayı çözdüm abi, hep resmi tarih rererö" diyenlerin yapacağı iş çamur atmaktan öteye gitmez.