şükela:  tümü | bugün
  • lsd geliştirilme sürecinde doktorlar tarafından birbirlerine şaka malzemesi olarak da kullanılmış sıklıkla. adamlar birbirlerinin kalemlerine sürmüş, bardaklarına sürmüş sonra da karşılarına geçip kıs kıs gülmüşler. ne kadar profesor olsan da hayvansan bu baki kalıyor herhalde. bu arada yazı, bilimsel bir makaleden sokak ağzına dönüştürülerek yazılmıştır.

    (bkz: profesor olmussun ama adam olamamıssın)
  • lysergic acid diethylamide'nin kısa yazılışıdır. çavdar küfünde bulunan lysergic asitten üretilen yarı sentetik ve çok kuvvetli bir uyuşturucudur. kokainden 100 kat daha güçlüdür.argoda eski küpler,25,zen,nef,nahin,şeker,topalı,cennet mavisi gibi isimlerle bilinir.l943 yılında bir kimyacı migren tedavisi için araştırma yaparken lsd'yi kenfetmiş kazara bir parça lsd alarak keyif hali denilen etkilerini yaşamaya başlamıştır.
    tatsız, kokusuz olan lsd toz halinde, toplu iğne başı büyüklüğünde veya kesme şeker, etiket, posta pulu, kağıt, fotoğaf gibi maddeler emdirilmiş solüsyon şeklinde olabilir. 30gr. lsd 300.000 doz için yeterlidir.ufacık tabletler şeklinde üretilen lsd'nin 20 den fazla çeşidi vardır.bir toplu iğne -başı kadar lsd hapı şahsı kendisinden geçirmeye yeterlidir.şayet daha fazla alınacak olursa insanı çıldırtmaktadır. bunu ise intiharlar ve cinayetleri takip etmektedir.

    her seferinde en fazla 100-200 mikrogram lsd kullanıılır.yarım saat içinde etkisini gösterir ve bu etki 6-36 saat arasında sürer.

    lsd çok küçük miktarlarda olduğu için sıvı halde iken bir kesme şeker, bisküvi, tatlı içine konularak,bir içkiye damlatılarak,kurutma kağıdı,kağıt mendil,posta pullarının arkasına vb. emdirilerek,hiç şüphe çekmeden kolay bir şekilde taşınır.
    lsld ilk alındığında aldatıcı tesiri göstermekte,beyinin süratle çalınmasını sağlamaktadır.bu anda insan ' kendisini rüya aleminde zanneder.fakat ne var ki bu renkli rüya alemini bir umursamazlık ve donukluk hali takip eder ve yaklaşık 13 saat kadar sürer.ağızdan salyalar akmaya başlar, dil peltekleşir, herşeye razı olma hali görülür.aldatıcı halin sona ermesiyle artık rahatsızlıkta yavaş yavaş başlar.baş dönmesi, göz kararması,bitkinlik sindirim organlarında bozukluk,kusma başağrısı ve uykusuzluk başlar. beynin çalınması imkansızlaşir. şahıs bu kötü durumdan kurtulmak için tekrar lsd almak istelyecektir ve bu kısır döngü böylece devam edecektir.şahsın çalınması gerekiyorsa, üzerindeki yorgunluğu atmak ve kafasının yeniden çalınması için bu zehire ihtiyaç duyar.işte bazı meşhur sanatçıların sahneye çıkmadan önce uyusturucu madde kullanmasının sebebide budur.
    (bkz: narkotikten bire bir entry girmek)
  • edit : yeter ulen dandik dundik sorular geliyor. faq

    soru : mekan neresiydi ?
    cevap : çift tırnak

    soru : yerde bulduğuna inanmıyorum, nerden buldun ?
    cevap : çift tırnak

    soru : peki sen bik bik ?
    cevap : çift tırnak

    alıntı amına koyim alıntı, uçtuğunu herkese duyurma merakı değil, amme hizmeti yapalım dedik. 0-6 yaş soruları sormayın.

    bir uzaylının kaleminden:

    "
    tanımı : bir halüsinojendir.
    açılımı : lysergic acid diethylamide
    dozajı : 50-100mikrogram
    ölümcül dozajı : 200mikrogram/kg - 1miligram/kg (ölümcül dozu aşmak için ya çok zengin ya çok salak olmak gerekiyor, almak için ayrı bir salak olmak gerekiyor)
    kullanım cezası : 3-5 sene arası hapis
    temin etme cezası : en az 5 sene hapis
    satma cezası : 5-10 yıl hapis
    http://www.sakarya.pol.tr/…ler/uyusturucu/uystr.asp

    uyarı : yasadışı maddeleri kullanmak sadece yasalar karşısında sizi suçlu duruma düşürmez, aynı zamanda sağlığınızı da büyük bir tehlike altına sokarsınız.

    bu ön bilgiyi verdikten sonra gelelim kişisel tecrübeme...reklamlarda sucuk görürsünüz canınız çeker ya bu da öyle bir şey.

    filmlerde bakıyorsunuz herkes ot tüttürüyor, özetle ot alıyor, bok alıyor. etkilerini de oldukça "iyi" aktarıyorlar seyirciye...misal house md, lsd kullandığı bir bölüm var...fringe zaten her bölümde kullanıyor neredeyse. hatta 3. sezon 19. bölüm tamamen lsd üzerine.

    vücuduma sokacağım şeyin etkilerini, kimyasal yapısını önceden bilmek isterim. 4 sene boyunca ayda en az bir kaç kere internetten etkilerini araştırdım durdum. hatta nasıl yapıldığını bile öğrendim, hiç heveslenmeyin çok zor. bazen aynı şeyleri sıkılmadan defalarca okudum durdum.

    bu yazdıklarımı kimse özensin diye yazmıyorum, hayır bu götümü kurtarmak için yazdığım samimiyetsiz bir yazı değil, tam tersi internette yazan, daha önce bu maddeyi kullanmamış kişilerin kitap ağzıyla yazdıklarını yeterli bulmadığım için yazıyorum. herkes ne olduğunu görsün diye...

    internetten araştırmaya başladığımda ilk iş etkilerine bakmak oldu. o kadar fiks cümleler vardı ki, renk algısında bozulma, görme duyusunda bozulma, duyguların karışması (renklerin tadını almak vs), artan sosyallik hissi cart curt. yazanların eline ağzına vereyim ben. yabancı sitelerde, misal erowid, kullanıcılar tecrübelerini paylaşıyorlar ama herkesin ingilizcesi betimlemeleri anlayacak kadar iyi değil.

    hikayeme geçmeden önce şunu söyleyeyim : tekrar alır mıyım ? hayır, nasıl bir şey olduğunu gördüm ve tekrar almaya cesaret edemem.

    temin etmekten başlayalım, "nasıl bulunur". herkesin sorusu bu, mahalle bakkalına gidip isteyemezsiniz. forumlarda elemanın birisi şöyle yazmıştı : "sen onu bulmazsın, sen hazır olduğunda o seni bulur" diye. laf kalabalığı yapıyor ibne demiştim zamanında ama şimdi vay be haklıymış piç diyorum.

    ben bir gün sokakta yürüyordum, yerde buldum...üstünde dozajı da yazıyordu hem, bir tane 120mikrogramlık, bir tane de yarım vardı 60mikrogramlık. toplamda 180 mikrogramlık bir doz.

    etkilerine baktığımda anlatanlara göre elimi hareket ettirdiğimde arkasında iz bırakacaktı, ışıklar bana daha güzel görünecekti. etkisini hiç bilmediğim için etki etmeye başladığını anlamak için aldıktan sonra elimi izlemeye karar verdim.

    ışıkların etkisi izlemek için akşam vakti almaya karar veriyorum ve havanın kararmasını bekliyorum. cesarete bak ki tek başıma denemeye karar veriyorum, salaklıktı, büyük salaklıktı. o kadar da yanınızda göz kulak olacak birisi olsun diye uyarmalarına rağmen...

    saat 20:00 ilk önce tam olanı aldım, dilimin altında tuttum, sonra kağıdı çiğnedim yuttum, nano gramını bile ziyan etmek istemedim. internette yazana göre 10-15dk sonra etki etmesi gerekiyordu. elime bakıyorum normal, ışıklara bakıyorum normal...bir bok yok, lan elişi kağıdı mı acaba bulduklarım diyorum kendi kendime. sonra yarım olanı da almaya karar veriyorum...

    toplam 180 mikrogram aldıktan sonra hala her şey normal, hay şansımı sikeyim diyorum kendi kendime...saat 20:35, bir gariplik var birisi beni takip ediyor !!!

    takip eden kim diye dönüp bakıyorum, gölgesini gördüğüm kişi kayboluyor ! lan sanırım etkisi başladı diyorum. bu muymuş lan sikindirik gölgeler diyip gülüp geçiyorum.

    saatimi kontrol ediyorum deli gibi, saat 20:40 işler çığrından çıkmaya başladı, insanlar teleport yeteneği edinmiş gibi. bir gördüğüm insan sanki 1m ışınlana ışınlana yürüyormuş gibi, arkasında izler bırakarak ilerliyor. korktuğumu belli etmeden insanları izlemeye başlıyorum, gölgeler hala peşimde...

    çaktırmamaya çalışıyorum ama kafamı çevirdiğim anda yanımdan arkasında izler bıraka bıraka yürüyen insanlar görünce irkiliyorum ister istemez. biraz dağa, insanlardan uzağa gideyim diyorum.

    ha bu arada elime de bakıyordum, elimi salladığımda bir şey yok gibi geliyordu, sigaramı yakıp elimi salladığımda ise sigaramın da iz bırakmaya başladığını fark ettim. anlatılmaz bir şey...

    insanlardan uzaklaşayım diye adım atayım dedim, ayaklarıma bakayım dedim, işler hepten çığrından çıkıyordu, saat 21:00 olmuştu ve aldığım maddenin etkisi tavana doğru ilerliyordu.

    yere baktığımda ayaklarım sanki yumuşak bir halıya basıyormuş gibiydi, bastığımda duyduğum bir yumuşaklık hissi, sanki bulutlara basıyor gibiydim, ayaklarımı izleyerek ne kadar yürüdüm bilmiyorum. çimler ayaklarımı sarıyor gibi hissediyordum. yerdeki maksimum 1cm boyundaki çimler uzayıp ayakkabılarımı sarıyorlardı.

    bastığım hiçbir yerden emin değildim, kazara suya, bataklığa girmemek için adımlarımı oldukça korkak atıyordum. gün içinde defalarca ayık olarak geçtiğim kocaman köprü bana sırat köprüsü gibi geliyordu, geçemiyordum !

    insanlardan uzaklaşmak için ağaçlık alana doğru ilerlemek istedim, 2m uzunluğunda en fazla 3-5 parmak derinliğinde minik bir su yolu üstüne tahtaları telle birbirine bağlayıp köprü yapmışlar. hay ak sırat köprüsü buymuş demek.

    daha sabah geçtim buradan, 2-3 adımda hemde, şimdi niye bana bu kadar zor geliyor geçmek ? derken bir kız geldi, sende mi geçemiyorsun dedi, kız gerçekti, valla. aynı "dünyada" olduğumuzu anladım. erkeklik bu ya, mekan, zaman, kafa fark etmez. hemen "ben önden geçeyim, sen takip edersin" diye telkinde bulunulur. geçerken "birlikte yürürüz, geyiği yapılır ama...

    köprüden geçildikten sonra dağa bir bakılır ki aslında o dağ diye baktığınız şey dağ değil !! karıyı kızı unutup o manzaraya hayran hayran bakarsınız....

    köprünün başında dikkat çektiğimizden önden ben geçip fenerimi yaktım ve kıza yol gösterdim, o da cesaretini toplayıp geçti. normalde sosyal bir adamımdır, kız da tek olmanın korkusuyla konuşacak birilerini arıyordu ama köprüden geçip ormana doğru baktığımda karıyı kızı unuttum.

    olamaz, amına koyim konuşan ormana girmişim galiba, bunlar ağaç değilmiş ki !!!! resmen her birisi ent ! arkamı dönme ihtiyacı bile hissetmiyorum, kız nereye giderse gitsin diye düşünüp dalıyorum orman yoluna...

    yol kenarına dizilen şeyler de taş değilmiş !!! üstlerine dökülen fosforlu boya yüzünden her birisinin oynayan ağzı gözü var, hepsi canlı.

    bu manzarayı görünce sadece şunu söylüyorum : "allah'ım ben bugüne kadar dünyayı görmemişim sadece bakmışım, özür dilerim.

    saat 21:30 artık adım atmak zorlaştı çünkü strateji oyunundaki haritaya bakıyor gibiyim. sadece 3m önümden eminim. adım attığım anda yolum tekrar şekilleniyor, geri kalan her şey belirsiz. karşıdan gelen insanlar sizde bir "gariplik" olduğunu anlıyorlar, yüzlerine bakamıyorsunuz korkunuzdan çünkü ne göreceğiniz belli değil !!

    adımlarım iyice korkak hale geldi, bastığım yer toprak yol olmasına rağmen sağlamlığından emin değilim, minik adımlarla yürüyorum, bazen ayağımı basarken ağırlığımı yavaş yavaş veriyorum....

    yürüyüşe çıkan diğer insanlar her şeyin farkında, yüzünüzdeki donuk ifadeden her şeyi anlıyorlar ve size yol veriyorlar.

    yürüyüş yolunda bazen taşlara takılıp kalıyorsunuz, yürümeye devam ederken gözlerinizi o taş gibi görünen yaratıklardan alamıyorsunuz. normal şartlar altında korkmanız gerekiyor ama bu daha başlangıç, deli cesareti geliyor ve korkularınızın üstüne gitmeye başlıyorsunuz.

    tepede dolunay var, dağa doğru baktığınızda çıplak gözle bir şey göremeyecek olmanıza rağmen yaklaşık 5sn boyunca baktığınızda sanki beyniniz uzun pozlama yapıyor ve mükemmel çözünürlükte bir fotoğrafa bakıyorsunuz. her şey çok net, renkler çok parlak, isteseniz dağın eteklerine kadar görebilirsiniz. o sırada size çam ağacının dalında kaç tane yaprak olduğunu sorsalar çok kısa bir sürede sayıp söyleyebilirisiniz. görüntüler anlatılamayacak kadar net...

    yürüyüş yolunda bazen bir görüntü dikkatinizi çekiyor ve gözlerinizi ondan alamıyorsunuz, birden durup gözlerinizi kırpmadan izlemeye başlıyorsunuz. gördüğünüz şey ise tamamen bilinç altınız yarattığı imgelerden ibaret. insan jabba the hutt'ı görür mü yahu ??

    bu esnada bir şeyi fark ediyorsunuz, zaman kavramınız yok olmuş !!! yaktığınız sigaradan daha bir nefes almışken 2. fırtı almak için hamle yaptığınızda filtresine kadar gelmiş olduğunu görüyorsunuz. meğer 5dk'dır bir noktaya kilitlenip kalmışsınız ama size 5sn gibi gelmiş...

    sonra birden silkelenip yürümeye devam ediyorsunuz. bu yolu defalarca, sıkılmadan aşağı yukarı gezip duruyorsunuz, her seferinde farklı bir tecrübe, aynı şeyleri göremiyorsunuz...

    insan içine karışmaya karar veriyorum, büyük hatalardan birisi daha...ışıklar sizi gece lambalarına üşüşen sinekler gibi çekiyor. hava soğuk, sıcak bir mola arıyorsunuz. hiç tanımadığınız insanlardan müsade isteyip duraklamak istediğinizi belirtiyorsunuz. herkes anlayışlı, sıcakkanlı...

    biraz önce geçtiğiniz bir karışlık dere size uçurum gibi geliyor, kaldığınız yere ulaşmaya çalışıyorsunuz ama geçemiyorsunuz. alt tarafı ayakkabınızı bile zar zor ıslatacak bir su birikintisi size çok korkunç geliyor. önümü göreyim diye fenerinizi yakıyorsunuz ama önünüz hariç her şeyi görüyorsunuz. amına koyim ilk seferde overdose alırsan olacağı bu salak !!

    bir kişiden "acaba karşıya nasıl geçebilirim" diye yardım istiyorsunuz. liseli ergen piç "5 dakikada bir vapur var" diye taşak geçme teşebbüsünde bulunuyor ama "taşak geçecek başka adam bul, şu an önümü göremiyorum, yardım eder misiniz" dediğinizde durumu anlıyorlar ve daha gülmeye başlamadan hepsi ciddiyetini takınıp yardım ediyor. neyse ki herkes ortamın bilincinde...

    evet karşıya geçebileceğiniz taşlarla yapılmış yolu kendi fenerlerini yakarak gösteriyorlar, özür diliyorlar. şimdilik problem yok gibi, biraz etiket olduk ama olacak o kadar.

    müzik...insanın beyniyle oynuyor, resmen gördüklerinizi müzik şekillendiriyor...

    tek başınıza yürüyüş yolundan çıkıp dağı gezmek istiyorsunuz, kap karanlık...merakınıza yenik düşüyorsunuz ve macera başlıyor.

    ay ışığı sayesinde zifiri karanlıkta fenere bile ihtiyaç yok, ağaçlar hala ağaç değil, taşlar hala taş değil, her şey yeniden şekilleniyor.

    çişiniz geliyor, penisinizi tutuyorsunuz ama fazla bir şey hissetmiyorsunuz, ona rağmen erekte olabiliyor, hmm bu iyiye işaret...

    çişiniz gelsin diye konsantre olurken penisiniz mantar gibi gelmeye başlıyor size, derken çiş yapmaya başlıyorsunuz. o kadar zor ki başlatmak, uyuşmuş gibi kontrol eden kaslarınız...

    ne diyordum, işemeye başlıyorsunuz, fosforlu yeşil !!!!! hasiktir çişim parıl parıl parlıyor !!! akışını, damlaları görüyorum. kendime geldiğimde dağın ortasında elimde penisim, ne kadardır o haldeyim hatırlamıyorum. 2dk da olabilir 10dk da...

    en büyük özelliği de bu, arada silkelenip kendinize gelebiliyorsunuz ama ne yazık ki sadece saniyeler sürüyor kendinizi gene kaptırmadan önce.

    çeneniz kasılmaya başlıyor, dişlerinizi gıcırdatmaya başlamak istiyorsunuz çünkü vücudunuzun alt taraflarından başlayıp beyninize kadar gelen garip bir "güç" dalgası hissediyorsunuz.

    dişlerinize zarar vermemek için ağzınıza bir sakız atmak için doğru zaman...

    dağ tepe dolanırsanız susarsınız, dehidrasyondan böbreklere zarar vermemek, daha da kötüsü ölmemek için su içmeniz lazım, canınız istemese, aklınıza gelmese bile kendinize telkinde bulunun ve bir şekilde için o suyu.

    evet su molası veriyorum, depoyu gene fulledik, gezmeye devam...

    bir deniz yatağına bakıyorsunuz, şişirilmiş. ama inanılmaz bir şey oluyor, deniz yatağı kendi kendine sönüyor ve tekrar şişiyor. nefes alıyor gibi. pürüzsüz yüzeyi kırış kırış oluyor, sonra tekrar düzeliyor. ondan sonra kendi kendine eğilmeye bükülmeye başlıyor. hay amk bu deniz yatağı da deniz yatağı değilmiş !

    saat gece 01:00 üzerinizi bir korku sarıyor ve tek başınıza kaldığınız yere gitmek için hareket ediyorsunuz. artık uyumak istiyorsunuz her şey çok korkunç gelmeye başlıyor.

    nefes nefese çadırınıza dönüyorsunuz, hemen fermuarı çekiyorsunuz, artık güvendesiniz. hemen uzanıyorsunuz, gözlerinizi çadırın tepesine dikiyorsunuz. o da ne fosforlu turuncu renkteki çadır saydamlaştı ve yıldızları görebiliyorsunuz !!!!! hasiktir !

    korkudan tepeye değil yan cephelere bakayım diyorsunuz, sanki su altındaymışsınız gibi geliyor!!! balıkları, sudaki kırılmaları, mercanları görüyorsunuz. diğer tarafa bakıyorsunuz sanki uzay gemisinde yıldızlar arasında uçuyor gibisiniz, gezegenler, galaksiler arasından geçiyorsunuz !

    bu böyle olmayacak, gözlerinizi kapatıp uyumanız lazım, neyse zaten yoruldum birazdan uyurum diyorsunuz...nahhhhh !!!! gözlerinizi kapattığınızda her şey daha beter !! renk cümbüşü gözler açık olsa da kapalı olsa da tam gaz devam ediyor.

    geometrik şekiller, hepsinde simetri var, inanılmaz bir görüntü. gözlerinizi açıyorsunuz, saat gece 01:30 . sanki düzelmiş gibi, çadırın fermuarını açıp kafanızı dışarı çıkarmanızla geri girmeniz bir oluyor, ağaçlar hala ağaç değil !!! kolları var, sizi sarmalamaya çalışıyorlar. düşmanca davranmıyorlar, dost canlısı görünüyorlar...

    korku iyice sarıyor sizi ama geçici, dışarı tekrar çıkma isteği ağır basıyor, tek başınıza çıkıyorsunuz dışarı, sandalyenize oturup ağaçları izlemeye başlıyorsunuz...

    ağaçların kolları var, tepenizde 3d olarak garip bir derinlik algısıyla duruyorlar, her bir parçasında ayrı bir şey algılıyorsunuz. bir süre sonra hareket eden hayvan animasyonları görüyorsunuz. koşan geyik, pantere dönüyor, sonra tiny toons karakterlerini görebiliyorsunuz ağaçlarda...

    hala aynı ağaçlara bakıyorsunuz, bu sefer "blur" efekti verilmiş gibi bulanıyorlar, ondan sonra yavaş yavaş akmaya başlıyorlar, evet ağaçlar eriyormuş gibi gözünüzün önünde eriyor. gözlerinizi hareket ettirdiğinizde bu süreç baştan başlıyor.

    hala aynı ağaçlara bakıyorsunuz, legodan yapılmışlar !!!! binlerce ufak lego parçasından yapılmış gibiler bu sefer. birden yıkılmaya başlıyorlar...

    derken tanımadığınız komşulardan birisi geliyor, sizinle aynı halde, dehşet, şaşkınlık...korkudan titreme sınırlarında, sizi görünce rahatlıyor. arkadaşı bırakıp gitmiş, onun da ilk seferiymiş...

    konuşurken karşınızdaki ile inanılmaz bir bağ oluyor, söyleyeceklerini söylemeden anlayacağınızı bile hissedebiliyorsunuz.

    düşünceleriniz...o kadar net, bir o kadar da bulanık. ikilemler içinde yüzüyorsunuz. bir olay size hem doğru hem yanlış gelebiliyor, ikisinin de sebepleri o kadar mantıklı ki bir şeyin hem doğru hem yanlış olabileceğini kabulleniyorsunuz.

    eski felsefecilerin götüne koyayım, hepsi müptelaymış onu anladım. kafanızda çözemediğiniz sorunların hiçbirisi kalmıyor, aklınıza gelen bütün sorunlarınızı çözüyorsunuz, mantıklı gerekçelerle hem de. tek güzel yanı "ayılınca" unutmuyor olmanız.

    güneş doğmak üzere saat sabah 6, hala etkisi devam ediyor, çüş lan çüş 10 saat oldu neredeyse ama etkisi geçmek bilmiyor. ayrıca zerre uykunuz da yok...

    çadıra geri dönüyorsunuz, gene aynı hikaye baktığınız her şeyin götü başı oynuyor, gözlerinizi kapattığınızda inanılmaz bir renk cümbüşü devam ediyor, kafayı çıkarıp dağa baktığınızda her şey dans ediyor. çadırınızda poşetlere bakmaya bile korkar hale geliyorsunuz çünkü istediğiniz şekle sokabiliyorsunuz. sanırım kontrolü ele almak öğrenilebiliyor. bad trip yaşamak kişinin kendi elinde, isterse kendisini bir kabusun ortasında bulabilir.

    1 saat boyunca ne kadar dönerseniz dönün uyuyamıyorsunuz...

    artık gözlerinizi kapatıp winamp görsel pluginlerine taş çıkartacak şekilleri izliyorsunuz, ninni gibi. ağzınızda metalik bir tat, çeneniz hala kasılma isteği gösteriyor. 11 saat oldu...

    derken gözlerinizi öğlen açıyorsunuz. çadırın fermuarını açmadan önce tek düşünebildiğiniz şey şu oluyor : "allah'ım nolur bitmiş olsun etkisi".

    korka korka kafanızı dışarı uzatıyorsunuz, aha o da ne ağaçlar eskisi gibi ağaç. dağ taş normal görünüyor. galiba bu beyinsizce macerayı kazasız belasız atlattık...

    insan üstü bir tecrübe, yaşamam gerekiyordu, yaşadım...fiziksel bir bağımlılık hissetmedim, tekrar almak için bir isteğim yok. kazasız belasız atlattığım için şanslı bir salağım.

    deneyecekseniz vazgeçin, zevkli bir kaç saat geçirip 10 saat cehennem azabı çekmek hiç mantıklı değil...

    akıl yitirmek mümkün, görülenleri kaldırmak için sağlam bir kalp gerekiyor, korkudan kalp krizi geçirme ihtimali oldukça yüksek. kalp atışları devamlı normalin üstünde seyrediyor zaten. overdose'dan değil ama kalp krizinden ölmeniz olası.

    etkisindeyken mantıklı kararlar almak mümkün ama sizin gerçek fikirleriniz olmayacaktır.
    araç kullanmak imkansız, yürümek bile zorken araç kullanmak intihar olur.

    yüzmek çok tehlikeli, anlık duraksamalar ve gözlerin dalıp gitmesi yüzünden boğulabilirsiniz.
    yanınızda birisi yoksa trafikte yürümek gene canınıza mal olur.

    özet : kullanmayın, kullandırtmayın. etkileri normal bir insana aklını kaçırtabilecek kadar yoğun, etkisi başladıktan sonra tamamen durdurmak imkansız, anca sakinleştiriciler ile kişinin panik yapması bir nebze sağlanabilir, o da doktor kontrolünde. ben şanslı bir salaktım ama 12 saat boyunca alice harikalar diyarında olayım derken cehennemi yaşayabilirsiniz. okuduklarınız yetsin size..."
  • bi arkadaş ekolü ama vallaha lan. bi arkadaşın arkadaşları hatta. ebesinin amı derler ya, o işte..

    bu arkadaşlar üç kişi. götleri kaşınmış, bulmuşlar bundan, almışlar doğal olarak. birisi köşeye geçmiş ağlıyomuş, diğeri ona bakıp öteki köşede kahkaha atıyomuş. öteki ise sikerim sizin yapacağınız işi deyip çıkmış gitmiş evden gecenin köründe. na bu böyle gezerken çöp tenekesinin yanında sarımtırak, turumcu uzun saçlı küçük bi kız görmüş. gece gece napıyo bu kız diyerek yanına gitmiş. sormuş napıyon çöplükte gecenin bu saatinde, kaçırırlar falan demiş ama cevap alamamış. tutmuş elinden polis merkezine götürmeye. yolda da nasihat veriyomuş. amına koyiim herifin kendine hayrı yok, masum masum kızla konuşuyomuş. gelmiş polis merkezine memur beye;

    - iyi geceler, iyi görevler memur bey, çöpün yanında buldum, tek başınaydı, yalnızdı, getirdim ben de..

    demiş. polisler ne diyo bu amına kodumun malı deyip çocuğun elindeki migros poşetini alıp bununla konuşmuşlar, öğrenmişler durumu. eve gittiklerinde de diğer ikisi rolleri değişmiş. ağlayan bu sefer kahkaha atıyomuş, gülen de zangır angır ağlıyomuş.

    işte böyle bi merettir bu arkadaş. poşeti kız zannettirir. valla söyleyenlerin yalancısıyım bende..

    edit: olm beni çok pis kandırmışlar galiba lan. ramazan güzeldir'i izleyeyim dediydim daha ilk bölümünde yaşlı bi amca beyaz bi poşeti alıp polise getiriyo falan. ulan gökhan, tam bi götmüşsün.. neymiş, arkadaşların anısıymış.. löt galesi..
  • ilk kez 1938’de albert hoffman tarafından elde edilen lsd (lysergic acid diethylamide/lisercikasit dierilamid) elde ediliş biçimine göre sentetik, kullanıldığında oluşturduğu etkilere bakılarak da halüsinojen olarak sınıflandırılır. lsd, çavdar mahmuzu denilen bitkiden çıkarılan bir öğedir, kimyasal işlemlerden geçirilerek elde edildiğinden de sentetiktir. suda eriyebilen bir maddedir. halüsinojenler içinde en yaygın kullanılanı lsd olup, diğerleri meskalin (kaktüs) ve psilocybin (mantar)’dır. lsd’nin halüsinojen olarak sınıflandırılmasının nedeni, kişinin gerçek algılarında bozulma yaratarak, gerçek gibi gözüken ama gerçekte olmayan imajları görmesine, sesleri duymasına ve dokunsal duyumlar algılamasına yola açmasıdır. lsd’ nin en az miktardaki kullanımından bile beyindeki serotonerjik sistemin etkilediği genel olarak kabul edilmiştir. serotonin adı verilen maddenin artışına yol açmaktadır .beyaz, tatsız, kokusuz olan lsd toz halinde veya sıvı formunun çeşitli maddelere emdirilmiş haliyle de bulunabilir. ancak lsd, işleniş şeklindeki ve içindeki zararlı bileşenlerin varlığındaki değişikliklere bağlı olarak en saf hali olan saydam ve beyaz formundan, kahve hatta siyaha varan renklerde bulunabilmektedir.
    ağızdan yutarak veya dilin altına konulup emilerek kullanılır. küçük miktarlarda, küçük kare şeklindeki kurutma kağıdına emdirildikten sonra dil üzerinde eritilerek alınabilir. lsd’nin etkilerini tahmin etmek güçtür, etkileri bireye özgüdür. çünkü etkiler alınan miktara, kullanıcının kişiliğine, kullanıcının o an içinde bulunduğu ruhsal durumuna ve ilacın alındığı çevreye bağlıdır.
    20-25 miligram lsd, kişinin kendinden geçmesi için yeterlidir. eğer bu miktar daha fazla olursa insanı çıldırtabilir. alındıktan 30 ile 60 dakika sonra etkilemeye başlar ve 8 ile 12 saat kadar bu etkileri sürer. ancak halsizlik, yorgunluk 24 saat kadar sürebilir, ayrıca kalıcı başka birtakım etkileri daha vardır.
    fizyolojik olarak ilk görülen etki, göz bebeklerindeki genişlemedir. kan basıncında artış, titreme, ağızda kuruluk, mide-barsak faaliyetlerinde artış, iştah azalması, uykusuzluk ve kontrol edilemeyen gülmeler görülür.
    lsd kullanıcıları deneyimlerini “trip” olarak adlandırırlar. trip esnasında kişi kendini hoş hisseder, etrafta zıplamak ya da kahkahalarla gülmek ister, düşündüğü şeyleri görüyor gibi algılayabilir, bildik eşyalar hatta insanlar bile tanımadık ve tuhaf gelmeye başlayabilir. zihinsel olarak uyarılır ki bu da kavramanın arttığı duygusunu geliştirir.
    fizyolojik belirtilerden çok algılar ve duygular hızlı bir şekilde değişir. kullanıcı aynı anda birkaç farklı duyguyu hissedebilir veya birinden diğerine hızlıca geçebilir. insanların algılarında değişiklikler yaratır; uzaklık, derinlik, zaman, mekan, ses ve renk algılarını karıştırır. örn; lsd etkisinde gözlerini kapayan birisi çizgi film görmeye başlayabilir, ama gözlerini açtığında yine kendini bu çizgi filmin devamında veya içinde bulabilir, dış dünyada algıladıklarını bu çizgi filmin parçasıymış gibi algılayabilir. beden imajında, algısında farklılaşma yaşar; bazen kendi vücudu ile dış dünyanın sınırları kaybolur. işitme ve görme algılarının birbirine karışma durumu olan sinestezi görülebilir. görsel halüsinasyonlar genellikle geometrik şekiller halindedir; sesler duyulabilir. güçlü bir mistik halüsinasyon yaratabileceğinden kullanıcı böyle durumlarda telkine daha açık olur; ve yeterli ön hazırlıkla insanları istenilen amaçlar doğrultusunda kullanmak mümkündür.
    lsd kullanımının uzun süreli etkilerinden en önemlisi “flashback” deneyimidir, yani kişinin yaşam deneyimlerinden belli kısımlarının yeniden yaşanmasıdır ve bu durum beklenmedik bir şekilde, aniden ve kendiliğinden gerçekleşir. “flashback” olayı, lsd kullandıktan birkaç gün sonra olabileceği gibi bir yıldan da daha uzun bir süre sonra ortaya çıkabilir, yani kişi tekrar madde kullanmasa da flashback yaşayabilir. tipik olarak bir kaç dakika hatta daha da kısa bir süre içinde sonlanır ve genellikle, şekilsiz renklerden korkutucu halüsinasyonlara kadar uzanan bir çeşitlilik içerir. özellikle kronik olarak kullananlarda, kişilik problemleri olanlarda, ama bununla birlikte ara sıra lsd kullananlarda da flashback gözlemlenebilir.
    uzun süreli etkilerinden diğeri de kullanım sonucu beyin fonksiyonlarının kalıcı bir şekilde etkilenmesi olasılığıdır ve bu, uzun süreli mental rahatsızlıkların oluşmasını ateşleyebilir. kullanıcı psikotik bir tablo sergileyebilir.
    kısaca lsd’nin kullanım sırasındaki etkilerini özetlersek :
    algılanan uyaranlar daha şiddetli hissedilir (rengin daha parlak algılanması gibi)
    uyaranın kaynağını tespit etmek zorlaşır(vücuda dokunan el kendisinin mi yoksa başkasının mı?)
    geçmiş ile şimdiki duyumlar birbirine karışır.
    kas koordinasyonunda yavaşlama, ağrı algısında azalma olur.
    mantıklı düşünme bozulur (ör, kullanıcıların bazılarında görülen uçma girişimleri)
    halüsinasyonlara neden olur.
    emosyonlarda dengesizlikler yaşanır, duygu durumu sık sık değişir, huzursuzluk ve tahammülsüzlük ortaya çıkar.
    bastırılmış anılar yeniden yaşanıyormuş gibi gerçekleşebilir.
    duyumlar birbirine karışır (ör., müzik görülür, renk duyulur ya da hissedilir).
  • lsd yi ilk bulan; albert hofmann 1943 yılında lsd'nin fizyolojik ve ruhsal etkilerini kendi üzerinde denemiş ve
    gözlemlerini yazmıştır.

    "19 nisan 1943 pazartesi günü saat 16.00'da lysergic acid diethylamide tartarat'ın % 05'lik eriğini hazırladım.
    0.5 santimetre küp 0.25 miligram lsd içeren tatsız, yavan sıvıyı içtim.
    saat 17.00'de baş dönmesi, endişe, kaygı ve tedirginlik başladı. görmem bozuldu, düşüncelerim dağıldı, içimden
    gülmek isteği geliyor, anlamlı konuşmak için büyük çaba sarf ediyorum, görme alanım sanki karşımda, eşyaların
    biçimi değişiyor, çevremi lunaparklarda olduğu gibi olağan üstü görüyorum.
    bir süre sonra bunların hepsi geçti. bütün bunları hatırlıyorum, baş dönmesi, görme bozuklukları, çevredeki
    eşyaların acayip gülünç ve kaba şekilleri... renkli yüzler belirdi. belirli bir tedirginlik vardı. aralıklı
    olarak başımın, ayaklarımın ve bütün gövdemin ağırlığını duyuyorum, sanki madenle doldurulmuş gibi. ayaklarda
    kramplar oluyor... ellerde soğukluk ve sanki eriyip gidiyormuş gibi bir duygu var. ağzımda maden tadında kuruluk,
    boğazda sıkışma, korku ve endişe, bilinçte bulanıklık... bu arada içinde bulunduğun koşullarla gerçek arasında
    ayrım güçlüğünden doğan bir karışıklık.
    lsd'yi aldıktan altı saat sonra eski durumuma döndüm. ancak ufak tefek görme bozuklukları kaldı.
    her şey sallanıyor, eşyaların boyutları değişiyor. sanki onların dalgalanan sudaki yansımasını izliyorum.
    üstelik bütün eşyalar hoş olmayan görünümler kazanıyor. renkleri durmadan değişiyor. yeşil ve mavi renkler
    üstünlük kazanıyor. gözlerimi kapayınca fantastik, gerçekdışı biçimler görüyorum. dikkati çeken bir nokta bütün
    seslerin gözüme yansıması ve türlü biçimlere dönüşmesi... her ses, renk bir sanrıya (gerçekte olmayan olguları
    var gibi algılamak) dönüşüyor. bunlar renk ve gölge olarak sürekli değişiyor. lsd'yi aldıktan sekiz, on saat
    sonra şiddetli bir uyku bastırdı. ertesi gün biraz yorgun kalktım."
  • iki gün önce amerika san francisco'da denediğim halüsinojen.
    etkisindeyken yaşadıklarımı yazmadan evvel biraz öncesinden bahsedeyim;
    denemeden önce bir çok yazı okudum, video izledim, kullanan arkadaşlarıma danıstım; öncelikle denemeyi düşünen bir kişinin gerçekten nasıl bir şey olduğunu araştırıp öyle alması gerektiğini hatırlatmak isterim, böylece kendini tanıyan bir kişi lsd etkisine ne ölçüde katlanabileceğini az çok ölçebilir, kendini tanımayan ya da tereddüt eden bir insan zaten kullanmasın büyük bir ihtimalle etkiyi kontrol edemeyecek dolayısıyla bad trip yaşayacaktır.
    türkiyede ortalamaya göre pahalı bir uyuşturucu olmakla birlikte tarlabaşı ortamındaki torbacı doğu kökenli vatandaşlarımızın da lsd'nin ne olduğunu bilmemesi kuvvetle muhtemeldir. fiyatına gelirsek 50-80 tl arası alınabilir.
    aslında lsd kullanmak çok da derdim olmamasına rağmen amerika'da uyuşturucunun yemek yemekten daha ucuz olduğu san francisco'da yaşadığımdan denemek istedim. amerika fiyatı 5-15$ arasında değişiyor ve bulması da bir o kadar kolay. hippie hill de elinizi sallasanız kullanan birine çarpıyorsunuz zaten. ben karesi 8$ dolardan üç tane almıştım. bit hatam da akşam 7 gibi almam ve etkisini gece yaşamamdı gerçi benim için sorun olmadı fakat sabah açık havada parkta vs alsaydım yaşadığım zevkin katlanacağından eminim.
    gelelim deneyimlerime; ne kadar yanlış olduğunu araştırmalarım doğrultusunda bilsem de; ben sabırsızlık ve deneyimsizlik sebebiyle tek başıma alıp tek başıma denedim fakat bunu çok da tavsiye etmiyorum. uyuşturucu etkisindeyken çevremden çok çabuk etkilendiğim için yalnızlık bir bakıma benim için daha iyiydi fakat bu durumun trıbini yaşamak da çok muhtemel.
    lsd'yi alıp hostelime geldiğimde bir karenin yarısını kesip aldım ve etkisini beklemeye başladım. ilk attığınızda etkisisi anında görme gibi bir durum kesinlikle olmuyor. 5 dk içinde bir şey olmadığını görünce olacakları merak ettiğimden kağıdı emmeye dişlerimle ezmeye basladım o an bir kalp çarpıntısı yaşadım biraz devam etti fakat bir süre sonra çarpıntıyı hissetmemeye başladım tekrar hiç bir şey olmamış gibiydim, şuurum hala yerindeydi ve hiç bir görme bozukluğu yoktu, bıraz sonra ara ara titremeler ya da istemsiz bacak kol refleksleri başladı, alalı yarım saat olmuştu ben hala etkiyi bekliyordum. tamamen etkisine girmem 1 saati buldu ama tabi ki siz farkında bile olmuyorsunuz ben hala hiç bir şey yok gibi düşünürken bilgisayarı açtım ve sanki bilgisayar hiç bu kadar yavaş açılmamıştı zaman çok yavaş ilerliyormuş gibi gelmişti ayrıca kendimi ekrana donmuşken yakaladım, pc açılırkenki o 4 renge sahip (kıemızı-yeşil-mavi-sarı) windows penceresinin dalgalanmasına bakakalmıştım üstelik renkler artık çok canlı ve hatta rahatsız ediciydi, gözümü ondan ayıramıyordum çok hızlı bir şekilde dalgalanıyordu o ana kadar hala kendimde olduğumu düşünüyordum fakat bir süre sonra 'oha bu renkler neden bu kadar parlakve bu pencere bu kadar hızlı mı dalgalanıyordu lan? ' sorusunu kendime sorduğumda anladım ki etki başlamış bile.
    o an bir heyecan yaptım noluyoruz ya gibisinden bir an kalbim hızla çarpmaya başladıçok heyecanlanmıştım ve panik olmuştum neyseki daha önce okuduğuklarımı hatırladığımdan kendimi sakinleştirmeye başladım, bunun sadece uyuşturucu etkisi olduğunu ve 8-12 saat sonra geçeceğini ve her şeyin normale döneceğini düşünmeye başladım; nitekim yararlı oldu, çarpıntıyı tekrar hissetmemeye başladım sadece ateş basmıştı. artık etkiyi kontrolüm altına almıştım sadece keyfini çıkarmaya çalışıyordum kulaklıklarımı taktım ve huuzurlu şarkılar açmaya başladım aynı zamanda pc'yle ilgileniyordum ama bir süre sonra hiç bir şeyle ilgilenmeme gerek kalmayacaktı çünkü dış dünyayla iletişimim kesilecekti. bir süre sonra hareket etmek bıle zordu yataga uzandım pc kucagıma koydum sadece muzık dınlıyor ve masaustune donuyordum, şimgeler hareket edıyordu renler çok canlıydı, müzik dinlediğim playlist yazılar dalgalanıyordu görüntüler kayıyordu, sonra gözlerimi kapattım sanki bilinçli rüya görüyordum kendim yönetiyordum rüyamı binlerce hayal binlerce görüntü çok hızlı bir şekilde birinden diğerine geçiyorum.
    çok heyecanlı hissediyordum fakat mutluydum bu aşık olduğun kişiyle karşılaştığın anda yaşadığın heyecana benziyordu gerçekten ard arda aşık oluyor gibi hissediyordum midemde kelebekler uçuşuyordu, bu heyecan hiç bitmiyordu, yüzlerce kez orgazm oluyor gibiydim bir türlü bitmiyordu zevkten yorgun düşüyordum ama bitmesini de istemiyordum, etki başlayalı 2-3 saat gecmişti.
    devamlı kendimin ne kadar mükemmel olduğunu, kendimi çok sevdiğimi, lsd aldığımı ve etkisini çok iyi yaşadığımı bunu çok iyi atlatabildiğimi ne kadar güçlü olduğumu bunu yapabildiğim için ne kadar özel olduğumu, bunun için kendimi daha çok sevmem gerektiğini ve yine ne kadar mükemmel olduğumu.. düşünüyordum, böyle bir sevgi paradoksu yaşıyordum bunun sonu yoktu çünkü kendimi sevdiiğimi düşündüğümde bu sevgının nekadar yerın oldugunu, bu sevgının yerınde olduğunu anlayabıldığım için kendımı ne kadar sevdiğimi ve kendımı sevdığımı düşünmenın ne kadar yerınde oldugunu duşünebildiğim için kendimin yine ne kadar sevmem gerektiğini ve yine.. düşünüyordum böyle bir sevgi pıtırcığı olmuştum bu duygunun sonu yoktu devamlı sevgi çoğalıyordu bıtmeyen bır zevk yaşıyordum ve devamlı doruktaydım.
    kendime deli oluyordum, kendimi kraliçe gibi hissediyordum, tüm düşüncelerimi seviyordum tüm düşüncelerim benim çocuğumdu, düşüncelerim somut yavrularımdı, hepsi küçük pembe power rangers kızlarıydı, hepsi birbirinin klonuydu, aynılardı, hepsinin yanağını sevıyordum sıra sıra hepsi asker robot gibi dizilmişlerdi benim emrimi bekliyorlardı ben ne düşünmek istersem onu düşünmeye hazırlardı hepsi birer ben'dim, onlar hem çocuklarım hem de kendimdim. haydi kızlar şunu düşüneceğiz diyordum ve o hayale başlıyordum, o hayal bittiğinde tekrar sevgi paradoksum başlıyor tekrar power rangers düşünce ordumu görüyordum milyonlarcalardı, onlara aşkımı itiraf ediyordum yani kendime, kendimle ilgili her şeyi çok seviyordum tüm hayallerimi çok seviyordum çünkü onları ben yaratıyordum benim bilinçaltımdaydım hiç bir yabancı yoktu sadece ben ve benim düşüncelerimle birlikteydim, bu samimiyer çok hoşuma gidiyordu. sanki dünyada hiç bir şeye gerek yoktu ben ve power rangers kızlarım yani ben ve düşüncelerım, kendi kendimi tatmin ediyordum duygusal bir orgazm yaşıyordum ve bu tatlı heyecan hiç bitmiyordu sadece tam anlamıyla zevk yorgunuydum. bunlar sadece hatırladıklarımın bir kısmı beynimden geçenler..
    hislere gelirsem bazen hiç bir şey duymuyordum sadece bir uğultu seslere odaklanmamıştım zaten çoğunlukla, sadece görme duyum çok güçlüydü renkler çok parklaktı her şey renklenmeye başlamıştı özllikle yeşil renkler ilgimi çok çekiyordu yazılar tamamen dalgalanıyordu, çizgiler kırılıyor kenarlar sivrileşiyordu.
    çok hareket etmiyordum yatakta uzanmıştım, pozisyonumdan rahatsızlık duymamakla bırlıkte arada sağa sola dönüyordum ve acayip komforlu rahat hissediyordum, bazen kendimi çok hafif hissediyordum hatta bir ara kendimi bulut zannetmiştim gökyüzündeydim sadece havada yavaşça süzülüyordum çok huzurluydu, bazen de kendimi acayip ağır ve yatağa gömülüyormuş gibi hissediyordum, o zaman hareket etmek zorlaşıyordu bir ara özellikle boynum ve kafam bana çok ağır gelmişti, normalde onlarla nasıl yaşadığıma hayret ediyordum bir ara kafamda kilitli çılkaramayacağım bir kare teneke kutu varmış gibi düşünmeye başladım, başım o kadar ağır geliyordu ki sağa sola çevirmek bile çok zordu bir ara bu rahatsızlığı yaşadım bir ara da sanki biri boynumu sıkıyormuş gibi hissediyordum boynuma dokunduğumda bir şey olmadığını hissedebiliyordum ama hala birisi boynumu sıkıyormuş gibi düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum neysekı sonra yine kontrol altına alabildim yine güzel şeyler düşünmeye çalıştım ve unuttum gitti, zaten çok da bir şeye odaklanamıyorsunuz düşünceler hayaller acayıp hızlı bır sekılde akıp gıdıyor, sadece onları iyiye yönlendirmek sizin hayal gücünüzü yönlendirme becerinize kalıyor eğer kontrol edemezseniz farklı farklı kötü düşünceler ve halusulasyonlar ard arda gelıyor.
    fakat benim için ara ara düşündüğüm tekrar eden tek şey kendime karşı olan sevgi paradoksuydu. kendime o kadar aşıktım ki kendi yanağımı seviyor ve ara ara kendime sarılıyordum, bu bedene ve bu beyne sahip olduğum ya da kendime sahip olduğum için çok mutluydum fakat kendimi vucudumu ellerimi algılayamıyordum, kendime dokunduğumda sanki başka biri bana dokunuyormuş gibi hissediyordum düşüncelerimle sevişiyordum , power rangers kızlarıyla öpüşüyordum onlar birbirlerini tatmin ediyordu dolayısıyla düşüncelerim beni tatmin ediyordu, bir nevi kendimle sevişiyordum.
    ellerim titriyor, parmaklarımı hareket ettirmeye çalışıyorum elime baktığımda elim renk değiştiriyordu; kırmızı mavi sarı yeşil pembe.. parmaklarımı hareket ettirmeye çalışırken bu renklere odaklanıyor ne yapmaya çalıştığımı unutuyordum, elimın içindeki çizgiler 3 boyutlu hale gelmişti elimden ayrılıp havada uçuyorlardı, elimin içindeki damarların yeşil rengi bile çok parlaktı beni rahatsiz ediyordu, elimi oynattığımda onu binlerce aynı el takip edıyordu yavaş bir şekilde, dans figürlerindeki gibi elimin hareketi tekrar eden yüzlerce el yavaş çekim aynı hareketi yapıyordu. her biri kendi ardında iz bırakarak gecıyordu önümden.
    kafamın içinde binlerce hayal dönüyor, random birisini seçip içine girip o hayali 1-2 dakika yaşıyorum sonra birden kendimi baska bır hayalın ıcınde buluyorum nasıl gectığimi bile sorgulayamıyorum.
    kendi içimde gezinıyorum sankı, kendi kendime düşünüyorum kendımle sohbet edıyorum her şey benim aslında her şeyden önemli tek şey benim
    2-3 kez yuzumu yıkamak ıcın ayaga kalktım kalkarken terliğimi bıle gıyemedım uzun sure gıyınmek ıcın ugrastım kalktıgımda sankı yer kayıyordu bacaklarımda güz yoktu ve tıtrıyorlardı neysekı bır kac adımdan sonra alıştım yuruyebıldim ama dengesizdim
    zaman ılerledikçe yavaş yavaş daha kontrol edilebilir bir hale geliyor ama ne olacagı da pek belli olmuyor bazen bitti sanıyorken kendimi çok başka yerlerde bulabiliyorum..

    5-6 saat geçmişti; görüntüler hala dalgalanıyor kesiliyor titriyor renkleniyordu.
    lsd etkisisini akşam 9 gibi göstermeye başlamıştı ve bunlar olmuşken saat sabah 4 e geliyordu, artık uyumak istiyordum falat bu mümkün değildi, çünkü içimde çok büyük bir enerji, heyecan vardı. derin nefes alırken kalbimin hızlı attığını hissdiyordum arada bu beni tedirgin ediyordu ayrıca etkisinin uzun süreceğini bilmeme rağmen hissettiklerim ne kadar güzel olsa da yavaş yavaş sıkılmaya başlamıştım, ne zaman bitecek acaba diye düşünüyordum sık sık saat hesaplamaya çalısıyordum ama bu çok zordu, kaç saat geçtiğini bile hesaplarken saati sayarken resmen kaçta kaldığımı unutuyor ve tekrar başa dönüyordum. başka seçeneğim olmadığını, geçmesini beklemekten baska elimden bır sey gelmeyecegını düşünerek aklıma yine tekrar tatlı düşünceler getirmeye çalışıyordum, böylece önceki düşünceler 'niye bitsin ki ne kadar değişik ve güzel bir deneyim yaşıyorum' diye şekil değiştirdi, bilmiyorum her insanda böyle mi fakat ben düşüncelerimi bu kadar kolay bir şekilde yönlendirebiliyordum işte, sadece etkisinin geçmesini beklemeye ve moralimi bozmamaya odaklanmıştım
    halüsülasyonlar fiziki hareketlerime göre de değişiyordu; mesela kolumu kaldırıp ranzanın demirini tuttuğumda yatağım gemi demir de yelken olmuştu, yatağım dalgalanıyordu ben rüzgara karşı gözlerimi kapatmış denizin kokusunu içime çekiyordum, son derece huzurluydum bir süre böyle devam etti uzun süre kolumu havada tuttugumu sonra fark ettim fakat buna ragmen kolumdaki uyuşukluğu bile hissetmemiştim, ben sadece denize ve o anın büyüsüne kapılmıştım.
    bir ara yatagımdan aşağı baktığımda yine yatagımı bir gemi olarak düşünüyordum, yine dalgalı bir denizdeydim ve yatak yani gemi sallanıyordu, yatagım yerden çok yüksekti ya da su çok derindi buna karar veremiyordum, sonra bir ara kenarda duran ayakkabılarıma dondum, bir an ne kadar büyük olduklarını düşündüm, ayakkabılarım devasa boyuttaydı o an kendimi dev sandım, ama bundan çok ayakkabılarla ilgileniyordum bana çok biçimsiz ve büyük geliyorlardı ama sanırım lsd etkısı yavas yavas azaldıgından bunun bır halüsülasyon oldugunu ve kafamın da ne kadar güzel olduğunu düşünebildim çünkü ayakkabılarımın gerçek boyutunu hatırlayabılıyordum artık,.
    sonra bu sefer de etki geçse bile lsd nın ızlerini hala yasayacagım tribine girmeye basladım cunku arkadaslarımdan biri lsd den sonra hayatın değişecek tarzı bir seyler soylemişti, o cumleler beynımde tekrarlanıyordu sankı hayatım elımden alınacakmış, beynım eskısı gıbı guzel calısamayacakmış gibi bir korkuya kapıldım ama yine kullanan ve normal hayatlarına gayet devam edebilen insanlar aklıma geldi ve onlara yoğunlaştım. bu arada renkler hala çok canlıydı ve yazılar hala dalgalanıyordu.
    eskiden sesler çok ilgimi çekmezken artık en ufak bir tıkırtı çok yüksek sesli geliyordu bana. arada ani seslerden ürküyor ya da bir anda irkiliyordum, dışardan gelen araba veya insan sesleri sanki yanımdaydı ve çok sesliydi. bi an devamlı tekrar eden bir sürtünme sesi duydum ses giderek artıyordu, halisülasyondaydım ses devamlı bana yaklaşıyordu sanki artık, gözlerim kapalıydı, ses artık dayanılmayacak derecede yükselmişti bir an gözlerimi açtım sesin kaynagının mantıklı bir açıklamasını araştırmaya başlamıştım ki birden ses kesildi sonra anladım ki aslında ortada bir ses yok sadece hayal ürünü ama çok gerçekçi.
    artık 8-9 saat geçmişti, etkisinin azaldığını hissedebiliyordum ve gecmesini beklıyordum artık gerçekten uyumak istiyordum çünkü çok yorgundum fakat uyumak çok zordu hala, sadece gözlerimi kapattım ve bekliyordum yine binlerce hayal görüyordum saat sabah 6 ya geliyordu artık o trans halinden çıkıp dünyayla bağlantı kurabilir hale gelmiştim ama kafam hala çok iyiydi, yine de o baygın halden çıkmıştım gözlerimi kapamıyordum artık sonlarına yaklastıgımı bildiğim için artık korkularım da tamamen bitmişti etkisinin azaldığını hissettikçe de ayrı bir mutluluk yasıyorum, tekar bilgisayarı aldım ve bu sefer yazıların kayıslarını renklerin hareketlerıni zevkle izlemeye başladım, sınırları zorluyordum sonuna kadar bakıyordum daha ne kadar kıvrılabilir veya renklenebilirler diye, önceleri fazla bakamıyordum çünkü onlara daldığımda kendimden daha fazla geçiyordum ama şimdi etki azaldığına göre bakabilir zevkini çıkarabılırdım, artık facebook da bile takılıyordum falat hala ekran karmaşıktı bir süre sonra hiç mecalim kalmamıştı pc yı tekrar bıraktım sadece uzandım ve gözlerimi kapadım, uyumuşum.

    sabah çok yorgun uyandım, zaten sadece 1-2 saat uyuyabılmıstım, hala sersem gibiydim, yüzümü yıkadım kahvaltıya inmek istiyordum belkı bır seyler yersem ya da kahve içersem bıraz daha dınclesebılecegımı düşünüyordum, ayaga kalktığımda hala dengesizdım ama bilincim yerinde sayılırdı sadece fiziksel etkiler devam ediyordu, odadan çıktım kahve aldım odaya dönerken sendeliyordum, odaya gırerken kapıyı zor açtım kahveyi masaya koyarken bardağı devirdim bir an yine kötüleşmiş dengemi kaybetmiştim neyseki fedback yaşıyordum sadece, yıne ayıldım etrafı üstünkörü sildim kalan kahveyi içtim ve tekrar yattım, artık gerçekten uyumaya başlamıştım 5-6 saat sonra uyandığımda halsizliğim devam edıyordu fakat dengem yerine gelmişti, bir duşla tamamen toparlanabileceğimi düşündüm, soguk duş aldım yemek yedim ve artık daha rahat hissediyorum.
    tam olarak etkisi 24 saat içinde geçiyor.

    diyeceğim o ki; dayanıklı bir bünyeye sahip değilseniz ve tereddütleriniz varsa denemeniz pek de hayrınıza olmayacaktır fakat kendinizi yönlendirebileceğinize inanıyorsanız; de hadi buyrun.
    fakat şunu hatırlatmakta yarar varki lsd öyle ara ara sık sık kullanabileceğiniz bir uyuşturucu değildir. abartılı kullanımda etkisi geçse bile halüsülasyonlar sizi gerçek hayatınızda da etkilemeye başlayacaktır. eğer hayatınızın geri kalanını sorunlu veya şizofrenik bir şekilde geçirmek istemiyorsanız lsd'yi abartmamak zorundasınız.
    belki triplere dayanabilmiş veya düşüncelerinizi lsd etkisindeyken yönlendirebilmiş olabilirsiniz fakat bunları uyuşturucu etkisinde yaşadığımızı biliriz; şayet bu soyut olgular gerçek hayatımıza girmeye başlamışsa işte o zaman asıl problemler baş göstermiş diyebilirim çünkü artık etki uyuşturucu tribinden çıkıp psikilojik veya travmatik bir olaya dönüşmüştür, geri dönüş ise imkansız olabilir.
    ilk deneyiminiz sorunsuz geçse bile 2. veya 3. de trip yaşamayacağınız anlamına gelmez , her zaman olumsuz sonuçlarla da karşılaşabileceğinizi göz ardı etmeyin.
  • ekşi sözlük beni hayal kırıklığına uğratıyor her geçen gün. meğer ne çok müptezel/müptezel namzedi varmış buralarda. insanlar 'kafa olarak' her şeyi geçiştirebileceklerini, unutabileceklerini, bambaşka bir dünyaya adım atabileceklerini zannediyorlar, ne acı, ne acayip, ne üzücü.

    dün burada bir iki 'algı kapıları' muhabbeti yaptık, sonra gelen mesajlar beni açıkçası ürküttü. 'nerede bulabilirizlerden' başlayan bir mesaj silsilesi. yahu ne gerek var? maksat bunu bulup kullanman değil ki. bu esrar, roş, alkol ya da başka bir meret değil.

    albert hoffman, solunum rahatsızlıkları üzerinde kullanılmak üzere bir ilacın denemelerini yaparken, çavdara yapışık yaşayan bir asalak mantar olan ergottan elde ettiği ergotamineden ('tesadüfen' ya da değil. bu tesadüfen bulunduğu bana büyük bir palavraymış gibi geliyor. kainatta hiçbir şey tesadüfen olamaz) sentezliyor lsd'yi. ortaya bugünkü formuyla bir lsd çıkmıyor, bugün kullanılanların gerçekten aynı saflıkta ve kalitede olduğunu düşünen arkadaşlar lütfen hemen bu yazıyı okumayı yarıda kesip akasya durağı'nı izlemeye başlasınlar. lsd kadar olmasa da sağlam bir hayal alemine götürdüğü ispatlanmıştır akasya durağı'nın. neyse. geçelim bütün bunları.

    insanların anlamadığı şey, lsd'nin işleyen dünya düzenine çomak soktuğudur. bu da kesinlikle iyi bir şey değil. tanrı'ya inanıyorsanız, o başka boyutları bu dünyada görmenizi istemiyor. görmesini istediği kullarını da kendisi seçiyor ve bunu da öyle hariçten madde yardımıyla falan yapmasına zaten fırsat bırakmıyor. kendisi bizzat insana bahşediyor bunu.

    işte bu algı kapıları'nı tanrısal bir destekle ya da kendiliğinden harekete geçen deus ex machina ile aşmayı beceremeyen ya da istemeyen, bunu zor ve ağır bulan insanlar da 'lsd'yi bir kere kullanayım da bundan sonra dünyaya bakış açım değişsin' mantığıyla alenen kendilerini kandırıyorlar.

    lsd, sizde var olmayanı size koymaz. zaten var olanı, iyi ya da kötü açığa çıkartır. bu yazının ana konusu da şudur; algı kapılarınızı lsd yardımıyla açmaya kalkarsanız size külliyen geçmiş olsun. çünkü olmaması gereken bir şeyi yaptınız. adım adım gitmeniz gereken yolu bir kertede almaya çalıştınız. bunun bir geri dönüşü olmayacağını mı sanıyorsunuz? elbette olacak. ve bu geri dönüş hiç de sizin beklediğiniz gibi iyi bir geri dönüş olmayacak. lsd kullandığı halde hiçbir psikiyatrik hastalığa geçiş yapmamış insanlar da var elbette. fakat bu insanlar mental açıdan çok güçlüler. yani otokontrol mekanizmaları o kadar kuvvetli ki kendilerini herhangi bir psikoza bırakmıyorlar.

    peki ya siz? fark etmediğiniz bir ruhi probleminizin olup olmadığından emin misiniz? bu mereti kullandıktan sonra 15 sene evvel yaşadığınız travmanın birden gözünüzün önüne gelip sizi intihara sürüklemeyeceğini garanti edebilir misiniz? esrar gibi 'iki kapak aldım pert oldum kanka' diyebileceğiniz bir şey değil ki bu.

    zaten içinizde var olan tanrısal yaratıcılık yeteneği yoksa, lsd sizi daha fazla yaratıcı yapmaz. bilinçaltınızda bastırdığınız bütün kişilik zaaflarını ortaya çıkarır. ha 'ben üç yaşımdan beri kovayla şampanya içiyorum bana bir şey olmaz' modunda anadolu kaplanıysanız, bilemem. o sizin merzukanızın çapına kalmış.

    lsd, bu dünyada yapmamanız gereken bir şeyi size yaptırmaya çalışıyor. bu boyutta görmemeniz gereken şeyleri göstermeye yönelik bir iddiası var. bu yanlış. neymiş efendim devletler bunu bilerek yasaklamış. insanlar lsd'yi bir kere kullansalarmış, bütün dünya buna inansa ah bir inansa hayat bayram olsaymış. gel de böyle düşünen tipleri izzet altınmeşe'ye havale etme. ne diyorsun lan gubirik? dünyada cennet mümkün değil ki iki gördüğün kıytırık halüsinasyonla bütün problemleri çözesin?

    sen dünyada cenneti elde etmeye çalışırsan, bu seni delirtecektir, kaçarı yok. göz önünde örnekler var. syd barrett mesela. adamda baudelaire döneminin bohem şairleri tipi var, o karizmasıyla elde edemeyeceği hiçbir şey de yok. aynı zamanda başarılı. pink floyd'un kurucusu. e daha ne? herifin kendini nasıl bitirdiğini görmek istiyorsanız yaşantısını bir inceleyin. korkacaksınız. güzelim bir kafa, işin cılkını çıkarınca ne menem bir belaya atlar kendi gözlerinizle müşahade edeceksiniz. o da bir kere aldı, fakat öyle bir dünyanın içine daldı ki o dünyayı daima yakalamak istedi ve bağımlılık yapmadığı halde kendi kendini zorla bağımlı hale getirdi. neymiş, steve jobs da kullanmış, işte başarısı ortadaymış. zaten var olan kabiliyeti görmüyorsunuz. adamlarda default olarak o yaratıcılık var zaten. lsd seni rembrandt yapmaz, var olanı bir nebze açığa çıkarır. dediğim gibi bunun karşılığında da sana bir bedel ödetir.

    o bedel de tam olarak şudur; artık hayata asla eskisi gibi bakamazsın. lsd'yi kullandıktan sonra her şey sana yavan gelmeye başlar. bir kere renklerin kişiliğini, kimliğini, kokusunu hissetmiş olursun, insanların ağzından çıkan kelimelerin bir enerji yaydığını ve iki kişi arasındaki bir sevginin mücessem hale geldiğini görmüş olursun. bunlar da biraz eserli, depresyona meyilli insanları delirtmek için yeter de artar.

    tanrı'ya inanıyorsanız, o, bu algı kapılarını bu dünyada açmanızı istemiyor. böyle maddelerle açmaya kalktığınızda da geri dönüşünüz çoğu zaman mümkün olmuyor. bu algı kapılarını başka türlü yöntemlerle açmaya kalkanlar (tasavvuf) gerici ilan ediliyor da, lsd'yi yerlere göklere sığdıramayanlar ilerici mi oluyor?

    tasavvuf bu kapıyı yavaş yavaş, olması gerektiği gibi açar. sen lsd'yle o kapıyı 'baaaaaaam' diye açmaya kalkıyorsun. bunca yıllık budist rahipleri, zen rahipleri, mistikler, mutasavvıflar falan boşuna mı çabalıyor? adam düşünce gücüyle yerden yükseliyor lan himalayalar'da, sen 25 mikrogram lsd'yle bunu tek kertede yapmak istiyorsun, üstelik taş çatlasın 50 euroya. olur mu? adil mi? tanrı kanar mı buna? sonra da böyle bedel öder, kafayı yersin işte.

    türkiye'de yaygın olmaması beni gerçekten mutlu etti. çünkü bu ülkede mental sağlığını henüz raya oturtamadığı halde ruhen çok sağlıklıymış intibaını bırakmaya çalışan binlerce insan var. yaygınlaştığını düşündüğünüzde, ülkeyi koca bir tımarhaneye çevirmeyi de defakto olarak kabul etmiş oluyorsunuz.

    ha, diyesin ki 'baba ben bu tür dünya işlerinden sıkıldım. algı kapılarımı zorlamak, boyutlar arasında rodeo yapmak istiyorum. mental olarak da iyiyim, kendimi, kainatı tanımak istiyorum'. orası sizin bileceğiniz iş.

    fakat çok uzaklarda aramanıza gerek yok. yunus emre'ye soruyorlar ya 'mevlana'nın mesnevi'si hakkında ne dersin?' diye.

    'güzel' diyor. 'fakat o meseleyi çok uzatmış. citlerce yazmış. ben olsam -ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm- yazar bırakırdım.

    içinizdeki allah'ın varlığını görmeden allahlık taslamaya kalkarsanız, bir lsd çarpar size, bir de artık kim denk gelirse.

    şu sandalye konuşuyor mu melahat?

    not: lsd'yi kesinlikle denemeyin. çay için çay. çayın içinde tein var, 20 bardağı 2 saatte vurunca bak nasıl leyla oluyorsun. algı kapıları değil ama evin kapıları ardına kadar açılıyor hararetten.
  • --saçma sapan sorular için oto cevap--
    nerede kullandın: rüyamda
    nereden temin ettin: rüyamda
    --saçma sapan sorular için oto cevap--

    öncelikle hayatımda hiç bir zaman o ot dedikleri şeyde dahil uyuşturucu/uyarıcı madde kullanmadım. çok yorgun bi günün ardından eve gelip yatağıma uzandıktan sonra direkt uykuya daldım. rüyamda evimde odadamda oturuyordum, bir cumartesi gecesiydi rüya bu ya yatağımın yanındaki çekmecede 2 adet 300ug lik lsd buldum. deneme amaçlı almaya karar verdim, etkilerini okuduklarımdan dolayı az çok tahmin edebiliyordum ama benimkisi kafa bulmaktan ziyade kendimi keşfetme isteğiydi zaten o yüzden bu entrymde rüyamda yaşadıklarımdan bahsettiklerimin yanısıra rüyamda not aldığım hayali not defterimdende yardım alacağım, saatler o yüzden dakikasına göredir.

    öncelikle merak eden, özenen arkadaşlar için mevzubahis madde için kullanan-kullanmayan herkesin söylediği ve doğruluk payı olan şu hatırlatmayı yapmakta yarar görüyorum. şunu söyleyeyim; eğer yalnız kullanacaksanız ve oto-kontrol mekanizmanıza güvenmiyorsanız kesinlikle denemeyin, çünkü en ufak bir tedirginlikte ya da algı kaybında kendinizi bambaşka yerlerde bulabilirsiniz ya da kendinizden nefret edip zarar verebilirsiniz, mesela kendim için örnek vermek gerekirse şişenin dibini bulup konuşamayacak kadar sarhoş olduğum zamanlarda bile kendi kendimip eve kadar götüremediğim hiç bir zaman olmadı. buna rağmen illaki almakta ısrarlıysanız ikinci dikkat etmeniz gereken husus o anki ruh haliniz. çünkü lsd bana göre uyuşturucudan daha ziyade dünya üzerindeki en kuvvetli uyarıcı maddelerden biridir, yani o anki hissettiğiniz ruh halini çok yoğun yaşayabilirsiniz bu kötüyseniz cehennemin dibini, iyiyseniz cennetin merdivenlerini göreceksiniz demek.

    neyse fazla uzatmadan rüyama geçmek istiyorum:

    saat 01:52'de 100ug olduğunu tahmin ettiğim yarım dozdan biraz daha fazla lsd'yi dilime alıp etkilerini beklemeye başladım, her hangi bir tadı yoktu ama yaklaşık bi 5-10 dakika sonra dilimde biraz acımsı bir tat hissetmeye başladım. sonra hafif bir müzik açıp arkadaşlarımla bi taraftan facebookta arkadaşlarımla konuşup bi taraftanda sözlükte takılıyordum, her hangi bir farklılık yoktu.

    saat 3.02 itibari ile etkisini biraz göstermeye başladı diyebilirim, çünkü yazı yazmak zorlaştı, tam olarak odaklanamıyorum. bilgisayar ekranın baktığım yazılar değişik bir hal almaya başladı, biraz daha büyükler sanırsam ya da punto ayarlarıyla oynadı biri!! renklerde ise bariz olarak bir değişme yok sadece biraz daha netler, müziğin sesi ise biraz değişti sanki ya ben sesini açtım ya da kalitesi arttı bilmiyorum. yatak çarşafımda ise nasıl söyleyeyim halı deseni gibi dörtgenler şeklinde, çarşafla aynı renkte desenler var bunu daha önceden nasıl farketmemiştim? resmini çizmeye çalışıyorum çizemiyorum çünkü biraz daha yakından bakmak için kafamı eğdiğimde kayboluyorlar!! evet, sanırsam etkisine girmeye başladım, kendimi buna hazırladığımdan bir kalp atışımda hızlanma olmadı ya da oldu ama ben hissetmedim.

    saat 3:19 sesler.. müzik gidip geldi bi anda. kulaklıkla müzik dinlemememe rağmen bir kulağım daha az duyuyor gibi oldu bikaç saniye sonra düzeldi, sonra müziğin sesi kısıldı sanırsam bi kaç tık hoparlörün sesini yükselttim. daha önce binlerce defa dinlediğim wish you were here'ı hiç bu kadar kaliteli dinlememiştim, david gilmour'un gitara her dokunuşunu, bastığı her notayı hissediyordum, odamda pink floyd' konseri vardı sanki. yaklaşık 4-5 defa aynı şarkıyı dinledim ve her dinlediğimde biraz daha haz alıyordum, tek kelime ile harika.

    saat 3:36 ama sadece 17 dakika geçmesine rağmen sanki asırlar geçmiş gibi hissediyorum, çok garip. hala pink floyd dinliyorum çünkü müziğin sesi gerçekten çok ama çok güzel, bu şarkılarının nasıl yazıldığını sanırsam anlayabiliyorum. gaza gelip gitarımı aldığım gibi shine on crazy diamonds'a eşlik etmeye çalışıyorum ve ediyorumda(!) bu mükemmel.. olayı kaydetmek için telefonumun ses kaydedicisini açıp bi taraftan da kaydetmeye başlıyorum (ayıldıktan sonra kayda baktığımda tabiki de çaldığım şeyin shine on crazy diamonds ile alakası yoktu bambaşka bir şey çalmışım ama çaldığım şey gerçektende daha önce çaldığım sololardan çok farklıydı, tekrardan çalmayı denediğimde tam olarak telefondakinin aynısını çalamadım). herşey biraz daha garipleşti, hayat farklı bi anlam kazandı sanki düşündüğüm herşey daha önce hiç düşünmemişim gibi geliyor. o sırada "bunun etkisi geçince canıma okicam bu yaptıklarımdan dolayı biliyorum" diye bi notta almışım* eğer zaman kavramımı kaybetmediysem bu yazıyı yazalı 5 dakika olmadı deyip altınada saat 3:52 yazmışım.

    sonra sigara içmeye çıkıyorum, her zaman gördüğüm yol biraz daha değişmiş, caddeler daha bi kıvrımlı ilerliyor, elektrik direkleri daha bi uzun sanki ve caddelerin ışıklandırılması çok güzel ve aydınlık. yoldan bi limuzin taksinin geçtiğini gördüm, bildiğimiz taksi renginde ama uzun. ay tam kaybolmak üzere, çok az bir kısmı gözüküyor ama rengi biraz pembemsi sanki. ve caddedeki sokak lambalarının bir kaç tanesi kırmızı renkte yanıp sönüyorlar. bu arada ben bunları izlerken sigara hala elimde yanıyor yaklaşık bir 20 dakika falan geçti sanırsam!! sigaranın tadı ise biraz garip, nasıl söyleyeyim daha önce hiç içmediğim türden her dumanın boğazımdan geçip ciğerlerime ulaştığını hissediyorum kesinlikle hayatımda içtiğim en uzun süreli sigara(!). evet aklıma gelmişken tat duygusunun nasıl değiştiğinede bakmalıyım deyip aç olmadığım halde mutfağa gidiyorum. mutfakta ışıkları açtığımda şok oldum kısa bir süre başka bir mutfağa girmeyi düşündüm ve biraz heyecanlandım. çünkü renkler çok değişikti akşam eve geldiğimde kullanıp tezgahın üstüne serdiğim sarı bulaşık bezi kırmızı renkteydi mesela. yemek masasının üstünde desenler vardı ve sürekli değişiyolardı ve mutfak ışıkları rahatsızlık verecek derecede aydınlıktı, ilk başta alışamadım ama sonra hoşuma gitti, uzunca süre bu değişiklikleri izledim. bi süre bu şekilde oyalandıktan sonra dolaptan sucuk çıkartıp kızartma yaptım, belki plasebo etkisi olabilir bilmiyorum ama hayatımda yediğim en lezzetli sucuktu dişlerimle ezdiğim her parçasının sesini duyabiliyor, her lokmadan mükemmel bir haz alıyordum. yemeğimi yedikten sonra lavaboya ellerimi yıkamaya gittim ama özellikle kendimi aynaya bakmadığım için şartladığımdan dolayı kafamı başka yere çevirdim çünkü kendi yüzümde göreceğim her hangi bir değişikliğin beni panikletip bad tribe itebileceğini düşünüyordum. sonra odama geçip duvarda asılı duran dartı izledim, bütün renkler, yazılar birbirine girmişti açıkçası çok hoşuma gitti, ayakta durup onu izlediğim sırada ellerime bakmaya başladım. ellerimdeki çizgilerin bu kadar detaylı olduğunu daha önce hiç görmemiştim, bütün çizgiler daha büyüktü sanki, uzaklaştırınca çizgilerin değiştiğini farkettim ama çok netlerdi uzunca bi süre onları izledim ama kendi vücudumun bana farklı görünmesi biraz paniklettirdi beni ve ayak parmaklarıma bakmaya başladım, ayak parmaklarım normalden biraz daha büyüklerdi. ayak parmaklarımı bi süre daha izledim ve giderek morarmaya başladığını farkettim, bi anda inanılmaz bi korku yaşayıp bad tribe doğru kaydığımı farkettim ilk kez o zaman kalp atışlarımda biraz hızlanma hissettim. hemen başka bi şeye odaklanmaya çalıştım o da ne biri sanki ışıkları kısmıştı!! nasıl söyleyeyim sanki voltaj düşmüş gibi oda bi anda biraz daha karanlık bi hale geldi hemen bilgisayar başına oturup şarkıyı değişip kafamı rahatlatmaya çalıştım. biraz daha hareketli bi şarkının daha iyi geleceğini düşünerek daft punk açtım (bkz: fragments of time) ve cidden işe yaradı şarkıyı açtıktan bi kaç saniye sonra odanın ışığı eskisi gibi aydınlanmaya başladı ve kendime sürekli bunun lsd etkisi olduğunu, istediğim her şeyi kendimin kontrol edeceğini telkin edip duruyordum. sonra bilgisayar ekranına bakmaya başladım, yazılar çok garipti nasıl söyleyeyim; ekranın bi tarafı büyüteç tutulmuş gibi büyük ve net, diğer tarafı ise normal olması gerekenden biraz daha küçüktü, renkler ise çok canlıydı. sonra bilgisayardan sıkılıp halının üstüne geçip, odayı seyretmeye başladım. duvarda sürekli garip desenler görüyordum tarif etmesi biraz zor ama böyle dalga şeklinde gelip, sürekli değişiyorlardı. kapının köşeleri düz değil aynı dartın köşeleri gibi eğimliydi. karşımdaki normalde mavi renkli olan kanepenin rengi ise kırmızı bi tondaydı (daha önce hiç görmediğim bi kırmızı tonu), bunları seyrederken ne kadar eğlenceli olduğuna kendimi inandırıp, aklıma kötü bi şey gelmemesine ve mümkün olduğunca vücudumdan herhangi bir yere bakmamaya çalışıyordum. sonra sigara içmeye çıktım ama oturasım gelmedi ayakta durup sigara içiyordum ama boyum çok uzundu normalde boyum 1.85 ama daha önce hiç bu kadar uzun olduğumu farketmemiştim yaklaşık 3 metre falan olduğuma yemin edebilirim(!) elimde tuttuğum sigara şu anki ayak parmaklarımı hangi mesafeden görüyosam o mesafedeydi, eğlenceliydi. sigarayı söndürdükten sonra uzunca bi süredir not almadığımı farkedip içeri geçip bu anlattıklarımı not almaya başladım.

    saat 6:45 en son kaç saat önce yazdığımı hatırlamıyorum notlara bakınca 4 saat olmalı ama çok daha uzun gibiymiş sanki, şu an muhakemesini yapacak durumda değilim. sanırsam zaman-mekan algım kayboldu. fark edemediğim kadar çok desen fark ediyorum mesela şu an yatak çarşafına baktığımda toplu iğne başı kadar ufak bir delik var ve aşırı dikkatimi çekiyor, halının üstündeki tozlar çok çirkin. yarın uyandığımda ilk işim onları temizlemek!! sonra kendimle ilgili kişisel şeyler yazıp dahada not almıyorum, daha doğrusu alamıyorum çünkü yazılar iç içe girmiş vaziyetteler(!) defteri bir kenara bırakıp tekrardan halı üstüne oturup hayatımı sorguluyorum, aslında her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu düşünmeye başlıyorum ve gerçekleştiremediğim hayallerimle ilgili kendime kızıp, gerçekleştireceğim konusunda kendime söz veriyorum sonra bilgisayarımda eski kız arkadaşlarımdan birinin fotoğraflarına bakıyorum ama bunun iyi bir fikir olmadığını düşünüp hemen kapatıyorum. bi süre böyle oyalandıktan sonra tekrardan sigara içmeye çıkıyorum, hava aydınlanmış ve cadde eskisi gibi yani pek bir farklı değil, üstelik sigarada artı kısa sürede bitiyor ama tadı hala bi değişik ve bu tat hoşuma gitmiyor.
    odaya geri döndüğümde dart tahtasıda biraz daha normal gibi sanırsam etkisi geçiyor diye düşünüp, ışıkları, perdeleri kapatıp bilgisayarı açıp, uyku moduna geçiyorum. bilgisayardaki yazılarda hala bi değişiklik yok ama hala büyüteç tutulmuş gibi büyükler, yazıları tam okuyamıyorum. o yüzden bi süre youtube'da karşıma çıkan daha önce hiç açıpta dinlemediğim dr dre feat snoop dogg konser videosunu izleyip aslında niggaların ne kadar eğlenceli insanlar olduğunu, keşke etkisi azalmaya başlamadan dinleseydim diye düşünüyorum sosis suratlı şey* yaklaşık bi kaç saat bunlarla oyalandıktan sonra artık uyuma vakti geldi deyip yorganı çekip uyumaya çalışıyorum, etkisi büyük ölçüde geçmesine rağmen hala gözümü kapattığımda garip desenler görüyorum. yorganın içinde gözümü açtığımda hala aynı desenleri görmeye devam ediyorum açıkçası garibime gidiyor bi süre sonra onları izlerken uykuya dalıyorum.

    yaklaşık 3-4 saat uyuduktan sonra (bkz: rüyada uyumak) uyandığımda herşey eskisi gibi, içimi garip bir sevinç kaplıyor ne garip desenler ne de hiç görmediğim renkler, sadece dilimin üstünde hala kağıt varmış gibi bir his var ama bi süre sonra geçti o da. bi sigara yaktıktan sonra notlarıma bakıyorum ve o yazdığım "ayılınca canıma okicam " kısmını görüp, kendime bi güzel kızdıktan sonra geriye kalan bir tam ve diğer yarım tabı doğruca klozete atıp sifonu çekiyorum böylece rüyam bitiyor, uyanıyorum.

    sanırsam biraz uzun oldu umarım kimseyi sıkmamışımdır, son sözlerime gelince öyle bazılarının dediği gibi "pembe tavşanla konuştum, uçan maymun gördüm, masayla konuştum" falan olmuyor, yani ilk seferde dozajın bokunu çıkarmazsanız. ki aklı selim hiçbir insanın bu kadar tehlikeli bir psychedelic'i ilk seferde fazla doz alacak kadar salak olduğunu sanmıyorum, eğer varsada hiç ağlamasın o oldu bu oldu bik bik diye.
    flashback olayına gelecek olursak kullanıpta bunu yaşayanlar varmış, doğrudur. kendim için konuşacak olursam rüyamın üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen benim hiç başıma gelmedi şu ana kadar, bilmiyorum. ama buradan olmaz sonucuda çıkmasın çünkü kullandıktan sonra yaşayan insanlar gerçektende var ama anlattıklarına göre 1-2 saniye boyunca farklı renkler, ufak göz yanılmaları oluyormuş yani öyle çay bardağı size "çayı tazelesene" dediği bi flashback yaşadım diyeni duymadım.

    sosyal mesaj ve kişisel tavsiyelerime gelince:

    bana göre tek sefer kullanılırsa uyarıcı sınıfına girebilir. uyuşturucu denilmesinin sebebi, insanın eğer good trip yaşadıysa sürekli o tribi görmek istemesi, hep iyi olacak diye zannetmesi ve beynini bi süre sonra yakmasıdır. çünkü kullandıktan sonra aynı etkiyi veya halüsinojen etkisini görmek için sürekli dozajı arttırmak zorundadır yani beyin her kullandıktan sonra eski doza karşı tolerans gösterir. açıkçası ben şansımdan yana good trip yaşamama rağmen bir daha asla "rüyamda görmeyi" düşünmüyorum. bi de öyle "yok insanın hayatını değiştiriyor, zeka açıyor" falan filan gibi şeylerede özenip denemeyin canlar, öyle birşey yok. mantıklı bi açıdan bakmak gerekirse; zaten eğer hayatınız çok güzel, bi sıkıntı yoksa lsd kullanma riskine hiç gerek yoktur çünkü zaten yolunda olan bir şeyi kimse bok etmek istemez, velev ki hayatınız kötü ve sıkıntılı bir dönemdeyse ki bu da yüzde doksan bad trip anlamına gelir. o zamanda hayatınızı boktan bi yönde gerçektende değiştirebilir, şüpheniz olmasın. yani ben "rüyamda görmem" diyorsam en büyük dayanağım bi an görüyor olduğum ellerimin yaşlı eli gibi, ayaklarımında normalden büyük ve mor olmasıdır. o bile bad tribi ufakta olsa yaşattı, büyüğü evlerden ırak.. haa bide düşünüyosan ki bak albert hofmann amcaya o kadar kullandı kaç sene ve adam 102 yaşında öldü; canım benim sen o adamın kullandığı saflıkta lsd bulabilecek misin? hıı diyosan ki arkadaşım var aynı saflıkta üretiyor (bildiğim kadarıyla dünya üzerinde bunun üretilmesine izin verilen 3-5 tane laboratuvar var) sıkıntı yok. ama eğer ki yoksa, hangi adamın hangi koşullarda, hangi saflıkta ürettiğini bilmediğin şeyi kullanma, kullandırtma.
  • gramı 3000 dolar denilen madde. bu başlığa arada girip gülüp eğleniyorum.

    fiyat vermeyeceğim tabi ama o kadar pahalı bir şey değil. bulması o kadar zor bir şey değil. diğer yazarların söylediği gibi sizi sanatçı, mimar ve superman yapmaz. amına koyduğumun internetinde dolaşan saçma sapan videolardan -güya- incelemelerden görüp buraya size besteler yaptırır, resimler çizdirir falan demeleri gerçekten komik. sizi korkutur uzun süre uyanamayacağınız tanımlayamayacağınız rüyalar gördürür. gerçeklikle rüya arasındaki boyut gibi bir şey.

    herkes kullanmalı, öyle korkulacak bir şey değil diyenlere kafam girsin. facebook paylaşımlarını izleyip izleyip yazmayın şöyle şeyleri büyük vebal alırsınız.

    türkiye'de hukuki yaptırımları nedir bilmiyorum ama türk polisinin yüzde 99'unun böyle bir şeyden haberi bile yoktur kesin. hele kağıt versiyonunu etkisi altında değilseniz üzerinde görse eminim dikkat dahi etmeyecektir. yurt dışında ehliyet engeli uygulamasını ben de duydum ama kesin bilgi diyemem. türkiyede narkotik şube polisi bilirse bilir bunu. onu da ihbar veya dinleme olmadan gelip çat diye bulamazlar.

    aynı başlıktaki diğer yazılarımda olduğu gibi yine tekrarlıyorum: kutsal saydığınız değer verdiğiniz ne varsa onun uğruna onun hatrına kullanmayın, izleyici olarak bile olsa kullanılan ortamda bulunmayın. bunun erkeklikle, cesur olmakla, depresyonla, o an bulunduğunuz hayat şartlarıyla alakası yok. iradeli olmak çok büyük güç bunu aklınızdan çıkarmayın. internette artık haber sitelerinde bulunan bilimsel haberlerde bile lsd kullanımı destekleyici paylaşımlar yapılıyor. sizi daha zeki daha üretken yaptığını söylüyorlar bunlar. inanmayın. uyuşturucunun hiçbir türü size memnun olacağınız şeyler katmaz. iyi olun güzel olun.

    edit: 5. kardeşim nereden alıyorsun mesajımı aldım biraz önce. size ne desem bilmiyorum.