şükela:  tümü | bugün
  • iran'ın lübnan'daki varlığı olarak görülen örgüt.

    hizbullah örgütü, lübnan’da şiileri temsil eden önemli bir siyasi ve askeri hareket olarak tanınıyor. örgüt, ülkenin nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan şiilerden büyük destek görüyor.

    lübnan hizbullahı 1982’de iran’ın desteğiyle kuruldu. suriye’den de destek gören örgüt, israil’in lübnan işgaline karşı direnişe geçerek, israil birliklerini lübnan’dan çıkarmayı amaçlıyordu.

    iran’ın para ve silah yardımında bulunduğu örgüt bu amacına 2000 mayısı’nda ulaştı. hizbullah hareketi, israil’in çekilmesiyle gücünü daha da artırdı.

    ilk yıllarında gizli bir örgüttü. 1983’te abd’li denizcilerin barakalarının ve iki abd elçilik binasının bombalanması ve 50’den fazla yabancının rehin alınması olaylarından sorumlu tutuluyor.

    ülkenin nüfusunun büyük bölümünü oluşturan şii müslümanları temsil eden örgüt, halktan büyük destek görüyor.

    sosyal yaşamda ve sağlık alanında da hizmet sağlayarak halkın beğenisini toplayan örgüt, siyasi alanda da etkin. lübnan parlamentosu’nda önemli güce sahip olan örgüt, milislerini silahsızlandırmayı reddediyor.

    örgütün amacı lübnan’da islam devleti kurmak. resmi olarak örgütlenmiş 18 dini tarikatı var. seçimlerde on binlerce lübnanlı’yı peşinden sürükleyebiliyor. tv kanalı, radyo, gazete ve internet sitesi var.

    hizbullah gerillaları, lübnan-israil sınırında etkinliğini koruyor. zaman zaman israil ve hizbullah askerleri arasında çatışmalar çıkıyor.

    örgüt, 2000 yılında da 3 israil askerini rehin almış, sonrasında çıkan olaylarda 3 israil askeri de ölmüştü.

    israil, 4 yıl sonra askerlerin cenazelerinin teslim edilmesi karşılığında 430 filistinli ve lübnanlı tutukluyu salıvermeyi kabul etti.

    hizbullah, israil’in var olma hakkını tanımıyor ve kendisini bütün bölge için bir direniş gücü olarak görüyor.
  • hizbullah'ın televizyonu için (bkz: al manar)
  • haşmet babaoğlu'nun vatan gazetesi'nde 29.07.2006 tarihinde yayınlanan yazısı...

    hizbullah'ı bbc'den öğrenmek

    birkaç gün önceydi. bir tatil yöresindeydik.

    hava sıcaktı, boğucuydu.

    dışarıda dolanmaktansa klimalı bir ortamda televizyon izleyip dünyadaki sıcak gelişmelerden haberdar olmayı seçtik.

    çünkü popüler gazetelerimizin irak savaşı'nın her safhası üzerine fikir döktüren politika yorumcuları gariptir ki, lübnan ve filistin'de olup bitenler hakkında yazmaktan kaçınıyor, mümkünse lafı dolandırıyordu.

    son günlerde pek televizyon izleyememiştik. acaba en iyi çözüm haber kanallarını izlemek olabilir miydi?

    birkaç kişinin daha bulunduğu bir ortamda kumandayı kaptığım gibi başladım kanal kanal dolaşmaya...

    dakikalar geçti; yarım saat oldu, derken bir saat.

    lübnan'la ilgili dişe dokunur tek bir haber program çıkmadı karşımıza.

    ne o? yoksa dünyanın herhangi bir yerinde bir çatışma çıksa, bir çocuk ölse, bir kadın yaralansa futbol-turizm-yatçılık-müzik programlarına ara verip bu haberi ekrana getiren kanallarımız gözlerini lübnan'dan kaçırmayı mı tercih ediyordu?

    tatminsizlik ve öfkeyle kumandadaki tuşlara hızlı hızlı dokunurken bbc world çıktı karşımıza...

    seyrettiğimiz programda lübnanlı bir kadın gazeteciyle söyleşi yapan bbc muhabiri "bir terör örgütü olarak hizbullah hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusunu yöneltince gazeteci önce gülüp sonra "bilmem farkında mısınız ama lübnan kabinesinde iki bakanı bulunan, lübnan parlamentosunda hatırı sayılır bir milletvekili grubu oluşturan bir örgütten söz ediyorsunuz" deyince birlikte televizyon seyrettiğim tanıdıklar "haydi be, palavra atmıyordur bu kadın, değil mi?" nidalarıyla oturdukları yerde dikilip bana baktılar.

    "ne var ki bunda? mesela bildiğim kadarıyla enerji bakanı hizbullah'tan" deyince iyice dağıldılar.

    sonra durumu anladım.

    hepsi aklı başında, dünya görmüş, yüksek öğrenimli ve itibarlı işlerde çalışan gençlerdi.

    bizim medyanın etkisiyle hizbullah'ı sıradan bir milis örgütü, hatta güney lübnan'a yerleşmiş "mülteciler" sanıyorlardı, zaten bölgenin yakın tarihini bilmiyorlardı ama abd'deki "evsizler"in hallerini; cannes sahillerini mesken tutmuş yeni rusların görgüsüzlüklerini; japon ekonomisindeki durgunluğun kaynaklarını sular seller gibi biliyorlardı.

    şimdi kafalarındaki hizbullah imajı bir anda yerle yeksan oluvermişti!

    hayat işte!

    bizim politika yazarlarının "bu savaşta bir yanda israil var, öte tarafta devlet yok, lübnan yok, hizbullah var" diye yazdıkları gün sen kalk bbc'den hizbullah'ın, lübnan devletinin resmi bir parçası olduğunu öğren!..

    gerçek şu ki konu orta doğu'ya gelince çoğumuzun zihni, üzerine çiziktirilmiş bir takım klişeler hariç boş bir kağıdı andırıyor.

    dünyanın bu bölgesi hakkında hepimizde hani neredeyse kurgulanmış ve hatta seçilmiş bir cehalet ve yumurta kapıya dayanıncaya kadar hüküm süren bir kayıtsızlık var.

    biliyorum, eğlenceden başka hiçbir şeyden "haber"i olmayan tv kanalları, haberi gitgide "soft"laştıran haber kanalları ve derinliksiz popüler gazeteler dünyasından başka nasıl bir tablo çıkabilir ki, diyeceksiniz...

    doğru ama o kadar mı? o kadar basit mi? hayır.

    itiraf edelim ki, bu seçilmiş körlük, bu kaypak kayıtsızlık aslında geçmişi uzun yıllara dayanan yarı-resmi bir toplumsal-siyasal politikanın ürünüdür.

    mesela orta doğu'da yanıp yıkılan hayatları ve savaşın acılarını konu ederken bile araya mutlaka arapları aşağılayan cümleler sokuşturan köşe yazıları görüp bir tuhaf oluyorsunuz ya, onlar da aynı politikanın bir parçasıdır.

    o politikanın üzerinde ayrıca durmak gerek.
  • türkiye'nin lübnan'a asker göndermesi yönündeki çalışmalar kulis boyutunu aşmış, işin son aşaması olan lojistik tahkim ve siyasal denge oluşturma yönündeki son düzeltmeler yapilirken, biz lübnan ve hizbullah üzerine yazmaya devam edelim. kesif bilgisizlik, standart gerzeklik ve stratejik kötü niyetle birleşince göz gözü görmüyor malumunuz. hafiften bu dumanli havayi dağıtmaya ugrasalim ama bu konudaki genel bilgisizliğin anlasilir nedenleri odugunu da söylemeden geçmeyelim...

    öncelikle ortadoğu’da ve özellikle lübnan’da 100 yili aşkin karmasik bir siyasal tarihi ve siyasal hareketler silsilesini izlemenin zorluğundan sözetmek mümkün. ikinci olarak da türkiye'nin ve memleketim insaninin (politikayla aktif olarak ilgilenenler de dahil olmak üzere) bu bölgeyi "unutmak" yönünde gösterdiği bilinçalti çabanin da bu bilgisizlikte büyük rolü olduğunu ekleyelim. şimdi kürt sorunu, irak savaşı, lübnan'a asker gönderme gibi malum nedenlerle zorunlu olarak ortadoğu'yu yeniden hatirliyoruz. elbette nasıl hatirladiğimiz başlibasina bir tartisma. ama bu koşullarda ortadoğu'yu yeniden hatirlarken "lan bizim dişişleri neden hamas'la konuşuyor, neden hizbullah'la pazarlik yapiyoruz, terörist lan bunlar ki" gibi akillara zarar meselelerimiz oluyorsa biraz hizli hatirlamaya ve bir şeyler öğrenmeye ihtiyacimiz var demektir.

    iş bu cihetle ve bu şerait altinda türkiye, abd'nin bölgedeki politikalarina tümüyle entegre olmaya başladığı ve ortadoğu'nun aktif (ki ortadoğu aktif olmak savaşmak anlamina gelir) aktörlerinden biri olmaya doğru koşaradim giderken, osmanli ortadoğusu hayalleri görenlerle, "lübnan direnişini selamlayan bir türkiye" rüyalarina yeltenenlerin rüyadan uyanmasına yardımcı olmak için, lübnan hizbullah'ina temas etmeyi yararli görüyoruz sayin dışişleri mensuplari. ha bir de hizbullahlari birbirine karistirmak, hamas hizbullah ve irak direnisi gibi basliklarda hizbullah'ta büyük bir "anti-emperyalist direniş odağı" görenleri de, "hizbullah basit bir terör örgütüdür" diyerek kestirip atanlari da üzeceğiz saniyorum biraz..

    neyse mister prezident, değerli basin mensuplari ve saygideğer konuklar çok uzatmayalim ve öncelikle şii emel örgütü basligina bir gözatmanizi önerelim. çünkü lübnan hizbullahi'ni anlamak için şii emel hakkinda az biraz birseyler bilmemiz önemli.

    (okudunuz mu?) o halde burdan devam edelim..

    lübnan hizbullah'i her bakimdan ilginç bir siyasi hareket... kökleri her ne kadar israil'in 1982 yilinda lübnan'i işgali üzerine, lübnan'a gelen -ve iran'daki muhalif işçileri, komünistleri, tudeh yanlilarini, solculari kesme, hapse tikma ve bastirma işinden emekli olan- bin kadar pasdaranla, emel'in suriye yörüngesine giderek daha fazla girmesine muhalefet eden eski şii emel kadrolari tarafindan atilmiş olsa da, lübnan hizbullah'ı her şeyden önce "yerli bir siyasal hareket" olarak önem taşiyor. kurulusundan bu yana acik bir iran etkisi olmasina rağmen neden bu duruma değil de yerelliğe vurgu yapiyoruz. çünkü öncelikle lübnan hizbullah'ı ortadoğu'daki pek çok siyasi islami grup gibi abd orijinli desteklerle oluşmadi. iran desteği ise her zaman hareketin ideolojik-politik yönelimini belirlemeye değil, ağırlıkla askeri olarak güçlenmesine ve israil işgaline karsi direnişin örgütlenmesine yönelik bir yardim niteliği taşıdi. ortadoğu'da ve özellikle israil-filistin-lübnn meselesinde yerelliği her zaman abd-cia ekseninden ve müdahalesinden bağımsızlık olarak düşünmek gerekir dersek itiraz etmezsiniz sanirim. (ve elbette lübnan hizbullah’i kuruluşundan bu yana her zaman iran’la arasina bir mesafe koymaya gayret etmiştir, ki bu meseleye sonra döneceğiz.) lübnan hizbullah’i 1980'li yillar boyunca bizzat abd-cia operasyonlariyla kurulan ya da yönlendirilen el kaide, taliban ve misir kökenli müslüman kardeşler'in israil-ab desteğiyle gelişen bir kolu niteliğindeki hamas gibi hareketlerden ve bölgedeki hemen tüm siyasal islami gruplardan bu özelliğiyle ayrilir. el kaide ve taliban çok bilinir, ama örneğin bugün israil’in filistin’deki en büyük başağrısı hamas’i 1980’lerin ikinci yarisinda fkö’yü zayiflatmak amaciyla desteklediğini ve hamas'in abd tarafindan el bebek gül bebek korunduğunu biliyor muydunuz?

    ikinci olarak lübnan hizbullahi'nin, her ne kadar iran’in önemli oranda destek vermesiyle gelişse ve şii kökenleri bakimindan bir çok noktada benzeşse de ideolojik yaklaşımları ve örgütlenme ilkeleri bakimindan 1970’li ve 80’li yillarda irak’ta etkili olan hizbul dawa el islamiyye’ye (irak şii dava partisi olarak bilinir) daha yakın olduğunu söyleyebiliriz. dava hareketi, devlet yönetiminin iran’da olduğu gibi din adamlarinda olmasi gerektiği yönündeki yorumlari paylaşmiyor ve saddam döneminde yüzbinlerce ırak şiisi ve dava haraketinden arta kalanlar iran’a sığınmalarına rağmen bu konuda iran ayetullahlarıyla her zaman ciddi bir çatışma içinde oldu. saddam hüseyin döneminde ezilen dava hareketi 2000’li yillara kadar uzun süre yurtdışında sürgünde varliğini sürdürdü (ibrahim caferi londra'daydı vs.)... bu ezilme sürecinin hikayesi lübhan hizbullahi'ni da oluşturan dinamiklerden biri. 1980 yilinda hareketin kurucusu muhammed bekir el sadr’ın, ırak’taki başarisiz tarik aziz suikasti gerekçesiyle öldürülmesinin ardindan hızla saddam baasçiliğina karşi şiddet ve intikam eylemlerine başlayan dava hareketi, çevre ülkelerdeki şii kesimler içinde de (ürdün, lübnan, bahreyn vb.) örgütlenmeye ve destek arayışına hız vermeye başladi. lübnan dava hareketi bu süreçte lübnan'daki ırak ve amerikan hedeflerine yönelik saldirilar gerçekleştirdi ve 1982’de lübnan hizbullah’ını oluşturan gruplar arasinda eski emel grupları ve iranlı pasdaranlarla birlikte yeraldi.

    (dava hareketi bugün irak'in önemli siyasi aktörlerinden ve abd'ye olduğu kadar sadr kökenli şii gruplara da muhalefet eden bir parti olarak varliğini sürdürüyor. yeni kurulan iktidar mekanizmalarinda muhalefet şerhleriyle yeraliyor. )

    dava hareketinin lübnan kolunu lübnan hizbullah’i içine sürükleyen isim ise, lübnan hizbullah’ının halen ruhani-ideolojik önderi konumundaki ve büyük ayetullah’lardan sayılan hüseyin fadlallah’dan başkasi değil. fadlallah dava hareketiyle ilişkisi bilinen önemli bir figür olarak bu noktada önem kazanıyor. ırak necef’de eğitim gören, 1965’den beri lübnan’da yaşayan, emel’in kurucusu musa el sadr’la yakin ilişkili ve lübnan şii konseyini örgütleyen önemli isimlerden biriydi. iran ayetullahlarıyla birçok noktada ayrı düşünen ve lübnan’a dava hareketinin iraktaki kurucusu bekir el sadr tarafindan gönderilen bir dinsel-politik kişilikten sözettiğimiz düşünülürse fadlallah'in dava hareketiyle ilişkisi daha iyi anlasilabilir. 1970’li yıllar boyunca lübnan’da musa el sadr’la birlikte necef/kum ayetullahlari ekolünün temsilcisi olan ve lübnan şiiliğini politik olarak örgütleyen saygi gören figürlerden biri olan fadlallah, lübnan hizbullahinin politik çizgisinin oluşumunda önemli rol oynadi.

    bu siyasi çizginin en ayirdedici noktalari ise lübnan hizbullah’ının “lübnan’da bir şeriat devleti kurmak” gibi bir hedefi olmamasi (şaşırmayın!), mezhep çatışmalarından her dönem uzak durması ve gerekirse bu çatışmaları engellemek için saldırganlarla (1980’lerdeki şii emel’in hristiyanlara ve sunilere saldirmasi üzerine hizbullah’ın emel’le çatışmasıni hatirlayalim yaşımız yetiyorsa) savaşması (yine şaşırmayın!), ve bir şii hareketi değil, lübnan hareketi olmayı her dönem ön plana çıkartma arzusu olmuştur.

    fadlallahin lübnan'da temsil ettiği bu şii yorumu ve "mezheplerin siyasallaştirilmamasını", "mezhep örgütünün devlet yerine ikame edilmemesini" savunan siyaset geleneğini, islamci yazarlar tarafindan muaviye dönemine kadar 1400 yil geriye uzatmak pek sevilen bir uğraş. ama gerçekten de muaviye'nin şam'a yerleştikten sonra bu bölgedeki şiiliği temsil eden din adamlarini sürgüne göndermesiyle doğan ve bu sürgünde oluşmuş cebil amil geleneğinin, farsi şii yorumlarindan farklı özellikler taşıdığını ve geleneksel kökleriyle güçlü bir ilişki içinde olduğunu unutmamak gerekli... (bu noktada şii ve sünni mezhep kavgalarina, farkli şii eğilimlerinin tartişmalarina, içrek şiilik yorumlarina falan dalmak mümkün ama girmeyelim oralara..)

    ama tüm bunlar bir yana lübnan gibi mezheplere bölünmüş, dinsel mezheplerin politik eğilimlere ve örgütlere tekabül ettiği, sıcak bir iç savaş ve sürekli işgal tehlikesiyle yaşayan bir ülkede, lübnan hizbullahi'nin temsil ettiği çizginin önemi bugün son yaşanan olaylar karşısında daha iyi anlasiliyor saniyorum. burada lübnan hizbullahinin 1980-2006 dönemi boyunca lübnan’daki çatışmalarda ve siyasal süreçte bölgedeki siyasi islami hareketlerle değil, daha çok ulusal kurtuluşçu ve solcu olarak bilinen filistin ve lübnan gruplarini/partilerini kendisine daha yakin bulmasi ve ittifaklar kurmasi şaşirtici olmamali. dahasi örneğin el kaideyi çok sert bir şekilde eleştirdiğini ve asla kendisine bulaştirmadiğini, bu yöndeki girişimleri cezalandirdiğini, irak'taki mezhep çatışmasını körükleyen, cami bombalayan vs. şii gruplari eleştirdiğini, ve son krizde iran’ın üst perdeden israil’i itham eden sert açıklamalarını bizzat fadlallah’ın ağzından “iran nükleer enerji krizini lübnan davasini kullanarak perdelemeye çalişiyor sanırım” mealinde sözler sarfederek çok da hoş karşılamadiğini görebiliriz...

    neyse uzun konu, biz hizbullah’in ilk dönemine ilişkin konusmaya devam edelim.. lübnan hizbullahı açısından 1982’den 1985’e kadar geçen süreç önemli.
    1985’e kadar çok sert savaş ve işgal koşullarinda genellikle ayni adi kullanan (hizbullah) çeşitli grupçuklar halinde lübnanin çeşitli bölgelerinde örgütlenen ve mücadele eden, orgütsel bir birliği olmayan, tek merkezden yönetildiği çok şüpheli cephe tarzi bir silahli hareketten sözetmek mümkün. şii emel’e yakin ve onun alışkanlıklarıyla devam eden gruplarin yani sira çeşitli sansasyonel eylemler yapan dava hareketinin militanlarının da etkili olduğu 2-3 yillik bir süreçten sözediyoruz. bu dönemde amerikan ve fransiz hedeflerine karşi yapilan ve adb’nin askeri varliğini lübnan’dan çekmeye zorlayan büyük ve çok kanlı askeri saldirilar yapti hizbullah. (bugünkü hizbullah liderliği bu saldirilarin önemli bir bölümünü üstlenmiyor. bu dönemle arasina mesafe koymaya ve “kuruluş döneminin kontrolsüz hareketleri” olarak göstermeye gayret ediyor.)

    bu dağınık kuruluş sürecinin fonuna biraz daha yakindan bakarsak 1981-1985 arasindaki yillarin lübnan açisindan olduğu kadar arap devletleriyle israil ilişkileri, filistin sorunu vb. bakimindan da çok önemli yillar olduğunu, bir bütün olarak ortadoğunun politik coğrafyasindaki tüm taşlarin yeniden dizildiğini, lyübnan hizbullah'ının da bu yeniden diziliş sürecinin aktörlerinden biri olduğunu görebiliriz. 1981'de israil'i taniyan ilk devlet olan ve israil'le yakinlasma siyaseti izlediği için arap dünyasi tanafindan şiddetle elestirilen misir'in devlet baskani enver sedat'in, misir'daki islamcilara maledilen bir suikastle öldürülmesini izleyen aylarda, lübnan ve filistin sorununun büyük şiddet çukuruna yuvarlandiğini hatirlayalim. yine bu süreçte israil’in tipki bugünkü gibi sinirdaki saldirilari gerekçe göstererek lübnan'a girdiğini ve bir kaç gün içinde beyrut'a kadar yürüyerek el fetih'i ve tüm fkö örgütlerini lübnan'dan sürdüğünü de hatirlayalim. ve falanjistlerin israille birlikte sabra ve şatila katliamlarini yaptiğini hiç unutmayalim.. (tüm bu süreci yöneten isim savunma bakani ariel şaron olduğunu da unutmayalim.)

    hizbullah’ın kuruluşunun bu sert savaş-iç savaş sürecinde 1982’de değil, bu süreç kismen durulduktan sonra 1985’de ilan edilmesi de bu nedenle önemli. 1970’li yillarin sonundan 1980’lerin başlarına kadar gerilla savaşı işlerini ve taktiklerini fkö’den ve ona bağlı gruplardan öğrenen, 1982’den itibaren de bu deneyimi iran’dan ve irak’tan gelen gruplarla bütünleştiren siyasal islam’in lübnan şiiliği kolunun bu üç yil boyunca bir yeniden kuruluş dönemi yaşadığını söylemek tüm bu nedenlerle çok yanliş olmaz. fadlallah’ın 1965’ten bu yana geliştirdiği şii siyasal örgütlenmesi yorumunu geliştiren hizbullah kadrolari bu süreci 1985 yilinda tamamladi. hizbullah’ın politik çizgisinin ve örgütlenme sürecinin tamamlandiği ve iran’la da ideolojik bir yakinlaşmanin içinde bulunduğunu ilk kez ilan eden 1985 bildirisi bunlarla birlikte “şeriat devleti” vurgusu yerine “özgür lübnan”, “tüm mezheplerin bir arada yaşamasi” gibi tezleriyle de dikkat çeker. fadlallah’in geliştirdiği özgün lübnan şiiliği çizgisinin, emel’in politik geleneğiyle lübnan toplumuna özgü bağımsız bir siyasi islami hareket halinde bütünleşmesi ise nasrallah liderliğiyle simgelendi...

    1985 sonrasindan bu güne kadar yaşanan sürece ve silahli bir şii hareketinin tüm lübnan'da saygi gören bir ulusal direniş temsilcisine dönüşme sürecine bilahere vakit bulduğumuzda devam edelim.. o zaman hizbullah’in lübnan için gerçek bir alternatif olup olmadiğini, siyasal islamci hareketler içinde neyi temsil ettiğini de görebilir ve lübnan'in geleceğine ilişkin kestirimlerde bulunabiliriz. ve tabi lübnan'a asker göndermeye hazirlanan türkiye'nin nasil bir siyasal denklemin parçasi olmaya basladiğini da anlayabiliriz umarim..
  • 5 eylul 2006 lubnan a asker gitmesin mitingi'ne daha var. biz mitinge gitmeden önce lübnan hizbullahı üzerine ufaktan düsünmeye devam edelim. teybe de fairuzkoyalim lübnan havasina girelim..

    lübnan hizbullah'inin 1980'lerin ilk yarisina kadar geçirdiği dönüşüm süreci ve hareketin ortaya çikişinin dinamikleri konusunda bir fikir edinmiş olmalisiniz. edinemediyseniz boşuna konuşmuşuz. o durumda biraz daha kafa didikleyelim çünkü bu döneme ilişkin eksik biraktiğimiz şeyler var. önce bir parantez açip onlari tamamlayalim.

    sii emel örgütü kurucusu musa el sadr'in güney lübnan'da cafer'lere karşi musaviler ve hüseyniler olarak taninan aileler etrafinda oluşturduğu politik birliğin, iç savaş sürecinde bölünerek hizbullah hareketine dönüşümü süreci oldukça karmaşık dinamiklere sahip. elbette cafer ailesine değil yoksul şii kitlelere dayanmayı ve onlar arasında sendika, dayanisma vakiflari vb. kurmayi tercih eden sadr'in bu tercihinin doğrulugu ilerleyen yillarda iyice ortaya çıkacaktır. (lübnan'dan görünüm programi gibi oldu ya neyse). aslinda sadr emel hareketiyle yeni bir şey keşfetmedi. 1940'li yillardan itibaren misir'da örgütlenen müslüman kardeşler (ihvan hareketi, ihvan-i müslimin) de güçlü bir toplumsal zeminde örgütlenmişti. (türkiye'de islamci hareketinin böle bir girişime hiç yönel(e)memesinin tarihsel ya da iktisadi nedenleri önemli bir tartışma olurdu).. ihvan hareketi misir'da neredeyse alternatif bir ekonomi yaratacak kadar geniş bir hizmet, imalat ve dayanişma ağına sahipti. musa el sadr'da esas olarak müslüman kardeşlerin yarattiği deneyime yaslandi ve şii hareket içinde bunu yeniden üretti. unutmadan elbette o günün koşullarında doğan bir harekete, bugünkü siyasal islamci hareketin zihinde yarattığı çağrışımlarla ve siyasal deneyimlerle bakmamak gerektiğini gerektiğini söyleyelim. iran devrimi'ne nereden baksan 5 yil vardir ve mollalar iran'da güçlü de olsa siyasal muhalefet hareketinin dallarindan biri konumundadir. ve yine islami hareketin önemli güçlerinden biri olan cemiyet-i islami, hizb-i islami vs. nin 79 sovyet isgaline karsi direniş bayrağı açmasina da en az 5 yil vardir. libya islami hareket coğrafyasi içindedir ve dahasi misir'li müslüman kardeşler'in ortadoğu'daki etkisi doruk noktasindadir. ve musa el sadr liderliğindeki emel hareketi, ortadoğu'nun üç büyük şii cemaatinden (iran, irak, lübnan) birini barindiran bir ülkede doğmaktadir. irak'ta saddam rejimi, iran'da şah rejimi, lübnan'da maruniler ve sünniler tarafindan ezilen toplumun en yoksul kesimini oluşturmaktadirlar. siyasi temsil hakki (84 üyeli parlamento'da 14 şii kontenajani vardir. buna rağmen nüfusun yüzde 35-40'i şiidir) çok sınırlıdır ve tanınmış olan hak da cafer ailesi gibi büyük ve zengin ailelerin kontrolü altindadir. hristiyan maruniler yüzde 30'lük nüfus oranina rağmen mecliste 43 kişiyle temsil edilmektedirler.
    ve 1960'larin sonunda özellikle 1967 arap-israil savaşının tüm bölgede yarattiği siyasal hareketlenmeden de yararlanan sadr, lübnan'daki şii örgütlenme hareketinin liderliğini üstlendi. bu süreçte şii nüfusun özellikle göç ettikleri kentlerde hizli bir kentli orta sinif haline gelme süreci yaşadığını, beyrut'un ortadoğunun çekim merkezlerinnden biri olmasi nedeniyle bu bölgede şii zenginleri topluluğu oluşmaya başladiğini ve bunlarin da musa el sadr'in emel hareketini desteklediğini, geleneksel şii ailelere muhalefet eden bu hareketi beslediğini de ekleyelim.
    henüz hizbullah'a ve 1980'li yillara yeniden gelemedik ama lübnan hizbullahina da ciddi bir şekilde etki eden bu gelişmeler önemli. lübnan'da 1970'li yillarda filiistin direniş hareketiyle birlikte filistinli marksistlerin, baas tipi arap milliyetçilerinin ve bir ölçüde nasircilarin etkisi altina girmeye baslayan şii nüfusun içinde bu gelişmeyi engelleyen ve şiilik temelli dinsel-politik bir siyasal hareket halinde örgütlenme projesini (emel hareketi) yaratan musa el sadrin 1970'li yillarin ortalarina kadar şah rejiminden ciddi destek gördüğünü biliyoruz. (lübnan'in şiileştirilmesi, muhalif ya da iktidardaki şii gruplari için her dönem önemli bir proje olmuştur. muaviye döneminde şii liderlerin sürgün yeri olan cebel amil-güney lübnan bölgesi özellikle 16. yüzyilda şiiler için bir toplanma buluşma mekaniydi). şah'in istihbarat örgütü savak'in musa el sadr'a 1972 4-5 yil boyunca yilina kadar her yil 1 milyon sterline yakin bir destek sağladiği iddia ediliyor. 1972'de ise sadr'in şah rejimiyle ipleri kopardiği sürgündeki muhalif mollalarla (humeyni vb.) ilişki kurduğunu biliyoruz. bu süreç boyunca toplumun ezilen ve dışlanan, ikinci sınıf vatandaşı olarak görülen ve herhangi bir siyasi-ekonomik örgütlenmesi bulunmayan şii kitleleri örgütlemek için girişimlere başladı. 1967 yilinda arap -israil savaşınin rüzgarlari içinde hükümetten sünnilerden ayri olarak şiilere özel bir islam konseyi kurulmasi talebinde bulundu ve talebi kabul edildi. (hristiyan maruniler müslyüman nüfusun dinsel temelde bölünmesine yeşil ışık yaktılar). yüksek islami şia konseyi, lübnan'da hükümet nezdinde taninan ve lübnan'li şiileri biraraya getiren ilk ve en önemli adımı oluşturdu. dinsel temelde örgütlenmiş ve kendini diğerlerinden ayirdeden toplumsal-politik bir harekete doğru giden yolda atilan bu önemli adim 1974 yilina kadar tüm şii toplumuna nüfuz etti. 1974 yilinda ise emel'in temelini oluşturacak olan yoksunlar hareketi (yanilmiyorsam hareket'ül mahrumin) oluşturuldu ve özellikle beyrut gibi büyük kentlerin çeperinde yşaşayan yoksul kenti şii kitlelerle, güneydeki yoksul şii köylülerin ayni hareket içinde örgütlenmesine doğru çok önemli bir adim daha atilmiş oldu. ... 1975 yilinda patlak verecek olan iç savaş öncesinde isinan siyasi atmosfer el sadr ve taraftarlarını şiileri temsil edecek silahli birlikler oluşturmaya zorladi. önce fhkc'den yardim istendi, ama emel'le anlaşamayan bizim habaş kisa bir süre sonra sadr'in şiilerini bekaa'dan kapi dişari etti. sonra sadr el fetih'e yöneldi ve arafat'in suriye'ye de göz kirpan politikası sonucu bekaadaki kamplarda emel militanlarına eğitim verildi. 1975 yilinda iç savaş başladiğinda sadr'in yönetiminde şiilerin silahli lejyonlari (emel) hazirdi ve iç savaş süresince aktif kaldilar. 70'lerin sonlarina doğru emel bünyesine amerika ve suriye'de yüksek öğrenimlerini terkeden lübnan'li ve iran'li muhalif şiiler de katilmaya basladilar (çamran, berri, el hüseyni vs.) ...ve dünya, lübnan'da ilk kez şiilerin oluşturduğu güçlü bir silahli siyasal harekete merhaba dedi. ama hareketin baştan itibaren muhalif ve omurga sahibi bir hareket olduğu zannedilmesin. filistinlileri güney lübnan'dan uzaklaştırmak için israil'in kanatları altına giren, lübnan'daki eski fransiz konvansiyonuna muhalefet eden devrimcilerle ve birlik'le değil, suriye yanlisi yönetimle ittifaka giren, sunni'lere karşi marunilerle ve falanjistlerle, filistinlilere karşi israille, kaddafiyle flört eden ve her durumda pragmatist olmayi ve "şiilerin çıkarlarını ne pahasina olursa olsun kollamayi" tercih eden bir hareket olarak emel'in, ilerleyen dönemde ve nebih berri yönetiminde iyice suriye güdümüne girmesi bu bakimdan şaşırtıcı değil. neyse çok uzatmayalim. iç savaşın ilk üç yılında emel bir dengeler siyaseti izlemeyi ve iç savaş'tan uzak durmayi tercih etti. ancak dengeler her zaman olumlu sonuçlar doğurmaz, hem de ortadoğu'da. sadr'in 1978 yilinda libya ziyareti sirasinda "kayboluvermesi"nin gerisinde libya'nin ve kaddafinin hangi hesaplari ve dengeler olduğunun spekülasyonunu yapmayalim gece vakti. ama sadr'in ortadan kayboluşu 1979 iran devriminin etkisiyle birlikte lübnan hizbullah'inin oluşumu doğrultusunda güçlü bir ivme yaratti. sadr'in boş biraktiği yüksak şii islami meclisi koltuğunun ise iki adayı vardi. biri sadr'in yardimcisi koltuğunda oturan şeyh muhammed şemseddin ve ayetullah hüseyin fadlallah. işte bu ikincisi 1980'lerde hizbullah'in ruhani lideri olacaktir..

    parantezimizi kapatalim ve yukarda kaldiğimiz yerden devam edelim...
  • tepkisel indirgemecilik mağdurudur..

    lübnan hizbullahı'nın bir halk direnişine (şu veya bu şekilde) önderlik ettiğini söylemenin "anti-emperyalist direniş odağı" olarak görmek şeklinde meallendiğine tanıklık etmemize vesile olmuştur..

    lübnan hizbullahı'nın bölge halkının en büyük umudu olduğunu ve toplumsal bir güç haline geldiğini, soykırıma karşı bir direniş hattı oluşturduğunu söylemek meğer onun birleşik bir halk mücadelesi yürüttüğünü ve anti emperyalist içerikli olduğunu ifade etmekmiş !

    savaş ortamında terörizm tanımı yapıverme kolaycılığına ise bir şey demiyorum artık..
  • malum 5 eylül geçti ve bu sefer 1 mart tekerrür etmedi ve “sokak yenildi, meclis kazandi”. lübnan’a asker gönderme hazırlıkları sürerken ve birleşmiş milletler genel kurulu için amerika’da bulunan abdullah gül’ü bir gece vakti ansizin condelliza rice otelinde ziyaret etmişken ve tüm bunlarin üzerine lübnan hizbullahi bir hafta önce beyrut’ta bir milyon kişilik bir mitingi yapmişken, nasrallah kimse bizden silahlarimizi alamaz demişken biz meseleye devam edelim. nasilsa ilerde daha sık konuşacağız bu konuyu. lübnan’da halihazırda 28 yildir zaten bir barış gücü varken neden yeni bir bariş gücü için bu kadar kiyamet kopuyor diye merak edenler için lübnan hizbullahi meselesine devamla...

    ama önce su "mağdur hizbullah" mevzusuna değinelim. evet buraya kadar biraz karisik yazmişiz ama simdiye kadar anlattiklarimizdan en azindan lübnan hizbullahi'na ilişkin “terörist örgüt” ya da “halk direnişinin temsilcisi” gibisinden bir tanimlama yaparak iddialarin tersine herhangi türde bir indirgemeciliğe maruz birakmadiğimizi anlamis olmalisiniz... yapan vardir eyvallah ama, bütün anlatilanlardan böyle bir sonuç çikarma başarisi mümkünse bizden uzak olsun. lübnan hizbullahi “bir halk direnişi"dir, hizbullah "lübnan toplumunun ve ortadoğu halklarinin umudu"dur, "soykirima karşi direniş hattidir" türü saçmaliklara ve indirgemeciliğin gözüne gözüne vuran, savunduğu şeylere bile zarar verme yeteneğine sahip kişisel polemik meraklarina hiç değmeden devam edelim... lübnan hizbullahi'nin, lübnan ve ortadoğu için bir "umut" olup olmadiğina, bir "halk direnişi"ni ifade edip etmediğine daha sonra bilahare geleceğiz zaten, öyle bir umut olmadiklarini, lübnan hizbullahinin bir umut falan da olmadiğini simdiden söyleyelim ilerleyen bölümlerin tadi kaçsin. ama vakit buldukça yaziyoruz napalim.. neyse biz biraz daha geriye sarip – kronolojik bilimsel makale yazmiyoruz nasilsa- lübnan hizbullahi'ni doğuran siyasal ve ekonomik koşullari toparlayalim. lübnan hizbullahi mevzusunda 1980’lerin ortalarinda kalmişiz. daha ileri gitmeden lübnan hizbullahi’ni ortaya çikaran toplumsal dinamiklerden biraz daha sözedelim. bu dinamikler anlasilmadan lübnan’ı da hizbullah’i da anlamak çok mümkün değil. hizbullah’ı modern değil arkaik, ortaçağa’a ait bir siyasal hareket zanneden ve siyasal pozisyonlarini buna göre belirleyen şaşkinlar için de yararli olur saniyorum..

    lübnan toplumunun iç savaşla ve suriye, israil işgalleriyle kismen zedelenmiş de olsa bugünkü toplumsal kompozisyonunu oluşturan temel dinamikler ikinci dünya savaşi sonrasinda oluştu esas olarak. siyasal olarak lübnan coğrafyasi syces picot'a, mezhepler arasinda halen süregelen siyasal ilişkileri de fransiz mandasi döneminde oluşturulan yasalara dayansa da lübnan’in ekonomik hayatina damga vuran temel süreçler ikinci dünya savaşı sonrasına rastliyor. ilki özellikle ikinci dünya savaşınin hemen öncesinde ve savaş sonrasinda ülkenin ortadoğu’ya açilan bir mali sermaye merkezi olarak gelişme sürecidir. sykes picot’tan başlayarak 1943 yilinda lübnan’in suriyeden ayrilarak bağımsız bir devlet haline getirilmesine kadar görece istikrarli ve değişmez gibi görünen lübnan'in osmanli'dan devralinan ekonomik hayati, devlet oluşumu süreciyle birlikte hizli bir dinamizm kazandi. bu dinamizmin iki yönü var. ilk olarak özellikle her dönem fransizlar ve ingilizler tarafindan kollanan hristiyan maruniler’in ve bu aralar istanbul'daki yatirimlarinda da yakindan tanidiğimiz hariri ailesi gibi sünni egemenlerin, beyrut’u bati sermayesinin arap dünyasina geçişi, arap sermayesinin de batiya çıkışı için bir finans merkezi haline getirmesinden sözedebiliriz. ikinci olarak da buna bağlı tarımda ve kırsal bölgelerdeki hizli kapitalistleşmeyi önemli bir etken olarak sayabililiriz.

    boru hatlari ve transit taşimacilik gibi ticari kazançlarin yanisira (bizim serbest ticaret bölgelerine benzeyen) açik bir pazar olmanin avantajlarindan da yararlanan 2,5 milyon nüfuslu (bugün 4-4,5 milyon) küçük bir pazar-ülkenin “ortadoğu’nun paris’i” söylencelerine gerçeklik kazandirmasi çok şaşirtici değil. görece donuk bir ekonomik toplumsal yapi içinde bati sermayesinin ve finans merkezlerinin de desteğiyle 20 yil kadar süren bir süreçte oluşturduğu yeni zenginleriyle, hristiyanlar, sünni’ler ve kismen dürziler içinde gelişen burjuvazisi ve oluşturulmuş hassas oligarşisiyle lübnan, 20 yillik hizli ve başarili bir gelişim süreci yaşadi. ama toplumdaki dini mezhepsel bölünmeyi perdeleyen ve kent-kır ilişkilerini uykuya birakan, kır’da süregiden ve derinleşen sefaleti gölgeleyen bu yirmi yıllık süreç sonrasinda, hızla kapitalistleşen lübnan toplumu 1960’larda uykudan uyandi ve çözülmeye başladi. uyanişin iki temel nedeni vardi. ilk olarak bu süreçte lübnan’in kentsel merkezleriyle kirsal bölgeleri arasindaki ilişkilerin yeniden kuruluşundan sözedebiliriz.. kirin lübnan’daki geleneksel yalitilmişliği, oluşan yeni devlet’in hizla geliştirdiği kapitalistleşme programiyla kirildi. kent kir’a “erişti”. bu yalitilmişliğin lübnan’a özgü temel nedenlerinden biri güney lübnan’in tarih boyunca şii toplumu için bir siğinak olarak görülmesi ve kullanilmasidir. arap dünyasinin sünni egemenleri için de özellikle güney lübnan, cebil amel bölgesi, bekaa vadisi vb. şii muhaliflerin gönderileceği gözden irak, unutulmuş bir sürgün bölgesi olarak görülmüştür. buna bağlı olarak güney lübnan başta olmak üzere ve beyrut’tan çok şam’a erişimi daha kolay bekaa bölgesi, kisacasi lübnan kır’ı , beyrut’un değil ekonomik ve sosyal olarak suriye ve filistin’in hinterlandi olmuştur. tüm iktisadi geçişleri, ulaşımi ve sosyal yaşam örüntüsü kiyi bölgesinden tamamen farkli olan litani irmağının doğusu ve güneyi için öteki lübnan desek yanliş olmaz. ama bu öteki lübnan, özellikle 1950’lerin sonundan itibaren hızla merkez lübnan tarafindan içerildi ve büyük ölçüde talan edildi. geçimlik köylü ekonomisi ve biraz daha gelişmiş kesimlerdeki ulusal pazara yönelen tarimsal ürün kompozisyonu, büyük toprak ağalarının ve beylerin yönetimindeki toprak mülkiyeti yapisi dağılmaya başladı. topraklar satılmaya, ekilen tarimsal ürünler kentin ihtiyaçlarına ve ihracata yönelik olarak yeniden yapilandirilmaya, turistik bölgeler ve yeni yatirim alanlari oluşmaya başladı. lübnan’da bu iktisadi süreci hizli bir köyden kente göç dalgasi izledi. özellikle 1960’lar lübnan’in büyük bir hizla kentlileşmesine sahne oldu. 1950-1975 arasinda lübnan nüfusunun yüzde 45’e yakin bir bölümü büyük kentlere göçtü. aynı oranin güneydeki şii köylerde yüzde 50’yi aştığı tahmin ediliyor. lübnan'da kır, iki on yıl gibi çok kısa bir süre içinde kente göçtü. 1948’de yüzde 7’si şii olan beyrut’da ayni oran 1975’de, yani ülkede iç savaşa girerken yüzde 45’e firlamıştı. ve tabii kirdaki kapitalistleşme ve talan süreciyle şii nüfusun kente göçü, kentlerde daha kalabalik aileler olmanin sağladığı ekonomik avantajlar, kentlerdeki yerleşik şiiler içinde güçlü bir nüfus artışı eğilimine yol açtı. 1943’de nüfusun ancak beşte birini oluşturan ve yaklaşık 250 bin kişi olduklari tahmin edilen şii nüfus, 1975’de 800 bin seviyesini aşmıştı ve nüfusun üçte birini oluşturmaktaydı. bu çarpici değişimin ve güney lübnan’da olduğu kadar kentlerde de yiğilan yoksul şii köylülerinin yeni bir kent yoksulu sınıf oluşturmasi ve önce musa el sadr tarafindan 1973 yilinda yoksunlar hareketine ve emel örgütüne, ardindan da lübnan hizbullahi’na tercüme edilmesi ise çok zor olmasa gerek. 1960'larda şii cemaat içinde lübnan şiiliğinin lideri hüseyin şerafeddin'den irak ve iran şii hiyerarşisiyle olan sicak ilişkilerini de kullanarak postu devralmayi başaran musa el sadr'in önce güney lübnan'da, kır'da bir lübnan şii konseyi oluşturarak, beyrut'a kabul ettirmesi, ardından da kentlerde biriken yoksul şii kitlelerini de 1973'de "yoksunlar hareketi-emel" bayrağı altında toplamasınin hikayesini uzun uzun anlatmaya gerek yok. musa’nin bu başarisini tek rakibi olan güney lübnan’in en önemli şii ailelerinden, feodal egemen diyebileceğimiz esad ailesi'nin lideri ve ayni zamanda lübnan meclis başkani kamil esad'a karşı mücadele içinde kazanildiğini ve bu yönüyle lübnan'daki şii hareketin ayni zamanda lübnan egemenlerine ve onlarin şii uzantilarina karşı bir yoksul hareketi olarak geliştiğini ve lübnan hizbullahi'nin da doğuşundan (ilk ayrilik sonrasi islami emel adini taşidiği günlerden) bu yana kendisini öyle sunmaya gayret ettiğini söyleyerek simdilik bitirelim. (gelecek program: 1980'lerden 2000'lere lübnan hizbullahi. pek yakinda: bm baris gücü, türkiye ve lübnan hizbullah'i..)
  • military parade olayını çözmüş lübnanlı direniş örgütü. ama mehdi gelecek falan sanıyorlar hala...

    http://www.youtube.com/watch?v=wem_ubqjqwq
  • suriye'deki israil beslemesi özgür suriye ordusu tarafından lübnan sınırları içerisindeki mevzileri vurulmaya başlanmış. görüyoruz ki sözlük içerisindeki namus ve şerefi bir yerlerde bırakmış israil yalakaları tarafından hizbullah'a karşı bir itibarsızlaştırma operasyonu da aynı anda başladı.

    http://www.hurriyet.com.tr/planet/22652004.asp