şükela:  tümü | bugün
  • an itibari ile fransa'da milli egitim bakani** olan sahistir.
  • dinden sonra dinsellik adlı kitapta marcel gauchet ile sıkı bir tartışmaya girmişlerdir. luc ferry'e göre, günümüzde birbirine koşut iki süreç gözlenmektedir; bunlardan ilkine "tanrısallığın insanlaşması" adını veriyor. buna göre, günümüzün kültür tarihi, dinin teorik ve pratik içeriğinin hümanizmin diline -ya da, başka bir deyişle, bireyin temel değer olarak alınmasıyla uyumlu bir dile- çevrilmesinden ibarettir. ikinci süreç, yani "insanın tanrısallaşması" ise, günümüz insanının konumunu belirleyen özerk bireyciliğin içinde aşkınlığın kendini göstermesidir. ancak bu aşkınlık artık dikey (insanla ötesi) değil, yatay (insanların kendi arasında) niteliktedir.
  • günümüz batı felsefesinin önde gelen isimlerindendir. 2002 - 2004 tarihleri arasında fransa'da milli eğitim bakanlığı da yapan ferry, ayrıca l'evenement du jeudi, l'express, le point gibi dergilerde de köşe yazarlığı yapmıştır.

    2007'den bu yana "devlet kurumlarının modernleştirilmesi ve dengelenmesi üzerine düşünme komitesi"nin üyesidir.

    yayımlanmış bazı eserleri:
    - homo aestheticus
    - l' homme - dieu ou le sens de la vie
    - le sens du beau
    - qu' est-ce qu'une vie reussie
  • yunan felsefesi hakkında şurada türkçe çevirisi de bulunan "ölümlüler için iyi hayat nedir?" başlıklı konuşması bulunan fransız * amca.

    ayrıca çeviri konuşmalar isimli oluşum sayesinde batı felsefesine dair videoların devamı gelecek gibi, şimdiden ellerine sağlık diyelim.
  • mükemmel bir şekilde felsefenin, dinin diretmelerini kabul etmeyi reddettikçe bizi kendi başımıza varoluşu çözümlemeye götürdüğünü savunan filozof, eski milli eğitim bakanı ve aydın. kendisinin ilyada destanı üzerinden 'iyi hayat nedir? iyi bir hayat neye denir?' sorgulamaları muhteşem. zihin açıyor, mitolojiyi tekrar sevdiriyor. iki kulağın arasındaki organı çalıştırıyor.
  • sarı yelekliler hakkında söz alıp, "polis de gerekiyorsa silah kullansın, yeter artık" diyebilen katıksız...
  • siyaset felsefesi başlıklı alain renault ile birlikte yazdığı kitap dergah yayınları tarafından 2015'te basılmış. çevirmenler murat erşenve ertuğrul cen gürcan
  • luc ferry'nin antik yunanlıların kozmolojisine dair dillendirdikleri önemli. antik yunan'da iyi, adaletli ve ahlaki bir hayatı mümkün kılan neydi peki!? bu en jenerik ifadeyle "doğayla intibak içinde olmak"la mümkündü. doğanın devinimine, ahengine katılmak ve eşlik etmekle mümkündü. antik yunanlıların nazarında doğa, devasa canlı bir maddeydi, hayvandı. hayvan, ruhu olan, hay (can, tin) taşıyan demektir. evet, evren, canlı bir organizmaydı onlar için. evrendeki tekmil canlılar yerli yerindeydi ve bu bakımdan bu uyum adildi. adalet, "şeylerin yerli yerinde olması" demekti antik yunanlılar için. nasıl ki her bir organ, beden denilen bütünü oluşturuyorsa evrendeki canlı ve cansız varlıkların bütünü de bu kosmosu, uyumu, armoniyi şekillendiriyordu. evrende ne bir fazlalık ve de azlık vardı ve erdemli bir yaşamın anahtar varoluş formu, erdemli ve ilahi olan, hatta bizzat ilah olan doğanın kendisiyle ahenk içinde var olmaktı.

    peki antik yunanlılar için iyi, erdemli, adaletli, ahlaklı bir hayatı imkansız kılan olgular neydi? en başta "korku" böylesi bir yaşamın mevcudiyetini imkansız kılıyordu. yaşadığımız medeniyet, bir korku uygarlığı. ölüm korkusu, gelecek korkusu ve kaygısı, olabileceklerin korkusu, hastalık korkusu, devlet korkusu, işsizlik korkusu, terk edilme korkusu, beğenilmeme korkusu, yalnızlık korkusu, linç edilme, öldürülme korkusu, teknolojiden mahrum kalma korkusu, fare korkusu, örümcek korkusu, yükseklik korkusu, derinlik korkusu... bize cesaretten ziyade korkmak öğretiliyor. ve o korku ki bizi kendimize kapanmaya, mıhlanmaya, içimize çekilmeye, yani bir nevi bencilliğe, azalmaya itekliyor. olduğumuzdan daha az olmaya, ufalmaya, kendimize katlanmaya... değil mi ki korkaklar uzun yaşarlar! korku bizi budala, ahmak ve kötü yapıyordu. korku, akli melekelerimizi, muhakememizi felç ederek bizi rasyonel bir özne olmaktan, kararlarımızı akli olarak vermekten uzaklaştırıyordu. korku, aklımızı ve varlığımızı daima aşkın ya da içkin bir başkasının varlığına teslim etmemize sebep oluyordu. insan, bu temsiliyet, vesayet altında ve içinde asla erginleşemeyecek, kemale eremeyecekti.

    antik yunanlar, iyi bir hayatın başat önkoşullarından birinin korkusuzlaşmak olduğunu söylediler bu yüzden. ölüm, antik yunanlılar için yokoluş değil de varolmanın bir başka haliydi. ve bu yüzden ölümden korkmanın alemi yoktu. kaldı ki ölüm belasına karşı yiğitlik, şan, kahramanlıkla karşı koymak da vardı. böylece öldükten sonra da yaşayabilecekti insan. bu, en azından üreyerek ölümsüzleşme fikrinden bir nebze daha makuldü.

    devam edeceğim! :)