şükela:  tümü | bugün
  • gosterisli, gereksinim sinirlarinin disinda olan..
  • (bkz: lux)
  • küçük tüpe bişey takılarak elde edilen süper teknoloji ürünü lamba
  • kişisel harcama kapasitesinin çok ama çok üzerinde olan diğer kalemler.
  • (bkz: lüküs hayat)
  • bu gün ikea'dan yaptığımız alışverişten hemen sonra, kasalarda iki tane "abla" dikkatimizi çekti. ablalar gayet bakmlı, iyi giyimli, gösterişli ve -belki de şu ana kadar saydığım özelliklerin doğal bir sonucu olarak- güzellerdi. bir anda, bu caanım genç kızlarımızın yanında, takım elbiseli ve traşlı bir delikanlı belirdi. biz ise ilk tahminimizde yanılmamıştık; bu temiz yüzlü arkadaş, ablaların şöförü idi (ihtimal, hala öyle). şöför arkadaş malları, kargo aracı olarak seçilmiş olan chevrolet lincoln navigator'a yüklemeye başladı. kasadan ayrılan ve yirmili yaşların ortalarında olduğunu tahmin ettiğim ablalar ise, bindikleri beyaz bir jaguar ile bir anda görüş alanımızın dışına çıktı.
    ...
    yarın bir gün, birisi bana çıkıp da "lüks" nedir?" derse, bu olayı anlatıp, ardından bir de bkz patlatacağım;
    (bkz: işte budur)
  • insan aldatmacası denerek kalbinden vurulandır.
  • lüks, yaşadığımızdan daha zor bir yaşama geçtiğimizde geçmişe yönelik hissettiğimizdir. bulaşıkları elinizde mi yıkıyorsunuz, markete gidip arabasız dönüşlerde eşyaları sırt çantanızda taşıyıp kendinizi eşek gibi mi hissediyorsunuz, işte angaryalar size mi kaldı... işte bu anlarda beyninizin derinliklerinden çıkıp, kulağınıza fısıldayan kelime lükstür.

    (bkz: lüküs hayat)
  • lüks çok değişik bir kavram, keza neredeyse herşeye uygulanabiliyor: lüks otel, lüks araba, lüks ev ... genelde maddesel bir tanımı var. bunun haricinde, her ne kadar starbucks ı pahalı bulmayan bir zihniyet olsam da, jaguar araba bir lükstür. ama anladınız siz onu, burada da "neye göre kime göre" kavramı geçerli. velhasıl entry yi ben yazdığıma göre "bana göre" diyerek bu mevzuyu kapatacağım.
    asıl gelelim benim bu saatte bu lüks mevzusuna el atmamın sebebine. maddesel tanımların tam tersine, çalışıp da başaramayacağınız, bir türlü kazanamayacağınız birtakım lüksler var ortada: korkma lüksü (yalnızlık olabilir, böcek olabilir misal), pes etme lüksü, vazgeçme lüksü. mutlu ve tombul ev hanımlarınca bana devamlı yöneltilen çok ilginç bir sorudur "yalnız korkmuyor musun?" ne diyeceğim, korkuyorum tabi bazen ama korkmak bir lükstür. benim böyle bir lüksüm yok, "korkmuyorum" diyorum mecburen. e be tombul teyze, bu sana ait bir lüks anlasana! korkuyorum dersin asla yalnız bırakmazlar, benim yok ki böyle bir şansım, ne yapabilirim? bu şekilde devam etmek zorundayım, çünkü pes etme veya vazgeçme lüksüm de yok. manyağın tekinin gece evime dalıp, tecavüz edip öldürmesinden ve cesedimin 3 gün sonra bulunmasından, ve hatta adamın beni kuşbaşı misali 100.000 parçaya bölmesinden ve cesedimin asla bulunmamasından ölesiye korkuyorum. ama ya bu deveyi güdeceğiz ya bu diyardan gideceğiz, korkuyorum demek yada düpedüz korkmak bize hiçbir şey sağlamıyor.
    işte bu nedenle ben derim ki, türk ev kadını lüks içinde yüzmektedir efendim; böcekten bile korkabiliyorlar nitekim.