şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir buçuk fajita sipariş etmekle aynı şey değildir.
  • aklıma şu karikatürü getiren acayip havalı olay.
  • mönüde varsa doğaldır. mönüde yoksa esnaf lokantasında suşi sipariş etmekten farkı yoktur.
  • sene 1999... öğrenciyim. liseden bir kız arkadaşım öğrencilik yanında aynı zamanda thy'de hosteslik yapıyordu. telefonla aradı: "bugün ankara'ya uçuşum var. gece orada kalacağım. görüşelim. büyük ankara oteli'ne gel; yemek yer içeriz" dedi. dediği saatte gittim. lobiye şık bir gece elbisesi ile indi kendisi. "hadi otelin restoran kısmına geçelim" diye beni o zamanların 5 yıldızlı hizmet veren, politikacıların, bakanların yemek yediği bir mekanda havuz kenarında bir masaya yönlendirdi. yan masada gerçekten de hükümetin bir bakanı vardı. korumalar, müzik, çok güzel sesli bir sanatçı jazz söylüyor. bir üniversite öğrencisi için fazlasıyla fantastik bir mekan...

    dedim: sıçtık, bu hesabı ödemek zor. arkadaş şarap seçiyor, tadıyor, telaffuz bile edemediğim yiyeceklerin siparişini veriyor...

    garson bana baktığında menü'deki o zamanın en ucuz seçeneği olan (21.000.000 tl) menemeni tercih ettim. "ne zamandır yemiyordum ya iyi oldu falan!" lafı kaynattım.

    neyse yedik içtik arkadaş hesabı istedi. türk erkeğiyiz ya dedim "dur!" arkadaşım da "olmaz ya ben davet ettim seni; hem zaten uçuş ekibi sadece % 20'sini ödüyor hesabın!" dedi. ve ben o gece hesap kabarmasın diye menemenin yanında soda içmiştim. allah belamı versin!
  • menüsünde lahmacun + ayranın da 50 tl ile yer aldığı bir restoranda gerçekleştirilebilecek bir eylem. muhtemel fiyatı 30tl dir. şöyle bir de demlisinden güzel bir çay söyledin mi 40 tl.ye çıkarsın ordan.
  • bi keresinde evliydim ve hayatım alışveriş merkezleri, izlenmeyen televizyon kanalı faturaları, eltilik, pazar kahvaltıları vesaireydi. sanki hiç kahvaltı etmiyormuş gibi pazar kahvaltıları... sanki uyanır uyanmaz kahvaltı yapmak isteyen çok insan varmış gibi bu acayip dünyada, az güneşli sabahlarda koşarak gidilen yapay pazar kahvaltıları. ya da branç mı her ne sikimse işte.

    adam başı otuz lira ve her şey dahildi. garson kızın siyah eteğinden kenarları belirginleşmiş pamuklu külotu hariç. otuz veriyorsam sabahın dokuzunda ve küçük bir oral sekse bile layık görülmediysem uyanırken; dona da bakarım don mu diye, bir de giyene bakarım; maşallahı vardır sahibine bağış yaptığımının.

    çukur bir tabak alıp en çok kendi yaptığım soğansız menemen gibi gözüken menemene daldırdım kepçeyi. bir de içini aldığım somun ekmek yanına... siyah eteğin içini hayal ede ede yedim.

    herkes ne kadar da kibardı. küçük porsiyonlarla doldurdukları tabakları ve minik lokmalarıyla.

    o kadar şişmişti ki karnım, saat on bir gibi yaktıkları mangalda pişen köfteleri çatallarının ucuyla tabağına koyan kibarlara bakakaldım.

    adam başıma otuz liraya, menemen yediğimle kaldım.