şükela:  tümü | bugün
  • istanbul şehir tiyatrolarının, 10. uluslararası stobi antik drama festivali kapsamında makedonya'da prömiyeri yapılan, 2013-2014 sezonunda da sergilenmesi beklenen yeni oyunu. festivalde, en iyi kadın oyuncu ödülü’ne nazan yatgın, sahne görsel efekt tasarımı ödülü’ne ise kemal kocatürk ve sırrı topraktepe layık görüldü.
    savaşlardan bıkıp usanan kadınların eşlerini kaybetmemek, daha güzel bir gelecek için yönetim merkezi akropolis’i işgal etmeleri ve erkeklerin savaşa katılmaları durumunda kadınlıklarını öne çıkarıp erkeklerle ilişkiye girmeme kararını anlatır.
    aristophanes'in yazdığı ve kemal kocatürk’ün yönettiği, çevirisini azra erhat – sabahattin eyüboğlu’nun, sahne tasarımını kemal kocatürk’ün, kostüm tasarımını canan göknil’in, ışık tasarımını murat işçi’nin, efekt tasarımını hidayet öztürk’ün yaptığı oyunda müzik mertol şalt, koreografi ise salima sökmen imzasını taşıyor. oyunda berrin akdeniz, hülya arslan, murat bavli, demet bozyaka şalt, ayşen çetiner, gökhan eğilmezbaş, çağrı ö. hün, ırmak örnek, bensu orhunöz, selçuk soğukçay, ibrahim ulutaş, nazan yatgın, çağlar yiğitoğulları, çağatay palabıyık rol alıyor.
    (bkz: lysistrata)
  • önümüzdeki sezon * sahnelenecek olan pek keyifli bir oyun. kemal kocatürk * zaten kafası çok farklı çalışan birisi. kendine has bir rejiyle güzel sürprizler hazırlamış. sırrı topraktepe * de zaten dekorun üstadı. ortak çalışmalarıyla ödülü haketmişlerdi. alıp gelmişler . 3 hafta önce seyircili genel provasını izlediğimde nazan yatgın'ın enerjisini çok sevmiştim. o da festivalden ödülle dönmüş. naçizane tebrik ediyorum kendisini. bu arada oyunun müzikleri de çok iyi . mertol şalt çok iyi bir müzisyen ve oyun müzikleri konusunda da çok profesyonel. genel provadan çıktığımızda sürekli dilimizdeydi şarkılar.

    lysistrata'yı zaten bilenler bilir. içeriğiyle ve ya nasıl işlendiğiyle alakalı spoiler vermeyelim. zaten sezonda izleyicisiyle buluşacak. ve kendisini çok sevdirecek.
  • ekim ayından itibaren ibb şehir tiyatroları tarafından sahnelenecek olan aristophanes eseri.

    detaylar http://www.ibb.gov.tr/…/tr-tr/sayfalar/oyunlar.aspx adresinde.
  • beğenmişe benzeyen salondakilerin aksine, benim de bir o kadar keyif almadığım ve bir o okadar da bana basit ve yavan gelen oyun. belki günümde değildim bilemiyorum ama benim gibi düşünen biri daha olmuş olacak ki, her ne kadar tasvip etmesem de ve emeğe büyük bir saygısızlık olsa da en önde oturan bayan seyircilerden birinin salonu terk ettiği oyun oldu aynı zamanda.

    oyunu daha izlemeden; gerek konusu itibariyle savaş karşıtlığı ve kadının öneminin vurgulanması olsun , gerekse de makedonya'da festival kapsamında ödül almasıyla keyif alacağım bir oyun beklentisi yaratsa da bende, sonuç benim için tam tersi oldu.

    oyunun ilk başlangıcında çıkartılan kuş seslerinin gerçekçiliği ile güzel bir oyun beni bekliyor düşüncesi oluşsa da ; bir tiyatro eserinde, osuruk sesiyle, kekemelikle veya concon ağzıyla "yaaaaaaaaniiiiiiiii" , bu sözün hemen ardından da başka bir kadın oyuncunun sürekli "ihihihihi" diye gülmesi ve bu sahnenin birkaç defa tekrarlanması ile seyircileri güldürmeyi hedeflemesi beni oyundan soğuttu, yavan yavan güldürmeyi amaçlayan müsamere tadı verdi bana. herşeye rağmen kostüm, müzikleri ve sahne tasarımı başarılıydı. çağlar yiğitoğulları ve ibrahim ulutaş'ı da beğendiğimi belirtmek isterim.

    siz yine de izleyin, kararı kendiniz verin.
  • konusu ve kadrosu nedeniyle büyük beklentiyle izlemek için can attığım oyun/du önceki akşama kadar.
    konu tahmin ettiğimden yüzeysel, kadro iki kişi eksikti. her ne kadar oyuncular eksikliği belli etmemek için yoğun çaba sarfetseler de, ne yazık ki yeterli değildi. madem konu bu kadar yüzeysel işlenecekti, tek perde yapsalardı, en azından gereksiz tekrara düşmezdi oyuncular.
    oyunun tek güzel tarafı müzikleriydi. o konu için (bkz: mertol şalt)
    uzun zamandır izlediğim hiçbir oyunda bu kadar sıkılmamıştım, eh unutmuşum bir de toros canavarı vardı.

    şehir tiyatroları'nda engin alkan yönetmiyorsa oyunu, izlemeden önce tekrar düşünmek gerekir.
  • tanım: hayatımda yarısında çıktığım ilk oyun.

    kısa sayılabilecek bir metin, tekrar tekrar söylenen ve bir noktadan sonra illallah dedirten bir şarkıyla**, oyuncuların sahnede yaptığı ve şamatadan öteye gitmeyen canlı müziklerle, ucuz güldürme numaralarıyla doldurularak (biri sürekli 'e yaaanııı' diyen biri de yerli yersiz kahkaha atan iki karakter mesela) lastik gibi uzattıkça uzatılmış. ne demeye böyle yapılmış anlamadık tabi... tek güldüğüm yer, 300 spartalı filminin görüntülerinden sonra giren horoz sesiydi, o kadar. bir de ışık tasarımı* iyiydi.

    bu oyunu izleyeceğinize açın şalvar davası'nı izleyin. nasıl olsa konu aynı. hem daha çok eğlenirsiniz.

    ha kafam şişsin ve hiç gülmeyeceğim bir komedi izleyeyim diyorsanız siz bilirsiniz.
  • bu sene istanbul şehir tiyatrolarında oynanan, hayatımda izlediğim en kötü oyun. birkaç oyuncu performansı dışında* lise müsameresi ayarındaydı. elle tutulur tek güzel yanı olan ve ilk dinlendiğinde kulağa güzel gelen şarkıları da en az dört tekrarla, aynı basit koreografilerle sahnelemeleri şarkılardan da soğuttu iyice. hele bir yerde, oyunun başından beri devam eden kadın-erkek savaşı; "ne oldu lan şimdi" basitliğinde, erkeklerin durduk yere neden olduğu anlaşılmayan biçimde soyunmaları ve kadınların onları tekrar giydirmeleri üzerine tatlıya bağlanması ve bu bir yere bağlayamamışlığın ortasında bir karakterin "haydi o zaman şarkı söyleyip dans edeliiiiim" demesi oyunda en güldüğüm sahneydi. beklentilerin aksine savaşın anlamsızlığına dair tek elle tutulur söylemi de girişte ve sonrasında defalarca söylenen şarkıdaydı, ondan da bıktırdılar. onun dışında konuya yaklaşımı da çok yüzeyseldi. bu yüzeyselliğe rağmen her sahnesi dolu doluymuş gibi bir de iki perde halinde sahneliyorlar oyunu. her konuşmasının sonunda "e yaaaaniiiii" diyen karakter, anlamsız kikirdeyen kadın, komiklik olsun diye kullanılan kekeme karakter, patlıcandan erkeklik organı yapılmış kukla, osuruk sesleri, geğirmeler vs. rezalet kere rezalet.
    aristophanes'in yazdığı metni okumadım ya da oyunun daha önce sahnelenmiş başka bir versiyonunu izlemedim, o nedenle sorunun nerden kaynaklandığını bilmesem de bu savaş karşıtı oyunun kadın üzerine söylemlerini de sakat buldum. en başından bir kere kadınlar savaşa erkeksiz kaldıkları için karşı çıkıyor başka bir dertleri yok, evlatları için ya da ölümler için kaygılandıklarına dair bile bir iz yok. erkekler uzun yıllar süren savaşlardan döndüklerinde kadınların yaşı geçtiği ve erkekler gibi kendilerinden gençlerle birlikte olamadıkları için üzülüyorlar. acropolis'i kuşattıklarında bile azgınlıklarından dayanamayıp erkeklerine kaçmaya çalışıyorlar zaten. bunları kadınlara bir eleştiri olarak alabiliriz belki ama en aklı başında karakter olarak gösterilip kadınlara liderlik eden lysistrata bile "bugüne kadar siz saçmasapan kararlar alıyorken sustuysak haddimizi bildiğimizdendi*" diyor, kadınların toplumdaki önemine dikkat çektiği tek noktaysa erkekleri doğuruyor olmaları. erkeklerin kadınların önemini anladığı sahne de kadınların onları giydirdikleri sahne. herhangi bir esere ne olursa olsun bu kadar laf etmek istemezdim ama nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça.
  • bu ay kadıköy haldun taner sahnesinde gösterimde olan berbat ötesi oyun.
    yarısına kadar dahi tahammül edemedim fakat kalabalık bir arkadaş grubuyla gittiğimiz için oyunu bölmemek adına çıkmayıp yarıyı bekledik ama öyle düşünüyorum ki biri çıksa da ben de çıksam diye düşünen insanlar vardı. çünkü tiyatroya giden insanların bu kadar düşük seviyede olduğunu düşünmüyorum, en azından düşünmek istemiyorum.
    neyse eğer benim gibi yorumlara bakmadan tiyatro eleştirmeni tanıdığınıza güvenip gitmediyseniz, yorumlara bakayım öyle gideyim diyorsanız ve kendinize saygınız varsa bu oyuna gitmeyin.
    çünkü sadece 3. sınıf espriler yoktu oyunda, konu da çok ilkel ve derinliksizdi.
    2 dakikalık bir sokak muhabbeti diyebileceğiniz bir şey 2 saatlik bir oyun olmamalı. oluyorsa da adına sanat denmemeli.
    savaş karşıtlığı kendisi tek başına saçma bir şey diye düşünmeden edemedim oyundan sonra tam tersini demeniz gerekirdi oysa konuya göre. insanların uğruna savaştıkları, mücadele verdikleri önemli şeyler olmalı, değilse böyle bir oyunda kahkaha atarken bulabilir kendini, mazallah..