şükela:  tümü | bugün
  • iyi bir elestirmen ve arastırmacı yazardır. eski yemek tarifleri, hikayeler, türküler hakkında hoş derlemeleri vardır. sohbetine de doyum olmaz... otur saatlerce anlatsın hiç sıkılmazsın...
  • yky için 32. ululararası istanbul kitap fuarı'nda okurlarına hediye etmek amacıyla "yaşar kemal - ilk sözler" kitapçığını hazırlamıştır.

    kibrit kutusundan daha küçük bu kitapta yaşar kemal'in düzyazı kitaplarının ilk cümleleri yer almaktadır.

    http://oi43.tinypic.com/207l5xt.jpg
  • pek tonton bir zat-ı muhterem. edebî donanımını biliyorum elbette ama benim gözümdeki öncelikli yeri bu şekilde.* ah, bir de tavırlarında anadolu'nun edebini ve anlayışını taşıyor olması... o özelliğini de ayrıca seviyor ve takdir ediyorum.

    kendisini 2013'e kadar ne tanır ne de bilirdim. editörlükle ilgili bir toplantıda o da dinleyiciler arasındaymış; gayet mütevazı bir tavırla yerinden kalkıp kendini tanıtmış ve konuya dair yorumlarda bulunmuştu, meslekî mesuliyet ve alışkanlıklardan dolayı artık okuma eylemini rahatlıkla ve keyifle yapamıyorum minvalinde bir söz etmişti. unvanlardan çok davranışlara/konuşmalara bakan biri olduğum için hem konuşma tarzı hem de o sözü çok ilgimi çekmişti, kimmiş ki bu diye başımı çevirdiğimde,müzmin çekingenliğimi tetiklemeyecek kadar tonton bir amca ile karşılaşınca garip bir şekilde sevinmiştim. zira bir okur olarak, kitaplara -en az yazar kadar- emek verip bize ulaştıranlara çok hürmet duyuyor, onları birer insan olarak tanımak istiyor fakat çoğunun mesafeli tavırları yüzünden selam vermekten bile imtina ediyordum. lakin sabri koz beyefendi o günden sonra nerede görüp çekinerek selam versem hep çok anlayışlı ve kibarca davrandı. hattâ bir üniversitede konuk olduğunda da üşenmeyip sırf onun hatrına o kadar yol giderek konuşmasını dinlemiştim; akabinde üniversitenin "büyüük" hocalarından biri adamcağıza gülümsememi bile hoş karşılamayıp "öğrencilere has programın içinde bunun işi ne ola ki" tavrıyla her zamanki suratsızlığını sergilemişti de nezaketin bile nasip işi olduğunu aralarındaki farkla iyice görmüştüm. zira cilt cilt kitap devirmekle insan olunmuyor, insanlara nasıl davrandığınıza bağlı olarak değeriniz artıyor ya da eksiliyor.

    sabri koz, tevazu gösterip latife yaparak kendini biraz huysuzumdur falan diye tanımlıyor ama; henüz çocukken, sabah namazlarına giden babasına fener tutarmış mesela. o da çizgi romanlarla dostluk kuranlardanmış (örneğin serdengeçti kelimesini ilk onlardan öğrenmiş). annesi, bahar geldiğinde ırmağın kıyısına giderek kederini akan suya devredip gönlünü rahatlatan bir anadolu kadınıymış. köklerinden mahcubiyet duymak şöyle dursun, onu o yapanların çok farkında ve hepsinin hatrını zarafetle taşıyor yani. kendi hâlinde bir insan olarak benim kişilerin unvanlarından daha çok bakıp önemsediğim özellikler bunlar. o yüzden, bu sevdiğim ve kendimden bulduğum hasletleri taşıyan biriyle aynı devirde yaşadığım için mutluluk duyduğumu itiraf ederim.

    bir de her defasında onca kişinin arasında beni hatırlayıp hâl hatır sormuyor mu, işte o zaman, iki edebiyat parçalayıp tweet'leri çok like aldı diye burnu büyüyerek selamı sabahı kesen garip örnekleri hatırlıyor ve bilginin olgunluğunu da taşıyabilmek başka şey azizim diyorum.*