şükela:  tümü | bugün
  • türkçe'ye kabakçığın hayatı olarak çevrilen isviçre ve fransa ortak yapımı harika animasyon. isviçre'nin oscar adayı olarak gösterilmiş.
    filmde karanlık, dünyanın koca acısını taşıyan ama bir o kadar da naif bir hikayeyi, kimsesiz çocukların hikayesini, o çocukların gözünden görüyor ve bir saatliğine çocuk oluyorsunuz. çoğu yerde gülümsemeniz üzüntünüze karışıyor.

    keşke çocuklar hep mutlu olsa.
  • bir saatlik süresiyle bütün bir ömrü özetleyen muhteşem bir film.

    annesini kaybeden bir çocuk ve yurda giden, arkadaşları olan daha sonra hayatı sonsuza dek değişen bir çocuğu, çocukları izliyoruz. filmde sevdiğim çok sahne oldu ama en etkileyici olani finaldi. yurt öğretmenlerinden birinin bebeği olur ve bebeğin başında toplanarak öğretmene sorarlar;

    -hep burada mı kalacak?
    +hayır.
    -tabii eğer onu terk etmezsen.
    +onu asla yapmam.
    -peki ya çok çirkin olsa bile mi?
    -çok kötü koksa bile mi?
    -sürekli ağlasa bile mi?
    -yatağını ıslatsa bile mi?
    -okulda tembel olsa bile mi?
    -aptal olsa bile mi?
    -domuz gibi yese bile mi?
    -adını unutsa ve ayağı koksa bile mi?
    -dayanılmaz olsa ve hep bağırsa bile mi?
    -kurt olsa bile mi?
    -duvarları karalasa bile mi?
    -polis olmak istese bile mi?
    -boynu zürafa kadar uzasa bile mi?
    -serseri olsa bile mi?

    bunca cümle o kadar çok hayatı ve yaşanmışlığı anlatıyor ki finaliyle nokta atışı yaptı ve harika bir film olarak ruhumda yerini aldı.
  • hem masum, gülümseten, içten hem de can acıtıcı bir film. farklı film, anime ve şarkılara yapılan göndermeler sevindiriyor, gülümsetiyor. en güzeli ise daha önce de belirtildiği üzere le vent nous portera.

    --- spoiler ---

    le vent nous portera'nın klibini minik courgette ile aynı yaştayken izlemiştim. izler izler ağlardım. evet birazcık kafası kırık bir çocuktum.
    bu gereksiz ayrıntıyı geçersek, video klipteki çocuğun hikayesi ile tatlı courgette'mizin hikayesi arasındaki benzerlik ise insanın canını acıtan ama filmi daha çok sevmeme sebep olan bir ayrıntı.

    --- spoiler ---
  • akan yazılarla beraber giren şarkı * *, o ana kadar tuttuğunuz yaşlarınızı akıtabilir.
  • yürek yaralayan filmlerden, bunu bir saat boyunca 10-12 yaşlarında bir grup çocuğun içine sizi alıp bırakarak, epey de hırpalayarak yapıyor. ağlamamak için kendimi tuttukça, daha çok ağladım. sonunda sophie hunger söylemeye başladığındaysa yerinizden kalkamıyor, courgette ve camille gibi karlara uzanıp yıldızları izlemeye başlıyorsunuz.

    birçoğumuz ne şanslıyız, birçoğumuz ne çok hayata dokunup güzelleştirme şansına sahibiz baktığımızda. courgette, nispeten daha şanslı bir çocuktu belki ama bu kadarına bile sonradan kavuşamayan, incitilen çocukları düşünmek içini yakıyor insanın. "gözlerinden belli, her şeyi görmüş." bir çocuk camille mesela, bir çocuğun her şeyi görmüş olması insanın içini yakıyor. kime sarılacağını bilemiyorsun o an, herkes yaralı, bazısının daha fazla yaraları, öyle kalakalıyorsun. bir de dünyanın sahiden yalnız polis memuru raymond gibi iyi insanların hatrına döndüğünü hatırlıyorsun, minnet duyuyorsun.

    bazı filmler var, defalarca izlemek isteyip tekrar görmekten korktuğumuz. benim için ma vie de courgette onlardan biri oldu. biz bütün bunların en kötü biçimlerinin, korumaya verilen çocukların istismar edilip şiddet gördüğü rezil bir coğrafyanın insanlarıyız. bir dönem, simon gibi hırçın ve sürekli küfreden bir çocuğun, onu gözetimde tutmaya çalışan insanları ne kadar zorladığını gördüm. başka türlü yaklaşmaya, anlamaya çalıştığımda "gideceksin zaten, hepiniz gidersiniz, para da aldığınızı biliyorum." dediğini hatırlıyorum. para almıyorduk, gitmek için de gelmemiştik. babasını anlatmaya başladı. bir başka çocuk dikiş izimi gördü, bana ne olduğunu sordu. kolunu açtı sonra, "benim de var, annem bıçak attı, sonra üzüldü ama." dedi. "evde kim yardım ediyor ödevlerine?" diye sordum, "benim ablam öldü." diye yanıtladı. nasıl, bilinmez. çevremizde ailenin yarattığı tahribatı kaldıramamış yetişkinler, hâlâ bunları yaşayan çocuklar var, o kadar çoklar ki. unutmuş olma yüzsüzlüğümüze rağmen ensar vakfı hâlâ yurt faaliyetlerini sürdürüyor, bunu bile engelleyemedik, denetlenmelerini sağlayamadık. kaçak bir yurtta çocuklar yanarak öldüler. pozantı cezaevi'ndeki çocukların hesabını soramadık, çocuk esirgeme kurumu'nun içindeki zulmün, denetimsizliğini hesabını hiç soramadık. ma vie de courgette, buralarda yaşayıp izlediğinizde önce yutkunmanızı zorlaştıracak, belki bir gün ayağa kalkmaya da niyetleniriz de bir halta yararız.

    filmle ilgili ciddi bir sıkıntı var yalnız, nedense bazı yerli siteler bu filmi sevimli bir animasyon gibi pazarladılar fakat değil. aksine, yetişkinlere yönelik ağır bir film bu. 7 yaş sınırı, bu film için uygun değil. 10-12 yaşındaki çocukların dünyasına 7 yaşındaki bir çocuğu dahil etmek ciddi bir hata olur yalnızca. o yüzden, lütfen yanılıp çocuğunuzu mutsuz edeceğini, kafasını da karıştıracağını bile bile bu filmi izletmeyin. bazı ebeveynler de "ne kadar şanslı olduğunu anlasın." diye böyle filmleri izletiyorlar, duyduğumda dehşete düşmüştüm, onların zaten yatacak yeri yok.
  • özetle "meteo des enfants"...

    çocuğun mektuplarında yazarak anlatmaya çalıştıklarını bir de resmetmesi çok hoşuma gitti.

    filmde etkilendiğim çok yer olsa da sadece bir kaçını paylaşacağım...

    --- spoiler ---

    düşen bir çocuğa annesinin davranışını izleyen çocukların tepkisi;

    -baksana. annesi çok tatlı.
    -belki de annesi değildir.
    ... (uzun bir sessizlik)

    diğer çocukların da aynı şansı yakalayabilmesi için;

    simon:
    gitmelisiniz. bizim gibi muhteşem çocukları insanlar nadiren evlat edinirler. bizim için gitmelisiniz. anladın mı?

    arkadaşlarını unutmayan seven çocuklardan, sevecek kimsesi olmaya çocuklara;

    courgette:
    bir keresinde "ev, sevecek kimsesi olmayanlar içindir." demiştin. yanılıyorsun, seni unutmuş değiliz. tabi diğerlerini de.

    ...
    --- spoiler ---
  • hikayesi ile izleyiciyi hüzünlendiren bir başka güzel animasyon filmi. dokuz yaşındaki kabak'ın annesini kaybetmesiyle çocuk yuvasında yaşamak zorunda kalışı ve orada tanıştığı tıpkı kendisininki gibi dramatik hikayeleri olan diğer çocuklarla olan arkadaşlığını ve özelikle camille'nın da onlara katılmasıyla devam eden ve hemen hemen her sahnesiyle insanın içini sızlatan bir film.
    --- spoiler ---
    evet her sahnesiyle insanın içini burkuyor ama özellikle son sahnesinde yuvadaki çocukların yuva çalışanı bayanın yeni doğmuş bebeği antuan'ı sevdikleri esnada herbirinin, onlara göre ailelerinin kendilerini bırakıp gitmelerine sebep olduklarını düşündükleri kusurlarını sıralayarak onun da tıpkı kendi anne ve babaları gibi bebeğini terketmeyi düşünüyor mu yönünde ona soru yağmuruna tuttukları sahne benim için filmin en güzel sahnesiydi.
    -hep burada mı kalacak?
    -hayır
    -onu teketmezsen.
    -bunu yapmam.
    -peki ya çok çirkin olsa bile mi?
    -cok kötü koksa bile mi?
    -surekli ağlasam bile mi?
    -yatağını ıslatsa bile mi?
    -okulda tembel olsa bile mi?
    -aptal olsa bile mi?
    -domuz gibi yese bile mi?
    -adını unutsa ve ayağı koksa bile mi?
    - dayanılmaz olsa ve hep bağırsa bile mi?
    -pırt yapsa bile mi? (işte burada insan gülümsemeden edemiyor)
    -duvarları karalasa bile mi?
    -polis olmak istese bile mi?
    -boyu zürafa kadar uzasa bile mi?
    -serseri olsa bile mi?

    film kabak için mutlu sonla bitti ama keşke diğer çocuklar için de mutlu son olabilseydi ne güzel olurdu.
    --- spoiler ---
  • claude barras'ın yönettiği 2016'nın varşova film festivali'nde 'izleyici ödülü'nü kazanmış yapıttır.
  • o kadar tatlı bir 60 dakika geçireceksiniz ki...

    --- spoiler ---
    peki ya o dans sahnesinin güzelliği. buradan tekrar izleyebilirsiniz...
    koruyucu anne / babalığı ciddi ciddi düşündürecek bir film ayrıca.
    --- spoiler ---
  • kısa ve öz bir film. hoş ve derin. duygusal bir insansanız izleyin. yormaz ama biraz sızlatır gözleri.