şükela:  tümü | bugün
  • cicek pasaji ve nevizade civarinda aksamlari akordeon calarak istek sarki da soyleyen oldukca yasli muzisyen teyze.
  • asu maralman ve nonna bella'ın da annesi idi. 1 eylül 2003'de hayata veda etmiştir, cenaze töreni balıkpazarı yerortutyun kilisesi'nde yapılacak.
  • çiçek pasajı'nın sembollerinden biriydi. toprağı bol olsun.
  • istanbul'u istanbul yapanlardan bir hanımefendiydi. çicek pasajı onsuz artık daha da kro, daha da maganda olacak...
  • çiçekli elbiseler giyerdin, jarseden çokluk, bazen saten, hani şu emprime olanlardan. ince kıvrım ermeni dudaklarına nasıl bol gelirdi o kıpkırmızı rujların, dudakların kırılır, kırıklarında dinlenirdi kalıntısı rujların.
    boyası gelmiş saçlarının üstleri hep kara olurdu, uçları hep maşalı. nice seyrelse nanca de hep kıvrım kırık bukleli. kenarları aşağı doğru sarkmış gözlerinin içinde küçük kara boncuklardı gözlerin. boncukun tuvaletinin önünde dinlenirken insan neler gördü bu gözler acep şu tuvalet kapısından önce, neleri görmezlikten geldi diye düşünmeden edemezdi. omuzlarına göre çok geniş kalçaların, uzun boyun, akordiyonun, kocaman küpelerin salkım şıkır, tizlerde kısalıveren o buruk sesin, rengarenk ayakkabıların en çok da ruganlardan, kaçamak tüttürdüğün sigaraların, çeyizlik havlu kenarı oyası misali bir hayattan saklayıp taa eskilerden, bazı bazı "sevdim ben seni be kara şey" dediklerine anlattığın hikayelerin sokak köşelerinde...
    yokmuşsunuz artık.
    hiçbiriniz.
    öyle mi?
    hazan vaktinde gitmişsiniz.
    hüzün vaktini getirmişsiniz.
  • bir omur boyu akordeon calan parmaklar artik klavyenin uzerinde raks edemeyecekler, yillarin yorgunlugunu agir aksak ta$iyan ayaklar dinlenecekler artik. padamin, milordun cicek pasaji ve nevizade versiyonlari da yankilanmayacak meyhane duvarlarinda tingir mingir. madam dinlenmeye cekildi sonsuza kadar. nur icinde yat madam.
  • iki yıl önce verdiği bir röportajda kendi hayatını birkaç cümleyle şöyle özetlemişti madam anahit:
    “taksim’de doğdum. tarlabaşı nahiyesi. bir de ağabeyim vardı, uzun yıllar ‘vartabed’ (rahip) olarak hizmet verdi istanbul’da. vosgi vartabed olarak tanınır. annem piyano tutkunuydu. ilk öğrenimimi anarat hığutyun ermeni katolik okulunda tamamladım. şimdi taksim sanat evi oldu. lise eğitimimi ise esayan okulu’nda gördüm. ilk gençlik yıllarım buyukada’da geçti, orada rum bir komşumuz vardı, oğlu çok güzel akordeon çalardı. erir, gıpta ederdim. gönül verdim. arto benon’dan akordeon dersleri almaya başladım ve anneme çok ısrar ettim bana bir akordeon alması için. gittik aldık akordeonu ve ardından doğru saint antoine kilisesine, koydum akordeonumu kilisenin minberinin önüne, adağımı yerine getirdim... en güzel yıllar 30-35 yaşlarında olduğum yıllardı. bak ayhan işık’ın fotoğrafı var duvarda. bu duvara bak, zeki müren, sadri alışık, kemal sunal, yılmaz güney... hepsi de iyi insanlardı, iyi sanatçılardı, beni de çok severlerdi. şimdi hepsi mazi oldular... birkaç filmde de oynamıştım; ‘arkadaş’, ‘24 saat’, ‘öğretmen’ ve başka filmler. 35 yılım geçti beyoğlu’nda, şimdi ihtiyar oldum...”

    ayrica, 29 agustos'da cicek pasajinda anilacak sanirim bu ayki roll'de (agustos) yazar...
  • olumunun ikinci senesine bir-iki gun kalmisken......unutmasak....cok cabuk unutuyoruz ya herseyi...

    bir rivayete göre madam anahit, istanbul meyhane kültürü arşivini “fotoğraf” toplayarak oluşturmak istersek en çok fotoğrafta yer alan kişi ünvanıyla tarihe geçebilirmiş….bu yazıyı okuyan dostlarda eğer çiçek pasajı ya da nevizade’de, 40 yıl içeresinde (evet madam tam 40 yıldır durmadan çiçek pasajında akordeon çalıyordu) çekildikleri resimleri tozlandıkları albümlerden - tenekelerden çıkartıp bakacak olurlarsa madam’ın akordeonunun muhakkak bir parçasını ya da en güleç haliyle, en has pozuyla en beyaz dişleriyle mutlaka bulacak- göreceklerdir.

    çiçek pasajı istanbul’un ne kadar en tanınmış merkezlerinden diyebiliyorsak dünyanın da “meyhane merkezi” dersek sanırım yanılmış olmayız… madam anahit de entelektüel cavit, bademci mahmut usta gibi çiçek pasajının sembolleşmiş bir karakteriydi. sanırım 90 kuşağına kadar doğan herkesin görmesede adını – akordiyonun metnini- bişekilde duyduğu bir karakter. bu kadar “kulis”de kalmayı ve 78 yaşına kadar “sokak”ta saygı görerek yaşamayı nasıl başarmıştı…. cemal süreya’nın “ …yarasini kuliste saran bi soytari gibi” mısrasına atıfta bulunarak; madam o kadar sıkıntısını, yaşadıklarını, ağır hayat koşullarını nasıl da yakasındaki gülle, dudaklarına bol gelen o kırmızı rujla, tizlerde kısalıveren o buruk sesiyle, tiril tiril elbiseleriyle sanırm en çok da akordeonuyla kapatırdı…..
    1926’da talimhane’de eski niagora manavı’nın karşısındaki evde dünyaya gelmiş madam anahit. ermeni cemaatinin tanınan bir ailesinden geliyor, annesinin babası hazine-i hazıra da müfettiş, kardeşi genç yaşta intihar etmiş bir din adamı, vosge apeğa; öyle vaazlar verirmis ki kiliseden çıt çıkmaz, söyledikleri günlerce konuşulurmuş evlerde. 1953 de alkolden (!) vefat etmiş. liseyi ermeni katolik anaratoğutyun’da bitirmiş yani şimdiki istanbul sanat merkezi, en çok şapelini severmiş okulun şimdi ise fresklerin üstü boyanmış halde öylece durur ne yazık ki. yazları sıkça gittiği büyük adada birgün rum komşularının oğlu yorgo’ya aşık olmuş. yorgo akordeon çalıyor….eh sebep bu ya annesi ısrarlarına dayanamayıp anahit’e (daha madamlığa çok var…) yorgo’nun aşkına karşılık akordeon almış. meraklısına sene 1944 anahit 18 yaşında yüksek kaldırımın zamanın ünlü dükkanı papa jorj’dan 170 liraya. ilk heyecanla saint antonio`a dua etmeye gitmişler ana-kız; akodiyon kucağında…. o günden ölümüne 78 yaşına kadar hiç kucağından inmedi akordiyonu…
    papa jorj’un aracılığıyla zamanın ünlü hocası arto benon’la derslere başlamış madam yine meraklısına 4 altın bir ders, o zamana göre büyük para….. önce baver- çerçin ve bir sürü metod üstüne çalışmış, kendi deyimiyle çabuk öğrenmiş. bakmış ki benon bey’den alacağını almış hoca değiştirmiş; norayr dırızyan…..ikinci hocası ve ilk kocası…. 20 yaşında düğünlerde-nişanlarda çalmaya başlamış daha sonraları “başarılı” olduğu ama kendi deyimiyle “cebi-delik başarı”lı olduğu çiçek pasajı yılları başlamış.
    kocası mı? 17 yıllık beraberliklerinden sonra boşanma ve ayrı geçen uzun 10 yıl sonrası tekrar norayr beyle ikinci evlilik- iki çocuk, onnik ve berç.
    sebebi belli; “seviyorduk birbirimizi”

    uzun yıllar yaşadıkları tarlabaşındaki binaları pek çok istanbullunun yakından hatırladığı tarihi yapı, konak, deniz manzarası bırakmayan bedrettin dalan’lı yıllarda yıkılmış. 1988’de devletten parasını alamayınca kiracı durumuna düşmüş madam. tek yaşadığı bu olsa demek geliyor insanın içinden ama 6-7 eylül olaylarında yıllar boyu akordeon çalıp neşe verdiği insanların nasıl da bir gecede “kurt” a dönüştüğünü, iki kadeh ardından “büyük adamların” nasıl da küçüldüklerini, “madam” ın “gavur” olduğunu birbir duymuş, görmüş ve en ağır şekilde “maddi zorluklarıyla” beraber yaşamış…

    çiçek pasajının ilk yılları kavga patırtı geçmiş ta ki kendi mevkisini kazanması, “madam “ olması yıllarını almış. öldüğü güne kadar bir kere bile rakı-sigara içmemiş. çiçek pasajından geçen “ünlü” herkesle ahpablık kurmuş, üzüntülerine gözyaşı sevinçlerine kahkaha olarak akordiyonuyla eşlik etmiş. en çok “papatya gibisin” ve “yıldızların altında” parçalarını çalıp söylemiş. kendi hısmı boncuk restauranta arada bir akrabaları, dostları “cemaat üyeleri” yani eski istanbul çocukları da gelirse ermenincesini patlatıp “ermenince şarkılar” da okurmuş….. geceye buzlu suyla başlar sonra bol vişne suyu içermiş çok acıktı mı paçanga böreği yer, balık olarak da sadece mezgit yermiş (merkalısına; kılçıklı balık sevmezmiş)

    sorulduğunda oynadığı filmlerin sayısını kendisi de hatırlamaz; babamın suçu (cüneyt arkın), adalet (cüneyt arkın),öğretmen (kemal sunal), faize hücum, kadın ve şarap, cennet çocukları, arkadaş, 24 saat…..kendisine göre hayatının -istanbul’un- en güzel yılları 30-35 yaşında olduğu yıllar yani duvarından beraber çekildikleri resimlerini eksik etmediği ayhan işık’lı, zeki müren’li, sadri alışık’lı, kemal sunal’lı, yılmaz güney’li……yıllar

    en çok sevdiği “akordiyonu” dışında bir de hayvanları özellikle “kedileri” varmış madam’ın. tarlabaşı bulvarı açılmadan önce, yıkılan evinin bir odasında hayvanları koruma derneği faaliyetlerini başlatmış, 15 yıllık bir faaliyet döneminden sonra, bir gün evleri istimlak (t(d)alan) edilmiş ve her şey mahvolmuş. evine gidenler anlatırlar eski istanbul adetlerine göre, likörlü, çikolatalı ve kahve ikramlı bir ağırlama sunarmış mutlaka misafirlerine. son yıllarda misafiri de kalmadığından dostları sadece kedileri ve bir- iki kadim dostuymuş, beyoğluna ise çıkamaz olmuş.
    masasına çağıranları beğenmezse milyar da verseniz “içtiğinize meze olmam” deyip cevaplarmış.

    yazının başında söylediğimiz gibi “fotoğraflarımıza” sessizce konuk olan madam anahit biraz okuyucu araştırdığında görecektir ki kaç yazıya, röportaja, kaç şiire konuk olmuştur.

    çiçek pasajının gökyüzüne açık tavanında akoridyon nağmeleri sahipsiz tam bir senedir. yeri doldurulamayacak beyoğlu tarihinin bir rengi daha soluk artık. cenazesine 30 kişi katılmış. binlerce, yüzlerce rakı sofrası- belki bu yazıyı okuyan sizin bile- masalarına zamanında konuk olmuş “ madam”ın cenazesine.
    “azınlıktı ve bağlı olduğu azınlıkta da azınlıktı” böylesi marjinal bir kadın böylesi bir cenazeye layıkmıydı acaba.. alkışlarla masamızdan başka bir masaya geçerken keşke alkışlarla uğurlayabilseydik cenazesinde de madam’ı … her pazar aksatmadan gittiği, beyoğlu üç horan kilisesi rahibi sahak maşalyan’ın cenaze vaazında söylediği gibi “artık alkışlar tükendi” söylediklerimizi doğruluyor sanki.

    azınlıklar avrupa birliğine giriş sürecinde bir nevi “özgürlüklerini kazanırken!?!” farkındalar mıdır ki acaba bir nevi “biblo-nostalji” olduklarının ve artık kendilerinden “zarar gelmeyeceğinin”. televizyonlar-radyolar her dilden yayın yapıyormuş, ana dil özgür olmuş, ….hıh neye yaradı ki tüm “madam”ları tükettikten sonra……

    biz ne yapabiliriz şimdi diye düşünüyorsanız, sanırım en güzeli 30 ağustos günü şişli ermeni mezarlığına gidebilir yanınızda bir duble rakı biraz akordeon namesi götürebilirsiniz (tekrar meraklısına not: anahit'in mezarının tapusu osmanlı tapusu imiş. parasızlıktan tapuyu yenileyememiş.) ya da olmadı nevi zade’de çiçek pasajı’nda şerefine bir kadeh kaldırabilirsiniz…

    40 yıldır kucağından düşürmediği akordiyonu kim bilir nerdedir şimdi? ya kedileri? gittiğin yerde yakandan düşürmediğin gülünün kokusu ferahlatsın içini…..
    toprağın bol olsun madam anahit….

    birileri yazmalı. hakkında birşey yazılmadan
    kimse bu dünyadan göçüp gitmemeli.... w. saroyan
  • beyoglunun akordeoncusu guzel kadin. cicek pasaji 'nda yillarca akordeon caldi. ilk tanismam madamla cumhuriyet meyhanesinde oldu. ondan 'yildizlarin altinda' sarkisini dinlemek ayri bir zevkti. sonra nevizade de calmaya basladi. sohbet etmeyi cok sevmeyen, ama sizden hoslanirsa da sohbetine doyum olmayan, cani isterse calan cani istemezse milyarlar verseniz calmayan, artik kendisini dinleme imkanimiz bir daha hic olmayacak muzik sevdalisi guzel insan...
  • milliyet sanat'ın temmuz '09 sayısında hakkında çıkan bir yazıya rastladığım; geçenlerde evdeki eski albümlerden birinden çıkan, babamın istinye'de çalıştığı gençlik yıllarından kalma bir rakı masası fotoğrafında enstrümanından tanıdığım rahmetli akordeoncu.