şükela:  tümü | bugün
  • adamlar film yapmış,aksiyon sahnelerini de bize oynatıyorlar.
  • başka hiçbir oyunda rastlamadığım gerçekçi mermi sayısı kullanımına gitmiş oyun.

    diyelim; elinizde dolu bir altıpatlar*, cebinizde de altı mermi olsun. bir mermi sıkıyorsunuz ve ne oluyor?* içinde beş mermi kalmış oluyor. reload tuşuna basarsanız kalan bu beş mermi gerçekte olması gerektiği gibi atılıp yerine cebinizdeki altı mermiyi doldurmuş oluyorsunuz. oysa diğer oyunlarda cepteki altılı mermiden sadece biri altıpatlara yerleştirilmiş gibi davranılır. toplam mermi sayınız değişmez.

    bir de sıkılan merminin kovanı, bölüm bitene kadar kesinlikle kaybolmuyor. bölümün başında sıktığınız merminin kovanı, bütün şehri turlayıp geri döndüğünüzde bile aynı noktada duruyor.
  • geceyarısı köprüden geçerken kalabalığı farkedip durduğumda bi adamın köprüye çıkmış olduğunu ve gelen ambulansla cevredeki insanların cevresine toplanıp onu intihardan vazgeçirmek için uğraştıklarını görünce beni iyice dumur etmiş oyun.
  • -arabamın benzini bitmek üzereyken benzin istasyona gidip depoyu fullemek istediğimde karşılaştığım "you don't have enough money" yazısı sonrası "hülen benzin bu kadar olurmu 1930 yılındayız bre el-insaf diyip!" pompacıyı tekme tokat dövdüm oyun...
    -cruise yaparken arabamın başımı belaya soktuğum ,polislerin elinden kaçarken yolda geçen herhangi bir arabaya silah çektiğim ve o arabanında başka mafya arabası olması sonucu mermi manyağı yapıldığım oyun...
    -gene bir polis kovalamacası sonucu (kırmızı ışıkta geçtiğim için) pes edip cezayı ödemeye karar verdiğimde araban inip elimdeki yarı otomatik silahı cebime sokmayı unuttuğum için polis tarafından içeri tıkıldığım oyun...
    -"salieri bar mekanımız,yamuk yapanın kıçına miller bira şişesi sokarız!" sloganını uydurduğum oyun...
  • hakkında bu kadar az entry girildiğini görünce beni üzmüş, bu gözlerin gördüğü hatta belki de göreceği en mükemmel oyundur hikayesi, karakterleri, müzikleri, dokusu ve her şeyiyle... oyunu oynamadan önce intro'yu izlemenizi tavsiye ederim. şehir, grafikler ve müzikle ilgili çok şey var ve en sonunda guliano street durağında metrodan inip dedektif norman ile buluşup tüm hikayemizi anlatacağımız kafeye girene kadar ki tüm yolu gösteriyor.
    oyunu bilmeyenler için bir durumumuz yoktu okuyamadık kardeş durumu olacak ve içinde birçok spoiler, tavsiye ve görüş içerecek o yüzden oyuna aşina değilseniz burada bırakabilirsiniz efendim.

    --- spoiler ---
    01 an offer you can't refuse: anlatacaklarımız 1930 yılının ılık bir sonbahar akşamında başlıyor. bu bölüm oyunun giriş bölümü olup daha sonra uzun yıllar kankalarımız olacak paulie ve sam'in taksimize paldır küldür atlayarak onları peşlerindeki adamlardan kaçırmamızı istedikleri bölüm olacaktır. bu bölümle ilgili söylenecek çok bir söz olmamakla birlikte benim gibi oyunu sapıkça seviyor ve defalarca oynuyorsanız kaçışmayı salieri bar'a doğru sürmeniz en iyisi olacaktır çünkü peşimizdekileri atlattıktan sonra bizim hınzırlar kendilerini oraya bıraktıracaktır. bölümü başarıyla geçtikten sonra araya giren filmde tommy angelo (tom, yani biz) hayvan gibi tırsacağız çünkü sam reyiz bize arabayı tamir ettirmemiz için gereken meblağı uzatırken 45lik magnumu ağzımıza dayayacak gibi yaklaşıyor, gariban taksicinin de kalp atışları ses sistemi patlatacak cinsten oluyor. son olarak sam abimiz mr. salieri'nin bize teşekkür ettiğini söylüyor ve bize iş bile bulabileceğini, başımız sıkıştığında oraya gelip yardım isteyebileceğimizi ekleyip bize aba altından zopa gösterip 'polisler duyarsa oyarım veled' minvalinde bir cümle söyledikten sonra selametle uğurluyor bizi.

    02 the running man: bu bölümde taksici olarak hayatımıza devam etmeye karar veriyoruz. hatta bölüm başlamadan aldığımız tamirat parasıyla kafayı çekerken annemizin bir sözünü hatırlıyoruz genç ve ölü olmaktansa yaşlı ve fakir olmayı tercih ederim tarzı bir şeydi tam hatırlamıyorum. velhasıl taksiye çıkıyoruz yine, birbirinden kıl ve ona buna çarpmamıza gittikçe engel olan yolcularımızla ufaktan şehri tanıyoruz. derken son yolcuyu bıraktığımızda bir kahve molası vermeye karar veriyoruz. bu sırada mr. morello'nun adamlarıyla ilk kez tanışma fırsatı buluyoruz. elemanlar bizi bir güzel sopaya çekiyorlar arabayı da haşat ediyorlar sırf onların kovaladığı adamlara yardım ettik diye sanki kasıtlı yardım ettik puştlar, yine sinirlendim neyse. oradan koşarak kaçıyoruz ve arkamızdan kurşunlar yağıyor burada püf nokta uzun düzlüklerde zikzak yapmak ve tek bir yol ayrımı oluyor binaların arasında orada sağa sapmak. tabii ben biraz bu oyunda işleri zor yoldan yapma meraklısıyım, şiddete başvurmak isteyen benim gibi arkadaşlara tavsiyem sote bir yer bulun gelen iki lavuktan birini döve döve öldürün ama diğer arkadaşına da yakın durun daha sonra silahını aldıktan sonra diğerini de temizlersiniz (kontrol ederken gelen bir düzeltme: adamları öldürmek imkansız. aynı adamı yaklaşık iki ila üç dakika aralıksız sopaladım fakat ölmedi, yani tek çare kaçmak. şiddet başka bahara). kolay bir yöntem değil ama fantezi arayanlar için güzel. neyse zikzaklar yaparak salieri bar'a vardıktan sonra film giriyor ve arka bahçede kamyona yüklenen iki ceset görüyoruz ne hikmetse... sonra mecbur salieri'den iyilik istediğimiz için olayın bir parçası oluyoruz ve gerçek mafioso deneyimimiz burada başlıyor.

    03 molotov party: bu bölümde 'hadi amcanlara pipini göster' modunda takılıyoruz. haliyle bir taksicinin ne kadar güvenilir ve yetenekli olduğunu kestiremiyorlar o yüzden bir süre (çok kısa bir süre) tırışka görevlere veriyorlar bizi. bu sefer de morello denen lavuk ve organizasyonuna bir mesaj vermek amacıyla arabalarını dağıtıyoruz. fakat bardan çıkmadan bize etrafı gösteriyorlar. frank salieri'nin sağ kolu ve bizden pek hoşlanmış değil. hatta odadan çıktıktan sonra arkamızdan 'tereddütlü gözüktü ve ona güvenmiyorum. bizimle çalışıyor çünkü başka şansı yoktu, gözümüzü ondan ayırmamalıyız' diyor fakat salieri onu telkin ederek 'göreceğiz frank, göreceğiz' diyor. luigi reyiz barmen, onu gösteriyorlar daha sonra (sonra kızını düdüklüyoruz o çok ayrı bir bölümün konusu) vincenzo dayı geliyor ki ona da silah uzmanı denmekte fakat kendisi tam bir emmi bana kalırsa. o bize iki molotov bir de beyzbol sopası veriyor esprili bir şekilde, ki neredeyse her seferinde bu emmi esprileri yapıyor ve bizi hayatımızdan bezdiriyor. son olarak da ralph denen meczup bizi karşılıyor bu arkadaş için paulie 'tam bir salak fakat iş arabalara gelince adamda özel bir şeyler var, tam bir dahi' diyor ki ben bu adama çok acıyorum. silahımızı arabamızı (araba demeye bin şahit ister yokuş yukarı arkadan itmek gerekecek neredeyse) alıp şehrin diğer tarafına, new ark'a doğru yola koyuluyoruz. morello's bar'a varınca paulie bizi arabada bekliyor biz de arka kapıdan girip beyzbol sopasıyla kapıda duran arkadaşı bir güzel mikiyoruz, arkadan yaklaşıp bar dolana kadar sol tuşa basılı tutup herife geçirince ölüyor ama bu tarz şeylerden bir daha bahsetmeyeceğim bunları maf101 dersinde (tutorial) öğrenmiş olmanız gerekiyor. arabalardan ilkini sopa diğer ikisini molotovla becerdikten sonra geri dönüyoruz ya da sapıklığa devam ediyoruz. bayılttığımız adamdan aldığımız silahla atraksiyon olsun diye barın içini temizleyebiliriz (ben dayanamıyorum giriyorum ibnelere, it sürüsü gibiler zaten her bölüm 50 tane öldürüyorsun bitmiyor pezevenkler). temizleyip veya sessizce arabaya dönüp evimize dönüyoruz salieri babamız da bir aferin çekiyor ve 'aileye hoş geldin' dedikten sonra bölüm bitiyor.

    04 ordinary routine: haraç toplama zamanı. salieri sanki paulie ve sam de olaya yeni katılmış gibi haraç toplamadıklarını 'bazı servisleri' sağlamak amacıyla işletmelerden ödenek topladıklarını bir örnekle açıklıyor. ki burada moteldeki bill geçen sefer ödeme yapmadı şimdi daha çok yapacak tarzı bir şeyler söyleyerek oyunda bir süre sonra hepimizin fark edeceği bir olacakların önceden söyleme durumunun ilk örneğini sergiliyor. silah ve arabamızı alarak yola çıkıyoruz ilk iki durak sorunsuz geçiyor, bu arada duraklardan ikincisi yani hoboken'deki bar bizim taksicilik yaptığımız bölümde gittiğimiz birkaç noktadan biri, sonra şehir dışındaki clark's motel'e gidiyoruz. araya giren filmde asi ve yeni yetme mafyamız başlıyor benzin istasyonunda sigara içmeye, hem de 's*kerler..' havalarında! içeriden gelen silah sesiyle irkiliyoruz ve paulie denyosu yine vurulmuş oluyor (ilerleyen bölümlerde şunu gördüm ki nerede çatışma yapıyoruz düşmanla aramıza paulie, tuzu olana hıyarla koşan bir eda ile, koşup kendini vurduruyor). biz de içeri gidip sam'i kurtarmakla görevlendiriliyoruz. boşuna o afili sarı arabaya sulanmayın ne patlatacağınız lastikler onu yavaşlatıyor ne de çalabiliyorsunuz. o yüzden arkaya dolanın sol taraftan ve hayvanseverliği bırakıp o köpeği zıbartın yoksa pis ısırıyor söyleyeyim. hemen sağımızdaki tahta ve kutu yığınından faydalanarak yukarı çıkmadan önce içeriye bir göz atın böylece içerideki dizilişle ilgili fikir sahibi oluyorsunuz. sonra tahtaların üstünden yukarı kata çıkalım. tuvalette sıçan bir abi var kapıyı açıp onu mıhlayalım sonra zaten arkamızı dönünce 2-3 kişi geliyor olacak dar koridorda onları da haklayın, can azalmışsa aşağı kata inmeden sağdaki koridora gidip odalardan birinde olan canı alın. tuvaletin yanındaki odaya girerseniz yatağın üstünde 50 mermisi olan bir thompson 1928 duruyor, onu alın ve aşağı inin. aşağı indik, solumuzda salonda biri bar arkasında olmakla birlikte iki abiyi de güzelce geberttikten sonra atletli bir yarma üzerimize koşuyor. bu noktada herhalde onu döverek bayıltmamız bekleniyor çünkü silahla adamı öldürdükten sonra sam'i buluyoruz girdiğimiz yerin çaprazında. onu alıp dışarı çıkartırken karşımıza aynı yarma çıkıyor onu tekrar öldürüyoruz bu kez silahla. sonra bitti sanırken asıl küçük enişte geliyor elinde bizim haraç parasıyla ve hemen geri vites yapıyoruz kaçıp gitsin diye. sam ve salak ısrarları üzerine araba kovalamacası başlıyor parayı almak için. bundan sonrası sizin sürüş yeteneğinize kalıyor, ancak bir şekilde kovalamaca sırasında önünü kesmeniz gerekiyor yoksa tekerlere veya adama ateş etmek gerek ki bu çok zor, adamı öldürünce bölüm bitiyor ve 'sikerim böyle rutini emenike' diyoruz. aslında küçükken bana çok zor gelen bu kovalamacanın çok kolay olduğunu fark ediyorum. çünkü ortalama 35-40km/sa civarında geçen kovalamacada tek yapmanız gereken adamı takip etmek. yüksek ihtimal adam bir yerde takılıyor kendiliğinden arabadan çıkıyor. size kalan adamı ezmek veya vurmak. tabii yolu iyice uzatırsanız the city of lost heaven'ın güzel doğasını arabayla gezme şansı yakalıyorsunuz ve en sonunda çatışma olan motelin önünüden sağa dönerek kayboluyor kel arkadaş. neyse bölüm bitti.

    intermezzo one: tekrar 1938 yılına döndük. müfettiş norman'a hikayeyi anlatırken 'işte böyle girdim. bir gün taksi sürücüsüyken ertesi gün saygıdeğer bir mafioso' diyerek durumu özetlediğimizde o da bize insanları öldürmekle bir problemimiz olup olmadığını soruyor, haliyle. intermezzoları ben çok sevdim nedeni ise güzel çözümlemeler olması. burada tommy'nin dedektife dedikleri çok önemli. hayatında şiddeti aramadığını ama gerektiğinde kaba kuvvet kullanmaktan da kaçınmadığını söylüyor. 'they wanted to outsmart us but we outsmarted them' şeklinde bir demeci var. tam bir çevirisi olmamakla birlikte kabaca, bizi kandırmaya çalıştılar fakat biz onları alt ettik, demek. mafia organizasyonunun içinde olmayı sevme sebebi ise daha önceden 'kimse' iken şimdi 'birisi' olma hissi. 'etrafınızdaki insanlar size saygı duyuyor ve yardım edebileceğinizi biliyor, tabii hayatlarını mahvedebilirsiniz de' diyor tom. müfettişimiz biraz saf olmalı ki bir motel dolusu insanı öldürüp nasıl öylece çekip gittiğimizi merak etmiş, cevap şaşırtıcı olmamakla birlikte geçen 80 küsür yılda dünyada değişen pek bir şey olmadığını gösteriyor: 'polis ve bürokratların hepsi rüşvete bağlıydı!' yılda 25 milyon dolar hasılat yapan salieri organizasyonu için herkes seferber oluyordu, (aynı şey morello için de geçerli) hatta öyle ki polisler bazen salieri için sevkiyat bile yapıyormuş. bir don olarak salieri ve morello'nun farklı tarzlarından bahsederken bir kısa film izliyoruz. bu filmde morello'nun daha sonra göreceğimiz meşhur gümüşi, zırhlı limuzinine arkadan sıradan bir vatandaş çarpıyor. fonda görünen polis memuru ve şehrin göbeğinde olması sebebiyle duran vatandaşlar olayı sadece izliyor. morello adama çok sinirlenip adamı öldüresiye dövüyor ve polis sadece başını diğer yöne çeviriyor (tanıdık geldi mi?). bu noktada tom, morello'nun yönteminin korku ve şiddet olduğunu; salieri'nin ise saygısını bir iş adamı olarak kazandığını söylüyor. 'ona insanlar kolayca yardım için gelebilir. salieri'nin tek beklentisi günün birinde bu iyilik borucunun ödenmesi. eğer birisi ona kazık atarsa çok kutsal bir kuralı çiğnemiş olur ve başına gelecekleri bilir' diyor tom.

    05 fairplay: yıl 1932. don salieri ve mahallemizdeki hemen herkes şehirde yapılacak bir yarış öncesinde aynı pilota bahis yapmıştır ve tüm mahalle bize güveniyordur. biz de işleri biraz daha 'garantiye' almak amacıyla salieri'den bir görev alıyoruz. bu görev tam olarak bizim en büyük rakibimiz olacak elemanın arabasına 'ufak ayar' çekmek olacak. sakin bir gece reis bize durumdan bahsediyor ve bizi yarış pistine yolluyor. lost heaven racing circuit'e gelince kapıda ralphy'nin arkadaşı bobby bizi karşılıyor, gride sokuyor ve aracı teslim ediyor. belirli bir süre içinde ufak ayarlamaları yapması için aracı luca'ya gidip geri getirmek ve bu süre zarfında polislere görünmememizin yanı sıra üzerinde bir çizik bile olmadan geri getirmemiz için belirli bir zaman veriliyor (polis ve çizik konusunda dert etmeyin gecenin bir yarısı polis bulursanız bu bile şans ayrıca arabanın hasar barını doldurmazsanız yani anasını mikmezseniz hiçbir şey olmuyor). luca's bertone'ye giderken yolunuz guliano bridge'e düşecektir ve köprüde bir intihar girişimini engellemeye çalışan bir kalabalık gözünüze çarpacak. bu bölüm şehirde en çok enstantane görebileceğiniz bölüm. gece ısınan evsizler, köprüde intihar girişimi... ben bu gruba salça olmayı seviyorum tahmin edebileceğiniz gibi. kah her birini döve döve dağıtıyorum, kah abuk subuk jest ve mimiklerle 'bana o garıyı bulun, gelecek la o buraya!! bak atarım kendimi laaaağn!' demeye çalışan denyonun ayaklarına ayaklarına çalışarak sözünü kesiyorum. luca'ya gidip meramımızı anlatıyoruz, onun da olaydan haberi var zaten. geri döüyoruz, görevimizi tamamlayıp aracı tekrar piste götürüp külüstür aracımızla evimize doğru yola çıkıyoruz. piste gelmeden önce ateş etrafında ısınmaya çalışan evsizleri her seferinde ezmek suretiyle korkutuyorum (evet ezerek korkutuyorum çünkü her seferinde ölmeyenler altına sıçızlıyor) ve bu bana ayrı bir haz veriyor. aracı geri getirdiğimizde bize, aman kimseler görmesin yanarız biteriz diyen adam garajın içinde sigara söndürüyor hayvan, neyse bütün konuşmalarda hemen herkesin aynı araca bahis yaptığını öğreniyoruz ve evimize geri dönüyoruz.

    06 fairplay: geceyi sorunsuz bir şekilde atlattıktan sonra ertesi gün öğlen barda içmeye başlıyoruz -pis alkolik- ve o sırada telefon çalıyor. arayan frank ve bizi acil bir şekilde piste davet ediyor. evet yarış pistine davet ediyor çünkü bizim sürücü dün gece kolunu kırmış ve muhtemelen bu da morello olacak pisliğin başının altından çıkıyor. ilk intermezzo'da bahsedildiği üzere burada ince bir detay karşımıza çıkıyor. dün gece salieri bize diğer pilota zarar vermenin kesin bir çözüm olacağını söylese de adama zarar vermenin kazanma ruhuna aykırı olduğunu söylüyor, bunun 'fair play' olmadığını deklare ediyordu. fakat morello hıyarı her işi şiddetle çözdüğünden, emin olamasak da, bizim sürücünün kolunu kırıyor. piste gittiğimizde frank bize durumu açıklıyor. bizim taksicilik yaptığımız göz önüne alındığında frank bizim kolu kırık elemanın yerine yarışmamızın uygun olduğunu söylüyor. mırın kırın ederken açıkça diyor ki 'bu işi beceremezsen gelme yiğenim'. biz de sike basa geçiyoruz direksiyon koltuğuna. buradan sonrası kritik erkek gibi yarışıp yarışı kazanacak mısınız yoksa oyunda bilinen (ya da benim bildiğim) tek hileyi yapıp bölümü kolayca geçecek misiniz? eğer normalce yarışacaksanız sizi kutluyorum bir erkek oldunuz yok değil minik etekli kıkır kıkır gülen liseli bir karı gibi hile yapacaksanız onu da söyleyeyim. startta önünüzdeki araç veya iki önünüzdeki, siz onu geçmek üzereyken hayvanlar gibi üzerinize kırıyor. onu atlatıp ilk viraja girerseniz yol daha sonra sağa doğru kıvrılmakta. o kıvrımın sonuna doğru beton blokların arasından sola doğru ufak bir geçiş var, oradan geçerken num lock 0 tuşuna basarsanız legal bir şekilde diğer yarışçıların yaklaşık 40 saniye önünde oluyorsunuz, laps diye. bunu her tur yapabilir veya bir kez yapıp kendinize avans verebilirsiniz -küçük kızlar sizi- ancak en nihayetinde yarışı kazanınca madalyanızla birlikte podyumda poz verdikten sonra işlerin olumlu yönde değiştiğini görüyorsunuz çünkü bu insan üstü performansınız salieri dahil birçok kişiye yüklü para kazandırıyor ve her yerde tanınır ve saygı duyulur halde oluyorsunuz. hatta hatırı sayılır miktarda hatun da peşinize düşüyor fakat bu sonraki bölümlerin konusu.
    bu bölümden başlamak üzere bazı bölümlerde kadim dostumuz luca'nın yanına gidip ona yardım ederek daha hızlı ve güzel araçlar alabiliyoruz. bu sefer görev yok çünkü yarışı kazanarak zaten elemana yüklü bir miktar para kazandırdık o da bize borcunu ödemek istiyor. bize sarı, üstü açık, lassister marka (dördüncü bölümde şehir dışında küçük enişteyi kovalarken onun kullandığı araç) güzeller güzeli aracı çalmayı öğretiyor ve tek yapmamız gereken municipal building'in oradan yürütmek. tek sorun var genelde yaya bir polis oluyor o otoparkta onu kollayıp gitmesini beklerseniz arabayı çaldıktan sonra sorun çıkmaz benim tavsiyem ya beklemeniz ya da polisler başımıza gelmeden yaya arkadaşın üzerinden geçmek suretiyle haklamamız (zira ateş edersek wanted ibaresi çıkabilir ve silahlı çatışma yapmak durumunda kalabiliriz). aracımızı alıp uslu uslu salieri bar'a dönüyor bölümü, bitiriyoruz.

    07 sarah: eveeeet nerede ulan aşk nerede ulan zikiş dediğinizi duyar gibiyim sabredin geliyor hele bi kahramanlık yapalım öyle, 'gel otur bi soluklan yiğenim' diyorum size. luigi reyiz bizden bir iyilik istiyor. kızı, sarah, gece geç vakte kadar ona yardım etmekte ve eve dönerken bir iki kez sözlü tacize maruz kalmaktadır. bizi de yanında salıyor reyiz ki kızı sağ salim eve götürelim. e bizim gözler fel fecir hemmen tamam diyoruz yola çıkıyoruz. bu kısımda diyalogları dinlemek güzel o yüzden shift tuşuna basarak sarah'nın yanında yürüyüp konuşmaları duymanızı tavsiye ederim. akabinde yolumuzu kesen lavuklarla kapışıyoruz ama öyle böyle değil. zaten herifler tırsak çok kişi olmalarına rağmen çok dayak yedikleri vakit (veya canları azaldığında) kaçızlıyorlar. ancak bu noktada hatuna dikkat, fiziken bir şey görmüyoruz fakat görüş açımızdan kaybolduğu anda canı düşmeye başlıyor o yüzden hareketli ama kaçmadan; çabuk çabuk ama acele etmeden benzetin lavukları. olay durulunca eve gidiyoruz, pansuman yapılıyor ve olaylar gelişiyor. filmi izlerken, ilk yakınlaşmadan sonra bizimki tribe giriyor ve 'lan lan lan sevişcez galibaaa' deyip yatağın esnekliğini test ediyor*. müzik eşliğinde dans edecek iken olaylar gelişiyor ve biz pek görmesekte yaklaşık 73 piksel görüntü ile hatunu bafiliyoruz. aynı bölümün devamında;

    07 better get used to it: ertesi gün patrona olanları anlatıyoruz, salieri de bir kadına saldırıldığı için ve özellikle bizim bölgemizde olmasından ötürü delleniyor ve heriflerin kemiklerini kırıp sakat bırakana kadar dövmemiz için bizi görevlendiriyor ki başkası bölgemizde böyle bir işe kalkışamasın. paulie'nin biz gaza gelişi var ki bu sahneyi yaşamayan bilmez, anlatmıyorum o yüzden. ilk kez bu bölümde salieri'nin odasındaki gramafonu kullanabiliyoruz, yanına gidin ve müziği açın, müzikler gerçekten güzel oluyor. neyse vincenzo'nun iğrenç geyiğine maruz kalıp silahlarımızı aldıktan sonra paulie malıyla yola çıkıyoruz. bölümden alakasız oyunla ilgili gözüme çarpan ruh hastalığı derecesinde bir detay daha var. yazıda belirttiğim üzere bu harita muhtemelen new york haritası ancak tabii ki biraz oynanmış versiyonu ancak olayların geçtiği mahalleler muhtemelen gerçek dönemlere dayandırılarak çizilmiş çünkü bazı yollarda değişikliler göze çarpıyor. terranova bridge'in bir süre kapalı olup sonra açılması gibi büyük detayların yanı sıra, genelde benim kullandığım, salieri bar'dan yola çıkıp sola döndüğünüzde yürüme yolu olan fakat bir araba geçebilecek bir sokak var. o sokakta bu bölüme özel (ya da sonra bir iki bölüm daha kalıyordur, emin değilim) araçla yıkamadığınız engellerden biri var. neyse bu kadar dağıttığım yeter bölümü.
    china town'da biff ile buluşuyoruz o da bize elemanların mekanını söylüyor ve bir çok insanın bu lavuklarla benzer sorunlar yaşadığını öğreniyoruz, gidip basıyoruz. arka kapıya geldiğimizde paulie özellikle ve büyük harflerle 'tom unutma, silah kullanmak yok' diyor ki bunun sebebi cinayet işlemeye değil adamlara ders vermeye geldik. başlıyoruz heriflere girmeye ancak boşuna bu paulie'ye mal demiyorum göreceksiniz tuzum var diyene hıyarla koşmak lafının vücut bulmuş hali lafını her daim kanıtlamaya gayret ediyor. her yumruğun her merminin arasına giriyor ve 'mümkün değil ben yiyeceğim senin canın burada geçmez' diyor denyo. adamları birer ikişer dövdükten sonra birisiyle konuşuyoruz herif tırıvırı yapıyor beni kurtardınız diye ancak söylediği bir laf uzunca süre sürecek bir olaylar zincirinin ilk halkasına işaret ediyor, 'polis bu adamlara bir şey yapmıyor çünkü içlerinden biri belediye meclisinden birinin oğlu mu neymiş'. ben genelde dövüyorum ipneyi (evet manyağım) sonra bir merdiven tarzı yerden aşağı atlıyoruz ve paulie reyiz talimatı veriyor 'döğüşü sittiret adamların silahı var la ellaaam' diyor ve başlıyoruz vuruşmaya çok afedersiniz efendim. sona kalan lavuklar arabaya atlıyor ve kaçmaya başlıyor biz de durur muyuz, kovalıyoruz. yolda envai çeşit zorluk (az önce salieri bar'dan çıkınca soldaki ara yoldaki yıkılamaz tarzda engelin neden yapıldığını buldum o sokakta kovalamaca devam ederken aracın yanında seyrediyorsanız o engele çarpıp akordeon gibi büzülüyorsunuz) , abuk subuk normalde görmediğimiz yol yapım çalışması kamyonlar falan çıkıyor. siz siz olun yakaladığınız ilk fırsatta bu ibneleri sıkıştırın zaten araya aynı film giriyor sonuna kadar takip etseniz de. orada kaza yapmış arabaya yaklaşırken bir anda biz adamları öldürmek konusunda duraklıyoruz fakat paulie durur mu bir şarjör boşaltıyor adamlardan birine sonra bize dönüp 'bu adamlar senin kız arkadaşına tecavüz etmeye kalktı neye üzülüyorsun? better get used to it' diyor. biz de kendi kendimize 'iyice skimsonik biri olduk adam madam öldürüyoruz bu ne emenike' diyerek bölümü noktalıyoruz.

    08 the whore: oyunun belki de en ilginç ve en çok hikayeyi bağlayan (her iki koldan da, kollar ne diye sormayın spoilerception yapmayayım burada) bölümü bu benim açımdan. bölüme frank yani salieri'nin en yakın dostu, sağ kolu olan eleman ile konuşarak başlıyoruz. herkesi öldürmenin bize çok dert açtığını hatta öldürmeden bıraktığımız elemanın (vaaaaay kim ölmemiş lan diyorsanız çok taşşaklı bir abimiz ölmemiş hani şu yan koltukta oturan) bize çok sorun açacağını söylüyor. ölen çocuk morello'nun danışmanının ve aynı zamanda valinin oğlu diğeri de arkadaşı ve gidip bizi ispiyonlamış fakat net göremediği için bizi kim olduğumuzu söyleyememiş ayrıca ölen çocuğun cenazesi bizim bu işi yapacağımız aynı gün imiş. neyse arabaya biniyoruz ve frank'le goygoya devam ediyoruz. downtown'da corleone hotel'e gitmemiz isteniyor bu görevde. amaç ise bizle iş yapmaktan vazgeçen ve morello'nun tarafına geçen birine haddini bildirmek. yalnız adamın bir kerhanesi var fakat otel olduğu için daha çok candy shop tadında etraf. oteli yerle bir etmeden önce otel sahibinin ofisinden doküman ve paraları alacağız ancak daha önce frank'in elimize tutuşturduğu fotoğraftaki ve daha önceden bize tanıdık gelen bir hatunu da öldürmemiz gerek. başta mırın kırın etsek de yapmamız gerektiğini anladığımızdan paşa paşa yola koyuluyoruz. bu arada kullandığımız araç bir zamanlar taksi aracımız. bunu da yola çıkarken belirtiyor hatta 'içine girmek için anahtara ihtiyacım bile olmadı' diyoruz ve sol altta o arabayı çalmayı öğrendiğimizin ibaresi çıkıyor, güzel bir detay.
    hotele girdiğimizde iki seçenek var ya aşiret düğününde gibi sağa sola sıkarak ilerleyeceğiz ya da hafif sinsi olup işleri usulüne göre halledeceğiz. ben normal yolunu anlatacağım. girdiğimizde karşımızda resepsiyon var oraya doğru seyirtip oradaki amcayla diyaloğa giriyoruz. önce bize müdürün yemek salonunda beyaz giyen adam olduğunu söylüyor, zorlayıp ikinci konuşmayı yapıp aradığımız kızı sorarsanız biraz atarlanıyor. en son iyice zorlayıp diklenirsek 'bak bu tezgahın altında bir sawed-off var adamın aklını alır' diyor ki birazdan göreceğiz emaneti. girip yemek salonunda beyazlı müdüre isteğe göre nutuk atarak istemezsek direkt girişip öldürüyoruz (silahı yok ama koruması var). burada oyunun bir ibneliği var yemek salonun ilk kısmında kırmızı jartiyerli bir kızla yiyişen denizciye dikkat. çünkü abi sivil gibi görünse de karmaşa çıkıp siz herkesi temizledikten sonra odadan çıkarken anlamadığınız yerden bir ateş geliyor ve canınız azsa ölüyorsunuz. bu sebeple kırmızı aşüftenin yanındaki denizciyi yere çömelmesine bakmadan haklıyoruz (isteyen deneyebilir). sonra resepsiyonda can takviyesi ve üst kattaki ofisin anahtarlarını aldıktan sonra yukarı doğru tırmanıyoruz. yukarı çıkarken siyah giydiğini gördüğünüz herkesi vurun, yere çömelmiş olsalar bile sizi vurabiliyorlar. adamların tek tek yerlerini söylemem saçma ancak yangın merdiveninden, ortadaki merdivenden yukarı çıkarken hep dikkat çünkü beyninize direkt yiyorsunuz mermiyi. neyse ikinci katta sağ sol yapıp girdiğimiz odada (hepsini deneyin kötü anlattım) aradığımız ablayı buluyoruz. michelle isimli sarah'nın bir arkadaşını buluyoruz. kadın abisine yardım etmek için birkaç iş yapmış ancak temizlenmesi gerekiyor. bizim insani duygularımız hemen yüzeye çıkıyor ve hatunu hemen şehirden kaçıp bir daha geri dönmemesi için uyarıyoruz. üçüncü ve en üst katta müdürün odasına girip korumasını hakladıktan sonra işimize yarayanları alıyoruz bombayı koyuyoruz ve kendimizi otelden dışarı atıyoruz. görev tamam evimize dönebiliriz, mi acaba...
    çatıda durduğumuz ilk an 'just regular work' diyerekten söylenip yolumuzu bulmaya çalısıyoruz ama her tarafı aynasızlar sarmış. e haliyle, bir oteli havaya uçurduk. sağdan dar bir aradan yangın merdivenine ulaşıp ardımıza bakmadan yukarı doğru kaçıyoruz, isterseniz bekleyebilirsiniz aşağıdan altı kadar polis yukarı çıkıyor, keyif için indirebilirsiniz. yolu takip edince en son bir kapıdan yeni bir çatılar silsilesine çıkıyorsunuz. sağa dönün ve tarzan edasıyla bir oraya bir buraya atlayarak ilerleyin (yolu bulursuuuun, sen aslansıııın). ilk silah sesini duyduğunuzda tarzanlığı yaparken önünüze bakın karşı çatıda tüfekli bir abi olacak onu haklamaya çalışın bir iki kat inmeden çok faydası olacak. sonra gelen yaklaşık dört polisi de haklayın ancak işim bitti diye ilerlerken o dört polisle çatıştığınız yere inerken kullandığınız yolun hemen solunda sotede bir oyuk var orada bekleyen bir kalleş var, pas geçerseniz sırtınızdan zımbalar, tepenizde de iki tane daha olacak onları da indirin sonra solunuzda bulunan tahtadan bir inşaat iskelesine çıkmış olmanız gerek. oradan amaç bulduğunuz bir merdivenle karşı kiliseye geçmek, kilisede cenaze var...
    yukarıda canımızı tamamlayan yardım çantasını alıp aşağı cenazenin olduğu kata iniyoruz. kapı arasından cenazeyi izlerken fark ediyoruz ki tabutun içindeki çocuk paulie ile kovalarken arabada ölen billy şerefsiziymiş ve haliyle bütün sülale orada. seremoniyi kapı arkasından izlerken peder bizi görüyor ve akabinde billy'nin arkadaşı da bizi tanıyor ve başlıyor şenlik. sayısını sayamadığım kadar, yaklaşık 12 adam olmalı, öldürdükten sonra (onları da nasıl öldüreceksiniz siz planlayın ben mi gelip oynayayım kardeşim) araya film giriyor ve papazla konuşuyoruz. papaz önce bizi azarlıyor 'evlat naaptın sen bu kan çıkar mı ellerinden' diyor sonra 'kiliseyi yenilemek için para lazım biraz ateşle be hacı;)' diyor. en sonunda mekandan ayrılırken papaza billy hakkındaki konuşmasının tam bir zırva olduğunu; adamın katil, tecavüzcü ve başka her türlü pislik olduğunu; dünya üzerinden böyle bir pisliğin temizlendiği için memnun olması gerektiğini hatırlatıyoruz.
    kilisenin dışında doğal olarak şehrin hepsi bizi arıyor oluyor ve ben heyecanı artırmak adına aranıyor ibaresini kelepçeden silaha çeviriyorum etrafa rastgele bir atışla. böylece artık pompalı tüfekli azgın polisler ve pekte verimli olmayan bir tarafı elbet boş olan ve dikenli tel barındıran polis barikatları şehrin her sokağına virüs gibi yayılıyor. en yakın araç olan siyah cenaze aracını yürütüp oradan uzaklaşıyoruz. buradan sonrası klasik kaçış (tabii silah ibaresini çıkartmadıysanız). kaçarak ve/veya saklanarak aranıyor ibaresinin kaybolmasını bekleyip salieri bar'a dönerek görevi bitiriyoruz. benim gibi küçük bir psikopatsanız luca'nın yanına gidip ne yapıyor diye bakarsanız ne hikmetse bir polis aracını tamir ettiğini ve bizim için bu sefer bir işi olmadığını söyleyip yüzümüzde bir tebessüm oluşturuyor.

    intermezzo two: tekrar 1938'e geri döndük. dedektif norman duyduklarına inanamadı haliyle. biz de olayın artık kötü bir hal aldığını anlattık. billy'nin babası bize iyice kıl oldu bu sebepten morello ile kol kola çalışan billy'nin siyasetçi babası polisi de üzerimize saldı. böylece hem morello hem polis derdimiz oldu. polis suçla savaşıyor ve morello'dan ciddi rüşvet alıyor, öte taraftan morello polisle hiç bulaşmıyor hem de en büyük rakibi olan bizi ortadan kaldırma şansı yakalıyor, bir win-win durumu olarak nitelendiriyor tom tüm bunları. sonra yaşamını kaybetmenin böyle kolay olacağını gördüğünden paulie ile içmeye başlamışlar ancak frank ona yardım etmiş, kendine gelmesini sağlamış ki kendisi de buna minnettar. 'ancak sonunda gelip benden yardım isteyen de o oldu' diyor ve bir anısını paylaşıyor bizimle. tom bardan eve giderken frank onu görüyor ve eve bırakmasını istiyor. araba içinde geçen diyaloglar yine hikayeyi ilmik ilmik dokuyan cinsten. yol boyunca güzel çekimlerle birlikte konuşmaları dinliyoruz. frank, tom'a hayatın nasıl gittiğini soruyor aldığı boş cevap karşısında bir uyarıda bulunma gereği hissediyor. 'paulie ile birlikte yaşamaya başladığınızı duydum. buralarda çok tanınan bir ikili oldunuz ama hayatına bir anlam bul. tanıdığım birkaç senin gibi adam bunu bulamadı diye sonları çok kötü oldu. ya biri paran için seni harcar ya da kafayı yeyip tüm hatunları ve arkadaşlarını kaybedebilirsin. dikkatli olmazsan (ki bunu büyük harfler ve tırnak içinde yazıyorlar alt yazıda) sonunda en yakın arkadaşın göz açıp kapayıncaya kadar seni öldürür, böyle anlamsız ve çok içen; hayatının anlamı olmayan bir sarhoş olursan. belki biraz yatırım falan yapmalısın. haftasonu don ile yarışlara git, bir kız arkadaş edin tiyatroya filmlere gidin' diye devam ederken frank, tom bir anda araya girerek 'kim bir katille çıkmak ister ki' diye karşı bir soru soruyor. cevap çok güzel ve aslında hiç olayın bu yanını görmediğini fark ettiriyor insana: 'polisler de cinayet işler fakat onlar bunu kanunu uygulamak için yapar. biz de bunu yapıyoruz sadece biz çitin diğer tarafında, kendi kurallarımızı uygulamak için yapıyoruz. her ne kadar bir katil olmasan da karın yine de işinle asla iç içe olmamalı'. kıtlık çektiğini söyleyen tom'a öneri frank'ten tabii ki luigi'nin kızı sarah oluyor, hani şu kurtarıp sonra seviştiğimiz hatun. tom da böyle bir kızı tehlikeye atamayacağını söyleyerek konuyu kapatıyor.

    09 a trip to the country: sene 1933. frank bir iş için bizi görevlendiriyor. görev kanada'dan gelen içkileri teslim almak. şehirde yapmanız gerekenleri yapıp paulie'nin yanına gidiyorsunuz oradan toparlanıp teslimat noktasına gidiyorsunuz. çiftliğe gelindiğinde paulie bizimle inceden taşşak geçiyor sarah konusunda. neyse orada biraz birbirimize içimizi döktükten sonra sam salağının yine ortalarda olmadığını görünce kıllanıp bakmaya gidiyoruz. bu sırada düşen yıldırımların muazzamlığı ve yağmurun yağışı (özellikle kapalı bir yerden yağmura çıkarken ki ses ve görsel efektler) beni benden alıyor çünkü bu kadar eski bir oyun için muazzam, günümüz için ise ortalama ses ve görüntü efektleri. etraf karanlık kimsecikler yok. çiftliğin sonuna kadar gidiyoruz ve orada bir kamyon var kamyonun içinde ölü bir adam, kamyonun şoförü. araya film giriyor ve biz anlıyoruz ki bize sıkıntı veren tipler var (apaçi ağzıyla konuştum mazur görün mafia sonuçta). morello ve polisin adamları el ele salieri bar nereye sloganları eşliğinde bizim teslimatı engelliyorlarmış. neyse karşımıza çıkan ilk iki artı bir elemanları indirip paulie'ye koşuyoruz ama yavaş koşalım saçımız başımız dağılmasın çünkü o yolda gördüğümüz kapıları açılmayan küçük klubelerden ve ahırımsı yerlerden leblebi gibi adam çıkıyor. özellikle ahırımsı binaya dikkat edin nerede kuytu sote var her yerinde adam saklanmış. itinayla temizleyerek ilerliyoruz. kapalı olan ahırın karşısındaki ahırımsıda bir sağlık kutusu var onu da es geçmeyiniz. neyse paulie ile buluşuyoruz ve sam'i aramaya başlıyoruz. kapalı ahırın içinde tabii ki mal sam ve orayı açmak için crowbar gibi birşey bulmaya çalışıyoruz. burayı yıllar geçmesine rağmen tam çözemedim galiba paulie gidip bulup geliyor siz bekliyorsunuz. kapıyı açıyoruz ve yine katliam. buralarda büyük kapı arkalarına ve merdiven çıkarken kör noktalara dikkat ciddi adamlar çıkabiliyor. sam en üst katta ağır yaralı ve biz onun yanında duruyoruz paulie kamyonu getirmeye gidiyor ancak o da nesi. polisler gelmiş bu sefer. tercihen aşağı bakan pencereden yoksa merdiven başında duraraktan onları da haklıyoruz, sam'i kamyona koyup doktora doğru hızlıca yola çıkıyoruz. yola çıkmadan paulie bize bir thompson veriyor arkamızdan gelebilecek potansiyel düşmanlar için ve üzerine basa basa 'sakın önümüze geçmelerine izin verme' diyor zira önümüze geçerlerse bölüm bitiyor. arkadan gelen üç veya dört aracı genelde sürücüye veya motoruna (sürücüye ateş etmek daha mantıklı çünkü birkaç mermide ölüyor sürücü) doğru ateş etmek suretiyle indiriyoruz ve sam'i bizim pis işlerimizde bize yardım eden doktorun oakwooddaki evine bırakıyoruz. paulie'yi de depoya bırakıyoruz. araya giren filmde paulie olanları patron öğrendiğinde ortalığın karışacağını ve bu tüm olan bitenlerin savaşa işaret ettiğini söyledikten sonra 'it ain't good' diyor. onu depoda bıraktıktan sonra bara gidip bölümü bitirebiliriz ama bu yan görevleri yapmak çok zevkli oluyor o yüzden buradan sonrayı okumadan bir sonraki bölüme geçebilirsiniz.
    lucas'nın yanına gittiğimizde bize acil ihtiyacı olduğunu söylüyor. hoboken'de bir arkadaşına polis baskın yapacak ve bizim acilen gidip onu uyarmamız gerek. gidiyoruz, elemanı uyarıyoruz hatta keyif için isterseniz zaman dolana kadar bekleyin polisler gelecek onlara selam çakıp tekrar luca'nın yerine gidiyoruz. o da bize teşekkür edip oakwood'da olan küçük aerodinamik harikası olan minnoş bir aracı nasıl çalacağımızı anlatıyor. gidip onu alıyoruz ve bara doğru yollanıyoruz bu geceyi de tek parça noktalıyoruz.

    10 omerta: salieri reis bir önceki olayın tam bir fiyasko olduğunu, bütün malları ve sekiz adamı kaybettiğimizi üzerine sam'in ayağa dahi kalkamadığını söyleyerek olaya giriyor. üstüne üstlük morello denen hanzo artık savcıyı da kendi tarafına çekmiş yani ben tek siz hepiniz durumu oluşmaya başlıyor yavaş yavaş. polis de bizim peşimizde fakat ellerinde bir kanıt yok, sanıyoruz fakat var çünkü frank tüm hesap defterlerini teslim edecek ve bu defterlerde yazılan şeylerin, onları açıklayacak biri olmadan (yani frank) bir manası yok. 'frank broke the omerta' diyor ve hemen akabinde 'bunu yapmak için kendince nedenleri olmalı' diyerek biraz da eski dostunu aklamaya çalışıyor bay salieri. defterleri almadan asla frank'i öldürmememiz gerektiğini de tembihliyor. big biff ve little tony isimli iki arkadaştan bilgi almak üzere yola çıkıyoruz, big biff zaten china town'daki eleman fakat bir bilgisi yok. o da bizi little tony' ye yolluyor. orada da işimiz hallolmuyor bu kez idiot joe'ya gidiyoruz (devlet dairesine çevirdiler). adamın sadece kel olduğu bilgisiyle üç adamın içinden hangisinin o olduğunu bulmaya çalışırken inanılmaz kıl cevaplar veren kel olana yoğunlaşıyoruz tabii ki. bir süre sonra azıcık tartakladığımızda ağzındaki baklayı çıkarıyor. frank, muhtemelen bugün, ailesi ve kendisinin avrupa'ya kaçırılması karşılığında hesap defterlerini polise verecekmiş biz de oak wood'daki tenis kortunun oraya doğru uçuşa geçip yakalamaya çalışıyoruz kendisini. peşinde koruma olarak federaller (lanet olası federaller) var. evinin önüne geldiğinizde arabanın kıçını tenis kortları tarafına bakacak şekilde bırakın çünkü film geçip takip başladığında (takip diyorum çünkü belli bir mesafeyi korursanız araç kaçmıyor ama hayvan gibi yaklaşırsanız insanüstü güçlerle araba sağa sola çarpa çarpa ilerliyor ve yakalamak zorlaşıyor). kovalama/takip kısmını kendi meşrebinizce geçtikten sonra lost heaven airport'a varıyoruz. bu kovalama sırasında normalde olduğu gibi aracı yakalayıp işi bitirmeye çalışmayın çünkü oyun buna müsaade etmiyor. aracı bir noktada sıkıştırıp frank'i öldüremiyorsunuz (zaten önce defterleri almak gerek) çünkü aracın zırhlı olduğu bilgisi alt yazıda geçiyor yani aracı patlatmak mümkün değil ayrıca kapıyı açmak da, paşa paşa takip edeceğiz. hava alanına varınca ilk sahnede hemen kenara kaçın çünkü lanet federaller sizi ezmeye çalışıyor. bekleme salonuna gidin ama içeri girmeyin çünkü çok sinsi noktalarda gizlenmiş silahlı abiler var birazcık öldürülmesi zor o yüzden (ya da sırf zevk için) sivilleri de indirin. salonu temizleyin, yardım çantasını kullanın canınız azalmışsa (çömezler sizi...) ve dışarı çıkın. bu arada frank bankonun arkasında pısmış, herkes ölünce koşarak kaçıyor. dışarıda işi kolaylaştırabilirsiniz. nasıl olduğunu hemmen söylüyorum, önünüzden geçen yeşil kamyona bir el ateş edin. içinden siyahi (bak bak ırkçılığa ipnelerdeki) abi çıkıyor ve size saldırıyor. tercihe göre haklayın ve kamyonu alın. sonra yaa hak diyerek hangara dalın. size ateş edenleri bir bir ezin elinizden geldiğince ancak dikkat hangarın arkasında kaçan tayfada frank de var onu ezmeyin bölüm bitiyor*. burayı da temizledik hangarın arkasından çıktıktan sonra sol çapraza doğru gidin kalan adamları temizleyin ve frank ile konuşup onu direğe bağlayın (kulağına ayıp şeyler fısıldayın). frank ile konuşunca olayı az çok anlıyorsunuz zaten. 'bu bir savaş ve ben içinde olmak istemiyorum. belki de yaşlandım artık bilmiyorum fakat son zamanlarda birçok insan öldü ve benim bunu kaldıracak midem yok' diyor. adamın ailesini kaçırıp tehdit etmişler o da kaçabilmek şartıyla elindekileri vermeyi kabul etmiş. konuşurken ne kadar şaşırsak da frank'i ve ailesini tehdit eden polismiş. tabii bunda polisin morello ile el ele çalışmasının payı var. yalnız ailesi hava alanında imiş onu bulmamız gerek imiş. tabii ki bekleme salonuna giriyoruz önündeki iki abiyi hakkın rahmetine kavuşturduktan sonra. burası benim yine geç keşiflerimden birine sahne olmuş bir sahne. ilk keşfim daha öncedendi, açıklıyorum. ilk olarak girip hemen önümüzde sarılan çiftten hangisini vurup öldürürseniz diğeri yürek yemiş gibi yumrukla size saldırıyor (ehehe aşıkları öldürmek bilem güzel). ikinci ve beni şoke eden keşif ise telefon klubesindeki çok afedersiniz dalyarak. bu ispiyoncu puşt silah sesi duydu diye hemen polisleri arıyor siz eğer isterseniz girer girmez bu lavuk lafını bitirmeden herifi vurun böylece çıkışta sorun olmayacaktır ama ben aksiyonu sevdiğim için bu lavuğun ispiyon kaymayı bitirmesini bekleyip sonra öldürüyorum onu. sonra orada eşşek değilseniz görmüş olacağınız frank'in ailesi ile frank'i buluşturuyorsunuz. araya film giriyor. frank biletlerin etrafta bir yerlerde olması gerektiğini söyleyip bizi bulmaya yolluyor. ilk girdiğimiz noktadaki bankonun üstünde duruyor olacak. eğer polislerin gelmesine izin verdiyseniz bir miktar polisle çatışacaksınız. biletleri alıp geri dönün frank, az önce kendisini ve ailesini bıraktığınız binanın önünde duruyor. frank ailesini yollayıp geri dönüp ölmek peşinde ama yufka yürekli biz yine, yeni, yeniden frank'i salıveriyoruz o da bize defterlerin nerede olduğunu söylüyor. gitmeden önce bize, arabada söylediği şeyi unutmamamızı tembihliyor, en yakın arkadaşın seni öldürebilir... bizim düsturumuz 'başkalarının sana yapmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapma, ya da öyle bir şey idi' olan bu söz, tom da bunu kendisine tekrarlıyor. üzerine paulie'nin onun yakın bir zamanda haklamasını istemediğini fakat bugün bunun için ona bir sebep vermiş olabileceğini düşünüyor, 'umarım o da beni en az, benim frank'i sevdiğim kadar seviyordur' diyerek monologu bitiriyor ve defterleri almak üzere yola koyuluyoruz.down town'daki first national bank'e gidip defterleri alıyoruz ve frank bizi kandırmadı diye derin bir oh çekiyoruz. buradan sonra bara dönmek size kalmış ben lucas bertone'ye gidiyorum.
    selam, sabah derken konuya giriyor lucas. big stan denen dallamanın buna borcu var ve ödemiyor. biraz irice bir zenci olduğundan bizden yardım istiyor arkadaşımız. amaç gidip elemanı yalvarana kadar benzetmek ve döverken bunun carlo'dan bir mesaj olduğunu söylememiz gerekiyor. luca'nın yerine giderken (zaten bu bölümün başında da görüyoruz, idiot joe'nun durduğu nokta) guliano bridge'in altında bu bölüme özel bir klube beliriyor, oyunda bir bölümlük çıkan büyük dekorlardan biri; sadece belirtmek istedim. bizim bara yakın olan black cat isimli başka bir bara varınca silah kullanmak yok; sadece yumruk, zopa vb. ile arkadaşın ağzına ağzına çalışmak suretiyle ağlatana kadar dövüyoruz. işimiz bitince geri gelip arabamızı almak için yola koyuluyoruz fakat adam kaçarken gaza gelip öldürürseniz bölüm hemen bitmiyor. lucas'ın yanına gidince dürüst davranıp geberttiğimizi söyleyince bize bir şey veremeyeceğini söylüyor lucas, o yüzden öldürmeyiniz efenim. çalacağımız araç thor 810 her zaman marka vermiyorum fakat bu sefer vereyim dedim ve araç oak hill'de. gidip aracı alıyoruz fakat bize sıkıntı çıkarabilenler oluyor onları da haklayıp (ya da arabayla direkt üzerinden geçebilirsiniz) aracı alıp bara dönüyoruz. fakat araç ilk gördüğümüz gibi yeşil ve spor değil, turuncu ve iğrenç onu söylemeliyim. geri dönüyoruz, bölüm sonu.

    11 visiting rich people: ilginç ve biraz da duygusal bir girişi olan bölüm. frank colletti artık ölü, en azından mafioso alemlerinde öyle ve tuhaf olan bu alemlerde önemli insanların cenazeleri olduğunda tüm düşmanlığı bir kenara bırakıp dost olduklarından ve hatta morello ve salieri'nin birbirlerinin omuzunda ağladığını bile söylüyor. sadece tek çözüm bulmamız gereken sorun frank'in ailesi. çünkü salieri özünde iyi bir insan olduğundan frank'in geride bıraktığı ailesine bakmak istiyor fakat biz onların avrupa'ya kaçtığını çaktırmamaya çalışıyoruz, bu kısım sadece bahsediliyor o kadar. bölüme gelirsek, savcının (prosecutor) elinde bazı deliller hala var. bu delilleri (vali diyelim) councilor ona ulaştırmış ve her ne ise bunlar bir de tanıklar varmış. tanıkları sam ve paulie hallediyor bize de ağır iş düşüyor (konuşma bitince salieri'nin odasına seyirtirseniz aslında ibne sam'in orada mal değneği gibi oturduğunu göreceksiniz). salvatore, ki benim bu oyunda en çok tuttuğum karakter olabilir kendisi, yardımıyla savcının villasına girip kasasından o delilleri alıp gelmemiz gerek. salvatore abinin olayı ise kilitleri açabiliyor olması. silah milah, ıvır kıvır derken salvatore'yi de alıp oak hill'e çıkıyoruz ve villanın duvarında arada ufak bir kapı var, oradan giriyoruz, içerideyiz.
    her zaman olduğu gibi iki seçenek var. ya dosta güven düşmana korku salar bir şekilde herkesi öldürerek yolumuza devam ediyoruz ki bunun anlatılacak bir yanı yok, ya da sessizce senaryonun yazıldığı gibi ilerliyoruz. sessizce kısmını anlatacağım tabii ki ben. salvatore'ye bölüm boyunca sizi takip etmesi ve olduğu yerde durmasını telkin edebiliyorsunuz. içeri girince soldaki heykelin oraya gidin ve bizim salvatore'yi bırakın. ardından sağdaki çardağa girip abiyi haklayın, pompalıyı alın. sonra ilk girişte sağa değil sola gidersek orada bulunan heykelin orada da bir abi volta atıyor onun da durduğu yerleri gözlemleyerek onu da öldürün ve bu arkadaştan eve giriş için gerekli olan kartı alın. bu ikisinde sorun yok onların yokluğunu hisseden yok. sonra bar kavgası hikayesi anlatan iki lavuk var soldaki abiyi öldürdükten sonra hemen ilerde, onlara hiç bulaşmayın çünkü sessizce ikisini aynı anda öldürmenin imkanı yok, dışarıdan dolaşıyoruz. ev tarafına geçerken dikkat sağda uzunca koridorda volta atan bir görevli daha var ona görünmeyin, salvatore'ye evi açtırın (eğer anahtarı almamışsanız) ve içeridesiniz. en yukarı çıkın sağ sol yapın uzunca bir koridor olacak. orayı korkarak geçin çünkü görülebilirsiniz. hangi odada olduğunu hatırlamasam da bir odada savcının karısı gözünde salatalıklarla ayna karşısında otururken siz odaya girerseniz 'sen mi geldin hayatım' diyor fakat sizi göremediği için bir cacık olmuyor. tam karşıdaki kapıyı açın sola dönün ve işte kasanın olduğu oda. salvatore'ye kasayı açmasını söyleyin ve araya film girsin. bu noktada savcı eve geliyor ve aşağıda duruma göre bir takım konuşmalar oluyor. ya her şey yolunda tarzında ya da savcı 'nasıl her şey yolunda lan etrafta ceset var amuagoing' demesiyle sonuçlanan diyaloglar duyuyoruz (er ya da geç burada ceset var lafını duyuyormuşuz, zira bir bölüm hariç ceset saklamayı hiç öğrenmedik). burada ben ilk girerken kimseyi öldürmesem bile çıkarken birilerine rastlamadığım hiç olmadı o yüzden çatışma kaçınılmaz oluyor ama yazılan senaryoya göre mantıken kimseyi öldürmeden çıkabilmek gerek. insanları temizledikten sonra yine sonralardan fark ettiğim bir nokta daha var ki ileri ki bölümlerde kafamı kurcalıyordu. savcı bayağı kelli felli bir araçla geliyor eve ve çıkarken salvatore reyizden rica edersek o aracın da kilidini açıyor ve biz de onu çalmayı öğrenmiş oluyoruz. şimdi öğrenmezsek ileride şehirde o araç var olacak ancak biz kullanamayacağız bu da benim size kıyağım olsun köfteler. aracı alıp villadan kaçızlıyoruz. yolda salvatore'yi bıraktıktan sonra barın yolunu tutuyoruz. sonradan gelen ekleme: araştırdım internette ve olay yaratmadan, kimseyi öldürmeden bölümü bitirmek mümkünmüş fakat ne zevki var böyle yardıra yardıra bitirelim daha güzel değil mi:) ?
    tekrar gelen edit: ulan kaba kuvvet gibi bir şık olmasa neden bize en yakın adamı öldürünce cebinden o yandaki küçük kapı için olan anahtarı alabiliyorsak ve kim ölürse ölsün savcı eve geldiğinde bir cesetten haberi olabiliyorsa kaba kuvvetle de çözümü varmış bu oyunun.
    artık son gelen bir edit: villada nefes alan bir canlı bırakmazsanız ve savcı eve gelirse direkt kaçıyor tırsak herif ve biz de o aracı alamamış oluyoruz.

    12 a great deal!: yine içki yine alkol, kafirler. yok lan içsinler hayvan gibi ben de içiyorum helal aslanlarıma. kentucky'den william gates denen bir elemanla tanışıyor bizim mal paulie ve onun viskisine hayran oluyor. basit bir satın alma yapacağız bugün ama geçen sefer çiftlikte yaşanan facia nedeniyle biraz yüklü gidiyoruz yani tam kadro. big three ve iki figüranla büyük park yerine doğru yola çıkıyoruz film eşliğinde. bizi araba sürme zahmetinden kurtarıyorlar ve direkt mekanda başlıyoruz olaya. girişteki dayı yukarıda antlaşma için elemanların geldiğini belirtiyor fakat ne haddine ulan dal toprak diyerek mıhlıyoruz (allah için mıhlayın lan çok keyifli adam öldürmek, dikkat pompalısı var). yukarı çıkıyoruz ve bizim william gates size oluyor bill, yani bill gates. neyse konuşmaya başlıyoruz laf lafı açıyor ve morello'nun adamları mermi olup üzerimize yağıyor, arabalarca. ilk katta üç araba ve alt katlarda da devam ediyorlar. ilk katı bir güzel temizliyoruz. bu bölümde paulie'nin (hatta sam'in) malın bayrak taşıyanı olduğuna iyice inanacaksınız çünkü çatışmaya ilk başladığınızda dımdızlak kendini ortaya atıyor, vurulduğu yetmediği gibi sizin de attığınız mermileri itina ile yiyor, deliriyorum ateş etmiyor önüme geçiyor. sağa sola kaçıyorum açı bulmak için yine önüme atlıyor puşt. neticede bir çocuk gibi arada onu da kollayın. ilk katı bitirip yarım kat alta inin orada telli yerin içinde sağlık kutusu var istediğinizde alabilirsiniz. her yerde adam var o yüzden özellikle şuradalar demiyorum gördükçe indirin. tellerin olduğu katta beyaz bir araç var arkasında kırmalısı olan adamı öldürün ve oraya gidin çünkü yerdeki kutuda el bombaları var. eldeki tüm tabancaları atıp bunları alın. yarım alt kata daha inin oradakileri öldürün, yarım alt kata daha inince durun burada çıktığımız kata inerken ki rampada araçlar var. el bombalarını çoğunlukla buraya saklayın ve bizim mallar gelmeden arabaları bomba ile patlatın böylece arkasındaki adamların çoğu ölüyor. ancak hızlı olun yoksa bizim cengaverler öne atılıyor ve araba patlaması sırasında ölüyor. kesin oyun ibneliği olduğunu düşünüyorum bu noktaların. çünkü bazen beş canınız kalıyor ve gözünün içine bakıyorsunuz sam veya paulie'nin ileri gitsin diye. hayvanın canı tamken gitmiyor ancak en üst kattaki çatışma ve burada el bombası atma mevzusunda kendisine kasıtlı zarar vermeye çalışıyor gibi geliyor, neyse. olayı uzatmayalım otopark temizlenince ufak bir konuşma geçiyor daha sonra yukarı çıkıp adamların getirdiği kamyoneti alın ve çıkışa yönelin. tabii ki geldiğimiz araçtakiler ölmüş oluyor o aracı sam kullanacak biz içkilerle depoya yollanacağız. dışarı çıkınca bir miktar daha arabalı düşman beliriyor. her zamanki gibi inip adamları öldürmek daha kolay ancak ben kaçmayı seviyorum. yalnız bu sefer öyle böyle değil her türlü size çok sorun çıkartıyorlar o yüzden klavye kırmaya hazır olun. arabada çalan müthiş şarkı içinse buraya tıklıyoruz. bir şekilde hoboken'deki depoya vardıktan sonra araya film giriyor ve barda laflıyoruz. önce yine kötü şanstan bahsederken salieri bize william gates'in aslında morello'dan çaldıklarını bize satan bir sahtekar olduğunu söylüyor. yani aslında morello'nun mallarını çalmış olduk. bir taşla iki kuş...

    intermezzo three: tekrar 1938'e döndük, norman'layız. 1933 yılında amerika'da içki yasağı kalktı ve dedektif bunun bizim işimize gelmemiş olabileceğini ima ediyor, ne de olsa içki bizim için iyi bir para kaynağı. evet doğru tahmin fakat prohibition (içki yasağı) sırasında kazandığımız paraları genelde yasal işlere (inşaat, taşıma, restoran gibi) yatırmışız. sadece uyuşturucudan uzak duruyoruz çünkü bu mafioso alemi için bile bir tabu (bu arada anti parantez yine aynı yıl civarında sarah ile evlenmişiz ve bir kızımız olmuş). dedektif buna çok şaşırıyor çünkü daha sonra öğreniyoruz ki patronların patronu (büyük ailelerin seçtiği bir nevi mafia tanrısı, kralı diyebiliriz) büyük olaylar ve anlaşmazlıklar için bir takım kurallar koyuyor ve uymayan aile veya kişiler mafia aleminde de olsa yargılanıyor. bu noktada dedektif böyle mafia mahkemeleri olduğuna inanamıyor ve tüm insanlık tarihi hatta muhtemelen yazılmış/yazılacak tüm kuralların bütünü için güzel bir genelleme yapıyor tom: "yazılan tüm kanunlar yazan topluluğu korumak için yazılmıştır. önemli olan kimin gücü elinde bulundurduğudur. siz burada kendinizce kurallar koymuş ve yazıyorsunuz buna göre mafia suçlu. fakat işin diğer tarafında yazılan ve uygulanan kurallar tamamen farklı. sicilyadan gelen bir avuç eğitimsiz insanın burada polisten ve diğer her şeyden daha üstün olması bu kurallara bağlı ve saygı duyulması gereken bir şey (biraz kötü çevirdim bu kez affedin beni)". 'peki her şeyi anladım ya soygunlar rüşvet ve tüm o yarattığınız acı nedir?' diyor salatalık dedektif. 'hiç bir don emrindekileri şiddete başvurması için teşvik etmez. mafia, masum insanları değil sadece bizim kurallarımızı çiğneyenleri cezalandırır. ne yazık ki biz kimseye ceza kesip, hapse atamıyoruz. ayrıca bazı servisler için bize gelen insanlar da oluyor onlar da mafia ile çalışırken kuralları bozmanın ne anlama geldiğini bilerek geliyorlar. nasıl ki devletten çalmak mafia için büyük bir haz ise bazı insanlardan için de mafia'dan çalmak aynı haz ve bunu yapanlar cezalandırılıyor' diye kapağı ortaya koyuyoruz. son olarak dedektif bizim sadece belli bir zümreye hizmet verdiğimizi ve bu yüzden nispeten başarılı olduğumuzu savunuyor, ona göre polisler herkese aynı kuralları uygulamalı ve güvenliklerini sağlamalıdır. tom'a göre de salieri rahatlıkla polis korumasının dışında tutulabilir çünkü o kendini kollayabilir. acı soru dedektif norman'dan gelir 'peki ya sen, sen neden buradasın?'...

    13 bon appétit!: sene oldu 1935. salieri bir öğlen bizi çağırıp özel bir ricada bulunuyor. canı italyan yemeği istediğinde gittiği pepe's restaurant'a bu hafta bizim onu götürmemizi istiyor çünkü koruması bugün hasta olduğunu, gelemeyeceğini söylüyor. salieri'nin güzel yeşil spor aracını (bkz: lassiter v16 roadster) kullanarak onu new ark'a götürüyoruz. fakat bu aracı çalmayı öğrenmiyoruz asla da öğrenemeyeceğiz sadece garajımızdakini kullanabiliyor olacağız, maalesef. restorana gelince film giriyor yemeğimizi yiyoruz. tam chiantimizi söylemişken dükkanın dışında bir anda iki araba adam beliriyor. başlıyorlar dükkanın içini taramaya. en sonunda bir de el bombasıyla taçlandırıyorlar saldırıyı. salieri bizi arka tarafa yolluyor kendisi önde kalıp adamları oyalıyor. bu noktada oyun başlıyor ve hızlıca arka kapıdan dışarı çıkmalıyız. oyalanmayın çünkü bizim patron yaşlı, herifi leblebi gibi avlıyorlar canı hemen bitiyor. küçük avlucuğa çıktığınızda sağ ön caprazınızda daracık bir koridor var oradan temkinli çıkın çünkü yolun sonunda soldan bir adam thompson'la önünüze atlıyor, onu indirin silahı alın ve vakit kaybetmeden sağa gidin köşeyi dönün. adamların çoğu orada olacak hepsini köşeye siper alarak bir bir temizleyin. bitti sanıyorsunuz tabii ki bitmedi. siper aldığınız köşenin geldiğiniz yönünden bir kalleş daha gelebiliyor veya daha da kötüsü arkadan patronun oraya dolanabiliyor, patronun canı hızlı azalırsa hemen gerisin geri gidip orayı halletmelisiniz. dükkana doğru giderken dükkanın hemen bitişiğindeki binanın ilk katında pencerede bir adam daha var onu ister dışarıdan ister içeri girip merdivenlerden yukarı çıkıp indiriyorsunuz başka adam kalmamışsa çıktığımız arka kapıya gidiyoruz sağlık çantasını kullanmadan film girerse şanssızız demektir. araya giren filmde patron ile birbirimizi övme seansı bittiğinde ilk sorumuz 'acaba burada olduğumuzu nasıl öğrendiler, bizi takip mi ettiler?' oluyor. filmde öğreniyoruz ki bizi gammazlayan carlo denen dürzü imiş, kendisi salieri'nin bugün hastayım deyip gelmeyen koruması olur. little italy'de oturuyormuş, ona bir ziyarette bulunuyoruz hemen akabinde. gelince girişteki temizlikçi ablayı haklayın yoksa size saldırıyor (şaka len klasik psikopatlık). üst kata çıkıyoruz salieri kapı arkasından dayılanıyor carlo'ya biz de kapıyı kırıp içeri giriyoruz. sonra yangın merdiveninden donuyla kaçan carlo'nun peşine avluya iniyoruz. orada sopayla, muştayla dalan da var magnumla, coltla girişen de var. haliyle dikkat ama özet olarak bir numara yok adamları harcıyorsunuz. bölüm bitiyor, çerez bir bölümdü bitişte film var. bu film kalan bölümlerde neyle uğraşacağımızı gösteriyor.
    sergio morello sendika kurallarını sorun eden bir çalışanını hacamat ettiriyor bu sırada. morello kardeşler arasında olan konuşmada büyük olan (adını hatırlayamadım) sergio'ya salieri'nin hayatta olduğunu ve götünü kollaması gerektiğini söylüyor. artık iki ailenin savaşta olduğunu da sözlerine ekliyor...

    14 happy birthday!: bir önceki bölümdeki savaş meselesi bizim tarafımızdan da benimsenmiş durumda ki salieri'nin ilk lafı savaş oluyor. şehirdeki güç dengeleri sebebiyle ne yazık ki şu an morello tarafına kafa tutabilecek güçte değiliz bu sebeple onun legal ortaklarını (vali olsun savcı olsun bu tarz insanları) resimden bir bir çıkartmamız gerekiyor ki eşit şartlarda savaşabilelim. salieri'nin 'savaşta önce generalleri öldürmek daha iyidir askerler sonrasında kendiliğinden çözülür' lafı doğrultusunda ilk hedef oğlunu öldürdüğümüz vali diye adlandırdığımız arkadaş yani, councilor. valinin doğum günü ve bir buharlı teknede çok özel bir parti verecek, tüm sosyete ve paparazziler orada olacak. vincenzo baba planı anlatıyor, plan şu: biz bir şekilde tekneye binmenin yolunu bulacağız. teknede erkekler tuvaletinde saklanmış bir colt detective special olacak, hani şu sevmediğiniz ve muhtemelen zorda kalmadıkça kullanmadığınız küçük altıpatlar silah. onu alıp dışarıda bir süre bekleyince vali konuşma yapmak için ortaya çıkacak ve konuşması sırasında halkın içinde onu infaz edeceğiz. çıkan kargaşadan faydalanacak ve paulie gelip bizi küçük bir kurtarma botuyla tekneden kaçıracak. ancaaaak işler böyle anlatıldığı gibi 'smooth' gitmiyor tırnak içinde söylemek gerekirse. yola çıkacakken beyaz bir araca binip gidiyor salieri, merak etmeyin ek görevleri yaparsanız sonlara doğru o bebeğe (bkz: celeste marque 500) sahip olacağız. botun olduğu yere gidiyoruz. önce dümdüz girmeye çalışsak da davetiyemiz olmadığı için iskeledeki goril bizi tekneye almıyor. hemen arkanıza dönerseniz, galiba hemen soldaki olması gerek, kapısı açık bir bina göreceksiniz. zemin katında giyebileceğiniz bir denizci kostümü olacak onu giyin ve öyle tekneye binin. artık içerideyiz.
    burada hemen her yol ayrımında olduğu gibi kaba kuvvet ve kitabına uygun davranmak gibi iki yolun olduğunu hatırlatacağım. fakat bu seferki kaba kuvvet uygulama yolu gerçekten ama gerçekten zor (en azından kaba kuvvetin bir şekli çok zor diğeri daha kolay görece). gevelemeden yolları anlatıyorum önce kitabına uygun yöntem ile başlayalım. goygoy yapmak isterseniz teknedeki herkesle konuşabilirsiniz abuk subuk şeyler söylüyorlar. girdiğimiz katın bir üstüne çıkarsak erkekler tuvaletini diğer uçta bulabiliriz ancak bir sorun var o da kapının kilitli olması. anahtarı miçodan almak gerek, miço da girdiğimiz katta yukarı çıkmayıp sağdan ilerlersek orada diğerlerinden farklı çizgili üst giymiş olarak duruyor orada. bu koridorun sonundaki oda çok kritik oradan bir kova alacaksınız aksi takdirde işler kitabına uygun yürümez. eğer kovayı almazsanız temizlik olmadığı için miço size sorun çıkartacaktır(gelip tuvaleti kontrol ediyor ve temizlenmediğini görüp sizi buluyor ve bizi azarlarken silahımız yere düşüyor adam da katil var diye feryat ediyor ve ilk olarak onu öldürüyorum ben sinirimden, cebinden bir paket kırmızı malbuş çıkıyor:)). miçoyu iki kez darladıktan sonra bize anahtarı içerideki bok püsürü temizlememiz şartı ile veriyor ve anahtarı bana geri getir diyor. şayet tuvaletten silahı alır, tuvaleti temizler ancak anahtarı getirmezseniz adam yine geliyor ve ortalığı velveleye veriyor. gidip silahı alıp pisliği temizliyoruz. miçoya gidip anahtarı veriyoruz biraz goygoy yapıyor ama olsun. artık tek yapmamız gereken en üst kata gidip çalgıcıların yanında beklemek ki vali çıksın ortaya. bir süre sonra vali çıkıyor konuşmasını yapıyor o sırada siz de en öne geçip abiyi öldürüyorsunuz fakat yalnızca altı mermimiz var o yüzden ıskalamayın ve mümkün mertebe kafaya kalbe çalışın mermiler bittiğinde vali yaşıyorsa 'bizimle deyılsın'. karambolden yararlanıp en alt kata inip miçonun olduğu koridora değil diğer koridora girince görüyoruz ki paulie bizi bekliyor tekneye atlayın ve bölümü bitirin.
    şimdi işin kaba kuvvet kısmını merak edenler için anlatıyorum silahı aldıktan sonra konuşmanın yapılacağı katta iki korumanın olduğu bir kapı var işte vali o kapının arkasında dilerseniz elinizdeki mermileri o hayvanlardan birini öldürmek için kullanıp onun elindeki silahı alıp tekne çapında olan 6-7 korumayı da gebertmek için kullanabilirsiniz. yalnız şöyle bir sorun var bu durumda vali ortaya çıkmıyor. oyunun bug'ından faydalanıp o kapıya doğru ateş etmek gerekiyor böylece vali ölecektir. bu kez yürüye yürüye aşağıya inip paulie ile tekneden uzaklaşabiliriz. en zor yolu ise hiç tuvalete ve silaha karışmadan herkesi yumruk manyağı yapabilirsiniz. yine korumaları yumrukla öldürdükten sonra gemiyi temizleyip valiyi yumruk vasıtasıyla duvardan öldürebilirsiniz (evet bug ama yapılabilir). çıkış yolunuz aynı. bir diğer yol da bilerek tuvaleti temizlemeyin ve yine vali çıkmadan miço gelip tatava yapınca başlayan karışıklıkta aynı yöntem ile ilerleyebilirsiniz. son olarak, valinin tüm konuşmasını dinlemek oldukça keyifli. ölen oğlundan ve dolaylı olarak bizden bahsediyor, kalabalıkta bir iki amca da 'yav he he kessin öyledir' tarzında birkaç laf sokuyor. eğer tüm konuşmayı dinler ve valinin odasına dönmesine izin verirseniz artık çok geç kaldığımızı kendi kendimize mırıldanıyoruz ve bölüme baştan başlıyoruz. yeterince vahşet yaşadıysak bölümü sonlandırıyoruz.
    düzeltme: vali mike dışarı çıkıyor her durumda ve odasının içi çohozelmiş :)
    düzeltme 2: kapısını gözleyen gorillerden birinde kapının anahtarı var, insan gibi öldürürseniz alabiliyorsunuz:)

    15 you lucky bastard!: salieri, son işten sonra çok memnundur, artık şehrin legal isimleri morello ile birlik olmak istemez çünkü canları kıymetlidir. sıradaki hedef morello'nun sağ kolu ve kardeşi sergio morello jr. olacaktır. olay basit; italian garden restaurant'a gideceğiz, dışarıdaki telefon klubesinden sergio'yu arayacağız, sergio telefonu alınca paulie dışarıdan içeride telefonla konuşan adamı (umarız sergio'yu) mermi manyağı yapacak. oyundan bağımsız olarak kafamda bir soru oluşmuştu. ulan dingiller adamdan kurtulmak böyle kolaydıysa neden debelendik senelerce? son olarak küçük enişteyi öldürmek isteme sebebimiz sendikalar. adam sendikaları elinde bulunduruyor ve en büyüğü de iskele sendikası (dockers' union'u ancak böyle çevirebildim). adamı halledersek morello ailesinin geliri ciddi şekilde kesilecek. film kısmı bittiğinde salieri ile konuşmaya devam ederseniz sergio hakkında fikirlerini de duyabiliyorsunuz: 'sergio ile ilgili dikkatli olun. adam genelde insanlara acı çektirmeyi ve işkence etmeyi sever (bkz: 13 bon appétit!). hatta işini ağırdan alır, onun gibilerin yöntemlerini hiç tasvip etmiyorum. manyak!' diyerek bizi uyarıyor. luigi ile geyik yaparsak kızını ve torununu soruyor dayı, sanki hiç haber almıyor gibi. bizim artık paulie ile bekar hayatı yaşamadığımıza sevindiğini söyleyerek bizi uğurluyor kendisi. silah alıyoruz ve yola çıkıyoruz.
    arabayı sürüyoruz ve mekana geliyoruz. küçük afacanlıklar yapıp telefon edeceğimiz telefon klubesine çarparsanız bölüm bitiyor benden söylemesi:) telefon klubesine giriyoruz, aramayı yapıyoruz fakat bir terslik var. sergio o gün gelmemiş. bizim laftan anlamaz sığır arkadaşımız paulie bir tavşan gibi silaha sarılıyor, a bre hayvan en azılı düşmanının tipini bilmiyor musun? telefona gelen abiyi eşşek cennetine yolluyor. iki saniye beklese derdimizi anlatacağız ama dedik ya sığır direkt indiriyor adamı. kovalamaca başlıyor. artık öğrenmişsinizdir ya inip herifleri mıhlayıp paşa paşa bara döneceğiz ya da heyecanlı müzik eşliğinde polisleri de peşimize takarak (opsiyonel) bara dönüyoruz.
    not: bölümün bu kısmıyla ilgili bir şey dikkatimi çekti, telefon açacağımız telefon klubesini arabayla ezersek bölüm sona eriyor :) her detay düşünülmüş...

    araya film giriyor, salieri'den tesellimizi aldıktan sonra yeni klişeyi hayata geçirmek üzere vincenzo'nun planını dinliyoruz. oakwood'a yollanacağız, sergio metresinin yanında demlenirken biz de arabasının altına bomba yerleştireceğiz ve arabaya binince buum! yola çıkıyoruz adres belli, şehir tanıdık. evin önüne gelince kapıda bir adam dikkatimizi çekiyor. bu abiye dikkat, elleşmeyin gitmesini bekleyin yoksa çatışma çıkıyor ve görev iptal. muhtemelen sergio'nun koruması veya tokmakçısıdır metres kamuflajdır, burada gizli gizli buluşuyorlardır, güzel bir evleri vardır, evlat edinmişlerdir falan filan bilemeyeceğim. abi içeri olaya dahil olmaya gidince (bak bu da bir fikir üçlü olayına girmişlerdir herif dışarıda mola vermiştir) hemmen arabaya sokuluyoruz ve bombayı yerleştirip çekiliyoruz. araya film giriyor ve .mı götü dağıtmış bir abla kadraja giriyor. herhalde morello arabaynan bir iki tur atsın diye anahtarı hatuna veriyor ve tabii ki istenmeyen son; bize yine hüsran, yine başarısızlık.

    transit, bara geldik. salieri yine bize olur böyle şeyler diyor ama haybeye iki kişiyi mefta ettik, yakışık almadı. sergio şimdi de bahisçisiyle (bookie) downtown'da rainbow garden restaurant'ta buluşacak bu sefer de oraya gidiyoruz (bölümün adının niye you lucky bastard! olduğunu anlamaya başlamışsınızdır). olay yerine gidiyoruz. park yerine bu ve bir avuç elemanı duruyorlar. bizim tavşan (paulie) yine cengaver gibi atlıyor ortaya 'bo sono soloorodon bo mosoj' (bu sana salieri'den bir mesaj) diye elemanları taramaya çalışıyor. olmuyor, yine olmuyor. bu adamda bir daniel guiza bir efendime söyleyeyim edu dracena şanssızlığı var, silah tutukluk yapıyor. haydaaa tekrar kovalamaca veya durup adamları öldürmece. bara döndük.

    salieri bu kez işi profesyonellere(!) vermeye karar veriyor ve biz de yanlarında sadece bir sigorta olarak gidiyoruz (bölüme hangi güzeller güzeli araçla başlarsanız başlayın son olarak ralph'in size bölümün başında itelediği araçla kalakalıyorsunuz, bilerek yapılmamış bir detay ise başarısızlık). çoluğun çocuğun madarası olduktan sonra beklemeye başlıyoruz. planı özet geçmek gerekirse; hoboken'in en sonunda bir hemzemin geçit var. oradaki görevli abiyi daha önceden paket yapmış bizim çocuklar yani geçidin kontrolü kontrol odasındaki bizim elemanda. sergio'nun arabası geliyor ve geçitte duruyor fakat bu sırada bariyerler açık çünkü birazdan gelecek trenin altına atmaya çalışacağız sergio'nun arabasını. tam tren gelirken bizim profesyoneller gaza basıp sergio'yu ve beraberinde şoförünü arabayla arkadan ittirmek suretiyle yola atacakken sergio olaya uyanıyor ve şoföre gaza basmasını söyleyerek kendini ve adamını bu girişimden de kurtarıyor (evet artık yok ebesinin örekesi demişsinizdir). bizim salaklar yolda armut gibi kalıyor ve paramparça oluyorlar. biz de 'real damn professionals' dedikten sonra artık verilen net görevden de anladığımız üzere sergio'yu öldürmek için peşine düşüyoruz.
    works quarter'in altındaki yere kadar aracı kovalıyoruz fakat ya sabah kahvaltıda yürek yemişiz ya da dört kilo kadar taşşağımız var, nitekim içi sergio'nun adamlarıyla dolu olan rıhtıma tek başımıza dalıyoruz. burası aslında çok kritik değil rıhtım çok büyük ve mantar gibi düşman türüyor her köşeden ama yine de hepsinin yerini ve yaklaşılma tarzını yazacağım (en azından önemli olanlarının). giriştekileri (önce sağ ve soldakleri indiriyoruz böylece ortaya çıkmak kolaylaşıyor) indiriyoruz, silahları topluyoruz. ortada duran kamyona dikkat bu kamyonları kullanabilirsiniz. sağa dönüp düz gidince karşı binanın sol duvarında can var fakat sağdan arkaya dolanırsanız üç adet pompalı abi var orada. onları haklayın çünkü tren yolundaki raylardaki kutulardan birinde dört tane el bombası var, alın lazım olacak. temizledik tren yolu boyunca devam. fakat ikişer kulede toplam dört adet keskin nişancı var yani denize yakın yolda kabak gibi ortada yürümeyin (kamyonu alın veya sote sote ilerleyin). soldaki binaya girdik pompalıları aldık. binada bir adet ateş etme deliği var o delikten yapabilirseniz kuledeki keskin nişancılardan birini indirin. kuleye gitmeyin silahını almak için çünkü büyük ihtimalle aşağı düşmüyor ve yukarı çıkış yok. ahıra girer ve çıkarken dikkat ilk kamyonun olduğu yol tarafından bolca pompalı abi geliyor (sanki silah fabrikası bulmuşlar gibi herkeste pompalı silah var). tabii abiler paralı asker olduğundan bazılarını ciddi yaralar fakat öldürmezseniz ellerinde silah dahi olsa yaldır yaldır kaçıyorlar (merhamet yok). yol üçe ayrılıyor gibi tarif edeceğim; birinci yol girdiğimizde dümdüz gidebileceğimiz yol, ikincisi orta yol (ki bunu pek kullanmayacağız), üçüncüsü ise sahilden giden kulelerin olduğu yol. orta yoldaki binalardan birinde, ki zaten çoğuna girilmiyor olması lazım, can takviyesi yapabiliriz geçerken bunu alın. sahile inecekseniz iki kuledeki adamları eğer ilk başta anlattığım yerde birini temizlediyseniz kalanı itina ile indiriyoruz (tercihen colt 1911 ile). birinci yolda büyük bir yükleme kısmı var önünde kamyon olan. onun civarında birkaç adam var onları da temizleyin ve birinci yoldan devam edin. artık mecbur inceden açık alana çıkacağız. zaten yol sizi sağa doğru atarken sergio'nun aracını da bir hangarın önünde park etmiş bulacaksınız. o binanın arkasından dolanın. soldan soldan götü çitlere vererek arkadan dolaşın ve karşınıza iki kişi çıkacak bunları öldürünce yolun en sonundaki binanın içine yan kapıdan girin içerideki hırboyu haklayın onun tüfeği var bu tüfekle kalan iki keskin nişancıyı öldürebilirsiniz, keyfi değil bu öldürmelisiniz çünkü az sonra ortada keklik gibi dolanırken o adamlarla olmaz bu iş kafamıza sıkı sıkıverirler valla (yine de gözünüzü dört açın aralardan yine adamlar çıkabiliyor). geberttikten sonra benim internet ortamı böyle gelişmediği zamanlarda çözmek için sinirden ağladığım kısma geliyoruz. ortada dikkatimizi pek çekmeyen iki adet paslı depo gibi iki vagon var rayların üstünde ve o ray boyunca raylara yön vermemizi sağlayan iki aparat var. ilkinin yönünü değiştiriyoruz ikincisine dokunmuyoruz (zaten yere bakarak hangi yöne gideceğini anlayabilirsiniz). daha sonra ilk tankerin yanına gelip sağ ön tekerindeki takoza tıklarsanız o yerinden kalkıyor ve sergio'nun bulunduğu hangarın kapısına kadar gidip oraya çarpıyor ve araya film giriyor (ilk tankeri yanlış yere yollarsanız bir hakkınız daha var ama bunu kaçırmamalısınız yoksa bölüm bitiyor). hangarın içinden sergio'nun sızlanmalarını duyuyoruz ve çok abuk şeyler söylüyor. bizi içeriden tehdit ederken 'bak buraya girmezsen hayatını bağışlarım' veya 'sen beni öldüremezsin abim seni döver tamam maaaa' diyor. çok afedersiniz biraz içimi dökeceğim bölüm sonu canavarından önce (bkz: bölüm sonu canavarı). ulan bre deyyus, ulan bre tırsak pezevenk. ananı ağlatmışız bir liman dolusu adamı adeta kış karnavalında ördek avlayan bir çocuk gibi indirmişiz. sen çük kadar (yine affınıza sığınıyorum) o hangarın içine kendini kitlemişsin korkudan pipinle oynuyorsun, abinden medet umuyorsun. ben seni o hangarın içinde... neyse kapıdan giriyoruz. siz aldığınız el bombalarını bayram harçlığı dağıtır gibi sağa sola saçın burada. içeride sağda solda çok pis yerlerde adamlar var sabit durmadıkları için yerlerini tarif edemiyorum fakat dikkatli olun çünkü ölürseniz en başa dönüyorsunuz (emin de olamadım bak). sergio'yu indirin ve yanına gidip ona 'you lucky bastard' deyin. içeriden sağlık çantasını alın ve bara doğru yola koyulun ya da aksiyonun dibine vurmak ve güzel bir araç daha çalmak için luca reyizin yanına gidin.
    tabii her şey bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. bunca curcunadan sonra ve muhtemelen ilk bölümden beri o zamanki dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini bizzat katletmiş olmamıza rağmen hala paralı askerler yağmur gibi üstümüze yağıyor. çıkarken yanınıza bir adet kamyon alın ve çıkıştaki veda timinin üzerinden geçin. burada daha önce öldürmemişseniz kasketli işçilerden biri size karambolde ateş açacak fakat sayıca azalınca yine fransız taklidi yapacak. özellikle o piç kurusunu bulursanız gebertin (yine kantarın topuzu kaçtı). artık mezbahaya dönmüş limanı terk edin efendi gibi. bu noktadan sonrası luca'nın görevi anlatılacak o yüzden dilerseniz diğer bölüme geçebilirsiniz.
    luca'ya gider gitmez bir ayaklar bir kraldan çok kralcılık başlıyor. neyse konuya girelim; luca'nın bir arkadaşı vurulmuş ve chinatown'da yerde yatıyormuş ve görev onu alıp sam'i bir zamanlar götürdüğümüz (bkz: 09 a trip to the country) doktora götüreceğiz. fakat size benden bir kıyak, bölüme başlamadan nispeten hızlı ve kesinlikle dört kapılı bir araç bulmanız çünkü yaralının yanında bir kişi daha var ve gittiğinizde iki kişilik bir araç getirirseniz size sövüyor ve 'git dört kapılı bul' diyor. yolu hızlıca gitmeniz bu kez önem taşıyor çünkü burada zaman kümülatif, yani ne kadar erken giderseniz yaralı adamın canı o kadar yüksekken onu arabaya sokup doktora götürüyorsunuz. adamın yanına varınca herifin dibine sokun arabayı, sakın yolda falan bırakıp adamı yürütmeyin çünkü çok zaman geçiyor. ayrıca giderken asla polise yakalanmayın ve son uyarı hayvan gibi gelip adamın arkadaşına arabayla çok az da olsa çarpmayın çünkü çarparsanız adam sizden kaçıyor ve konuşup olaya giremiyorsunuz görev tıkanıyor. yolda çok kaza yapmadan ama seri bir şekilde doktora götürün (polis için dediklerim burada da geçerli gerçekten dikkat gerektiren bir bölüm). doktora gelince yine mümkünse abinin ineceği kapıyı evin kapısına yaslayın ki inerken de zaman kaybetmesin. işimiz bittiyse söylene söylene luca'ya geri dönelim. o arabayı temizlerken (sanki dakika başı yeni araba çalmıyoruz gibi bir tribe girdik ki sormayın) central island'daki park yerinin yanındaki güzeller güzeli bruno speedster'ı çalmaya gidiyoruz. park yerine varınca görüyoruz ki siyahi bir abimiz bekçilik yapıyor. biraz ırkçılık kokan bu hareketten sonra muhtemelen bir de yaya polis görüyoruz sokakta yürüyen. zaman kaybetmeden önce polisi temiz ve kısa sonra ise bekçiyi keyfine vara vara, taşak geçe geçe gebertiyoruz (silahı var çokta geçemeyebiliriz bilemedim). sonra bebeğimizi alıp bara doğru yollanıyoruz ve bu uzun bölümü noktalıyoruz.

    16 créme de la créme: morello'nun kardeşini de mefta ettikten sonra sıra kendisine geldi. son adım olarak morello hanedanının başındaki morello'yu öldüreceğiz diye bölüme başlıyoruz. salieri, şehrin morello bölgesinde bir sürü yasa dışı bahis, genelev, soygun ve kaçakçılık döndüğünü söylüyor akabinde 'en büyük sorun ne biliyor musunuz?' diye ortaya bir soru yöneltiyor. biz de saf çocuğuz ya 'uyuşturucu?' diye cevap veriyoruz. salieri'nin cevabı acı ama bir o kadar gerçekçi oluyor: at boku! biz bunlardan tek bir peni bile alamıyoruz! neticede paulie dallamasının planını dinliyoruz. morello, kardeşinden farklı olarak, halk arasına pek inmiyor ve kendini göstermiyor; her yere korumaları ve kurşun geçirmez limuziniyle gidiyor. ancak bu akşam central island'daki bir tiyatro oyununa gidecek ve lost heaven'ın (yani içinde bulunduğumuz ve yer şekilleri biraz çarpıtılmış olsa da semt isimleriyle birlikte muhtemelen günümüzün new york'u olan şehir) créme de la créme'i ile birlikte sosyalleşeceğinden bahsediyor paulie. iş basit, tiyatroya git, kalabalık içinde bekle, beyaz takım elbise giymiş morello'yu halk içinde kurşun manyağı yap ve onun emrindeki birçok organizasyonun efendisi ol (fakat yola çıkmadan önce herkesin birer thompson veya lupara almasını söylüyor salieri, o silahın adını daha önce duymamıştım oyunda başka bir isimle mi geçiyor merak ettim).salvatore yardımıyla vekilin mailkhanesinden çaldığımız araçla yola çıkalım bakalım olacak mı...
    yola çıkıyoruz, tiyatroya vardığımızda oyunun çoktan bittiğini ve bizimkinin 'kurşun geçirmez' limuzinine bindiğini görüyoruz. kurşun geçirmez kısmına dikkatinizi çekmek istedim çünkü önceki kofti bölümlerdeki gibi önünü keselim oracıkta koyun gibi boğazlayıp yolumuza bakalım diyemiyorsunuz. tekerinden vursanız tekeri patlamaz, kapıları açıp adamları öldüremezsiniz, motoruna ateş ederek patlatamazsınız. uzun lafın kısası mike mike adamı kovalayacaksınız. şehir içinde adamı kaybetmeyin ve mümkünse gelmeden vekilin mailkhanesinden salvatore sayesinde çaldığımız gümüşi aracı getirin çünkü onlarda da aynısı var şartlar eşitlenir biraz.
    burada tam olarak çözemediğim bir durum var. oyunun bu kısmını (save bölümünde 'manhunt' diye geçiyor) defalarca oynadım fakat benim oynadıklarımın çok çok az bir kısmında morello'nun aracı havaalanına girmiyor. dümdüz o aptal dağ yollarından gidiyoruz. yolun bir kısmını muhtemelen sadece bu bölümde görebiliyorsunuz (free ride bölümünü şehir dışı seçeneğiyle açarsanız olabilir) ve yapmanız gereken tek şey aracınızı sürerken takla atmadan manzaranın tadını çıkartmak. aracın durumu çok kötü değilse takla atmadıkça adamlar sizden kaçamıyor ancak sürekli korna çaldıkları için diğer araçlar sizin önünüze kırıyor, siz de arada kornaya basın. yolun en sonuna geldiğimizde film giriyor, yol bitiyor. uçurumun kenarından duran morello'nun aracına son hız vurarak metrelerce aşağı uçuruyoruz. film devam ederken bitmemiş yoldan aşağı doğru bakarken üçümüzün birden bacak açısı inanılmaz güzel düşünülmüş. zira ben de öyle bir uçurum kenarından aşağı bakıyor olsaydım ben de ayaklarımı biraz kırarak dururdum, neyse. aşağı bakarken düşmüş olan araç patlıyor ve bölüm sonu. fakat ben havaalanına girdiğimiz kısmı da anlatmak istiyorum, zira çoğunlukla araç buraya giriyor.
    kapıdan girer girmez araç bozuluyor telaş yok, acele yok. araçtan inin tek başınıza diğer aracı yayan takip edin. daha önceden burada olduğumuzdan yolu biliyoruz. bilet holü kapalı o yüzden direkt hangar kısmına doğru gidiyoruz. önümüze iki davar çıkıyor onları rahatça öldürüyoruz fakat o da ne?!?! arkadan giden bir uçak var ve tepede kırmızı bir bar beliriyor demek ki o uçağı indireceğiz ama nasıl? uçağın arkasından koşarken bizimkiler geliyor arabayı halletmişler ve oyunda ilk ve tek olarak yan koltuğa geçiyoruz (bir kez kamyon kasasında ateş etmiştik fakat bu ayrı, adam yerine koyuluyoruz). elimize verilen taramalıyla iki pervaneye de eşit miktarda ateş ederek uçağın canını sıfırlıyoruz. merak etmeyin film girene kadar uçak düşmüyor ama canını tamamen bitirdiyseniz film girdiğinde araya, uzaktaki ormanlık alana düşüyor ve bölüm bitiyor. filmin sonunda arabayı sam'in tamir ettiğini öğreniyoruz ve soruyoruz neden tamirci olmadın diye, reyiz de durur mu patlatıyor espriyi 'benim için çok kirliydi'. şayet aracın içindeyken uçağa tam hasar veremezsek araya film girdiğinde uçağın kaçıp gitmesini izliyoruz, başarısızlık. bebeleri bara bırakıp bölümü bitiriyoruz ya da luca'nın yerine gidiyoruz.
    luca'nın yanına gittiğimizde içeride bizi bekleyen güzelliği görüyoruz zaten, ödülümüz o olacak ama görevimiz ne? görev luca'nın antlaşma yaptığını ancak antlaşmayı bozup bıraktıkları bir aracı ortadan kaldırmak. fakat bu aracın bir özelliği var, aranıyor özelliği bitse bile tamamen kalkmıyor. yani siz aranıyor olduğunuzda kuytu bir yere geçip beklerseniz o bardaki kırmızı yavaş yavaş azalıyor ve bitince normal bir vatandaş gibi oluyorsunuz. bu araçla bu bar bitse bile bit polis görünce tekrar o bar doluyor ve aranıyor oluyorsunuz. tek yapmanız gereken ana caddelerden uzak durup oldukça soteden şehir dışındaki deniz fenerinin orada aracı manuele alıp boşta bırakmak. daha sonra çaldığınız bir araçla yapacağınız ipeksi bir dokunuş belalı aracımızın denizin buz gibi sularına gömülmesine yetiyor. aracı bir şekilde atın ve geri gelin, sakın ama sakın ateş etmeyin çünkü eğer aranıyor durumunuz kelepçe yerine tabanca ibaresine dönerse durumunuz, o zaman cem yılmaz üstada bırakıyorum sizin durumunuzu: işte şimdi sıçtınız! aracı atarken çalacağınız diğer aracı çalarken veya atacağınız yere gelirken arkanızda polisler var ise olayı tam bir mr. bean filmine dönüştürmek elinizde. yeni bir aracı çalarken arkanızdan koşmalar, o araçtan sizi atmalar, ilk vuruşta aranan aracımızın denize uçamaması ve bu ritüeli tekrarlamak...
    geri dönerken aranıyor durumumuzu düzeltmek mümkün hatta düzeltmelisiniz yoksa luca ile konuşamıyoruz. neyse gidin tükana orada halledersiniz aranıyor işini. luca ile konuşun ve oyunun estetik açıdan en güzel aracını almaya doğru yola koyulun. nadiren de olsa aracı parktan çıkarken yakalıyorsunuz diğer türlüyse klasik dikkat etmeniz gereken şey polis çünkü aracın sahibi her türlü bir kılçıklık yapıyor, ama silahla ateş etmek ama poliiis poliiis diye anırmak fakat yapıyor işte... aracın sahibini haklayın (çalarken geliyor, silahı var) polissiz rahat rahat evinize dönün ve bu bölümü de bitirin.

    intermezzo four:araya dördüncü ve son intermezzo giriyor. burada dedektifle olan konuşmalarımız devam ediyor ve adama haliyle morello'yu öldürenin biz olduğumuzu söylüyoruz ve ardından yapılan şu tespit oyun dışında beni çok etkilemiştir. tommy diyor ki; bir süreliğine kendimi kral gibi hissettim. ta ki gerçekle yüzleşene kadar. o da ne kadar güçlü olursan ol günün birinde senden daha güçlü biri çıkıp seni öldürebiliyor. bir nevi bu dünya sultan süleyman'a kalmadı kalmaz diyoruz kendi kendine. ayrıca benim film ve oyunlarda en sevdiğim şey eskiden konuşurken ileriye ama yaşanmış ileriye doğru atıf yapmaktır. örnekle anlatayım, konuşmamızın devamında tamah etmek saçmalıktır tarzı bir laf ediyoruz ve insanoğlunun nasıl açgözlü yaratıldığını anlatıyor. 'fakirken biraz param olsun istersin. sonra neden iyi bir arabam olmasın dersin ardından iyi bir iş ve yüksek bir pozisyon sonra bir bakmışsın amerika birleşik devletleri başkanı olup almanlara karşı bir savaş kazanmak istiyorsun! neyse ki bu hiç olmayacak'. bunu duyar duymaz yıh yıh yıh diye güldüm çünkü konuşmanın geçtiği yıl 1938 yani ikinci dünya savaşından sadece bir yıl önce ve hepimizin bildiği üzere almanlar en sonunda yeniliyor (neyse ki bu sefer biz yenik sayılmıyoruz, kıps). sözlerimize 1920 yılından kalan bir fotoğrafı göstererek devam ediyoruz. 'bu tarz bir hayat zehirlidir' diyor ünlü düşünür tommy angelo. resimde ortada eski baba don peppone ve iki yanında salieri ve morello var. peppone öldükten sonra salieri ve morello şehri bölüp yönetmeye başlamışlar ama en sonunda birbirlerine düşman olmuşlar. tommy, sahada olduğunuzda kardeşiniz gibi olan biriyle çarpışırken bile ona güvenemiyor olabilmek veya ölüm tehlikesinin hiyerarşik olarak sizin üssünüz veya altınız olan birinden gelebilecek olması çok yorucu bir durum olduğunu söylüyor. 'arkadaşım gerçekten şaka mı yapıyor yoksa kendi cenazem için hazır mı olmalıyım diye düşünmekten artık bıktım'.

    17 election campaign: bize ters giden bir politikacı. akıllanmıyor anam bunlar, gerzek midir nedir. tahmin ettiniz değil mi? zıbartıcaz herifi. biraz itiraz eder gibiyiz: yeterince vahşet görmedik mi patron bir süredir? ikna oluyoruz tabii ki ancak bir sorun var. topluluk içinde bir politikacıyı haklarsak ebemizin örekesine çam ağacı dikerler o yüzden sadece fısıltı gazetesinde çıkan haberler itibarımızı sürdürmek için yeterli olacak. şöyle ki bay politikacımızın long island'da bir konuşması var fakat adadan tek çıkış dar bir koridor oradan sağ çıkamayız. o yüzden vincenzo reyiz bize normal bir tüfeği dürbünle birleştirerek veriyor. bu şekilde central islan'ın ucundaki eski terk edilmiş(!) hapishanenin tepesindeki kuleden zımbalayabileceğiz. tek vuruşta ölümcül darbeyi yapmamız konusunda uyarıldıktan sonra silah ve aracı alıp yola çıkıyoruz ya da biraz bekleyip salieri'nin açtığı plağı da dinleyebiliriz. çalan şarkı the mills brothers'dan out for no good. gerçekten anlamlı... bir süre daha konuşmaya devam edersek politikacılara gıcık olan salieri'nin düşüncelerini dinleyebiliyoruz: politikacılar iğrençtir. kendi kurallarını koyar ve bozarlar. fakat kendilerine gelince iş, o boktan kuralları bir boka yaramaz. işte bu yüzdendir ki mum dibine ışık vermez (en azından böyle çevrilebilir o söz).
    hapishaneye geldik. tabii ki ön kapıdan giremiyoruz sola doğru kıvrılıyoruz. orada bir inşaat işçisi var (ibne). kanalizasyondan gireceğiz ancak şöyle bir tüyo vereyim. adamı öldürüp daha sonra sağ tuş ile taşırsanız oyunun sonunda hapishaneden çıkabildiğimizde bizi bekleyen federal aşanlar olmuyor. adam bize laf ederken onu canlı bırakıp içeri girersek çıkışta parti var aksiyon isteyen abiyi bağışlasın. ben bir macerayı seven adam edasında olduğum için öldürmüyorum pezevengi çıkışta polislerle birlikte haşlıyorum.
    ekleme: eğer dayıyı öldürür de olduğu yerde bırakırsanız bu kez de federaller cinayet soruşturması için orada oluyor ve olaylar gelişiyor (sanki şehirde koyun öldürür gibi adam öldürmüyoruz da bu götü boklu inşaat işçisi sorun oldu, neyse).
    kanalizasyondan sıvıştık, içerideyiz. surları sağınıza alın caddeye doğru yürüyün yolun sonundaki kapıdan içeri girin. içeri girdikten itibaren mütemadiyen köpek sesleri, öksürük sesleri her tarafta yankılanıyor olacak. zemin katta kendisi veya canı alınacak hiç bir varlık yok, üst kata çıkın ama dikkatli çıkın. dört kişi var iyicene gebertin. nançaku, munçuka, kagebunjin najitsu falan ne ararsanız var pezevenklerde. varı yoğu toplayın odalara girmeyin bir şey yok (ya da girin bana güvenemediyseniz hala). eğer adamları öldürdüğünüz yönün tersine ilerlerseniz biri pompalılı olmak üzere iki adam çıkacak. onları öldürün ve o sondaki odaya girin. hatta colt detective special yani kimsenin zorda kalmadıkça kullanmadığı altıpatlarınızı aşağıdaki kuduz itleri öldürmek için kullanın bu çıkışı kolaylaştıracaktır. odada yerdeki crowbar'ı aldıktan sonra (bu hapishaneden çıkışımız için olmazsa olmaz bir eşya) yanan varilin oradaki kapıya geri dönün ve balkona çıkın. balkondan üst kata çıkınca kapalı kaplıya yaklaşın ve onu otomatikman tekmeyle açın adam yere düşecektir. pompalıyla hemen bir el sıkın ölsün ama bekleyin kapıdan çıkmayın. armut gibi kapıya doğru koşacaklar, siz odada kalın dar kapıya gelenleri keklik gibi avlayın. ikisi geliyor ikisi dışarıda ilk öldürdüğünüzle birlikte beş kişi var. gebertin ve devam edin. ilerlerken sağdaki kapılardan biri aniden açılacak içinde sopalı biri çıkacak tam panik yaparken iki kişi daha çıkacak ki birinde pompalı var. uyanık olun gebertin hepsini, devam. ilerideki odada solda açık duran bir yardım çantası var o işe yarıyor alın, kapağı yok diye dekor sanmayın. koridorun sonunda yeni bir odaya girerken sağda parmaklıkların içinde biri var. tercihim pompalıyla öldürmek çünkü parmaklıkların ardında abi, direkt atış işe yaramıyor bazen. yukarı doğru merdiven yolculuğuna başlayın. her dönüşte biri olmak üzere ilk dört dönüşte dört kişi var (biri acı bir şekilde aşağı uçuyor onu saymadım ve neden olduğunu da hiç anlamadım). sonuncusu pompalı sahibi, sakin sakin indirin size bir şey olmasın (kedi ve kuş sesleri yolculuğumuz boyunca eksilmiyor, egzotik bir ortam). en üst kata çıkınca kapıdan çıkmadan oyun kaydedilecek ve eşşek değilseniz size ilk verilen silahta hiç değilse bir mermi bırakmışsınızdır (yakın dövüş silahı olmadığından ben hiç kullanmam aşağı katlarda). çıkın, dürbünü açın ve bay politikacıyı beyninden vurun (burada gerçekçilik had safhada, zira biraz rüzgarı ve çokça el titremesini hesaba katmak gerekiyor (evet yıl 2003 ve bu oyunda böyle detaylar mevcut, boşalmayınız efendim). ibneyi bir seferde vurmak çok zor birkaç kez deneyeceksiniz panik yok. iş bitince merdivenle yukarı çıkmaya başladığımız katın da altına hatta en alt kata inin. düşen lavuk yerde yatıyor olacak, yazık. itleri temizlediyseniz iyi yoksa onlara dikkat edin pis ısırıyorlar. temizleyin ve önceden aldığınız crowbar yardımıyla veya ateş edip kilidi kırarak gerçek dünyaya dönün. dışarısı çok eğlenceli. eğer adamı öldürüp sakladıysanız sorun yok ama benim gibi canlı bıraktıysanız herifi sizi diğer dedektiflere ispiyonlarken buluyorsunuz. adam yanınıza koşarak gelip üstünüzü arıyor (sabit durursanız). e tabii cephanelik gibi olduğunuzdan mütevellit ananızı bellemeye kalkıyor. kaçıp götü kurtarıp bara dönebiliriz ya da yazmadığı halde luca'nın yanına gidip yine onun görevini yapabiliriz. bara dönen ayyaşlar için bu bölüm burada biter, luca için alt paragrafa...
    eklemeler: politikacıyı öldürdükten sonra sağ alta, denize bakarsak bir garibanın bozulan deniz motorunu tamir etmeye çalıştığını görüyoruz ve tabii ki vahşet uğruna onu da öldürüyoruz :). kullandığı motorun da o devire göre oldukça gelişmiş olduğu gözlerden kaçmıyor. çıkışta elinizdeki tüm silahları bırakırsanız (crowbar'ı da bırakıp kilide silahla ateş edip kırın ve o tabancayı da yere atın) polis gelip üzerinizi aradığında hiç silah bulamıyor ve sizi bırakıyor, sorunsuz devam ediyorsunuz. mükemmel detay!
    luca'ya gidince bize acil bir iş veriyor. works quarter nam-ı diğer işçi mahallesinde olan bir arkadaşını polis arıyor ve uyarılması gerekiyor (öyle uyarılmak değil hayvanlaşmayalım). herifi gidip alıyoruz zaten ampul gibi parlıyor koca işçi mahallesinde hepsinin aylık maaşlarının toplamından fazla para edecek bir takım elbiseyle köşede bekliyor. adamı geri uçuruyoruz, luca bize teşekkür ettikten sonra çalacağımız bebeğin yerini söylüyor. oak hill'deki playboy'un verdiği partinin olduğu malikaneye varıyoruz. araç güneş gibi parlamakta ve yanında o muhitte olmaması gereken, kötü giyimli iki tip var. önce onlarla komik bir geyiğe girebilirsiniz ki girmelisiniz eğer konuşmazsanız siz aracı çalarken onlar sizi izliyor oluyor ki izlerlerse içerideki silahlı abilere haber uçuruyorlar, çatışma çıkıyor. konuşma da aşağı yukarı şöyle bir şey oluyor: "ne bakıyosun aslanım?? abi biz bakıyoruz alıcı değiliz nolcak yau bahsah azcıh? la oğlum, hep bakıyoruz makıyoruz derler sonra bi bakmışın hooop araba yok. yaylanın burdan keserim sizi, yallah! tamam yahu gidiyoruz -herif deliymiş lan-". aracı çalıyoruz, (polise dikkat takmayın peşinize) bara gidip bölümü noktalıyoruz.

    18 just for relaxation: 'bu sefer ki iş sadece biraz keyif için' diye giriyor olaya salieri. olay kısaca kaliteli puro çalmak. başta sam de bizimle birlikte olayı garipsese de sonra sadık bir asker gibi yola geliyor. salieri'nin lafları arasında ince bir gönderme var ki sonra bunun değeri anlaşılıyor, 'bu işi yapmak öyle karlı ki neredeyse bir 'bank job' (banka soygunu) kadar karlı'. reyiz anlatmaktan sıkılınca odadan çıkıyor paulie planı anlatıyor. morello zamanından sonra (bkz: 15 you lucky bastard!) limanda artık daha çok güvenlik olduğundan ve kaba kuvvetin işe yaramayacağını söylüyor paulie planın detaylarını vermeden önce. üzerinde 'atlantic import' yazan kamyonların limanda çalıştığını öğrenmişiz ve bunlardan biri limandan çıkar çıkmaz kuytu bir yerde kamyonu sıkıştıracağız. havaya bir iki el ateş edip sürücüden evraklarını alacağı (ister dövün ister öldürün benim sistemim belli). kamyonla limana döneceğiz ve üzerinde 'scorsese import export' yazan kutuları (içi puro dolu olanlar yani) kamyona yükleyip önceden antlaştığımız noktaya gideceğiz, basit değil mi? ha sorarsanız bizim diğer iki dallama ne yapacak diye onlar dışarıda biri bizi takip ederse onları haklamak için bekleyecekmiş. silah almaya giderken tuhaf bir şey gözüme çarpıyor ama oyuna baştan başladığım her sefer unutuyorum bunu denemeyi. eski bölümlerden birinden kazanıp garajımıza getirdiğimiz (bkz: 08 the whore) siyah bir cenaze aracı var garajımızda. bu araç hemen herkeste vardır çünkü o kilisede katliam yaptıktan sonra gün ışığına çıktığımızda karşımıza çıkan ilk araç bu uzun, siyah cenaze aracına sarılıyor insan. isteğimiz dışında bardan arkadaki garaja çıktığımızda ralph'in onu başka bir adama sattığına şahit oluyoruz ve araba uçup gidiyor. anlamadığım aksiyonlardan biri daha oyundaki. neyse uzatmıyoruz araba silah milah yola çıkıyoruz.
    şehirde kısa bir sürüşten sonra işçi mahallesinde belirlediğimiz noktaya varıyoruz. pauile ağzındaki baklayı ortaya dökeeer... sam ve bize bir banka soygunu yapmayı planladığını söyler ve buna ek olarak salieri'nin kötü bir don olmadığını fakat arada bir büyük para kazanmak istediğini söyler. taşra çocuğu olan biz biraz tırsarız haliyle ve reddederiz. sam de aynısını yapar fakat tek bir farkla; onun bu işi yapmamaktaki isteksizliği 'aile onun için çok önemli' olmasıdır. bu ufak diyalogdan sonra asıl işe geri dönüyoruz. sam tokivari buluşma noktamızda sigara tellendirip bizi beklerken pauile bizimle limana kadar gelmek üzere yola çıkar. port of lost heaven'a vardığımızda hedefimiz olan kamyon limandan ayrılmak üzeredir, biraz bekledikten sonra takip mesafesini korumadan peşine takılabiliriz. polisleri peşinize takmayın işin içinden çıkılmıyor. kamyonu kısa bir yol boyunca takip ediyoruz. diğer depoya girerken bir kenarı açık bir kare şeklinde sokağa giriyor (ilk kenar giriş yolu, ikinci kenar depo yolu, üçüncü kenar çıkış yolu ve son kenar cadde olmak üzere dört kenar olarak düşünün az sonra anlatacaklarımı). bu kare gibi olan sokakları hemen anlayacaksınız çünkü ana caddeden sonra saptığı ilk küçük sokak olacak bu sokaklar. ilk sokakta aracın önünü keserseniz kötü bir senaryo başınıza geliyor (bu bölümde farklı olasılıklar var ben elimden geldiğince anlatacağım hepsini). şoförü dövdük/öldürdük belgeleri aldık diyelim, illa bir hırgür çıkıyor. dışarıdaki adamları temizledikten sonra ikinci kenardaki depoya girin orada da hasımlarımız olacaktır. onları da hallettikten sonra kamyonu biz, geldiğimiz aracı paulie (aaa pezevenk araba kullanabiliyormuş) alıyor ve biz limana o sam'in yanına yollanıyoruz. ancak limana gidince kapıdaki yetkili kişi bize taşıdığımız malları önce boşaltmamız gerektiğini söylüyor. açıkçası tekrar geri dönüp aracı bir köşeye yanaştırıp (yanaştırınca arka kapağı açılabiliyor) içindeki kutuları bir amele gibi teeek teek taşımayı denemedim direkt içeri daldım ki adam durdurun şunu diye çığırınca 'kimliğiniz açığa çıktı' yazısını görüyoruz ve son kaydedilen noktadan tekrar başlıyoruz.
    tekrar uzun uzun anlatmayacağım ama bu kez kamyonun önünü üçüncü kenarda kesmeniz gerektiğini söyleyebilirim. kamyon ilk olarak ikinci kenardaki depoya girecek, boşaltım yapacak daha sonra çıkıp sizin yolunu kestiğiniz üçüncü kenara gelecek. adamcağızı araçtan çıkartın, dövün ve belgeleri alın. aksiyon isteyen adamlara girişebilir, ortalığı dağıtabilirsiniz. kamyonu alın, paulie ile helalleşin ve limana gidin. macera başlasın.
    öncelikle burada kuralına uygun yolu anlatacağım daha sonra kaba kuvvet kısmına geçeriz. ilk bakışta zaten etrafın kalabalık olduğunu görebiliyoruz. vakit kaybetmeden girdiğimiz istikamette ilerleyin. solunuzda kalan binanın son kapısı açık olacaktır kamyonu yükleme yapabilecek şekilde geri geri buraya yanaştırın. içeri doğru seyirtince araya mini bir film girecek ve sol arka köşede bulunan 'scorsese import-export' kutularına dikkatimizi çekecektir yapımcı abilerimiz. bu noktadan sonra sırasıyla ve hatasız olarak dediklerimi yapmalısınız yoksa bütün plan suya düşüyor ve bir liman dolusu adam (bitmedi gitti pezevenkler) üzerinize üşüşüyor. kapıdaki abi ile ister istemez konuşmak durumunda kalıyoruz ve bize 'burada ne yapıyorsun, neden boş boş geziniyorsun? bugün herkese aşağıdaki platformda ihtiyacımız var. şu gördüğün (bu noktada kolileri ve arka planda iki adamı gösteriyor) kolilerin taşınması gerekiyor' diyor. biz de benim oyundaki sanırsam en sevdiğim replik olan 'and aaaaa, yes chief!' diyoruz. abi bize işi verdikten sonra işemeye gidiyor ve o gitmişken biz arkada duran asıl kolileri bir bir kamyona yüklemeye başlayabiliriz. bize iş veren abi geri dönene kadar hızlıysanız ve riski seviyorsanız dokuz, yok garanticiyim diyorsanız sekiz kutu taşıyabiliyorsunuz. yalnız kutuları kamyona yüklerken sol altta ünlem işareti çıkana kadar kutuları elinizden bırakmayın çünkü domates taşır gibi kasaya yüklerseniz oyun saymıyor o yüzden tekrar ediyorum kutuların nizami bir biçimde dizilmeye başlanmış olması gerek. kutuları taşıdık ve geriye duruma göre üç veya dört kutu daha kaldı. şimdi yolun aşağısındaki dayılarla muhabbete gireceğiz ve bize yardım etmelerini sağlayacağız böylece işimiz daha çabuk bitecek. fakat burada ben kutuları taşınacakları yerden taşınması gereken platforma yaklaştırıp atıyorum çünkü nizami olarak dizmenin yolunu bulamadım. eğer siz de bulamadıysanız sakın ha sakın son kutuya dokunmayın. yani bir şekilde sizin elinizde kutu varken dayılar kendi ellerindekini bitirmemeli çünkü yola attığınız kutular orada kalıyor ve dayılar son kutuyu taşıdıklarını düşündükleri için sizin son attığınız kutuyu yerden almıyor ve dakikalardır ilmik ilmik dokuduğunuz bölüm, yerde yamuk ve alınamaz bir şekilde bakıyor ve baştan başlamak durumunda kalıyoruz (bu durum tabii ki ünlem işaretini görmeden kutuları yere savurduğumuz durumda geçerli oluyor. yoksa ünlem işaretine dikkat ederek kutuları nizami dizersek bir sorun yok). ameleliğin kitabını yazdıktan sonra ilk abi, hani bizim kutuları koruyan herif, ufuktan usain bolt gibi yaldır yaldır koşarak geliyor. yaptığımız işe bok atıp bize azar kaymayı da ihmal etmeden konuşmayı noktalıyor. adamdan koşarak uzaklaşıp onu uzak bir yere çekmenin bir manası yok çünkü bizi azarladığı film girdiğinde zaten işi yaptığımız yerde oluyoruz. geri dönerken bir kutu daha taşıayacak zaman oluyor ancak kutularla tavşan gibi yakalanırsak çatışma başlıyor, unutmayın. tüm kutuları taşıyamadık ama sakin olun çünkü bir atımlık yalanımız daha var. diyelim ki abiyi karşıdan gördük ve işimizi bitirmedik, bırakın herif yerine geçsin. sonra aşağıda trenle ilgili bir sorun olduğu yalanını sıkıyoruz ve abimiz olay yerine doğru yola koyuluyor. o sırada artık kalan kutuları toplayabilirsiniz. eğer bu üç postada tamamını taşıyamadıysanız mecbur kaba kuvvet kullanacaksınız (zaten artık gözünün önündeki taşınmış kutuları nihayet görebiliyor kör abimiz ve hiç değilse oradan olay çıkartıyor) . kutuları yükledikten sonra sessizce kapıya doğru sürün kamyonu ve limandan çıkın.
    şimdi de aynı yolu kaba kuvvet kullanarak nasıl halledeceğinizi anlatacağım. tüm bu curcuna içinde eğer gerekirse limanın en sonundaki küçük klübede sizi bekleyen daha önceki ziyaretimizden hatırlayacağımız (bkz: 15 you lucky bastard!) bir can kutusu var. öncelikle tüm çatışmalar sırasında kamyonu çalışma alanından uzak tutun çünkü tekerleği patlarsa veya benzin deposuna isabet alırsa (bkz alt paragraf) limandan çıkışta düzelmiyor yanılmıyorsam. aslında özel bir taktik yok koca liman işte daha önce gelmiştik biliyorsunuz. kulelerde keskin nişancılar zaten var. siyah giyimli adamlarda (men in black) kesin taramalı veya pompalı var ancak işçi tayfasından da her şeyi bekleyin. ilk girişte üçerli iki gruptan altı adam bulunuyor. solunuzda ve biraz daha uzakta olanların üstüne sürün ve tek seferde üçünü de kamyonla çarparak öldürebilirseniz kalan insanlar hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyorlar. yalnız yerdekilerin silahlarını almaya kalkarsanız kendinizi kırmızı araca siper edin çünkü diğer üçlü grup (buna da spice girls diyelim) sizi görürlerse hiç öyle baharat kızlar gibi olmayan, gayet kaba bir şekilde üstünüze mermi yağdırıyorlar. diyelim buradaki ilk üçlüyü indirdik ve spice girls'e farkedilmeden tekrar kamyona bindik. yine yükleme noktasına gidin. işin bir nebze de olsa hala ince olmasını istiyorsanız beyzbol sopasını bırakmayın, yanınızda kalsın. abiyle konuşamadan önce binanın arkasında tek duran silahlı abiyi kamyonla ezin sonra bizim işemeye giden abiyle konuşun bu kez onun arkasından gidin. son saniyelerini pipisiyle oynayan bir adam olarak onu yer yüzünden silin, beyzbol zopasını sırtına olağanca gücünüzle akşetmek suretiyle. daha sonra birkaç kişi toplanacaktır. onları hallettikten sonra etraf sakinlediğinde yükleme işlemini yapıp çıkın veya tüm limanda atp üreten herhangi bir canlı organizma kalmayana kadar katliam yapın orası size kalmış. tek tek kim nerededir, hangi köşeden kim çıkar diye anlatamayacağım çünkü bu temizlik sırasında adamların yerleri değişebilir sadece ilk iki kuledeki keskin nişancılar baki kalacaktır. muhtemelen hasar görmüş ancak kullanılabilir kamyonunuzla limandan çıkın. kovalamaca olacaktır merak etmeyin.
    araya film girecek ve kapıdaki görevli bizim belgelerimizde yazılı olandan tamamen farklı bir yük taşıdığımızı fark edecek. ardından peşimize adamlar takılacak. isterseniz hemen oracıktaki park alanında inip halledin adamları isterseniz paulie ve sam'e yapacak iş verin. içeriden fazla adam çıktığı için iş biraz daha zor olacak ama yapılabilir yine. araba kovalamacasını da çatışmayı da seçseniz dikkat etmeniz gereken en önemli şey taşıdığınız kamyonun benzin deposu (hasar kısmına zaten dikkat etmeniz gerektiği için benzin deposu dedim) çünkü eğer oradan vurulursak benzin akıyor ve gitmemiz gereken yerlere gidemiyoruz. kovalamacayı yaptığımızı varsayarak buluşma noktasında peşimizdekileri tuzağa düşürüp öldürüyoruz. sam, salieri'yi almak üzere bara doğru yola çıkarken biz paulie ile birlikte kamyonu hoboken'deki depomuza götürüyoruz. yolda, tonlarca kutu taşıdık ve etrafta bir araba silahlı adam var diye (tabii onlarla kapışmadığımızı varsaymış oyun) söylendiğimiz sırada paulie'den bu planın sam'in fikri olduğunu duyuyoruz (kıs kıs gülüyor ibne paulie).
    depoya gelip araya film girdiğinde bazı şeyler öğreniyoruz. paulie kutuları karıştırırken klasik zevzekliğini yapıyor. fakat en sonunda kutulardan birini açmayı başardığında kutularda aslında puro değil elmas olduğunu görüyoruz. tam on iki kutu dolusu elmas ve salieri bize bundan bahsetmemiş. paulie birkaçını aşırmayı teklif etse de biz yine korkaklığımızdan kabul etmiyoruz. paulie ise ortaya şu soruyu atıyor, ya salieri'nin de bunlardan haberi yoksa? biz de anlamanın kolay yolu olduğunu söyleyip patronu yemliyoruz. kutuları taşıyıp, puroları depoya yerleştirmemiz gerektiğini söylediğimizde aldığımız cevap, 'saçmalamayın. hadi bakayım siz gidin dinlenin ben birilerine hallettiririm' oluyor. bu noktada bölümün son sahnesinde arabaya binerken bir sonraki bölümün konusu belli oluyor bile çünkü ertesi gün paulie'nin evinde onun banka planını duymak üzere sözleşiyoruz kendisiyle. bölüm sonu.
    uzun bir bölüm olmamasına rağmen çok uzun anlatmamın sebebi tam deneylik bir bölüm olması. kamyon şoförünü dövmekten tutun liman içindeki savaş ve konuşmalara, sonrasındaki kovalamacaya kadar birçok farklı şey deneyebilirsiniz ben sadece en bilinenlerini anlattım size. ayrıca hikaye açısından da en kritik bölümlerden biri çünkü... sonraki bölümü okuyun!

    19 moonlighting: ertesi gün sözleştiğimiz gibi paulie'nin evine gidiyoruz. tam bir bekar evi. paulie neden bir anda fikrimizin değiştiğini soruyor biz de ona salieri'nin bizi kullandığını düşünmediğimizden reddettiğimizi ancak artık kullanıldığımızdan emin olduğumuzdan işi kabul ediyoruz. sam bu kez olayın dışında çünkü o açıkça olabileceklerden korktuğunu belli etti. paulie az önce koyduğu viskisini yola çıkmadan kafaya dikmek suretiyle bitiriyor ve alışılagelmişin dışında metroyu kullanarak paulie'nin bahsettiği bankaya gitmek ve orada planı dinlemek için evden çıkıyoruz.
    metroda laflamaya başlıyoruz. paulie 'hayat nasıl gidiyor' diye sorunca biz de son bir iki iş hariç sıkıcı olduğunu fakat çocuğun bizim için ilginçleştirdiğini söylemekle yetiniyoruz ki başlıyor paulie içini dökmeye. bize imrendiğini ve artık aile kurmak istediğini söyledikten sonra 'tek bildiğim partilere gitmek sabaha kadar eğlenip karı kız götürmek başka şeyler nasıl yapılıyor bilmiyorum bile. ayrıca artık 20 yaşında da değilim, unuttuğum şeyler oluyor. polis molis, insanlar ve borç verdiğim para bunların hepsini hesaba katarken bir bakıyorum ki millet beni tek ayak üstünde sikiyor ve bir sürü para kaybediyorum' diye sözlerini devam ettiriyor. bakıyoruz ki paulie'nin hedefi bu işle emekli olmak, bir pizzacı açıp mutlu mesut yaşamak (oldu canım sanki ptt şubesinden emekli oluyorsun). o esnada, metroda gittiğimiz sırada, şehirde işimizin düştüğü bazı mekanları görüyoruz. mesela solumuzda italian garden restaurant oluyor (biraz tur rehbervari oldu ama öyle). downtown'da iniyoruz ve daha önceden frank'in elinden hesap defterleriniz aldığımız (bkz: 10 omerta) bankaya yani, first national banka, giriyoruz. içeride paulie işin büyük çoğunluğunu bizim yapacağımız planı anlatıyor fakat ben burada anlatmayacağım çünkü ileride bankayı soyarken zaten anlatıyor olacağım. arkadaki figüranlara bakmak eğlenceli oluyor zira bankodaki adam beş dolar için olay çıkartıp çirkeflik yaptıktan sonra çıkıp gidiyor. asıl işin ilginci daha önce öldürdüğümüz morello özel bir bölmede bireysel bankacısıyla hoboken'e yatırım planlarını tartışıyor! tabii ki ismi morello değil ancak yüzü ve kıyafeti o, bakın benziyor demiyorum kendisi yani o. bu ikiliyi zorlarsanız banka görevlileri geliyor ve siz bankadan çıkarken arkanızdan ateş edebiliyor o yüzden çok zorlamayın. bankadan çıktıktan sonra paulie bizi kendi silahçısına yolluyor. bir de hızlı araba gerek ama mal ralph'e güvenemeyiz onun için de lucas'a gideceğiz. araç ve silahları aldıktan sonra paulie'nin evinin önüne gidip kornayı çalacağız, onu alıp bankayı soymaya geleceğiz. paulie'nin kendi silah zulası olup bizim olmaması ilginç aslında. bir de silah alacağımız yeri çok detaylı tarih ediyor paulie trenle gidelim diye fakat araba çalıp gitmek en iyisi (toplu taşımaya niye binelim ki, tüm araçlar bizim?). tüm plan bittikten sonra hoboken'de terk edilmiş palermo club isimli yere gidip polislerden kurtulmayı planlıyoruz. kabaca böyle, yola koyuluyoruz.
    silahlar için paulie'nin önerdiği yere yani yelllow pete's shop'a gidiyoruz. pete çok matrak bir adam, biraz aklı havada. paulie'yi hatırlayıp hatırlamadığından emin olmak için 'şu kısa boylu huysuz eleman mıydı' diye sorunca biz de nezaketten 'eh öyle denebilir' diyoruz (mazoşist olup oyunu oynamadığı halde sayfalarca yazı okuyanınız varsa söyleyeyim paulie orta/uzun boylu çok matrak hatta daha önce belirttiğim gibi yavşak bir karakterdir). burası oyunda en haz aldığım bölümlerden biri çünkü her silah karşınızda açık ve ceplerinizi istediğiniz kadar doldurmanıza izin veriyor oyun, ben her silahı almaya çalışıyorum. silahları alıp çıkarken yine duramadım pete ve yamağını öldürdüm bakalım hikayeye bir etkisi olacak mı olursa alt paragraflarda yazacağım, ilk kez deniyorum. çıktık luca'nın yerine geldik. bizden bir iyilik istiyor. özel bir paketi, takip edilmeden east marshall bridge'in altındaki big dick (isme gel) isimli elemana vermemizi istiyor ve verdikten sonra da adama bir şey olmamalıymış. paketi alıyoruz yol kısa hemen gidiyoruz (sahilden yayaların arasından gidin o yolu da görün, hem milleti ezersiniz). evet doğru gördünüz bir alay kutu var orada. onları siper olarak kullanacaksınız birazdan. dick ve ismiyle biraz taşak geçtikten sonra gelen üç adamı kolayca öldürüyoruz (canınız azalsa da luca'nın yerinden doldurursunuz). son bir goygoy daha yaptıktan sonra dick'le yollarımız ayrılıyor ve doğruca luca'ya gidiyoruz. luca bize minnetar olduğunu söyleyip alman üretici amerikan arabasının yerini söylerken bugünlerdeki en iyi araç olduğunu da söylüyor. oakland junior high school'dan central island'a doğru yola çıkan bir otomobilden bahsediyor. park edene kadar takip edip park halinde çalmamızı söylüyor. tabii ki park edene kadar beklemiyoruz, direkt yolda çalmaya çalışacağız fakat bizi fark edince adam direkt ateş ediyor, dikkat.
    arabayla paulie'nin evine gidip onu alınca yolda bir pete muhabbeti dönüyor. neden ona sarı pete dendiğini sorunca, paulie 'dişlerini görmedin mi? şehrin en sarısı. ayrıca kokuyor da' diyerek açıklıyor.
    bankaya geliyoruz. girişte paulie 'bu bir soygundur' diye böğürerek herkesi yeter yatırıyor. daha sonra öldürmemeyi hiç denemediğim güvenlik görevlisini, teslim olmasına rağmen, öldürüyoruz. geçen geldiğimizde beş dolar için olay çıkartan adamın olduğu bankoya yönelip bekleyin, arkadaki kapı açılıp bir güvenlik koşarak gelecek ve bankoya karşıdan baktığınızda sağınızdaki kapıyı açacak onu temizleyin. bu sırada paulie de girdiğimiz yönden gelen bir güvenlik görevlisini haklamakla uğraşacak ve çoğunlukla yardımımıza ihtiyaç duymadan haklıyor. sonra bankodaki adama gelip kasanın anahtarlarını soruyor. birinin hemen arkasında olduğunu söylüyor onu alıyoruz diğeri de üst katta, müdürün odasındaymış üst kata çıkıyoruz sağa döner dönmez karşımızda yine bir mavili güvenlik. uyanık olmakta fayda var can yakabiliyorlar. koridordaki dört yol ağzından düz karşıya geçtiğimizde yere çömelmiş bir adam var onun sağındaki kapının arkasında da bir güvenlik gücü bekliyor, onu da halledin. koridorda dört yol ağzına geri gelince sağınızda, ilk geldiğiniz yoldan gelince solunuzdaki koridora sapın. hemen solunuzdaki ilk kapı müdürün odası. müdüre anahtarları sorun, size dolapta olduğunu söyleyecek alın ve çıkın (öldürdünüz değil mi müdürü? aferin keratalar). bu kez alt kata, kasaya iniyoruz. direkt karşımızda duran parmaklıklı kapıdan geçin (sağınızdan ateş açıldıysa önünüze çıkacak iki görevli daha var demektir). iki kez sağ yapınca koridorun sonunda solunuzda yine parmaklıkların ardında kocaman kasa duruyor olacak fakat görevlileri öldürmediyseniz solunuzdaki küçük bankonun arkasında saklanıyor olacaklar onları da öldürün ve kasaya ilerleyin, film girecektir. bölümün ikonundaki gibi altın külçeleri görsek de onları değil tomar tomar paraları çalıyoruz. yüklendiğimiz paralarla yukarı kata çıkarken artan bir kadın çığlığı ve paulie'nin dayanamayıp 'eeeh yeter ulan' diye bağırışını takiben iki el silah sesi duyuyoruz (evet yerdeki kadını öldürmüş! vay hayvan!). zaman kümülatif işliyor o yüzden bir an önce çıkın bankadan.
    gideceğimiz yer yakın zorlanmadan gidebilmemiz gerek fakat az canınız varsa arabanın kaza yapması durumunda ölebilirsiniz bir de eğer lucas'ın verdiği araçla geldiyseniz üstü açık olduğundan ilk ters dönmenizde boynunuzu kırmak suretiyle ölüyorsunuz. o sebeple dikkatli bir şekilde hoboken'deki palermo club'a varıp arabayı park ediyoruz, paulie ile konuşurken film giriyor. başardık, heyoo yuppiii falan derken bir hawaii'ye kaçma esprileri dönüyor. ben demiştim ki aha adam kaçıyor bunu aramaya gideceğiz falan. paulie ile sözleşiyoruz ve ertesi gün parayı nasıl değerlendireceğimizle ilgili konuşmak için onun evinde buluşmak üzere sözleşiyoruz. sokakta bizi paket yapmasınlar diye üstümüzü değişip parayı bir çantaya koyduktan sonra paulie para ile biz parasız olarak mekandan ayrılıyoruz. artık zenginiz, hayallerimiz var ve bu işi başarabildik o halde yeni bölüme geçebiliriz...

    20 the death of art: aklımızda bir sürü fikir, hava güzel yürüye yürüye paulie'nin yanına gidiyoruz. amaç düşünüp taşınıp parayı nasıl kullanacağımız. evin kapısını çalarken kapının açık olduğunu fark edip içeri girdiğimizde beynimizden vurulmuşa dönüyoruz. paulie yerde yatıyor, kanlar içinde... önce paulie'nin derdine düşsek de nabız alamayınca 'para, para nerede?' diye feryat ederken paranın da gittiğini fark ediyoruz. telefon çalıyor, bir irkiliyoruz çünkü daha önce çalan telefonlardan sonra taranan insanları gördük (bkz: 15 you lucky bastard!). hemen salonu bir kolaçan ediyoruz daha sonra pencereden dışarı bir bakış attıktan sonra telefonu açıyoruz. telefondaki sam, bize salieri'nin banka soygunundan haberi olduğunu ve bunu tolere etmeyeceğini söylüyor. bize yardım edip, şehirden çıkartmak için buluşmak istiyor bunu da şehir galerisinde yapabileceğimizi söylüyor. 'paulie yerde milyon parçaya ayrılmış böylece yatarken kime güvenebileceğimi bilmiyorum, teşekkürler sam' deyip telefonu kapatıyoruz. apartmandan çıkarken araştırma için gelen polisleri görüyoruz. kendilerine bulaşmadan şehrin kasvetli havasına kendimizi atıyoruz. şayet beklerseniz ve sizi evde görürlerse çatışma çıkıyor bilesiniz.
    şehirde dehşet ve korku müziğimizle işe koyuluyoruz. şehir galerisine gitmek ve luca'nın görevini yapma alternatiflerimizden öncelikle luca alternatifini seçiyoruz, bu kez hikayeye uygun olması adına. gitmeyecekler direkt olarak şehir galerisine gidebilir (yürek yemişlerse) veya gitmeden yellow pete'in yerine gidip nevaleleri kuşanıp öyle yola çıkabilirsiniz.
    luca ile kısa bir diyalogdan sonra yola koyuluyoruz. luca'nın isteği ona ve başkalarına bolca miktarda borcu olan birini bulmamız. bunu için de 32'de patlattığımız hotelin (bkz: corleone hotel) önünde bekleyeceğiz. oradaki fahişelerden biri, aranan adamımıza para ve başka şeyler götürmekte. onu bekleyip takip edersek, borçlu adamın yerini öğrenip luca'ya söyleyebileceğiz. yola çıkıyoruz, bir süre otelin önünden bekledikten sonra kadın beliriyor ve takip başlıyor. arabayla da yaya olarak da takip ediyorsanız sapık gibi kadının içine girmeyin biraz mesafe bırakarak takip edin çünkü çok yaklaşırsanız ilkinde sizi uyarır gibi bakıyor, ikincisinde ise görev iptal. oteli patlattığımız bölümün devamında içini dağıttığımız kilisenin bir üst sokağında hemen köşede bir eve giriyor hanım kızımız. tekrar luca'nın yanına bu bilgiyi vermek için dönüyoruz. luca bize chinatown'da bulunan satılık araçların olduğu ikinci el bir araba pazarından bahsediyor. burada daha önceden bizde olan bir aracın daha iyisinin orada olduğunu söylüyor, hedef gidip onu çalmak. oto pazarına varınca önce etrafı polisler için bir kolaçan edin, polis yoksa giriş kapılarından birini (tercihen yola bakmayan kapıyı) silahla kilidini kırmak suretiyle açın. bu noktadan sonra getirdiğiniz araca binin ve içerideki dört hayvani köpeciği katledin. luca'nın da bahsettiği gibi ananızı belliyorlar çok af edersiniz. polislere yine dikkat ederek aracın kapısını açıp çaldıktan sonra yellow pete'e doğru yollanabilirsiniz.
    evet luca'nın görevlerini yapmayan sabırsızlar tekrar merhaba, bir paragraflık aradan sonra birlikteyiz. aracı aldıktan sonra (sizde yok değil mi kekolar) guliano bridge tarafından gidin, evet yolu çok uzatıyor yellow pete'e giderken ancak aracın gücünü ve hızlanmasını görebilmek için ideal bir yol. silahları almak için gittiğimizde iğrenç bir sohbet yapıyoruz maalesef. parayı verip, silahları aldıktan sonra artık şehir galerisine gidebiliriz. burada oyunun ilk celsede sizi direkt şehir galerisine yollaması aslında mantıklı olan çünkü orada bir dost (!) ile buluşmaya gidiyorsunuz. ancak luca'nın görevini yaptıktan sonra yellow pete görevi ya da ziyareti her neyse o ekranda beliriyor ve siz de gitmek durumunda kalıyorsunuz. açıkçası silahçıya uğramadan gitmek oyuna ayrı bir renk katar, bunu daha sonra denerim ancak yazmam.
    eveeeet artık o kapıdan giriyoruz içeri, kaçınılmaz sona doğru (henüz bilmediğimiz).
    içeride sam bizi karşılıyor. 'sürpriiiiiz' diye haykırarak üç katlı sanat galerisini tepesinden başımızdan aşağı dolarları döküyor. burada geçen diyaloğu birazcık özetleyerek yazacağım, her seferinde tırnak işareti kullanmamak adına. kafamıza doğrultulan iki silah ile açıklamayı dinliyoruz. sam, paulie'yi öldürdüğünü (en azından sebep olduğunu ve parayı aldığını söylüyor). salieri ve aramızda bir seçim yapması gerektiğinde bizim tarafımızı tutmanın intihara eşit olduğunu söylüyor. biz bu duyduklarımız karşısında şaşırmış bir tavır takınıyoruz. sam'in bir sözü var ki çok net, hem oyunu hem dünyayı güzel özetliyor: 'onur anlamsızdır tom! bu bir iş ve sen yazılı olmayan kuralları defalarca çiğnedin'. tom, ailenin sorunlarına kendisinin sebep olduğunu düşünmediğini iğneleyici bir şekilde söyleyince sam de eteğindeki incileri döküyor. istediğimizi yaptığımızı söyleyen sam daha sonra frank'i öldürmediğimizi, fahişenin hayatını bağışladığımızı ve son olarak da bu banka olayını söylüyor. aslında çoğu şeyden haberleri varmış, bunu anlıyoruz.
    tokat gibi cevapla atağa geçiyoruz (aşık atışması gibi, ortada henüz silah yok). sam, don salieri'nin müthiş bir düşünür olduğunu ve onun düşünme işini yaptığını söylüyor. biz de 'sen hiç iyi bir düşünür olmadın bu yüzden salieri'ye ihtiyacın olmalı, ben kendim düşünebilirim' diyoruz. fakat benim hislerim yüzünden salieri'nin hapse girmeyeceğini büyük harflerle, çok net bir şekilde ifade ediyor.
    son olarak bizi salieri ve kendinin çok sevdiğini, böyle bitmesine üzüldüğünü, paranın bir kısmı ile sarah'a bakılacağını, salieri'nin düşündüğümüz kadar bir canavar olmadığını söylüyor sam. ardından bizi uğurluyor, acı çekmememiz için diğer iki gorile talimat veriyor. acı son...
    ...o iki goril için. kabak gibi çıkardığımız silahla çevik bir hamleyle ateş ediyoruz. kalan ikinci adam üzerimize gelirken artık bölüm başlıyor. kalan adamı da indirin, açık olan büyük kapıdan ve yanımızdaki kapalı kapının oradan birer adam gelecek. daha sonra açık kapıdan devam edelim. etmeden dikkat, büyük kapıdan girmeden solumuzdaki balkonda bir adam var, zımbalıyor sizi. ona dikkat ederek kapıdan içeri girin. girdiğiniz dahil ilk iki oda boş, üçüncü odada iki kişi daha var onları da haklayın. daha sonra o odadan çıkınca hızlıca sağ ve sol yapın ancak ilerlemeyin. karşınıza toplamda altı kişi çıkacaktır, hepsi karşınızdan gelecek. onları indirip, öldükleri noktaya ilerlerseniz hemen geri kaçın çünkü oraya iki adet el bombası atılıyor ve geri kaçmasanız geçmişler olsun.
    burayı atlattıktan sonra ikinci film devreye giriyor. puşt sam yine tepede, goygoy yapıyor (erkeksen tek gelsene it, bi araba adam getirmiş hala tık yok). işte yok 'çocuklar dikkat edin'miş efenime söyleyeyim 'etrafta çok fazla değerli eşya var'mış 'onları kırmayalım'mış falan fıstık. şimdi görece uzun bir merdivende ortadayız, hemen geldiğiniz yöne yani aşağı doğru koşun. arkanızı dönün ve merdivenin geliş yönüne bakın, şanslıysanız bir adet taramalılı abi geliyor olacak onu indirin. sonra tam karşınızda trabzanların arkasında pompalı sahibi bir dayı olacak. onu da indirin. şimdi yukarı çıkıp köşeyi dikkatli dönün çünkü hala sağda solda adam olacak ve mermi yağmuru altında kalacaksınız (gerçekten geçmesi zor bir noktaydı benim için, herkes kör noktada ve kafanı çıkardığın anda geçiriyorlar). en iyisi köşelerdeki heykellerden birinin diyagonalinde pusuya yatmak. ben sağa dönmeyi seçtim ve tepede iki adam daha vardı onları da indirdim.
    artık bir üst kattayız, rahatlamayın ortadaki alanda iki kişi daha olacak onları öldürün ve ilk trabzanların arkasındaki dediğim adamın yanına doğru gidin. bir merdiven olacak, onun altında muhtemelen ilaç gibi gelecek bir ilk yardım çantası var, onu alın. tabii almaya giderken yine bomba tarifesi uygulanacaktır. dolabın yanına yanaşın ve hemen geri kaçın yine bomba atılıyor olacaktır. biraz beklerseniz (bazen) koşarak bir lavuk iniyor olacak aşağı, korkmayın indirin. sonra ortadaki yuvarlak meydana gelin ve sağınızdaki odaya girin. iki pompalı olacak dikkat, soldaki kanepelerin ardında da iki adam var onlara da dikkat. bu arada bu bölüm ve özellikle bu noktadan sonrası için konuşmak gerekirse her delikten adam çıkıyor/çıkabiliyor, kaçırdıysam affola. neyse devam ediyoruz, keyfine bu heykellere ve tablolara sıkabilirsiniz, zarar görüyorlar. yol sizi kendisi götürüyor ancak dediğim gibi hep tetikte olun, kimse yok sandığınız bir anda üzerinize çullanıyor şerefsizler. bir noktada sam'i görür gibi olsak da devam ediyoruz ve tekrar ikinci bombanın ve ilk yardım çantasının olduğu yere gelmiş oluyoruz. şimdi bu merdivenlerden yukarı çıkıp (soldan çıkarsanız) sağdaki kapıdan içeri girin, zaten diğer kapı kapalı bir odaya çıkıyor. artık sessizlik hakim, sona yaklaşıyoruz. girdikten sonra nereye döndüğünüzün bir önemi yok, bir miktar ilerleyin ve penceremsi yerlere gelin, film devreye girecektir.
    ilk sahnede lavuğun sizi ıskaladığına bakmayın sonra oyundaki en keskin nişancı olacak (birlikte göreve giderken neredeydin lan!!??bir1!!). artık dalga geçme sırası bizde, birazcık laf sokuyoruz ardından salieri'nin onu da kazıkladığı söylüyoruz. milyarlarca adamın arasına girip sigara çaldığımız bölümde (bkz: 18 just for relaxation) o sigaraların aralarında elmaslar olduğunu ve salieri'nin bunlardan bahsetmediğini söylüyoruz. ancak sam ise elmasları bildiğini ve satana kadar salieri'nin kimseye söylemediğini söylüyor. ayrıca frank'i öldürmememizin bununla hiç bir ilgisi olmadığını (haklı olarak) söylüyor. biz konuşurken, karşılıklı balkonlarda siper almışken sinsi sam kafasını yavaş yavaş çıkartıyor ve bizim bakmadığımızı görünce artık sesin geldiği balkon/pencere tarafına doğru silahını doğrultmuş vaziyette konuşmaya devam ediyor. içimize bir kurt düşüyor ve 'ulan frank'i öldürmediğimi nasıl anladınız' diye soruyor sam'e. o da acımasızca hikayeyi anlatıyor: öldürmediğimiz fahişe, şu anki eşimiz sarah'nın en yakın arkadaşı (burada zaten bir laf sokma var). şehre geri geldi ve biz de onu tesadüfen bulduk diyor sam. 'tom, tom, tom.. bir kadına asla güvenemezsin' diyor ulu bilge sam (yalan mı?). sonra bu kadının canlı olduğunu öğrendiklerinde frank için de bir araştırma yapıp onu da buluyorlar. ancak burada net bir şekilde frank'i öldürüp öldürmediklerinden bahsetmiyor ki muhtemelen öldürmüşlerdir. son olarak bir 'acaba' diyerek, 'sam, gerçekten her şey böyle mi bitmeli? bir şansımız daha olabilir' diye yalandan yokluyoruz sam'i (ortada darmadağın bir sanat galerisi, onlarca ölü adam varken). sam de tek ve mantıklı cevabı veriyor 'üzgünüm tom, buradan geri dönüş yok'.
    duygusal sahnemiz bittikten sonra oyun tekrar devam ediyor. biraz geç olsa da burada en az bir şarjör kadar taramalı merminiz yok ise geçmiş olsun. çünkü bu sam manyağı kafanızı çıkardığınız yerden vuruyor. tek çare biraz yetenek biraz da şansla, bir veya iki kez kendisini vurduktan sonra taramalı ile ritmik aralıklarla ikişer üçer mermi sıkmanız. unutulmaması gereken iki nokta var: her ne kadar pencereler yuvarlak bir ortam oluşturuyor olsa da sam'in yanına gidip vuruşamıyorsunuz, siz hangi pencereye geçerseniz o da karşınızda beliriyor. ikinci olarak da, sam asla ölmüyor. evet boşuna uğraşmayın yeterli hasarı verdikten sonra vurduğunuz yere doğru gideceksiniz. sola nişan alıp, sağdan çıkacağınız bir pencere (diğer türlü çok zorlaşıyor, sizin silahınız onu vuracak noktaya gelene kadar sam ağzınıza mermi sokmaya başlamış oluyor) bulun ve verdiğim taktik ile onu yeterince vurun (10-15 mermi yeterli olacaktır). ya da şerefsizlik yapıp sağ dirseğinizi eser miktarda siperden çıkarın, sam mermi yağdırsın, şarjör değiştirirken çıkın, seri ve ritmik bir şekilde bu işi bitirin. her iki koşulda da artık yeterli zararın verildiğini düşünüyorum ve artık yerdeki kan izlerini takip ediyoruz. dikkat, izlerin sonunda son bir hışımla karşımıza çıkacak şerefsiz, ona hazırlıklı olun ve tekrar mermi sıkın araya film girecektir.
    bizi vuruyor bir noktada sonra mermisi bittiği için teslim oluyor. 'bir kez daha aynı durum ve sen yine karar veremedin' diyerek bizden kaçıyor (vicdan yapıp vuramadık lavuğu yine, yerde yaralı yatıyoruz). filmin devamında sam'i hep arıyoruz. en sonunda, bize girişte konuşma yaptığı noktada sırtından vuruyoruz! ve o sam başlıyor bülbül gibi şakımaya. 'salieri seni kesin yakalar, hain herif' diyor bize. tüm hikayeyi özetliyor aslında bir nevi. 'bütün hayatın boyunca bir kaçak gibi yaşayacaksın ve bir gün seni de bulacaklar, tıpkı frank'i buldukları gibi' diyor sam ve o noktada frank'in de nalları diktiğini anlıyoruz. 'sadece onun yaşamını uzattın tom, başka birşey değil. düşün ki frank, salieri'nin tek gerçek dostuydu. arkadaşlığın hiç değeri yok!' diyor ve son sözlerinden sonra mermileri onu ebediyete uğurlamak için kullanıyoruz. cansız bedeni zemine düşerken, bir alt kattaki etrafa saçılmış paraların üzerine kanı akmaya başlıyor sam'in...

    epilogue : tekrar dedektifin yanındayız. adam hayretler içinde, 'yani tüm o karışıklığın sebebi sendin öyle mi?' diye soruyor bize boş bulunup. 'hızlı kaçmalıydım, karımı ve kızımı alıp hemen ülkeyi terk ettim. frank'i beş yıl geçtikten sonra avrupa'da bulup öldürdülerse onlara ihanet ettikten sonra beni bırakmazlardı' diye devam ediyoruz. dedektif de tüm bunları mahkemede anlatmaktan emin olup olmadığımızı soruyor (hatırlayın oyun bu kafede, dedektife her şeyi anlatmamızla başlamıştı). 'bu insanlar hapiste olursa dışarıda olduklarından çok daha zor benden intikam alırlar, elektrikli sandalyeye mahkum olurlarsa hiç alamazlar. bu sebeple duruşmadan sonra bana kızıma ve eşime koruma ve yeni kimlikler vermenizi istiyorum'. tom işi gerçekten iyi planlamış, dedektif de oluru veriyor. 'senin gibi birine yardım etmek her ne kadar etik olmayacaksa da sonuçları değecektir' diyor dedektif. e ulan sayın kanun adamı, o zaman yakalasaydınız bu adamları da tom ve benzerlerine ihtiyacınız kalmasaydı, değil mi?

    gazete manşetleri ekrana yağmaya başlıyor. salieri ve adamlarının aldıkları cezalarla ilgili. bittiğinde bir hücrede kendimizi yazı yazarken buluyoruz. on yıldır tanıdığımız insanlar için ifade yazıp, hapse girmeleri için uğraşıyoruz. salieri ömür boyu ceza alıyor ve bazı üst düzey adamları elektrikli sandalyeye mahkum ediliyor. en kısa ceza sekiz yıl olmak üzere herkes ceza alıyor. tüm bu zamanda biz bir hücrede ziyaretçi de olmadan tek başımıza kalıyoruz ancak buna değiyor. norman (dedektif) üçü için de yeni kimlikler ayarlıyor ve amerika'nın diğer ucuna yerleşiyorlar. iyi bir şirkette şoför olarak iş buluyor sevgili tom. tüm bunlar anlatılırken güzel, masmavi gök yüzünden kamera yavaş yavaş yeni evimiz ve onun bahçesini sulayan bize doğru iniyor. ufukta sokağın köşesini dönen kırmızı bir araba sadece dikkatli gözler tarafından seçiliyor. 'huzurumuzu bozan tek şey savaş oldu (2. dünya savaşı) ancak bunu da atlattık, hayat güzel' diyor.
    iki tane takım elbiseli insanı taşıyan kırmızı araç tommy angelo'nun yani tom'un evinin önünde duruyor. bahçeyi sulayan tom'a yaklaşan kişiler 'bay angelo?' diye soruyorlar. tom arkasını dönerken yüzünde dehşet ve şaşkınlık var (çünkü yıllardır onun gerçek adını bilen kimse yok). kesik ve tereddütlü bir ses tonu ile 'evet' diyor ve benim yıllardır gördüğüm en duygusal oyun sahnesi ortaya çıkıyor:
    'mr. salieri sends his regards!'. bunu bu kez ingilizce yazdım çünkü artık bu cümleyi çevirmek istemedim. benim için anlamı büyük olan bu cümleden sonra sahne tamamlanıyor ve korku dolu mavi donuk gözler, son bir kez kırmalı bir çifte ile karşı karşıya kalıyor. silah ateşlendiğinde katillerin geldiği aracın renginde olan kanımız yeni sulanmış bahçenin zeminine aheste aheste dağılmaya başlıyor.

    'dünya, kağıt üzerine yazılmış kanunlarla yönetilmez. insanlar tarafından yönetilir. bazıları kanunlara uyar, bazıları uymaz. herkes kendi dünyasını yaratır ve buna uygun olarak yaşar. ayrıca ciddi anlamda şanslı da olmalısınız ki başkası sizin hayatınızı cehenneme çevirmesin. ve yaşam size hiç ilk okulda söyledikleri gibi kolay değildir. ancak güçlü değerleriniz olması ve onları devam ettirmeniz de güzeldir. evlilikte, suçta, savaşta... her zaman ve her yerde. ben sıçtım, tıpkı paulie ve sam gibi. daha iyi bir hayat istedik ancak sonunda çoğu insandan daha kötü duruma düştük. bence hayatta dengeyi kurmak çok önemli. denge, evet doğru sözcük bu. çünkü hayatta her şeyi isteyen birisi neredeyse her şeyi kaybetme riskini göze alır. aynı şekilde çok az isterseniz belki de hiçbir şey alamazsınız'.

    tom'un bu harika monologundan sonra ekranda 'the end' yazısı çıkar. çalan harika şarkı da 'lake of fire'dır.

    buraya kadar okuyan ruh hastası var mı bilmiyorum ancak son birkaç şey söylemek istiyorum. öncelikle bu harika oyunu anlatırken elbet yanlışlar yapmış olabilirim, gördükçe düzelteceğim. her ne kadar toplamda iki yıla yakın bir zamanda yazmış ve 30-40 saat arası bir emek vermiş olsam da istediğim gibi bir yazı yazamadığımı hissediyorum. dili düşük, hitabı yanlış ve dandik olmuş olabilir. bir kusurum var ise affola.

    oyunda gözüme çarpan ve döneme göre (yanılmıyorsam yıl 2003) harika sayılacak detaylar ve grafiklerden gözüme çarpanlar da:

    - arabanın kaldırımda, kumda patinaj çekmesi.
    - sigara dumanının havada ağır ağır dağılması.
    - sıkılan kurşunun bölüm sonuna kadar aynı yerde kalması.
    - 6 patlar veya taramalı gibi silahların kurşunların tamamının değişmesi (attığın şarjörün içindeki mermiler toplam mermi sayına katılmıyor).
    - ceza yediğinde polisin sizi '2. kez oluyor' diye uyarması (4. seferde tutuklanıyorsun).
    - liman bölümünde denizde dalga olması.
    - şehir dışında hız limitinin 75 km/sa olması (şehir içerisinde 60 km/sa).
    - kullanılan aracın kontağı kapatıldığında hala aracın içinde olsak da egzoz çıkışının kesilmesi.
    - kana basınca ayak izi şeklinde kan olması.
    - sanat galerisindeki resim ve heykellerin hasar alıp kırılıp dökülmesi.
  • görevden dönmüşüm, salieri'ye geçmeden bi lucas bertone'ye uğrayayım dedim. çay ikram falan derken tommy dedi, benim bi kuzen var, başı dertte söyle o mala da kaçsın polis şafak operasyonu yapacak dedi. lucas beni yorma amk oralara kadar zaten bir kamyon kanada viskisi kaptırdık dedim, arabalara olan düşkünlüğümü biliyor pezevenk, olm elimde çok nadide bi parça var dedi, sen hele bi hallet şu işi.

    neyse çayımı bitirmeden apar topar gittim hoboken taraflarındaki bunun kuzeninin yaşadığı izbe eve. çaldım kapıyı, açmıyor da gavat. lucas bertone sends his regards deyip luparamın tadına baktıracaktım oysa ki. neyse dedim benden duymuş olma şafakta basıp yatakta asacaklar seni hadi aeo. sağol abi ben arka kapıdan kaçarca dedi. ben de tam görevini yapmış, vergisini ödemiş her vatandaş gibi kendinden emin tavırlarla arabama binerken siren sesleriyle irkildim. meğer rıza baba ve ekibi olay yerine hakikaten yakınmış. herifi uyardık görev bitti derken adamlar baya baya lhpd'yi hoboken sokaklarına yığmış resmen. hız limitleyicimi açıp kendimden emin bir şekilde yavaşça uzaklaştım. o akşam daha fazla problem istemiyordum..

    işte o an 15 temmuz lost heaven şehitler köprüsünden geçerken dedim ki, iyi ki mafia oynamışım.
  • ah o tren garında geçen ve hala ismini google'dan bakmadan yazabildiğim lucky bastard bölümü ve onun bana yaşattığı zorluklar.
    ve o lanet araba yarışı bölümü, günlerce geçilemeyen...
    bu oyunu oynayan herkes hatırlar bu bölümleri üzerinden ne kadar yıl geçerse geçsin.
    işte böyle efsane bir oyundur.
  • hiç tartışmasız senaryo olarak dünyanın en iyi oyunu. tabi benim için her türlü dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyunu. restore edilip hd grafiklerle, yenlenmiş arayüz ve araba kontrolleriyle bir sürümü çıksa, hiç kuşkusuz en çok satanlar listesine girer.
  • gelmiş geçmiş en iyi single player oyundur sanırım.
    unutursak kalbimiz kurusun!
  • 2002' yılında bir arkadaş ziyaretinde oynarken görüp, ardından müptelası olduğum gelmiş geçmiş en iyi bilgisayar oyunu. arkadaş oynadığı için, ilk olarak eski hapishanedeki suikast bölümüyle karşılaşmış olmamdan ötürü bir ilk başlarda oyundan korkmama neden olsa da, free ride denemesinden sonra bir sıkıntısı olmadığını anlayıp, arkadaşımdan ayrılıp korsan cd'cilerin yolunu tutmuşumdur. o günden beri her 2 yılda bir bu oyunu yükleyip bitirir ve ardından silerim. bu oyun benim için o kadar özeldir ki, kardeşim ilk okul çağına geldiği an ona da oynatıp bitirttim her ne kadar yaptığım doğru bir şey olmasa da. yine de her bilgisayar oyunu meraklısı insanın kesinlikle oynaması gerek bir oyundur. senaryosu, oynanışının, görsellerinin güzelliğinin yanı sıra, gönüllere taht kurmasının en büyük sebeplerinden biri soundtracklarıdır. bu oyun sayesinde bütün oyun severlerin django reinhardt ile tanışmış olmasına vesile olmuştur. ve o zamandan beri, kendi arabam olduğunda mutlaka mafia müzikleri eşliğinde araba sürmek hayalim olmuştur ve gerçekleşmiştir.