*

şükela:  tümü | bugün
  • mutlak karanlık paylaşılırken kurulan arkadaşlık.
    (bkz: mağara araştırma derneği)
  • (bkz: ashab ı kehf)
  • ayfer tunç'un, bir şeyler anlatma kaygısından çok daha fazlasını ortaya koyduğu eser(i)dir; başucunuzda kesinlikle bulunsun.

    --- spoiler ---

    ayyıldız çoook haklıydı aslına bakarsanız. neden haklı olmasın ki? insanların afilli kutularla/sözlerle metalaştırdıkları, gereksiz kutsiyet atfettikleri; sonrasında ortalık orospusundan beter hale getirdikleri bir mahkumiyet kimsenin arzu edeceği bir sonuç değil.

    insanların şu hayatı h-a-l-a oyun sahnesi olarak görüyor oluşu, yanlış sorgulamalar ve sorulara doğru cevap vermemek için gösterdikleri ‘aşırılık’ neyle tarif edilirdi ki başka? herhalde bu hikayeler ambalajın önemine, kulaktan dolma bilgilerin, gıybetin; bezminler, rüstemler ve aradığını bulamayan bir adamın aralarında pay edileceği gerçeğiyle yoğruldu.

    farkında ol(a)madıkları semboller, hayatlarını birbirine bağlayan olaylar yerin her bir katında parlıyorken gün gibi; bunları görmeyip üzerinde fazla duracakmışçasına gösterdikleri yapaylık ve daha da kötüsü bundan duydukları memnuniyet…

    öyle ya, bu sıradanlıktan kendilerini kurtaracak yahut sağa sola savrulan hayatlarını dizginleyecek olay; badem bıyıklı, saçlarını bir yana yapıştırmış azılı bir diktatörün hunharca saldırışı olmalıydı. yalnızca böyle bir gücün harekete geçişi ve yükselişinin önlenememesiyle akıllanırdı insanlar.

    o günlerin acısıyla yaşayanlar, bu tür meselelerin ulu orta konuşulmayacağını bilirlerdi; o pisliği, kiri ve lekelenmiş her duyguyu sandıklarına da gömeceklerdi elbet, şakası yoktu bu işin. fakat bunlardan birer mit yaratacak koca karılar muhakkak çıkacaktı. çıkmalıydı da zaten, değil mi?

    ne de olsa o korkunç günler geride kalmıştı. insanlar birbirlerini dinlemekten kaçınıyor, kaçışın sessiz çığlığını taklit etmekten öteye gidemeyen bir korkunun da tutsağı haline geliyorlardı; dört tane sıvası dökülen duvardan tırsarak.

    “…dünyada iyiliğin mi daha çok, kötülüğün mü daha çok olduğu konusunda konuşmak da pek anlamlı gözükmüyor zira. çünkü, kötülüğün sadece varolması bile yeterlidir ve varolan bu kötülük ne yakınındaki ne de uzağındaki iyilik tarafından yok edilebilir…”

    schopenhauer’in “merhamet” eserinden alıntı yapmamın sebebi; ayfer tunç’un öykülerinde ambalaj ve etiket merakını vurgulayışından ileri gelen bir hatırlatma ihtiyacıydı. bu köprünün kurulmasında, fikirlerin ne olduğundan ya da sizin aslında ne düşündüğünüzden ziyade, ona uygun bir vitrin oluşturup oluşturamayacağınız düşüncesinin ağır basması önemliydi.

    her şeyi basite indirgemekten şikayet ederken, basit kavramının, karmaşanın en yüce ve zarif sunumu olduğunu bilmeme hatasına düşenleri ve her zamanki garip küçümseyişleri anlatmak da tüm bu hikayenin temeliydi.

    --- spoiler ---

    yani dostlar; içinden geleni yazanların kelimelerinde kötülük yoktur. bu zinciri oluşturan tüm olaylarda ve kafamdaki sahnelerde bunu anladım.

    insan beğenilme kaygısı taşıyan bir varlık. doğası böyle, kınayacak ya da övecek bir şey yok bunda. daha incitici ve vahim olan; eylemleri ortaya koyan insanların “elalem ne der” baskısından ödlerinin patlaması.

    güzel şeyler düşlemek insanların ne yaşadığını/düşündüğünü bilmemizi, tahayyül etmemizi sağlamaz. kötüler için de aynı şey geçerli. ilerde birgün değerlendirme fırsatı bulduğunuz fikirlerinizin karşılaşacağı muamele aşağı yukarı bu paralelde seyredecek. tenkit yahut yerme amacı da taşımıyor zaten gördüğünüz üzere. daha çok sizin iç dünyanızla alakalı ve ben öykülerdeki bu farklılıkla ilgileniyorum. tüm bunları düşlüyorken ‘rol’ kaygısı mı var içinizde, yoksa gerçeğinizin peşinde misiniz sadece?

    kalemine sağlık ayfer abla.