şükela:  tümü | bugün
  • altyazilardaki turkce dilbilgisi yanlislarina hasta oldugum programlar silsilesi..

    "bakalim ayse hatun onalda seren serengile cevap verecekmi?"

    "herkez barda eglenirken cifte kumrular ne yapti?"
  • biraz evvel sesini kıstığım televizyonda, biten dizinin ardından başlayan bir program devam ediyordu.. göz ucuyla bilgisayardan kafamı kaldırınca magazin programı olduğunu fark ettim.. sallamadım bilgisayara bakmaya devam ettim..
    bilgisayardan kafamı kaldırıp tekrar televizyona bakayım dedim bi 5 dk sonra..
    aynı program devam ediyordu..
    odaklanıp ne anlatıyorlar diye ses kapalı izlemeye başladım..
    bir havuz, havuzun merdivenlerinde sarışın bir bayan..
    bayan havuz merdivenlerinde aşağı dogru yavaşça ilerliyor.. bileklerinden yukarı dogru su yukseliyor..
    bu arada birşey beliriyor ekranda.. bir kırmızı daire.. bu ne dememe kalmadan bayanın kalçalarına kilitleniyor kırmızı daire.. anlamaya çalışıyorum o "ufo işte burada sayın seyirciler" dairesinin bayanın kalçalarında ne işi olduğunu.. ve o anda bayan yürümeye başlıyor suda.. ve selülitleri gözüküyor kırmızı dairenin içinde.. hareket ettikçe kırmızı daire takip ediyor.. selülitler iyice izleyicinin gözüne sokuluyor.. o an kafamda şimşekler çaktı. ses kapalı ama birşeyler duymaya başladım.. "ünlü mankenin selülitleri ortaya çıktııı!" "ünlü manken bu yaza formda giremiyor!" "sevgilisinden ayrılan manken hede kendini yemeğe vurdu ve selülitleri bir anda ortaya çıktı!" "şoooook haber manken hede selülitlerle görüntülendi!".. kendi kendime sesi açmamak için tenkitte bulundum.. çünkü sesi açınca bunları duyacağımı biliyordum. bu haysiyetsiz, aşağı seviye, rezillik meydanı programlardan beklenebilecek başka birşey olamazdı zaten.. bir insanı, kurbanlık koyunmuşçasına "hmm butlar güzel kilosu kaça usta" dedirtircesine böyle mal yerine koyan insanları ben iyimser davranıp patates çuvalı yerine bile koyamıyorum.. patatesler ve onları tutan çuval bile çok daha yararlı bir iş yapıyorlar çünkü..

    ha bu arada.. magazin programları benim sinirlerimi bozan programlardır.. tanım bu..

    (bkz: sinirden klavyenin enter tusunu cikarmak)
  • her haber arasında daha sonra gosterecekleri haberlerin tanitimlarini yapiyorlar. hele ki her bir haberin icinde tekrar edilen kisimlar var ki bi program bunlar yuzunden iki saat suruyo. iddiam o ki bu programları ziplesek loseless(icerik-veri kaybi olmadan) 10 dakikaya kadar indirebiliriz.
  • uyku ilacı içmeyi sevmeyenlerin muhakkak izlemesi gereken tv şeyleri. 10 dakika içinde kesin çözüm.
  • "hazır x'i yemek masasında yakalamışken aşk hayatını da soralım dedik" diyen programlar.
  • bir dizi oyuncusu bayan (çok masum gerçekten) bir yerden çıkıyor, neresi bilinmez. kamera görüntüleri var önce, ve dış ses birşeyler anlatıyor. kamera devamlı olarak kare atlıyor ve devamlı hareket ediyor. bir nevi diskotek havası verilmeye çalışılmış. çok rahatsız edici bir görüntü. rahatsız ediyor ama yine de kalkamıyor insan başından, sanırım hipnotize ediyor. dış ses susuyor ve görüntünün sesi geliyor, saçma sapan sorular. ve son soruya gelmeden önce:

    dış ses: "eskiden ralli yapan şekşi dizi yıldızı hala devam ediyor mu?"

    bu arada ekranda ralliyle alakası olmayan bir araba yarışı görüntüsü. haberi yapanın bu konudan anlamadığı belli. kimse de beklemiyor zaten bu kadar basit bir ayrıntıyı bilmesini. çok daha vahim durumlar varken (bkz: magazin programlarinin turkce ye kazandirdiklari). görüntü geçiyor, dış ses susuyor, tekrar kadına dönülüyor.

    muhabir: "hala ralli yapmaya devam ediyor musunuz?"
    kadın: "ben hiç ralli yapmadım, pist yarışı yaptım. ve evet devam ediyor!"

    sonuç:

    bu magazin programlarının ne kadar vahim durumda olduklarını göstermektedir. soruyu soruyorlar, cevabı alıyorlar ama haberi götlerinden uyduruyorlar. habercilik ahlakından, geleneğinden yoksunlar. üstelik yüzsüzler. yaptıkları haberin doğruluğu yanlışlığı umurlarında değil. yanlışsa bile düzeltmek gerekli değil. yeterki mitralyöz gibi saydırmaca haberler. götünden saniyede bin tane haber uydurma. bin türlü gereksiz şeyi halka kakalayarak reklam geliri yaratma. ee tabi ki kalite düşerse üretim ve kazancın da artması gayet doğal.

    "seyircilerin istediği bu, halk bunları görmek istiyor, bilmek istiyor" diyerek uydurulan yalanların da sonunda gelindi çünkü artık haber yapacak patlatılıp söndürülecek popüler insan kalmadı. bu yüzden kendi magazin insancıklarını yaratmaya da başladı bu programlar. çünkü piyasadan beslenemez hale geldiler.

    ama sona yaklaşıyorsunuz. bu hızda kontrolden çıkmanın sonu kendi prenses dianalarımızı yaratmamızdır (bkz: dodi el fayed).

    not: bu dizi oyuncusunun o kadar da masum olmadığını da göstermiştir bu magazin programları bize. kimin yatağının altında kimler saklanıyor, kim kimi hangi cipin arka koltuğunda öpmüş, kim kimin eski sevgilisini çalmış, ...
  • insana, kulak ve gözlerinde sorun varmış gibi muamele çekerler. bunlara denk gelmemek de zor iş. neredeyse her kanalda ve hemen hemen hergün bir tanesi zort deyü yayınlandığı içün kaçması zor oluyor efenim.

    şimdi gelelim, kulak ve göz meselesine. kendimize hemen x bir konu ve x bir manken, şarkıcı yaratalım cillop gibi.

    botoksever hanım ve kırışıklıkları olsun meselemiz. hanım kızımız kameralara 'dünyayı ben yarattım' edasıyla bakıyor, gözler hafif kısık ve şuh bir görünüm. mekanımız ise bir gece kulübü çıkışı olsun, gece gece iyi gider.

    buraya kadar herşey normal gibi, aslında anormal ama normal deyüp geçelim. ekrana görüntüler yansıyor ve muhabirimiz röportajına başlayacak. 'ehi ehi' gülücükleri eşliğinde botoksever bayan pat küt cevap vermeye hazır.

    motoooooooooooor! ve avazı çıktığı kadar bağıran arka ses.

    -botoksever hanımı gece kulübü çıkışında yakaladık!! (gitti bizim gül gibi kulaklar)

    deme be. tamam, eyvallah yakaladınız. onu da anladık. velhasıl, bunu idrak etmişken ekrana koca puntolarla renk cümbüşü içerisinde bir yazı çıkıveriyor.

    'botoksever hanımı gece kulübü çıkışında yakaladık!!' (valla de?)

    ee? n'oldu şimdi abi? az evvel zaten bunu bağıra çağıra söylediniz. ekrana yazmanın lüzumu ne? çift dikiş giderek öğrenim hayatını tamamlayan öğrenci miyim ben, yoksa zurna mıyım he?

    neyse, muhabir soruyor;

    -botoksever hanım. botox yaptırdığınız söyleniyor, doğru mu acaba?
    -aa yok vallahi. tamamen yalan haber, ihtiyacım var mı? doğal halim. (ehi ehi'ler eşliğinde)

    cengaver yazılar, ses eşliğinde yine ekranda beliriyor;

    'iddialara yalan dedi!!' (hay bin kunduz)

    e duydum zaten abicim. tekrarlamanın gereği var mı? yaptırmamış botoks motoks. tüm iddialar yalanmış, falanmış. botox yaptırmamış diye sevinç taklaları atıyorum zaten ben. algı kanallarım da açık, ne demeye şu güzel ortamı bozmak çabasına girer, koca yazıları ekrana sürersiniz? kuyruğuna basılmış kedi gibi bağırarak söylersiniz? botoksever hanım, türkçe soruya türkçe cevap vermiş. ben de türkçe bilirim, anladım. uzatmayın, salak değilim çok şükür.

    ve unutmadan, o yazılardaki renk seçimi nedir abilerim, ablalarım? başı sarı, ortası mavi, sonu ise mor. allah allah, sanki yağmur sonrası gökkuşağı izliyorum. şahan edasıyla 'yauvvv bi git, gözüm görmesin!' diyorum size.

    velhasıl kelam; aman doktor civanım yetiş. sağlam girdik, çürük çıktık.