şükela:  tümü | bugün
  • 15'inci sezonuna giren semaver kumpanya'nın 25 kasım cuma akşamı prömiyerini yapacak yeni oyunu.

    "1969 senesinin yılbaşı akşamında geçen oyun evli bir çiftin yaşadıkları üzerinden bir döneme mercek tutuyor. toplumsal ve siyasal düzenin bireyin yaşamına olan etkilerini tartışan bu iki kişilik oyunda sarp aydınoğlu ile sezin bozacı aynı sahneyi paylaşacak."
  • hakan tabakan'ın yazdığı oyundur. yakın zamanda izleyip izlenimlerimi buradan paylaşacağım.

    izledim, paylaşıyorum.

    bu oyuna bir slogan yazmamı isteselerdi o şu olurdu: bazı şeyler gizli kaldıkça silikleşir. 70’li yıllar türkiye’si, işçi sınıfı hareketinin toplumsallaştığı fakat bir iktidar alternatifi haline gelemediği, buna paralel olarak ülke aydınlarının da sınıfla etkileşime girdiği ancak, sınıfın tarihsel çıkarlarını gerçek kılabilmek için ebelik misyonunu yerine getirmekten çok, bir dizi teorik tartışmayla kendi yönünün tayin etmeye çalıştığı bir süreci yaşıyor. akademisyen şefik uzungece, cahit’in babası da tam bu türkiye’nin katledilen akademisyenlerinden. peki ya cahit uzungece?
    cahit, gizli bir isyankar. ve isyanı gizli kaldıkça silikleşmiş. elinden düşürmediği kitap, ince memed’le olan bağı da bir tür katarsis. memed, silahını omuzuna alıp çakırdikenlerin arasından atını dağlara sürdüğünde cahit de bir arınma yaşıyor. ancak bu kadar. mesele kendi hayatı olduğunda, cahit gerçekçi değil romantik oluyor. bu, var olan durumu doğru analiz edemediği anlamına gelmiyor
  • dün akşam oyun atölyesi'nde izlediğim ve üzülerek söylüyorum ki pek de bayılmadığım oyun. ilk önce şu uyarıyı gireyim, yazdıklarım her türlü spoiler içerebilir (sonu olamayan cümlelerimin iç sıktığının farkındayım, oyunun etkisi size de ulaşsın istedim...):
    sahneye ilk girişte, dekor müthiş güzel, kaynamakta olan bir çaydanlık, nefis bir bağlama, kitapları masası penceresiyle bana nedense burası kesin ankara'dadır dedirten bir oda. sonrasında iyi bir enerjiyle başlayan birinci perde, evliliklere dair sıklıkla karşılaştığımız durumların kara komedisi içerisinde insanın burnuyla kokladığında kokusunu alabildiği bir 1960 atmosferi ve sürpriz kutunun gelişi ve kutuyu getiren nakliyecilerin komik halleri... buraya kadar yine bir şekilde iyi. lakin oyun boyunca sigara içilmesi ve asla çalıştırılmayan havalandırma yüzünden sigara içmeyen minik bir azınlığın boğulma noktasına gelmesi, lüzumsuzca tekrarlayan ve uzadıkça uzayan votka koy, votkan bitti mi, limon sıktın mı, tostun soğanı içerikli, bir noktaya kadar sevimli ama bir noktadan sonra insanda "sadede gelin artık" deme ihtiyacı uyandıran "detay" sevdası...
    bir noktada, sanki "buradan sonrasını izleyici için bir zulme çevirebiliriz" kararlığıyla başlayan oyunun ezildikçe ezilmesi, sündükçe sünmesi, yorması. her uzayan dakikanın izleyicinin alnına damlayan bir çin işkence musluğu etkisi yaratması. oyunun bir türlü bitmemesi, bitememesi....
    yüzyıllardır türk yapımlarından uzak durmama neden olan, onu da koyayım, aman bu konuda da fikrim eksik kalmasın bohçacılığına girip oyunun içine bolca dram sosu eklenmesi...
    izlediğim hiç bir oyundan çıkmadım şimdiye kadar, hiç olmadı dekoru hazırlayana, ışığı tutana saygımdan ama dün akşam o son 20 dakika hakikaten bir tiyatro salonunda geçirdiğim en zor 20 dakika oldu benim için.
    belki de bu oyun için fazla "evli"yim....
    ps: daha da uzatmak istemiyorum ama "kayıp" sonrası insanların hissettikleri duygular çok ama çok yoğun olur. o duygu hiç geçmedi bana, ortada kutu öylece kaldı, ne işe yaradı varlığı hiç anlamadım, kızın üzerindeki elbisenin sarkan kollarından, açılan düğmelerinden ben yoruldum. kısacası dekor dışında her şeyi çok özensiz buldum...çok üzgünüm...
  • semaver kumpanyanın geçmişe yolculuk treninde, bir kadın ve bir adamın birden çok ömrü birlikte yaşamışcasına dökülüp saçıldığı bir yılbaşı gecesi.

    dekor; zengin ve anı dolu, müzikler; özenle döneme dair seçilmiş, metin; uzun biraz, ama keyifli, ışık; yağmurlu bir geceye uygun, oyun; içine tam girebilmek için ikinci perdeyi bekleten, oyuncular; muazzam, her daim rolde, doğal, neşe ve keder dengesindeler, izletiyorlar.

    --- spoiler ---

    69-70 e bağlanır.

    kalabalıktan acımasızlık çıkar, meyhaneden merhamet.

    dünyayı erkekler yönetir, erkekleri de kadınlar.

    malumatfuruş

    --- spoiler ---

    bir çember çizer, birine ya da bir şeye duyduğumuz sevgimiz, bizzat kendimize. işte o çemberin sınırları kadar biz biz olur, o kadar biz kalırız. yine de ne güzel bir şey zaman içinde artan/azalmayan bir sevgi, azaltsa da seni. üstelik bilsen de filler gibi mağrur ve yalnız öleceğini.