şükela:  tümü | bugün
  • mahallenin güvenliğini, düzenini sağlamada yardımcı olan güvenlik görevlisi.
  • tekrar mahallemize gelmesini beklediğim canımız ciğerimiz bekcimiz. **
  • kahverengi kıyafetleri eşliğinde adaletin halktan yana olan alanını temsil ettiğini düşündüğüm kişilerdir. geri dönmelerini istemek kötü mü ?
  • hemen hemen her mahalle konulu eski turk filmlerinde bulunan ana karakterlerden biridir ayni zamanda. aklima ilk gelen ornek; turkan sorayla bulut arasin basrolunde oynadigi, 1978 yapimli sultan filminde de ilyas salmannin dogulu bir bekciyi oynamasi.

    (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=hh_w_73-xse)
  • eski dönemlerde şehirlerde olan, sonraları kaldırılan güvenlik görevlisi üstü, polis altı bir meslek. şu günlerde kaymakamlıklara alım yapılacak bu meslekle ilgili. yeniden mahallelerde bekçi görmemiz yakındır.

    umarım bekçi murtaza gibi olmazlar.
  • lise mezunudur, toplam en fazla 3 aylık eğitim alır ve bu eğitimin sonunda beline silah verilerek gece görev yapmak üzere mahallelere salınır. istanbulda en az 1 sene ikamet etmiş olması göreve atanması için yeterlidir.

    fetöcü diye atılanlar yüzünden polisin kalmadığı ve 155'i arayanların muhatap bulamadığı ülkemizde normal şartlar altında faydalı bir birim olabilir ancak lise mezunu olan ve istanbul'u iyi bilmeyen 20'li yaşlardaki çocukların beline 3 aylık eğitim sonrası silah verip bekçi diye görevlendirirseniz, bir de üstüne silah kullanmaktan çekinme derseniz yaşanabilecek olaylar üç aşağı beş yukarı bellidir.
  • artık ilkokulu mezunlarının bile girebildiği meslek bkz: haber
  • nostalji mesleklerden biridir. öte yandan bu sistemin tekrar gelmesi gibi saçma bir durum olursa şayet; bekçilerden ziyade, ahlak bekçisi kesilen tipler görmemiz muhtemeldir.
    edit: yazım hatası
  • akp'nin eski bir dostu olan ve fanatik marjinal dincilerden oluşmuş fetö örgütünün; devletin polis teşkilatlarını, muhalefetin delici gözlemleri ve uyarılarına rağmen* türkiye'nin gözü önünde istila etmesinin sonucunda yarısından büyük bir oranı bu örgüt tarafından doldurulmuştur ve sonunda bütün örgüt üyelerinin saf dışı edilmesiyle de bu kez polis sayısında büyük bir azalma olmuştur...

    aranan kan ise, polislere yardımcı olacak ve bu azalmayı tolere edecek "mahalle bekçileri" adıyla bulunmuştur. zannederim etkilerinin psikolojik olarak yükseltilmesi içinde, "gece kartalları" ismi verilmiştir. devletin; yani milletin yararı ve güvenliğini hiçbir ayrım gözetmeden yerine getirecek olan bir teşkilatın çeşitli siyasal, grup veya örgütler tarafından doldurulmasını gözden kaçıran bir hükümetin adeta doldurulan bu suyu geri çekmesiyle ortaya çıkmış bu görüntü; bir zamanlar-dün neler yaşandığını anlatır niteliktedir; bu nasıl aymazlıktı ki bir örgüt bir fındık faresi gibi gözlerden kaçıveriyor... yüzyıllara dayanan bir devlet geleneği bulunan ülkenin marjinal ve sapkın bir dinci örgütünün tuzağına düşmesi ya da onlar tarafından aldatılması zaten tek başına büyük bir sorun.

    "mahalle bekçileri" ve gayr-i resmi isimleri "gece kartalları" olan bu henüz yeni teşkilatın devletin ciddiyet, vasıf ve profesyonellik gerektiren bir kurumunda yalnızca -1er aylık- bir ısınma turundan geçtikten sonra; herkesce kaldırılamayacak ve hak edilmeyecek olan bir görevin üniformaları -ve- yetkilerini taşıyacak olmaları, bu kurumun maalesef yine güvenini sarsıyor... sarsılan şey sonuçta güvendir; devletin kurumunda güven söz konusu olduğunda nitelik de sonunda pek fark etmiyor. o yönden bir güven kuşkuya düşmüş, bu yönden bir güven kuşkuya düşmüş; bunun kötü huylusu, iyi huylusu olmaz. buralardaki görev sahibi verilen yetki ve üniformanın yükünü kaldırabilmelidir.

    maalesef birçoğunun -işsizlik- kaygısıyla başvurduğu ve olduğu "mahalle bekçisi" görevi, polisin yetki ve sorumluluğuna yaklaşık olduğuna göre "25-30 yaş arasındaki gençlere bir iş kapısı" gibi açılmamalıydı. bu görevler her ne kadar sosyal güvence ve ücretleri de görev sahipleri tarafından elbette önemli olsa bile baştan aşağıya işsizlikten kıvranan bir kesimden seçilememesi gerekirdi. sanki bir devletin polis teşkilatına değil de, herhangi bir yapılanmanın görevine fedai gibi alınan böyle bir kesimin görev başında profesyonel olmasını gerçekten bekleyen var mıdır; çok ilginçtir.

    şu an yine de ben birçok polisin yetkileri ve üniformalarının yükünü taşıyabildiğine inanıyorum; bunun nedeni zamanın verdiği etki ile de "az görmüş" olmamasındandır. derler ya, sonradan bir görmüş değildir. tanımı yine de bellidir, tam olarak bir polistir ve sorumluluğu tam olarak vardır. ancak "mahalle bekçileri" nin, ne böyle bir yetkisi var, ne de yok. bir de durumunun bu yönü var.

    zannediyorum bir polis için kelepçe takmak ve silahını kullanmak zorunda olmak maceralı bir iş değildir... ikisine de ihtiyaç duymamak ya da az ihtiyaç duyacağını ummak sanırım her polisin de bir temennisidir. sonuç itibari ile bir risktir ve daima kara görmek, her ne kadar profesyonel olsa bile can sıkıcı olabilir; görevini yapması tatmin edici tabii ki olabilir ama zevk alınacak keyifli işler de değildir. sanırım bir polis: "şurada bir suç meydana gelse de, gidip suçluyu haklasam" diye bir hayal kurmaz, yani bir suçun meydana gelmesini istemez. ama ne yazık ki, "mahalle bekçileri"nin sosyal medya platformlarında ve duruşlarında da, heyecanlı olarak böyle bir beklenti varmış gibi. hani, sanki devletin polis teşkilatında bir görev aldık ve "polis gibi" olduk ve bir şey yok mu diye bekliyorlarmış gibi, yetkinin yükünü kaldıramadıkları uzaktan bir gözlemle bile bence seziliyor... sonuç olarak bu yönden de ben, bu yeni bekçi teşkilatı için iki ihtimal görüyorum: ya bu yükünü kaldıramayacak ve heyecanla gereksiz işlemler yapmaya kalkacak / ya da bir "takviye" gönderin demek için volta atacak. çünkü bu birim, yetki bakımından da böyle bir arada kalmışa benziyor.

    beri yandan başka şeyler de var: kelepçe - silah gibi iki önemli nesne veriliyor, verilen silahlar ise onlara zimmetleniyor. acaba, bu silahların psikolojisini de taşıyabileceği ve ciddiyetini ne kadar kavrayabileceği yetkin testten geçti mi; yoksa yalnızca bir kağıtta verilen yanıtlar ve mülakatlara bakılarak kabaca "tamam" mı denildi. zannediyorum ki, aldığım duyumlar ve gördüklerime göre gerçekten de öyle, ve böylesine ciddiyet ve sağlıklı bir psikoloji gerektiren bir görev için, *1 aylık anlatım ve biraz da idmanla, biraz da polisiye bilgilerle tamam oldu bu deniliyor. yanılmıyorsam bir dönem hızlandırılmış eğitimle ilgili, s. demirel'in bir sözü vardı: "1 ayda kabak bile yetişmez"

    netice itibari ile tam olarak burada açmadığım birçok verilerin bana verdiği kanaate göre güveni hak etmeyen bir birimdir ya da devletin bir kurumuna daha liyakat şüphesi düşmüştür. bence bu kurumun tekrar dizaynı söz konusu olmalı veya olduğunda hepsi ikinci kez bir testten / elemeden geçmelidir. devletin böylesine önemli bir kurumunda hatır işleyemez ve duygusallık geçemez; bir gün bütün bu yeni teşkilatın ikinci kez liyakat testinden geçmesi ve sonuçlarına göre çıkartılması gerekir. bu önemli kurumlarda -işsiz kalacak- diye bir duygusallık da olamaz; bu başka bir şeydir.

    son olarak bir toplumun güvenliği de polis teşkilatlarının artmasına bağlı olan bir durum değildir; suçların engellenmesi de öyle. polis zincirlerin son halkalarıdır; gözden kaçan ve çözümü aranan suçlar / olaylar için en az zararla atlatabilmek adına acil bir müdahaledir. suçları, polis sayıları ve denetimiyle azaltmaya çalışan bir yönetim, pisliği halının altına süpürmüş olur... bir ruh hastası yetiştiren toplum ya da bir cinnet geçirebilecek bir ortamın/yaşamın olduğu toplumda insanların o an gözlerine emniyet birimleri görünmez olur; göründüklerinde ise maalesef iş işten de geçmiş olur. toplumun güvenliğini gerçek anlamda polisler arttırmaz; bir kere emniyet birimlerinin suçu engelleme gibi bir stratejileri, böyle bir görevleri yok. ihbarı alınmış ya da sezilmiş durumlar için acil bir müdahaleler de çalışırlar... fakat: "şu suç ne yapsak da, artık toplumda bir daha meydana gelmese" diye bir görevleri yoktur. bu görev devleti emanet almış hükümetlerindir; bakanların ve dolayısıyla çeşitli sosyal kurumların, sonunda geliştirilen - iyileştirilen şartların ve sosyologların üzerinde çalışarak onların sorumlulukları/çözümleme işleridir. dolayısıyla toplumda artan oranla güvenlik ve olaylar sürekli meydana geliyorsa bunun çözümü çokça bekçi almak değil, toplumun dinamiklerini kontrol etmek ve bu suçların nasıl - neden meydana geldiğini araştırmak; üzerinde varsa sosyal ve ekonomik şartları / olası bunalımları ortadan kaldırarak bataklıkları kurutmaktır...

    bu yeni birimin görevlerinde de bir kuşku notu olarak da şunu yazmak isterim; "fuhuşu engelleme - yabancıları denetleme" adında görev yönetmeliklerinde (şu an tam isabet edememiş olabilirim) benzer bir madde var. buradaki "yabancı - şüpheli" kimdir ve "fuhuş" teriminin kastı/bu terimden anlaşılan nedir ve içi nasıl doldurulacaktır... bir fuhuş çetesi varsa zaten emniyet birimleri ihbarını alır ya da emniyet istihbaratı da bunu görebilir ve ilgili çete için gerekeni yapar. "mahalle bekçisi" ise neyin kontrol ve denetimini yapacaktır; yoksa mahallede bir fuhuş çetesi kurulmasın diye bir bekçi mi dikmiştir? böyle bir suç önlemi için böyle denetim olabilir mi, akla hiç uygun görünüyor mu? tabii ki böyle bir önlem ve kontrol olamayacağına göre de, sanki bu ilerleyen dönemlerde iki yetişkin arkadaşın / insanın akşam ya da bir gece evlerine giderken iki bekçi tarafından önlerinin kesilerek kim olduklarının sorgusunun yapılacağı, böylelikle bunun önleneceği ya da kayıt altına alınacağı veya sadece psikolojik rahatsızlık vererek, toplumsal baskı ile huzurun ve mahremiyetin kuşkuya düşürüleceği akla geliyor. nitekim ben, bu görev yönetmeliklerinden bunları anlıyorum.
  • dün kavacık’ta 6-7 tanesini gördüm. böyle kahverengi pantolon, tişört sırtlarında bekçi yazıyordu ve silahları vardı.