şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bolgeye yerle$tikten birkac yil sonra hepsinin aslinda uzun yillardir burada allocate olduklari, aralarindaki samimiyetten ve aralarinda donen "5 yil once kazim'in markete iguana girmi$ti hatirlio musun?" muhabbetlerinden idrak edilebilir. pidecisinden manifaturacisina, bakkalina kadar aralarindan cok fazla meslek erbabi yeti$ir.
  • samimi olunduğu takdirde pek çok faydası dokunacak esnaftır. paranız yoksa veresiye yazdırabilirsiniz, canınız sıkıldığında gidip muhabbet edebilirsiniz, hemen hemen hepsinin enteresan hikayeleri vardır, zamanla bunu bile anlatırlar.
  • genel olarak kazıklama eyilimindedirler...

    (bkz: mahallemizin esnafına sahip çıkalım)
  • hâlâ bizim gibi ülkelerde önemli olan esnaf. siz büyürsünüz, onlar yaşlanır; bol anılar birikir hafızalarda. malın iyisi verilir, çay içilir, siyaset konuşulur. üniversiteyi bitirirsiniz, çocukluktan adamlığa terfi edersiniz gözlerinde. mesleğinize göre hitap şekilleri değişir. ama aslında siz aynı çocuksunuz, onlar da ilk tanışıldığındaki bilmemne abi...
  • cocuklugumuzun bakkal, manav ve kasap üclemesinin yava$ yava$ süpermaketlere yenik dü$mesiyle sayıları gittikce azalan ki$ilerdir.
    bu ki$ilerin degi$mez ve ortak noktada bulu$tukları konu ''futbol'' dur, bakkallarda asılı olan futbol takımı posterlerine inat kasaplar genel olarak duvarlarına manzara resmi koyarlar.
    en güzel özellikleri alı$veri$ sırası ve sonrasında sizinle konu$acak bir $eyler bulmalarıdır. mahalleye yeni ta$ınan insanlar hakkında en detaylı dedikoduların alınacagı nefis bi yerdir hali hazırda mahalle esnafı.

    turk sinemasında senelerce kötü adam olarak tanıtıldılar. kah elinde satırla ortadirek $aban'ı kovalayan kasap, kah elindeki terazisini ortadiregin kafasına atmak icin pusu kuran bakkal.. manav'ın her ön yüzünde farklı arka yüzünde farklı fiyat yazmasıda bu filmlerde sıklıkla gösterildi. parası yeti$meyen müjde ar'da tezgah arkasından cıkamazdı bu filmlerde.

    ''ey ye$ilcam lafım sana'' yıllarca esnafı bize ba$ka tanıttın, onu öcü gibi gösterdin, ama unutma esnafta olsa insan insandır.!
  • en sevdigim özelliklerinden biri ''migros kartiniz var mi'' diye sormamalarıdır, kar$ılıksız bir sevgidir onlarınki eger cebinizde paranız yoksa eski püskü 5 ortalı kareli defteri cıkarıp oraya not ederler borcunuzu.
    karikaturler de oldugu gibi her kasabın önünde mutlak mahallenin kedileri bekle$ir, i$lerin iyice duraganla$tıgı gunlerde tavla turnuvaları yapılır. tum genellemeleri yanlı$ kabul edecek insanlar bile bu turnuvaların finalinin bakkal ve berber arasında oynandıgında mutabık olacaklardır.
  • yeni şehirleşen bölgelerde mahalle esnafı bulunmadığından, süpermarketlere mahkum kalırsınız. koskoca mahallede birkaç tane süpermarket sağolsunlar aynı kavşakta yer aldığından, eviniz bu kavşağa uzaksa tüm ihtiyaçlarınız için ciddi bir mesafe katetmeniz gerekir. marketteki tezgahtarla alacağınız et hakkında kritik yapamazsınız, damak tadınızdan haberdan balıkçınız da yoktur. evde iç hazırlayıp fırıncıya götüremezsiniz. eh artık eczanemiz de kapanacak.

    mahalle esnafının yokluğunda çocukluğumuz da öldü, çocukluk tatlarımız da. başımız sağolsun.
  • ağlama seslerine ön saflarda yer tutma yarışı içine girmeler nedeniyle oluşan gürültü eklenince imamın “ çok fazla kılınmadığı için unutulabiliyor bu yüzden ben tarif edeyim” cümlesinden sonrasını duyamama neden oldu. nasıl kılınıyordu bu namaz. imamın okuduğu her sureden sonra ellerimizi yana mı salıyorduk. galiba bu defa da doğan abi’ye sormalıyım. en son şadırvanda abdest alırken görmüştüm kendisini. hiç kaçırmadan isritak ettiği her bayram ve cenaze namazı için muhakkak camiinin şadırvanında abdest alırdı. bunun nedeni namaza, mevtaya olan saygısından değil afedersiniz gazını evden camiye gelene kadar tutamamasındandı. daimi müşterilerinin namazlarında hep ön sırada yerini alır. rahmetli de onun daimi müşterilerindendi. bu yüzden doğan abi’yi bulmak için en ön safa gidiyor ve o’nu buluyorum. bayram namazlarında olduğu gibi bir yandan namazı tarif ediyor öte yandan şu yaşta bu anlattıklarımı aklında nasıl tutamıyorsun bakışı atıyordu. ben bu namaz meselesinde cami hocasından çok doğan abi’ye güvenirim. neticede yetmiş beş yaşında . hiç bayram namazı kaçırmadığını düşünürsek cami hocasından daha çok bayram namazı kıldığını hesaplamak zor değil.

    doğan abi, doğan tekel’in sahibi. 1961 yılında askerden geldikten sonra açmış dükkanı. her yıl tabelasındaki sağ altta yazan yazıyı değiştirtir. bu sene 53. yıl yazıyor. şehremini semtinin idris marketten(1929) sonra en eski esnafıdır. 1965’te açılan pideci asım usta’dan bile daha eskidir. tüm semti içkiye o alıştırmıştır. orda yaşayan insanlar arasında büyük bir itibarı vardır. aksaray’daki barlarda o’nun adının verildiği köşeler vardır. saat 22.00 de başlayan alkol satışı yasağı kendisini hiç etkilemez. anlayacağınız polis, zabıta arasında da büyük bir itibarı var.

    kendisi o kadar çok satış yapar ki firmalar o’na çok ucuza verirler birayı. istanbul’un en ucuz birasını sattığını rahatlıkla söyleyebilrim. buna mükabil rakı ve şaraptan sağlam geçirir ama birası ucuz olduğu için insanın gözüne gelmez. müşterilerini de çok sever ama parayı her şeyden çok sever. bunun yanında içmeyi de çok sever doğal olarak. 7 yıldır tanırım kendisini. bayram ve cenaze namazı dahil ayık kafayla hiç görmedim. çok içtiği için suratı domates gibidir. hatta çok içtiği için yaklaşık 20 sene önce felç geçirmiş. bu yüzden iki eli de işlevini kaybetmiş. parayı alırken iki bileiğini pres gibi kullanarak tutar çekmeceye koyar. içkiyi de yine aynı şekilde dolaptan çıkarır verir. buna rağmen maşallahı var. bütün bir kuşağı gömmesine rağmen kendisi sapasağlam ayaktadır. her daim borsayı takip eder. sahip olduğu taşınmaz malların kiralarıyla altı ayda bir yeni gayri menkul alır.

    namazdan sonra mevtaya hakkımızı da helal eder etmez doğan abi tabutun en başına geçip sırtlıyor cenaze arabasına kadar. akrabası ölse bu kadar üzülmeyecek bir ifade var yüzünde. kederden içen müşterileri öldüğünde yüzüne bu ifade yerleşirdi.

    recep abi peynirci recep olarak bilinirdi. zamanında sadece peynir satarmış. sonraları değişen dünyaya o da ayak uydurmuş ve dükkanını mandıra ürünleriyle donatmış. 7 yıldır hafta sonları kahvaltı malzemelrini o’ndan alırdım. sattığı tava yoğurdunun müptelası olmuştum. bunda o yoğurtla yapıp dolapta 1 gün beklettikten sonra yediğim semiz otu salatasının lezzeti büyük rol oynar.

    eskiden durumu çok iyiymiş recep abi’nin. 2 dükkanı bir tane de evi varmış. çocukları okutup evlendirmiş. sonraları kumar illetine bulaşmış. akrabaları komşuları ne yapmışlarsa da bir türlü bu illetten alıkoyamamışlar. önce 2 dükkanını satmış sonra da evini. dükkanı ve evi kiraydı. kumar illetine bulaşıp her şeyini kaybetmeden önce keyiften içermiş. son sekiz senedir kederden içiyormuş. doktorlar içmeyi yasaklamışlar ama dinlememiş. sabah 10’da bile sarhoş olduğuna tanık olmuşluğum var. hastalık ilerleyince de takdiri ilahi tarafından iradesi elinden alındı.

    doğan abi “ iki tür içici insan vardır; keyiften içen ve kederden içen. keyiften içen az içer. ayda yılda bir. bana pek para kazandırmaz. kederden içen her gün içer. benim sevdiğim müşteri bunlardır. sayelerinde çok para kazandım. onları kaybettiğimde üzüntüden günlerce uyuyamıyorum” gibi samimi bir itirafta bulunmuştu bana. ben az içen biri olmama rağmen sanırım beni seviyor. gece dükkandan bişey almaya gittiğimde bırakmıyor , lafa tutuyor. iki tane bira açıyor biri bana diğeri kendisine. başlıyor eskilerden anlatmaya. anlattığı şeyleri merak uyandıracak biçimde anlattığı için saatlerce dinliyorum. kalkarken beş bira parasını alır. ikram gibi bir kavramı yok. işinde çok profesyonel. bu yönünü takdir ediyorum. bazen sırf ben fazla içeyim diye anlattığı şeyleri o an uydurduğunu düşünmüyor değilim. olsun helali hoş olsun. her seferinde beni bu tezgaha düşürmesi de güzel. tüm bunlara rağmen doğan abi’nin eşi kendisinden daha popülerdir. kendine has ilginç huyları var. örneğin...
  • mahallenin nabzını tutan insanlar....