şükela:  tümü | bugün
  • bu yazıyı mahfi hoca yirmi yıl önce yazmış. onun yeni yüzyıl gezetetesindeki ilk köşe yazısı. yazıyı okuyunca anlayacaksınız ki yirmi yıldır hiç bir şey değişmemiş. enflasyon ile nasıl mücadele edilmez onu çok iyi görüyoruz.

    kaynak: link

    korikorodan ya da 20 yıldır değişmeyen durum

    çocukken babam bir dizine beni, öbür dizine kardeşimi oturtur masallar anlatırdı. çoğu kendi uydurduğu masallardı. en sevdiğimiz masal korikorodan masalıydı. ayrıntısını hatırlamıyorum şimdi ama bir yerinde şöyle bir şeyler geçiyordu “…ormanda yürürlerken ağaçların arasından birden bire koskoca bir korikorodan çıkmış.” ikimiz birden hemen sorardık “korikorodan nedir?” babamın anlattıklarından hayalimizde canlandırdığımız kadarıyla, korikorodan, ejderhayla dinozor arası, ağzından burnundan ateşler çıkaran apartman boyunda bir yaratıktı. tam bir masal canavarı. bize sevimli bir canavarmış gibi gelirdi. sonra herkül gibi biri gelip korikorodanı öldürür, kardeşim de ben de herkül benzeri adamın başarısına sevineceğimize korikorodana acırdık.

    ne zaman enflasyon canavarı deseler gözümün önünde korikorodan canlanıyor. kim bu canavarı öldüreceğim dese başlıyorum canavara acımaya.

    korikorodan masalından sıyrılarak düşünebilirsek ekonomik sorunların ancak ve ancak ekonomik yaklaşımlarla çözülebileceğini anlarız. enflasyonu düşürmenin yolu, bu konuda üretilmiş ekonomik teorileri gözden geçirmek ve dünya uygulamalarından çıkan pratik sonuçları teoriler çerçevesinde formüle ederek ilgili ülkeye uyarlamaktan ibarettir. önce parasal önlemlerin alınması hemen ardından mali politika önlemlerinin yaşama geçirilmesi ve eğer ihtiyaç varsa yapısal değişikliklerin hızla tamamlanması zorunludur. her şeyden önce bunları sapmalara meydan vermeden yaşama geçirecek bir siyasal irade gereklidir. siyasal irade eksikliği söz konusuysa o zaman korikorodan masalları devreye girer.

    nobel ödüllü bir iktisatçının dediği gibi “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur”. bir ülkede mal az, para çoksa enflasyon olur. enflasyonu düşürmek için ya malı çoğaltmak ya da parayı azaltmak gerekir. kısa dönemde malı çoğaltmak pek kolay değildir. o zaman kısa dönemde öncelikle parayı azaltmaktan başka çare yoktur. tersine mal azken parayı da çoğaltıyorsanız o zaman korikorodan hikâyeleri anlatmaya başlayacaksınız ve korikorodanı öldürecek bir herkül’e ihtiyaç duyacaksınız demektir. yok, eğer enflasyonu bilimsel olarak çözmeye niyetliyseniz, o zaman hazinenin merkez bankasıyla yaptığı protokolü işletecek ve merkez bankası’na piyasaya az para süreceği bir program sipariş ederek bozmadan uygulayacaksınız. hazineye gelirinin üstünde gider talimatları verip borçlanmaya zorlamayacaksınız. topluma fedakârlıkta bulunması gereğini daha ilk günden açık açık anlatacaksınız. ve ikna edici olabilmek için fedakârlığa önce kendinizden başlayacaksınız.

    eğer, siyasal irade eksikliği nedeniyle, insanların kafasında enflasyonla korikorodan arasında ilişkiler kurarsanız bilimsel olmayan yollara sapıyorsunuz demektir. sonuç olarak enflasyonu herkül benzeri birinin düşüreceği gibi bir saçmalığı topluma anlatmaya kadar gidebilirsiniz. o zaman da insanlar niye enflasyonu düşürmeye sizin uğraştığınızı, ekonomi yönetiminin niçin herkül gibi adamlara bırakılmadığını sormaya başlayabilirler. yani toplumsal bir bilim dışılığa hızla geçilebilir.

    bilim dışı düşünmeye itilmek türk toplumunun giderek kaderi haline geliyor. 1980’li yılların ikinci yarısında darwin’in evrim kuramını ders kitaplarından çıkaran bir ülkenin enflasyonu bilimsel yöntemlerle düşürmeye çalışması kolay değildir. böyle bir durumda, o ülkenin ekonomi yönetimindeki kişilerin birbirinden farklı şeyler konuşması da çok doğaldır.

    21’nci yüzyıla enflasyonda dünya birincisi olarak girmeye hazırlanan türkiye’nin bu sorundan kalıcı olarak kurtulması, sorunu korikorodan hikâyesi olmaktan çıkarıp bilimsel yaklaşımlarla çözmeyi denemesinden geçmektedir.

    not: bu yazı ilk kez 20.01.1998 salı günü yeni yüzyıl gazetesinde yayınlandı. benim ilk gazete köşe yazımdır. 20 yıl sonra aynı konuyu konuşuyor olmamız ne kadar üzüntü verici.