şükela:  tümü | bugün
  • insanı maket inşa kolaylığı (ve buna bağlı olarak süresi) ile makette gösterilecek tasarım kararı arasında bırakabilen süreç. uzay kafes filan yapılıyorsa fenalık getirir, özellikle de sabahlanıyorsa. (bkz: oeh)
  • lise yıllarındaki erkeklerinin büyük çoğunluğunun heves ettiği hobi. en çok uçak, arada bir de gemi ve otomobil maketleri yapılır. maketler bittiğinde gururla odada en görünen yere konur, sonra temizlik gününde anne maketin tozunu almak için hamle eder ve maket kırılır. eğer anneyi maketlerin tozunu almaktan vazgeçiremezseniz, maket yapma hevesiniz de kırılır.
  • iki katli yazlik bir evin 1/100 maketini yapmanin 7 saat surebildigini bizzat yasayinca bir nevi iskence olduguna kanaat getirdigim eylem. aslina bakarsaniz eger teslim tarihine sayili saatleriniz degil de gunleriniz varsa gayet zevkli, ancak yumurtanin kapiya dayanmasi durumuyla karsi karsiyaysaniz vay halinize. uzaktan bakinca kolay gozukuyor ancak maket bicaginin kaymasi, kartonu birkac milim dahi olsa kisa kesmek, merdiven yapmak zorunda kalmak, dandirikten plastik agaclara arabalara vs. milyonlarca para harcamak gibi durumlarla karsilasinca insanin isyan edesi geliyor. hakkaten sabir ve beceri isiymis*.
  • keyfi olarak yapılacaksa mutlaka önce "ben bu maketi yapsam nerde saklarım ki?" diye düşünülmesini gerektiren, fizibilite çalışması tamamlanmadan başlanması önerilmeyen aktivite. söz konusu bir maket uçaksa konuya tanışık olmayanlar tarafından makete uygulanacaklar şöyle sıralanabilir: pervanesi dönüyorumu diye sınamak, iniş takımlarını açma-kapatma denemeleri, şayet ilk ikisinden olumlu sonuç alınırsa (alınmasada sebep sözkonusu parçaların yapışık olmasına değil geçici bir teknik arızya yorulursa) maket uçağın uçurulmaya çalışılması. olası sonuçlar ise, zaten 2.5 milimetrekarelik parçayı saatlerce yapıştırmakla uğraşmış olan yarı mutant kişinin geçici (veya kalıcı) zihinsel sorunlar yaşaması. hasbelkader, girişilen bir gemi maketiyse leğende yüzdürülürken görülünce şok geçirmeyecek kadar naif bir bünyeye sahip olmak tercih sebebidir.
  • çok emek ve sabır isteyen ve aynı derecede çok zevkli bir hobi. ancak başlarken mutlaka aile faktörü dikkate alınması gerekir, çünkü bitirdiğiniz maketleri oyuncak sanıp oynayan komşu çocuğu (ve türevleri), toz alırken, henüz tamamlanmamış modelin parçalarını görmeyip kıran ebevynler sizi hem hayattan hem de bu hobiden soğutabilir.
  • parmakları, zeytinyağlı yaprak sarması kalınlığında olan mimarlık öğrencileri için ıstıraptan öteyen gitmeyen sabahlama nedeni.

    yıllar önce, maket yapmam gereken ilk dersin ödevi olan park köşesini yapmak için oturduğumda, kartondan zamazingo kesip katlamanın ne kadar iğrenç bir iş olduğuna karar vermiş ve şekil vermesi daha kolay olan oyun hamuruna geçmiştim. geçmez olaydım.

    ödevi bitirip okula gittiğimde anaokulunda oyun hamurundan kek yapıp arkadaşlarına yedirmeye çalışan zekası tam gelişmemiş 5 yaşındaki çocuktan hiçbir farkım yoktu. maketim diğerlerininkine göre daha sevimliydi belki ama bambaşka gözüküyordu. vicdansız gibi her şeyi oyun hamurundan yapmıştım. ilk ödevim olduğundan, ne kadar rezil bir davranış olduğunu bilmiyordum.

    yaptıklarımızı sırayla hocaya gösterip notu alana kadar eserimi poşetten çıkarmadım. sıra bana geldiğinde ilk başyapıtımı gün yüzüne çıkardım. yediğim haltın büyüklüğünü, gülen hocanın elimdeki maketimsiyi görünce suratının asılıp kaşlarının çatılmasından anladığımda, kafam sinirden ve utançtan yanıyordu. parmağıyla, yaptığım hamurdan havuzu bozup güldü. ağaçları iki parmağıyla ezdi. tekrar gülmeye başlamıştı. sinirli gülmek nedir, o zaman anladım. adam maketimi mıncıklıyordu. yeni bir form kazandırdı, maketimin oracıkta amına koydu. en düşük notu verip izmir marşıyla yerime uğurladığında da kafam uğulduyordu.

    dönem bittiğinde söz konusu dersten kalmıştım, kalın parmaklarımla maket yapamıyordum. yapmaya çalıştıkça çıldırıyor ve 1/200 den başlayıp her ölçeğe ayrı ayrı sövüyordum. hayat her zamanki gibi anlamsız şekilde zordu.
  • 8-9 yaslarinda lego ile baslayan birseyler yaratma istegim daha sonra cesitli plastik maketlerle devam etmisti. f-16'dan, uss missouri'ye, burago'nun o zamanlar hem kit hem hemde bitmis olarak satılan araba maketllerine kadar herseyi yapardım. daha sonra okuldu, üniversiteydi derken yaklasık 15 sene sonra kendi evimde ahsap gemi maketleriyle yine bu hobiye geri dönmüş bulunmaktayım.
    ilk başta cok kalın swiss army cakısı ile herseyi yapacaginizi zannederken bir bakmıssınızki bauhaus'ta dremel el aletine aparat bakıyorsunuz. gemiyi insa etmeye baslamak biraz rutin olabiliyor fakat ilerledikce detaylara girdikce gemiden kopamıyosunuz bir an önce eve gidip gemide yeni bir seyler yapmak bile istiyorsunuz. sona yaklastıkca ve bir sonraki maket kafada belirlenince iyice hızlanıp maketi bitiryorsunuz.
    bu arada maket yapılırken tv'de bir belgesele kanalı acık oluyor ve aynı zamanda bosaltılmıs kafaya taze bilgleri sokmusta olabiliyorsunuz.
  • benim için, bilmem kaç saattir kesip biçmek, defalarca "daha sabaha çok var" diye kendini avutmak, zoru başarıp kendi avuntuna inanmak, sonunda biraz olsun uyuyabilecek olma düşüncesinin mutluluğuyla başını yastığa koyduğunda ışığı kapatmana rağmen bi gariplik olduğunu fark etmek, önce saate sonra pencereden dışarı bakmak, şok olmak, hadi saati geçtim güneşin doğduğunu bile fark etmemiş olmanın verdiği hüzünle maketle dakikalarca bakışmak, sonra gelip iş bu entry'yi girmek şeklinde cereyan eden süreç.*
  • kendi çöplüğünde boğulmak bu olsa gerek. odada adım atcak yer bırakmayan çile. bi de ağrısı ayaklara vurur.
  • boya kokusu ve yapistirici kokusunun karisimi ile hafiften kafanin iyi olmasi demektir. parmaklar da zaten yapistirici ile kaplandigindan biraz da deriden ozumsersiniz nefis olur...