şükela:  tümü | bugün
  • ingiliz filozof gilbert ryle'ın kartezyan beden-zihin dualizmini özetleyen ünlü ifadesi. ryle'da bir kategorik yanlışı belirten bu tanım daha sonraları bilimsel zorbalığın sonucunda ruhun bedenin epifenomeni oluşunu ve ardından hortlaklara karışmasını açıklamakta kullanılmıştır.
  • kartezyen dualizme gilbert ryle'ın taktığı isim. amacı insanı makinedeki bir hayalet olarak gören doktrini eleştirmektir.

    makine: bütün evren bir makine ise insan vücudu makine içindeki küçük makinedir. tamamen mekanik yasalara göre çalışır. çalışması ve içeriği başkalarınca gözlemlenebilir.

    hayalet: bilinç, irade ve düşüncelerin sorumlusu bir garip varlık. uzayda yer kaplamaz ve mekanik yasalara göre çalışmaz. çalışması ve içeriği tamamen özneldir, içgörü ile gözlemlenebilir.

    böyle olunca bir bireyin iki ayrı tarihi oluyor. biri tamamen mekanik, herkes tarafından gözlemlenebilir ve 'dışsal' bir tarih. diğeri ise sadece birey tarafından gözlemlenebilen, içsel bir tarih. bu içsel-dışsal ayrımı aslında metafor tabii, çünkü hayalet yer kaplamadığı için içinde-dışında ilişkilerine giremez.

    gilbert ryle, bireyi böyle ikiye ayıran kartezyen doktrinin absürd olduğunu iddia eder ve 'makinedeki hayalet dogması' diye bahseder.
  • bu konuyu irdeler iken su ayrimi yapmamiz yerinde olur

    madde (makine): diger maddeler (makineler) ile 4 temel kuvvet araciligi ile etkilesen olculebilir her seydir. bu durumda her cesit maddeye bir adet makine ya da bu gun icin daha populer bir tanim ile bir cesit quantum bilgisayari olarak bakmak oldukca gercekcidir. (bu durumda evren buyuk bir quantum bilgisayaridir diyebilir miyiz? diyebiliriz hatta vakti zamaninda birileri demis idi kaynakca bulur isem koyarim)

    b) hayalet: hayalet hakinda fazla bir sey bilmiyoruz ancak su var, hayalet maddeyi etkileyebiliyor, eger hayalet maddeyi (makineyi) etkileyemese idi bizim onun varligindan haberdar olmamizin bir yolu olmaz idi. ancak hayaletin makkineden etkilenip etkilenmedigi konusunda 2 farkli olasilik vardir

    a) bu hayalet makineden etkilenmez mesela makine olunce olmez makineye zarar verirsen zarar gormez. anak bu bilgi gozlemler ile celisir cunku gozledigimiz tum makineler (maddeler) atomlardan olusmustur ve tum atomlar da sadece atomlardan etkilenir (temel kuvvet vaistasiyla). daha temel bir ifade ile soyle diyelim; hayalet maddeye (makineye) bir degisiklik yaptirmak isterse en azindan bunu dusunmelidir yani sistemin entropisini arttirmalidir. bir seyi yapip yapmamayi dusunmenin entropiy katkilari icin (bkz: maxwell in cini). bir cikti olarak isi uretmesi gereken her sey maddeden etkilenir. bu durumda hayaletin makineden etkilenmekten baska bir sansi yok gibi gorunmektedir.

    b) bu hayalet makineden etkilenir. bu durumda hayalet maddeden etkileniyor demektir. ya da daha dogru bir ifade ile madde (makine) ile etkilesiyor demektir. bu durumda prensip olarak hayalet baska maddeler ile de etkilesebilir. bu noktada olcum denilen seyin madde madde etkilesmesinden baska birsey olmadigini soyleyen kuantum dersi notlarimizi acariz. "yapilan her olcum yapildigi maddeyi o veya bu bicimde etkiler, karsidaki maddeyi o veya bu bicimde etkileyen her sey bir cesit olcum olarak kullanilabilir." bu durumda ne oldu bizim hayalet bir anda olculebilir bir nane haline geldi hayaletligi kalmadi.

    tanimimizi hatirlayalim; diger maddeler (makineler) ile etkilesen olculebilir her sey madde ya da makinedir.
    bu durumda hayaletimiz de bir diger makine olmus olur. (uzayda yer kaplar momentum tasir filan fistik).

    sonra bir diger makine cikar bu makinenin hayaleti makinesinin icinde bir hayalet olup olmadigini sorar. entri loopa girer pek sahane olur.
  • dokuzuncu nesil yazar.
  • “din, her şeyden önce bizi aşan şeylerin sembolüdür ve önemsizliğimizi anlamanın yararlarını açığa çıkaran bir eğitimin kaynağıdır. bizim merkezinde olmadığımız bütün o varlık biçimleriyle doğal ve sevecen bir ilişki kurar: buzullar, okyanuslar, çok küçük organizmalar, yeni doğmuş bebekler ya da milton’un kayıp cenneti’nin çınlayan sesi. bizden daha büyük, daha yaşlı ve daha önemli bir şeyin, beğenmeyip çıktığımız asıl yerimize bizi geri koyması bir aşağılanma olarak görülmemeli, tam tersine hayatlarımızla ilgili beslediğimiz çılgınca yüksek umutlardan kurtulmamızı sağlayan olumlu bir gelişme olarak kabul edilmelidir.

    bu tür düşünceleri kitaplarda açıklamanın yeterli olmadığını felsefe değil de din çok iyi bilir. hepimiz -inançlılar ve inançsızlar- olayları her zaman sub specie aeternitatis (sonsuzlık açısından)’te görebilsek tabii ki harika olurdu; ancak kesin bir dille ve düzenli aralıklarla bize anımsatıldığı sürece bu alışkanlığı benimsemeyi beceremiyoruz.

    dinin akıllı girişimleri arasında, insanlara olağan sınırların ötesinde yaşayanların varlığını sürekli anımsatmak vardır. sabah duasında, pazar ayininde, hasat bayramında, yom kippur’da, paskalya’dan önceki pazar gününde hep bu varlıklar anımsatılır. seküler dünyada, hayal gücümüz sayesinde dünyevi varlığımızın dışına çıkmamızı ve hayatlarımızı daha büyük ve daha kozmik ölçülere göre ayarlamamızı teşvik eden, tarihlerin böyle birbirini takip ettiği düzenli döngünün bir eşdeğeri yoktur.

    bu tür yeniden değerleme sürecinin hem ateistlere hem de inananlara seslenen ortak noktası eyüp’ün kitabı’nda ve spinoza’nın törebilim’inde sözü edilen bir doğa varlığıdır: yıldızlar. sekülerliği benimsemiş insanlar için pişmanlık dolu kutsal bir saygı duygusunu yaşamanın en iyi yolu yıldızlara bakmaktır.

    yıldızları bizim için yorumlamakla görevli bilim otoriteleri, miyop bir bakış açısı benimse ve konularının ruhsal terapi için ne kadar önemli olduğunu genellikle görmezler. uzay araştırma birimleri, gökyüzündeki varlıkların özellikleri ve izledikleri yörüngeler hakkınsa bizi sıkıcı bir bilimsel dille bilgilendirmekle yetinirler; astronomiyi bir bilgelik kaynağı ya da bu dünyadaki acıyı gideren farklı bir dünya olarak ele almazlar.

    bilim, yalnızca gezegenimizin farklı bölgelerini denetim altına almamıza yardımcı olduğu için değil, aynı zamanda hiçbir zaman denetleyemeyeceğimiz şeyleri bize gösterdiği için de önemlidir. bu nedenle dindarların her gün tanrı’yı düşünmesi gibi biz de 9.5 trilyon kilometreden oluşan bir ışık yolunu ya da 7.500 ışık yolu uzaktaki, güneşin 400 katı büyüklükte ve ondan 4 milyon kere daha parlak olan galaksimizin en büyük yıldızı eta carinae’yi düşünürsek kendimize iyilik etmiş oluruz. takvimlerimizde büyükköpek takımyıldızında yer alan, güneşten 2.100 kere daha büyük olan, dünyamızın 5.000 ışık yolu uzağındaki kırmızı hiperyıldız vy için bir anma günü belirlemeliyiz. her gece -belki ana haber bültenlerinden sonra, magazin programlarından önce- galaksimizde sayısı 200 ile 400 milyar arası değişen yıldızı, uzaydaki 100 milyar galaksiyi, evrendeki üç septilyon yıldızı düşünmek için bir sessizlik anı yaşayabiliriz. yıldızlar bilim için ne anlam ifade ederse etsinler, bizler için megolamaniyi, kendine acımayı ve endişeyi iyileştiren varlıklar olarak son derece değerliler.

    olağan sınırların ötesindeki varlıklarla ilgili düşüncelere kapılma gereksinimimizi karşılamak için, kent meydanlarının uygun yerlerine konulmuş televizyon ekranlarının bir kısmının, gezegenimizin ötesini gözlemleyen teleskopların vericilerinden yapılan canlı yayına bağlanmasını ısrarla istemeliyiz.

    ancak o zaman başarısızlıklarımızın, kırık kalplerimizin, bizi aramayanlara duyduğumuz nefretin ve kaçırdığımız fırsatlar yüzünden kapıldığımız pişmanlığın birleşimiyle oluşan o mutsuz ruh halimiz, galaksi görüntülerinin karşısında değişerek huzura doğru yol alacaktır. büyükayı takımyıldızının sol köşesinin altında bulunan, dünyamızdan 23 milyon ışık yılı uzakta olan, spiral yapısıyla göze çarpan, kendi azameti içinde bizim durumumuzdan tamamen habersiz olan ve içimizi kavuran gözyaşlarından hiç etkilenmeyen messier 101 galaksisini görmek ruhumuzu teselli edecek, bize çok iyi gelecektir. “

    * * *

    teselli etmesi dileğiyle.