şükela:  tümü | bugün
  • thea alexanderın yazdığı ms 2150 kitabında güzel bir kurguyla birlikte, hayata adapte olabilecek yaklaşımların bütünüdür.olaylara yüzeysel bakış açılarından sıyrılarak, huzurla umut dolu bir yarın arayışında bakmayı kolaylaştıran algının, genel adına makro felsefe diyebiliriz.

    bireyin mutluluğu ile birlikte toplumsal algının aynı yönde gelişeceğini, olayların anlık düzlemden ziyade geniş zamanda değerlendirmenin insana huzur vereceğini, hayatın içindeki anlık kırgınlıkların ya da sinir harblerinin, belki bir kaç saat sonra boşuna olduğunu en doğru yolla aktarmaktadır.

    evreni bir bütün olarak kabul etmenin, yanlış olmadığını anlamanın, farkındalığı artırmanın, huzuru bulmak için atılacak adımların özünü ;

    - herşey birdir,
    - herşey sevgidir,
    - herşey kusursuzdur.

    düsturlarını temel alarak, huzurun aslında uzaklarda olmadığını gösterir.

    güne başlarken alacağımız kararlar, kıyafetlerimizden, giydiğimiz ayakkabıya ya da evden çıkarkan söylediğimiz şarkının bize verdiği huzura kadar, gün içinde olacak olayları değiştirmektedir.mikro düzeyde algısını sadece dünyadaki kurguların gerçekliğine adamış insan, önüne çıkan fırsatları değerlendirmeden, iyi-kötü algısı içinde kesin ve net sonuçlara ulaşmaktadır.arabasının bozulması onun için kötüdür. bir kaç saat sonra arabası bozuk olduğu için kaza yapmama ihtimali, her zaman ikinci planda kalmaktadır.mikro bakış açısında dünyadaki durumları değerlendiren insanın bitmez tükenmez ihtirasları ve dünyaya olan bağlılığı, yaşamın içinde herkesin aradığı huzur, mutluluk, aşk, sevgi gibi kavramlardan onu uzak tutmaktadır.bu kavramları an içinde yaşasa bile gerçek değerlerini anlayamadığı için huzursuz bir hayatı körü körüne hırsları içinde harap etmektedir.

    makro felsefe ise olayların sonraki tekamülündeki sonuçları ile ilgilenmekte ve mevcut durumu kabullenen birey için alınması ve öğrenilmesi gereken derslerin olduğunu anlatmaktadır.an içinde yaşanan kötü olaylar, evrensel düzeyde onun kötülüğü için değil, hayatın içinde bulunduğu zafiyet noktalarından sıyrılması için dersler niteliğindedir.yaşadığı kötü olayların sonuçlarını iyi değerlendirebilirse, mutlak huzur için başladığı arayış, onu mevcut zaman diliminden daha kısa sürede huzurlu bir hayata taşıyacaktır.

    makro felsefe; hayatı bir bütün olarak algıladığından, yaşam ve ölüm aynı parçanın iki yüzü olarak durmaktadır.yaşamdaki amacını arayan bir insanın, yaşamında meydana gelen inişler ve çıkışlar, onun bilgi içindeki yolculuğunda açılan büyük kapılardan ibarettir. her kapı açıldığında, başka bir kapı yeni bilgiler için yol gösterici olacaktır.sonsuzluk kavramı içinde değerlendirildiğinde, makro felsefenin amacı dünyevi düzlemde yaşayan insaoğlu için, geleceğin an içinde zannettiği gibi umutsuz olmadığını anlatmaktır.zira yaşanan her olayın mutlak bir sonucu varsa, yaşamında arayışı düstur olarak kabul etmiş insanların, gelecekteki yaşamları an içinde gördüklerinden daha fazla huzuru barındırmaktadır.

    yaşamı bir bütün olarak gören makro felsefe, gizemli yollardan bağımsız her şeyi kabullenmek üzerine kuruludur.kabullenmeyi anlayabilirsek,karşımıza çıkan fırsatların da yaşanan kötü olaylardan ziyade, yaptığımız seçimlerden kaynaklandığı görebiliriz.

    mutluluk arayışında olan birey, duygularında samimi ise beklediği huzur onu bulacaktır.
  • makro felsefe en küçükten (mikro) en büyüğe (makro) kadar her şeyin arasında bağlantı kuran bir sistemdir. temel öğretisi, her şeyin sadece birbirine bağlı olduğu değil, aynı zamanda makro-kozmik olarak bir olduğu ve olan her neyse onun mükemmel olduğudur. ancak mikro-sınırlı bakış açılarından bakıldığında her şey birbirinden ayrı ve bölünebilir görünür.
    makro felsefe bir mikrokozmik-makrokozmik süreklilik (m-m sürekliliği) öngörür; bu süreklilikte nötronlar, protonlar ve elektronlar insan bedeni gibi daha büyük fiziksel bedenlerin bölünmez parçalarıdır. düşünmeyi sürdürürsek, insanı da dünya denen gezegenin bölünmez bir parçası olarak algılayabiliriz. perspektifimizi daha da genişleterek, bu gezegeni güneş sisteminin bölünmez bir parçası olarak, güneş sistemini de bir galaksinin bölünmez parçası olarak algılayabiliriz ve bu böyle sürüp gider.
    insan,
    1) kendini kendinden/başkalarından,/evrenden/ tanrı’dan (makrokozmos’tan) ayrı ve bölünmüş hissettiği,
    2) olan neyse onun mükemmelliğini yadsıdığı,
    3) deneyimlediği her şeyin sorumluluğunu kabul etmeyi reddettiği
    ölçüde acı ve yalnızlık hisseder, hastalığı ve ölümü deneyimler. ayrılık hissi niçin endişeye neden olur? çünkü bizden ayrı, yabancı ya da farklı olarak algıladığımız herhangi bir şey veya kimse bizim için potansiyel bir tehdit, bir endişe kaynağıdır. bir şeyle ya da bir kimseyle ne kadar bir'lik veya birlik hissedebiliyorsak, o ölçüde endişeden kurtulabilir, kendimizi rahat, kabullenici ve sevecen hissedebiliriz.
    makro bakış açısından, insanın çektiği tüm ıstırap, korku, nefret, acı ve hastalık her şeyin bir olduğuna, her şeyin sevgi olduğuna, her şeyin tanrı olduğuna, her şeyin mükemmel olduğuna inanmamanın , buna iman etmemenin sonucu olarak görülür.
    bu, olumsuz düşünce, duygu ve eylemlerin var olmadığı anlamına gelmez, onların dengesiz mikro düşünüşün ürünleri oldukları anlamına gelir. dünyanın tüm büyük dinleri "ne ekersen onu biçersin." demiştir. makro felsefe bunu olumsuz ve olumlu düşünce kalıplarını sonuçları olarak sunar. eğer bir şeyin olacağından korkarsanız, o genellikle olur çünkü düşünce enerjinizi ona odaklanmış, onu kendi düşünce enerjinizle yaratmışsınızdır. eski ahit'in 2000 yılı aşkın bir süre önce yazılan düsturlar kitabında, bilge adam "bir insan kalben düşündüğü gibidir." diye bildirmiştir.
    makro felsefeye göre olumsuz bir düşünce olumsuz bir duygu ve olumsuz bir deneyim üretirken, olumlu bir düşünce olumlu bir duygu ve olumlu bir deneyim üretir. hiçbir düşünce unutulmaz. tüm düşüncelerimiz (eskilerin kalp dedikleri) bilinçaltı zihnimizde yer alır ve burada her olumsuz düşünce aynı yoğunlukta veya güçte olumlu bir düşünceyle dengelenene ya da geçersiz kılınana kadar (+ ve - = 0) olumsuz duygular üretmeyi sürdürür. olumsuz düşünceler korku, öfke, engellenmişlik ve suçluluk duygusu, bunalım, üzüntü ve benzeri gibi endişeler (psikolojik acı) üretir. biz onların varlığını yadsıyarak, olumsuz duygulardan kaçınmaya çalışırız. yani olumsuz düşünceler düşünerek olumsuz duygular hissetmemize neden olduğumuzu görmek yerine bu duygulardan onları bastırmak, başkalarına yansıtmak ya da mantıklı kılmak gibi psikolojik savunma yöntemlerini kullanarak kaçınmaya çalışırız. tüm savunma yöntemleri bizi rahatsız eden duygularımızla ilgili farkındalığımızı azaltarak ya da ortadan kaldırarak psikolojik acıyı azaltmak veya ortadan kaldırmak için tasarlanmıştır. böylece kendimizle ilgili farkındalığımızı minik mikro perspektiflere indirgeriz. çok yaygın bir yöntem de hissettiğimiz rahatsızlığın sorumluluğunu başka birine ya da başka bir şeye yüklemektir.
    *

    mikro benliği savunma yöntemleri

    *davranışlarıyla ortaya koymak: yasak arzuların yarattığı endişeyi onları ifade ederek azaltmak.
    *telafi etmek: bir alandaki engellenmişlik duygusunu başka bir alanda aşırı tatmin duyarak telafi etmek ya da bir kuvvet uygulayarak vurgulayarak dikkati bir zayıflıktan o kuvvete çekmek.
    *gerçeği yadsımak: çoğunlukla "hastalanarak" veya kendini işine ya da hobilerine aşırı vererek, böylece hoşa gitmeyen bir gerçeğin varlığını yadsıyarak (onu görmezden gelerek) mikro benliği o gerçekten korumak.
    *yerine geçirmek: duyguları özellikle (genellikle kızgınlığı) o duyguyu uyandıran kişilerden ya da şeylerden daha az tehlikeli olan kişilere veya şeyleri boşaltmak (öfkesini başkasından çıkarmak)
    *duygusal yalıtım: incinmekten korunmak için duygusal ilişkilerden uzak durmak.
    *hayal kurmak: erişilmemiş arzulara eriştiğini imgeleyerek onları tatmin etmek.
    *özdeşleşmek: ünlü bir kişi ya da örgütle özdeşleşerek kendini daha değerli hissetmek.
    *içselleştirmek: edilmemek için başkalarının değerlerini benimsemek.
    *tecrit etmek: benliğin incitici durumların neden olduğu acıyı hissetmesini engellemek ya da bağdaşmaz tutumları mantıklı bölmelere ayırmak. *yansıtmak: kendi ahlak-dışı arzularını başkalarını atfetmek ya da yaşadığı zorluklar için başkalarını suçlamak.
    *akla yatkın hale getirmek: davranışının haklılığını ve onaylanması gerektiğini akla uygun biçimde kanıtlamaya çalışmak.
    *tepki oluşturmak: tehlikeli (sosyal olarak kabul edilemez) arzuların ifade edilmelerini -onların karşıtlarını aşırı vurgulayarak- önlemek.
    *gerilemek: daha az olgun davranış ve/veya daha düşük düzeyde arzu talep eden önceki gelişim düzeyine geri çekilmek.
    *bastırmak: acı verici ya da tehlikeli düşünceleri bilinç dışına itmek.
    *yüceltmek: engellenmiş cinsel arzuları onların yerine cinsel olmayan faaliyetleri geçirerek tatmin etmek.
    *:sempatik olmaya çalışmak: kendini değerli hissetmek için başkalarının sempatisini kazanmaya çalışmak.
    *telafi veya kefaret: ahlaka aykırı arzuların veya eylemlerin cezasını kendine acı çektirerek ödemek

    bu kendini yadsıma yöntemlerini kullanarak psikolojik acıyı azaltma çabaları, kısa vadeli (mikro) bakış açısından başarılı olur. başka bir deyişle bu yöntemler işe yarar. işte bu yüzden onları kullanırız. ancak onlar sadece geçici olarak başarılı olur. çünkü bu yöntemler farkındalığımızı öyle azaltırlar ki daha geniş (makro) perspektiften görülen gerçeği, yani tüm duygularımıza -başkalarının değil- kendi düşüncelerimizin neden olduğunu kolayca unutabiliriz. belki de psikolojik savunma yöntemlerinin en önemli sonucu stresin kaçınılmaz biçimde gelişmesi ve bu stresin bedeni yıpratarak onun hastalanmasına, yaşlanmasına hatta ölmesine neden olmasıdır. bu konudaki araştırma 1930'lu yıllarda tıp doktoru hans selye yönetiminde yapıldı. doktor selye'nin vardığı sonuca göre eğer stres veya direnme olmasaydı, hastalık, acı ve ölüm de olmazdı. bu kendini-yadsıma yöntemleri kullanmanın nihai sonucu daha büyük acıdır (psikolojik strestir), çünkü onlar nedeni (olumsuz düşünceleri) ortadan kaldırmaz, sadece sonucu (olumsuz duyguları) geçici olarak hafifletirler. bunun çarpıcı bir örneği yirminci yüzyılın ikinci yarısında çok rastlanan alkol ve uyuşturucu bağımlılarının durumu olabilir onlar psikolojik acıyı hafifletmek için zihinlerinin büyük bir bölümünü nakavt ediyor (yadsıyor), böylece rahatsızlık hissinden geçici olarak kurtulup keyif ve haz duyuyorlardı. ama nedenler ortadan kalkmamış olduğundan, alkolün ve uyuşturucunun etkisi geçtiğinde, psikolojik acı daha da artıyordu. kendi rahatsızlıklarının sorumluluğunu kabullenmeyi reddettikleri sürece bağımlılıklarından kurtulmaları mümkün olmuyor, en sonunda psikolojik acı hiçbir şey tarafından dindirilemeyecek kadar büyüyordu. ancak o zaman kendi olumsuz düşüncelerinin sorumluluğunu kabullenmeye, yardım istemeye, daha geniş bir perspektif edinmeye ve acılarını aşarak yeni bir yaşam felsefesine, daha makro bir perspektife, yeni bir gerçeğe doğru ilerlemeye hazır oluyorlardı.
    peki gerçek nedir? bu kimin bakış açısını kullandığınıza bağlıdır. bir bakış açısından, doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü, acı verici ya da zevk verici, çirkin ya da güzel diye bir şey yoktur, ama düşünüş onu öyle kılar. bunun çarpıcı bir örneği hipnoz uygulaması tarafından gösterilir. bir kolun ya da bacağın yavaş yavaş kesilmesi son derece acı vericidir. ancak, yirminci yüzyılın doktorlarının ve dişçilerinin bazıları hipnozla her türlü ameliyatı yaptılar. hasta hiç acı hissetmediği ile ilgili hipnotik telkini kabul edebildiği ölçüde ve kabul edebildiği sürece hiç acı hissetmiyordu. böylece binlerce vaka herhangi bir şeyi onu hissedebileceğinize ya da deneyimleyebileceğinize inandığınız ölçüde hissedebileceğinizi veya deneyimleyebileceğinizi göstermiştir. mikro bakış açısından, düşünme biçiminiz ve dolayısıyla hissettikleriniz kalıtım ve çevre tarafından belirlenir ki bunlar üzerinde herhangi bir kontrole sahip değilsinizdir. bu yüzden bilimcileriniz insanın özgür iradeye sahip olmadığını ve tüm davranışların tamamen kör talih tarafından belirlendiğini söylemişlerdir. ve bu mikro bakış açısından doğrudur ne yazık ki, bu mikrop perspektif daha geniş bir perspektifin varlığını yadsır. "herhangi bir budalanın açıkça görebildiği gibi dünya düzdür." ve sınırlı bir mikro perspektiften, dünya düzdür, ya da bir vadiden bakıldığında içbükeydir veya bir tepe'nin üstünden bakıldığında dışbükeydir. böylece sizin perspektifinizin genişliği gerçeğin ne olduğunu, o çerçeve içinde belirler. bilimcilerinin çoğu reenkarnasyonu (tekrardoğuş) ruhu ve makrokozmik düzeyleri içeren makro perspektif gibi daha geniş perspektiflerin varlığını ve uygulanabilirliğini yadsıdı. psikolojinin sizin zamanınızda genellikle öğretildiği gibi, psişenin (zihnin ya da ruhun) varlığını yadsıması ve psikologların sadece fiziksel ve duygusal verileri "bilebileceklerinde" ısrar etmiş olması ironiktir. bu yüzden makro felsefenin kavramları, mikro yönelime sahip bilimciler için kabul edilemezdi. makro perspektif, insanı zaman veya yerle sınırlanmayan -bazen ölümsüz bir ruh da denen- büyük bir zihin olarak görür. bu zihin ya da ruh gittikçe mükemmelliğe (her şeyin bir olduğunun farkındalığına) erişme çabası içinde daha büyük farkındalığı deneyimlemek ve öğrenmek için belirli aralıklarla (beden denen) araçlarda bulunmayı seçer. (reankarnasyon) tüm deneyimlerinde tüm ruhların nihai amaçları (bazılarının tanrı dedikleri) tüm var olan, var olmuş olan ve var olacak olan ile bir'liklerinin bu makrokozmik farkındalığına erişmektir. bu farkındalık düzeylerine söyle de bakabiliriz: 1. mikro benlik bir bireyin bedeni, kişiliği ve bireyin tüm bunlardan ibaret olduğuna inanan sınırlı bilinçli zihindir. 2. tekamül etmekte olan benlik ya da bilinçaltı zihin kendisinin bir ruhun sadece minik bir parçası olduğunu bilir. 3. makro benlik ya da evrensel zihin her şeyin bir olduğunu bilir; dolayısıyla tüm boyutlarının pozitif ve negatif kutupluluğunun mükemmel bir dengesini içerdiğinin farkındadır. bireysel ruhlarda (makro farkındalıktan yoksun olmalarına neden olan) geçici bir dengesizlik bulunabilir, ancak makro perspektiften bakıldığında, bu bireysel dengesizlikler tamamen dengeli bir makrokozmozun doğal yaşam ritimleri olarak görülür başka bir deyişle makro düzeyde hiçbir sorun yoktur. en sonunda, tüm ruhlar tam farkındalık içeren bu mükemmel düzeye erişecekler. gece ne kadar karanlık olursa olsun, en sonunda gün ışımak, güneş doğmak zorundadır. her çağda mistikler sonuçta varılacak bu makro farkındalığı tanımlamışlardır. makro perspektifin belki de en iyi bilinen örneği yuhanna'nın incili'nin 17. bölümünde yer alır. bu bölümde makro filozof (isa) tüm ruhların makro amacını veya hedefini söyle dile getirir: "...biz bir olduğumuz gibi onlar da bir olsunlar; ben onlardayım ve sen (tanrı) bendesin, onlar da tmamen bir olsunlar." ancak insan ruhunun ve bilinçaltı zihninin tüm zihinlerle (evrensel zihin, makrokozmos ya da tanrı ile) bir'liğini algıladığı bu makro perspektiften baktığında ruh hiçbir şeyden korkmaz hiçbir tehdit algılamaz, çünkü her şey bir'dir. böylece, ruh ancak bu makro perspektiften baktığında en yüce makro buyruğa uyabilir: "benim sizi sevdiğim gibi, birbirinizi sevin." (yuhanna 15:12). makro felsefe bir kimse için doğru ve yanlışın onun düşünce çerçevesine veya perspektifine bağlı olduğunu öğretir. örneğin, hristiyanlar için domuz eti yemek doğuruyken, müslümanlar ve museviler için yanlıştı. barış döneminde başkalarını öldürmek yanlışken, savaşta doğruydu. bu tip doğru ve yanlış, sosyal hukuk ve gelenekler kapsamı içinde saptanır ve tamamen insanın perspektifinin genişliği tarafından belirlenir. sizin zamanınızda çoğu insan kişisel felsefesinin onun şişman mı zayıf mı, sağlıklı mı sağlıksız mı, özellikle de mutlu mu mutsuz mu olacağını belirlediğinin farkında değildi. eğer kişisel felsefemizin ya da perspektifinizi şu anki genişliğini incelerseniz, bu genişliğin seçimlerinizin sonuçlarının ne kadar farkında olduğunuzu belirlediğini göreceksiniz. örneğin eğer hayattan zevk almak sizin için başlıca hedefinizse ve perspektifimiz oldukça sınırlıysa, aşırı zevk düşkünlüğünün uzun vadeli sonuçların farkında olmazsınız. fazla yemek yersiniz, şişmanlarsınız ve en sonunda hastalanırsanız. yorucu fiziksel ve zihinsel faaliyetlerin kaçırırsınız, fiziksel ve zihinsel olarak gevşersiniz ve en sonunda hem sağlıksız hem de mutsuz olursunuz. herkes zevk arayış içinde olduğundan, perspektifinizin genişliğinin farkında olmanız son derece önemlidir; çünkü kısa vadeli zevk, çoğu kez uzun vadede acıya neden olur. eğer hayatta aldığınız zevki en yüksek düzeye çıkarmakla gerçekten ilgileniyorsanız kişisel felsefemizin ve onun belirlediği seçimlerin uzun vadeli (zevk acı) sonuçlarının farkına varmak için perspektifinizi genişletmelisiniz. sınırlı mikro perspektife sahip olanlar insanı fiziksel bir varlık olarak görür, onun ötesine gerçekten kavrayamazlar bilinçaltı ruh veya tüm insanların kardeşliği gibi kavramlar mikro insan için sadece soyut kavramlardır. başka bir deyişle, o kimseye karşı uzun süre bağlılık, kardeşlik ve sevgi hissedemez. temelde kendisine (kendi bilinçaltına) yabancılaştığını ve ondan ayrı olduğunu hisseder; bu yüzden başkalarına karşı da yabancılaşma ve ayrılık hissetmek zorundadır. imparator marcus aurelius "olan herhangi bir şeye üzülmek ya da kızmak kendimizi doğadan ayırmaktır." demişti. o her şeyin bir olduğunu ve olan her şey mükemmel olduğundan herhangi bir şeye üzülüp kızılalmayacağını ifade eden makro görüşü sunuyordu. insan ancak makro mükemmellikte ve her şeye gücü yeter olduğunu unuttuğunda kendini yetersiz, tehdit ediliyor, istismar edilmiş, korkak, engellenmiş, öfkeli ve üzgün hissederdi. geçmişini unutan onu tekrarlamaya mahkumdur. insan geçmişi ile ilgili farkındalığını artırabildiği oranda onu tekrarlamaktan kurtulur. örneğin geçmişte aşırı yiyip içmenin kendisini hasta ettiğini hatırlayamazsa, hatırlayana kadar bu davranışını tekrarlayacak ve bedelini ödeyecektir. tüm öğrenme, geçmişi hatırlama ve ondan öğrendiğiniz dersleri uygulama sürecidir. eğer her şeyi hatırlayabilseydiniz makro kozmik kökeninizi idrak ederdiniz. ruh bir zamanlar tüm ruhlarla, her şeyle, tanrıyla bilinçli olarak bir'lik içindeydi ve bir'di. bazı ruhlar sıkıldılar. mükemmel olmayan bir hali... heyecan, korku, ve acı verici bedensel bir hali deneyimlemeyi arzuladılar. bunu yapabilmek için ruh bilincinin ya da farkındalığının odağını -sonunda kim olduğunu, nereden geldiğini, veya nereye gittiğini hatırlayamayacak kadar- daraltmayı seçti. işte o zaman kendisini zihinsel olarak hücrelere böldü ve bu hücrelerin her biri kendini bütün bir ruh olarak gördü ve öyle davrandı. kendi yarattığı bu unutkanlık ve bölünme hali içinde, ruh gururu ve kendini diğerlerinden üstün görme duygusunu deneyimledi. çünkü her şeyle bir olduğunu unutmuştu. kendi ruhu eşlerini (düzenli olarak bildikte enkarne olan ruh grubunun üyelerini) ve ikiz ruhlarını (aynı ana ruhun hücreleri olan ve bu yüzden aynı ruh titreşimlerine sahip olan "ruhları") bile unutmuştu. bu unutkanlık hali içinde diğer ruhları düşmanlar olarak algılayabildi, çünkü kendini onlardan ayrı görüyordu. parmaklarının -onları kendisinin kontrol ettiğini unuttuğu için- kendisini bulmaya çalıştıklarını düşünen bir paranoyak gibi, ruhlar da her şeye güçlerinin yettiğini makro bakış açısından tüm kararları kendi
    erinin seçmiş olduklarını unuttular. ruhlar, kendi büyük benliklerinin gücünü unutmuş olduklarından, kendi yarattıkları dengesiz, kusurlu mikro dünyada yaşamaya mahkum olmuşlardı; burada hiç kimse geçmişini hatırlayamıyordu, bu yüzden kimse geleceği de göremiyordu. eğer bütün yolculuğun sadece küçük bir parçasını görebiliyorsa, görüşü bununla sınırlıysa, kimse yolcunun sonunu göremez. eğer parçalı-bilmecenin milyonlarca parçasından çok azını görebiliyorsa, kimse onun tamamını anlamlandıramaz. tüm zamanlar aynı anda yaşandığından, bilmecenin parçalarını oluşturan "geçmiş" ve "gelecek" kendi zihinlerimizde gizlidir. ancak, sadece nispeten bilge ruhlar, bilinçlerini veya farkındalıklarını genişletmeyi öğrendiler, böylece "geçmişi" ve "geleceği"daha fazla hatırlayabildiler ve kozmik bilmecenin daha fazla parçasını görebildiler.
    insanlığın büyük sorunu deneyimlediğiniz her şeyin tüm sorumluluğunu kabul edebileceğiniz noktaya kadar tekamül edebilmektir. bu, nihai amacı ulaşmaya yani tüm var olanın var olmuş olanın ve var olacak olanın mutfak mükemmelliğini sevinçle kabullenmeye zemin hazırlar. o zaman bir zihnin gelişkinliğinin kabul edilemez olanı kabul edebilmesiyle ölçüldüğünü anlayabilirsiniz.

    (bkz: mikro insan)
    (bkz: 2150 a.d.)
    (bkz: thea alexander)