şükela:  tümü | bugün
  • güzelliğin ve eşsizliğin kusurlarda saklı olduğunu düşünen birisi olarak, bir kadında en son görmek istediğim modifikasyon.

    büyük mimarlardan louis kahn; yapıda meydana gelen hasarları, ve zaman içerisinde oluşan deformasyonu hiç bir şekilde, sıva ya da boya ile kapattırmaz, yapının kendi öyküsünü anlatmasını isterdi. betondaki çatlaklar ve ahşapların zaman içerisinde değişmesi, yaşanmışlığı arttıracağından, kişinin yapı ile organik bir bağ kuracağını savunurdu.

    güzel yapılardan daha eşsiz olan kadınlara bakarsak, aynı prensiplerin geçerli olduğunu söyleyebilirim. kendisine bol gelen pijaması içinde, soluk ve hafif şeffaf derisinin altından, muhteşem bir strüktür gibi damarlarını ve kemiklerini görebildiğim kadınlara aşık olurum. beyaza kaçan soluk dudakları, farla ortaya çıkarılmamış gözleri, dağılmış saçları ve takıdan tamamen arınmış bedenleriyle, saf güzelliğin simgesi olan kadınlar için, ömrümü ipotek altına alabilirmişim gibi gelir.

    zaman geçtikçe saçlarındaki beyazları kapatma telaşına düşmeyen, göz kenarındaki kırışıklıkları azaltmak için krem falan sürmeyen, içten gülen kadınlara hayran olurum. elbisesine uyan çanta, çantasına uyan toka, tokasına uyan ayakkabı kaygısına girmeden, başkasına benzemeden, yüzündeki ifadeyi kaybettiren makyajı hiçe sayan kadınlara kutsal bir sevgi duyarım.

    dolayısıyla makyaj, kadının neler yaşadığını, nasıl güldüğünü, nasıl ağladığını göstermeyi engelleyen kötü bir sıvadır. tek düzedir, maskedir. çirkinliğin kaynağıdır. gözleri ortaya çıkarmak için fara, rimele gerek yok. güzel bir göz; içten ağlayıp, dünyalar dolusu gülen gözden fazlası değildir. güzel dudak, ıslak plastik görünümlü köfte dudak değil, hafif soluk ve her an kocaman bir öpücük alınabilecek dudaktır. en güzel kulak, swarovski taşlarıyla süslü bir küpenin üzerinde durduğu kulak değil, içinden geçenleri sevgiline fısıldadığın kulaktır.
  • lanet mi yoksa avantaj mı karar veremediğim.

    sosyal becerileriniz gelişmemiş*** ve ağzınız iyi laf yapmıyorsa, ya da sosyal özürlü olmanıza rağmen doğal tipiniz çekici/sevimli değilse, insanları suratınıza baktırıp dediklerinizi dinletmek ve ciddiye alınmak adına yapmak zorunda olduğunuz şey. bir yandan da, aşırı süslü görünüp "cinselliğini kullanıyor" imajı vermemek için ayarını kaçırmamalısınız.

    kısaca, sabah tipsiz kalkan eziklerin gün içinde ciddiye alınmak adına normal insana dönüşmek için kullandıkları bir araçtır. cilde, sağlığa zararlı olması ve insana inanılmaz zaman kaybettirmesinin yanında (aynı anda uyandığınız sevgiliniz yıkanmış giyinmiş güne başlamışken, hala suratınıza kapatıcı sürmekle meşgul olmak), bir yandan hayata 1-0 yenik başlamayı engelleyebilen araçlardan biridir.

    ya da en temizi, tercihen çok çok çok tipsiz olmayan bir erkek olarak dünyaya geleceksiniz. hem zamanınız size kalır, hem de lafınızı dinlerler.
  • çok garip birşey.

    dumanlı göz makyajı yapmak için girdiğim odadan, kömürcü çırağı olarak çıktım.

    (bkz: işte bunlar hep oscar)
  • yalan'ın kadıncası...

    oscar wilde feat. cemal safi:
    "kadınlar duyduklarına aşık olur, erkeklerse gördüklerine. o yüzden kadınlar makyaj yapar, erkekler ise yalan söyler."
  • gelecek yıllarda etkisi çok daha fazla artacak olan, doğal güzelliği plastik boya ile kapatma işlemi. kadınlar makyajsız hiçbir şekilde sokağa çıkmayacak, çıkanlar ise asi olarak nitelendirilecek. geleceğin punkları, saçlarına ve yüzlerine bir şey sürmeyenlerden çıkacak. vasat hayatlarında daralanların ise mutlaka bir estetik ameliyatı ve pahalı makyaj seti olacak. o sene moda neyse onu giyen, trend neredeyse salatasını orada yiyen insanların istilasına uğrayacak kentler. şimdi de çok farklı değil ama sınırlar çok daha net çizilecek.

    çünkü 20 sene sonrasının genç kızı; şu an 3 yaşında olan patronun yeğeni, makyaj malzemelerini ekrandaki kadının yüzüne sürmek gibi akla ziyan bir işle uğraşıyor. annesi de fikir veriyor, rimeli biraz daha olsun, dudaklarını bir ton aç diye. sonra eteğe uygun ayakkabı, saça uygun toka takıyorlar.

    makyajsızlığın bakımsızlık olduğuna dair binlerce reklamın, sistemli bir kampanyanın küçük bir kurbanı işte bu küçük kız. daha okumayı öğrenmesine bile 4 sene varken, ruj nedir far nedir biliyor. sanmıyorum ki, aynı yaştaki arkadaşları da bundan farklı bir durumda olsun. daha adını yazmayan bir kız, benim bile tam olarak nereye sürüldüğünü bilmediğim rimelin tonlarını bilip, renk kartelasından ona göre seçim yapıyor.

    çok değil 20 sene sonra, bir tane bile makyajsız kız kalmayacak. şimdi bile, tek tip makyaj ile bakımlı kadınların hepsi birbirine benzerken, isimlerini bile merak etmiyorum. gözde olsa ne olur, ceyda olsa ne olur? dışarıdan herkes aynı gözükürken, makyaj yapmayan bankacı bir kadının hayaline bile öyküler yazıyorum. doğal güzelliğin peşinde süsten uzak bir hayatın anahtarını ararken, yaptığım tek bir işlemeden bile huzursuz olurken, gelecek daha da kötü geçecek.

    doğallığın kusur gibi gözükeceği yıllar yakındır. o parlak ıslak görünümlü dudakları, gözün kenarına çizilen koyu kalemleri gördüm mü, kafamı çeviriyorum. bu gidişle gelecek, makyaj yapanların ve makyaj malzemesi satanların olacak. bu düzeni reddedenler, gündüz sokaklara çıkmayıp yeraltındaki mekanlarda buluşacaklar. ancak geceleri dolaşabilecekler sokaklarda. en asi olanları, gündüz makyaj yapmadan fön çektirmeden de insanlar arasında yürüyeceğinden herkes onlara punk diyecek. herkes parmakla gösterecek, bu yüzünde tek bir fazlalığın, saçında en ufak bir boyanın olmadığı insanları.
  • insanın kendine yabancılaşmasını sağlayan, hatta hayatı sorgulatan, kimi zaman çok güldürebilen boyalar toplamı.

    hayatta olabildiğim yeri küçümsemek için değil de, özendiğim bir takım topluluklar var, kreatif diye tanımlayabileceğimiz, ne giyse olur, ne taksa yakışır, ne sürse ne sürmese gider insanlar topluluğu.
    bunlar spor ayakkabı üstüne tayt giyip, üstüne şort giyer, en üste cırtlak renkte bir badi üzerine oturaklı bir ceket giyer, bir de boyunlarına rengarenk bir babaanne tülbenti sarıp hayatta kalır hatta şekil yaparlarken, biz bazı insanlar, eteğin rengi cırtsa dikkat çeker, dikkate alınmayız.
    koyu renk döpiyeslerimiz olmadan ciddiye alınmaz, lacivert kumaş pantolonumuzun ütü çizgisi yoksa ayıplanırız. gömleğimizin beyaz, saçlarımızın topuz, rujumuzun hafif olması gerekir.
    adliyelerde şekil önemlidir.
    o lacivert ütü izli pantolon yerine, kendimi içerisinde en güvenilir, en kuvvetli, en güzel hissettiğim, hayvan bol paçalı açık yeşil pantolonumu giysem, beyaz dik yakalı bol düğmeli gömleğim yerine üstüme siyah boğazlı kazağımı geçirsem, minik, kibar siyah taşlı küpeler yerine kocaman sallanan yeşil taşlı küpelerimi taksam, saçlarımı müdüre hanım tadında topuz yapmaktansa, jöleleyip, köpükleyip dağıtsam iyice, fondötenimin renginin rujumla uyumlu olup olmadığını düşünmekle harcayacağım zamanı erkenden adliyeye varıp çay içip kendime gelmekle harcasam, ne kadar ciddiye alırsınız beni?
    hiç..
    o yüzden kendim olamıyorum, siz, bir haltım sanın diye, sabah boşanman için sana vekalet edeceğim duruşmaya girmeden önce, elimdeki göz kalemine bakıp, bunu neden gözüme sürüyorum ki, manası ne diye düşünüyorum, bir acayip aletle kirpiklerimi kıvırıyor, bir o kadar acayip bir fırçayla gözkapağımda yer alan tüyleri boyuyorum. allığımın tonunun rujumla uyup uymadığına bakıp dip boyam da gelmiş galiba diye dertleniyor kederleniyorum.
    oysa ki bir halt değilim. halt her ne demekse, alasıyım aslında, o güveni kendimde hissediyorum ama, kumaş pantolon giyip, gözkapaklarımdaki tüyleri boyamamın kimseye bir getirisi olacağını düşünmüyorum. bırakın beni, yırtık kot pantolonumla anlatayım davalıdan alacağınızın gerçekliğini, karınızla olan şiddetli geçimsizliğinizi, o küfrün nasıl bir tahrikle ortaya çıktığını,
    dinleyin beni, bakmayın, sadece dinleyin, anlatayım.
    boyanmayayım, boyamayayım kendimi garip fırçalarla, sadece anlatayım.
  • gün içinde iş yerinde kendini kötü hissettiğinde ve yüzüne su çarpmak istediğinde buna engel yüz kelepçesi.
  • kadınların savas boyası..
    karsi cinsin gönlünü fethetmek, rakipleri ekarte etmek, kendini güzel hissetmek icin yapilir..
    eski misir'da erkekler de yaparmis.
  • model grubunun 2011 albümünden güzel bir şarkı.

    şuradan dinlenebilir.

    sözleri de şöyle:

    çok uğraştım inan unutmak için seni
    o gün sarıldığımızda söz verdiğim gibi
    son bir öpücüğü çok görmüştün bana
    biliyorum,demiştin ben gideceği yeri
    bu sabah çok erken kalktım
    sevdiğin tatlıdan yaptım
    yerken onu tek başıma
    sessiz sedasız ağladım
    kalktım bir çay demledim
    açtım bir film izledim
    zaman bir türlü geçmedi
    bütün evi temizledim
    sıkıldım kendimden
    aptal mıyım neyim ben
    neyim var böyle
    neden kurtulamıyorum senden

    geçmiyor günler burada senden uzakta,
    yığıldı şişeler her gün mutfakta
    tiksindim makyajdan, aynalarımı çöpe attım
    durmadan yedim, e biraz kilo aldım
    affet beni sevgilim
    unutamadım seni
    hiç halim yok uyanmaya
  • yapmayi bilmeyenler ve/veya surekli yaparak bokunu cikaranlar yuzunden gereksiz damgasini yemi$ eylem.

    once tabak uzerinde boyanmi$, sonra da surata yapi$tirilmi$ gibi durmayan makyajla kimin nasil bir problemi olabilir anlamiyorum, ancak gorunen o ki, microsoft'a kufretmenin bilgisayardan anlama alameti sanilmasi trendi kendisinde bir de "makyaj sevmemenin engin bilgi ve geni$ kultur gostergesi olmasi" diye bir karde$ bulmu$.