şükela:  tümü | bugün
  • her boku kategorize etme manyaklığının son raddesi diyesim geldiyse de aynısı bünyemde mevcut olan durum.

    ofiste tuvalete girdiğimde o göt kadar yerde oturup yarım saat kalıp bir senaryo üretip sonunda kendimi kurguladığım şeyi oynarken bulup nooluyo lana bağlıyorum. hatta bazen oynarken konuştuğum bile oluyor.

    epeyce derin depresif dönemler atlatmış biri olarak söylüyorum ki muhtemelen depresyonla ilgisi var ve henüz atlatamamışım galiba.

    iyi oldu yalnız olmadığımı okumak.

    edit : evet tuvalette oynarken konuşmak neşeli olmuş.
  • michel gondry'nin (bkz: the science of sleep) filminde bahsi geçen mevzu. bir nevi uyanıklık esnasında rüya hali. hayalden öte, gündelik yaşantılarınızda gerçekle rüyayı karıştırmanıza sebep olabilecek durum. şahsi kanaatim narkolepsi bu ruh halini tetikliyor, başıma en sık geldiği dönemler narkolepsi tedavisi gördüğüm dönemlerdi. pek eğlenceli.
  • adından da anlaşılacağı üzere yalnızca hayalperestlikten farklı bir durum. insanın sosyal bağlarını koparıp atabiliyor. dünyayla uyumsuz birine çeviriyor onu. "ben de gün içinde sık sık hayal kurarım. kafamda klip çekiyorum" gibi şeyler bir şekilde sizi buraya yönelttiyse yanlış yere yöneltmiş olabilir.

    bundan muzdarip olanlar her gün birbirinden farklı hayallere kapılmıyorlar. belli bir örüntüsü oluyor hayal dünyalarının. çoğunlukla da birden fazla hayal dünyaları oluyor. kafalarının içinde belli karakterler oluyor, bazen bir karakterin bir hayalde belli bir surette olup diğerinde biraz daha farklı bir rolde peydah olabildiği durumlar oluyor. bazı karakterleri çok seviyorlar. gerçek hayatlarında tanış oldukları insanları sevemedikleri kadar çok seviyorlar. bazı karakterlerden hoşlanmıyorlar. bu noktada tahmin etmek pek güç olmaz herhalde. bu insanlardan güzel yazarlar çıkıyor. aynı şekilde, ağırlaşan vakaların şizofreniye yakınsadığını düşünmek de yersiz olmaz herhalde.

    bitmeyen bir süreç. bilinen bir tedavisi de yok ama ben hastalık olarak bile görmüyorum zaten. bir durum benim için sadece. kontrol altında tutabileceğiniz bir disipline uyarlayınca bir lütuf olduğu bile söylenebilir.

    http://www.theatlantic.com/…laces-real-life/391319/
  • kahrolasıca lanet olası pislik bir durumdur. ve kafanızdan atamazsınız. kafanızın içinde hayali bir dünya kurup sonrasında hayatınızın her dakikasını hayali dünyanızı detaylandırarak veya bir olay örgüsünü devam ettirerek geçiriyorsunuz. dönemin en önemli finalinin ortasında kendinizi hayali dünyanızı düşünürken bulabiliyorsunuz.

    aslında sürekli bir kitap veya wikipedia sayfası okumak gibi, ancak yazan kişi sizsiniz, kafanızdan yazıyorsunuz. yeri geliyor o kadar aklınız takılıyor ki kafanızda düşündüklerinizden uyuyamıyor, kesinlikle yapmanız gereken ve dikkatinizi gerektiren işleri batırabiliyorsunuz. kafanızda kurduğunuz şeyler birkaç günde bir değişebildiği gibi yıllarca aynı şeyin üstüne ekleme yoluyla yaratabileceğiniz devasa bir uyduruktan bilgi yığını bile olabilir. bazen insanı beynimin gigabytelarını boşa harcıyorum diye düşündürebilen, yeri geldiğinde kişilik bozukluğu ile kafanızda alternatif bir dünya yaratmanıza, bir the wall sendromu misali gerçek dünya ile aranıza bir duvar çekmenize bile yol açabilecek sıkıntılı saçma bir durum özetle. çocukluktan bir başlıyor, sonra da bir daha asla geçmiyor sanırım. yaşamadan bilemezsiniz, anlayamazsınız diyebileceğim türden bir rahatsızlık, ve bence kesinlikle bir hastalık.

    yeri geliyor 2 gün sevdicekle antik romada yaşasaydık nasıl olurdu üzerine kurulurken yeri geliyor aylarca dünyanın x bir ülkesinde y bir mesleği yapsaydınız nasıl bir hayatınız olurdu düşüncelerine kapılabiliyorsunuz. ne düşündüğünüz birbirinden alakalı/alakasız gelişebiliyor. üstte yazdığım ikisi örneklemek için az bile kalır. hayalgücünüz derya deniz, sizde dalgalarda çırpınan rüzgar nereye iterse (aklınıza ne gelirse) oraya giden bir insancıksınız, ve ne hayal edeceğinizin bile kontrolünü sağlayamadığınız uç durumlarda insanı delirtiyor.

    en azından böyle bir durumun var olduğunu bilmek, bunu yaşayan tek kişi olmadığınızı bilmek iyi bir duygu. böyle bir durumumun olduğunun farkına vardıktan sonra ismini öğrenmem yıllar sürdü, sonunda adını koyunca rahatlıyor insan. kime bahsetsen "abi hayalgücü böyle patlıyor, kontrolsüzce, ne hayal ettiğim belli değil" falan diye, manyak muamelesi görüyorsun, veya ciddiye almıyor genelde insanlar. çünkü açıklanabilecek bir tarafı yok aslında, sürekli hayal kuruyorum dediğinizde anlamıyor insanlar.

    bu duruma sahip olmanın tek bir iyi yanı var ki, pek sıkılmıyor insan. ne uzun yolculuklar ne de sıkıcı trafik, sıra beklemek gibi eylemleri kafanızda oynadığınız tiyatrolar ile çok da sıkılmadan geçirebiliyorsunuz. benim gibi zihin körü* hastasıysanız ancak felaket can sıkıcı oluyor durum. kafanızda görsel olarak imaj canlandırabiliyorsanız hayalgücünüzle her an film izliyor gibi olabilirsiniz sanırım, benim durumumda ancak kitap okumak kadar oluyor.
  • kronik üşengeçlik ile bir araya gelince mükemmel bir combo yapan süper olay.
    matrix'teki, ajan smithle anlaşma yapan kel adam gibi oluveriyorsunuz...
  • bir lütuf mu yoksa muzdarip olduğum hastalık mı karar veremediğim değişik bi'şi .

    yukarıda da bahsedilmiş bu konuda türkçe kaynak çok kısıtlı. zaten diğer dillerde de çok fazla bilgi bulunmuyor. artık çok önemsenmemiş mi ne, fazla araştırmamış yetkili şahıslar. ben dilim döndüğünce, klavyem tuttuğunca izah edeyim.

    kendimi bildim bileli var. çocukken hayali arkadaşlarım vardı. hiçbir zaman gerçek olduklarını düşünmemiştim. ama bazen öyle derinlikli karakterler yaratırdım ki aşırı gerçekçi gelirdi. derdim ne de iyi insan hep arkadaş kalalım benim şu hayaliyle. kendi kendime konuşurdum. hayallerimin ardı arkası kesilmezdi. büyüyünce geçmesini tahmin edersiniz değil mi? geçmedi. öyle çocuktum hayal gücün gelişikti olayı değil yani. hatta gittikçe artırıyor etkisini.özellikle kendimi kötü hissettiğim dönemlerde ayyuka çıkıyor. bir ara azalmıştı aslında ama şimdilerde üst düzeylere ulaştı. hayatımın her dakikası sahne gibi.

    aklım sürekli hikaye yaratıyor ve ben bu hikayenin ortasında buluyorum kendimi. ama her an oluyor. hikayenin kahramanı oluyorum. ama bu gerçekleşirken sadece akılla bitmiyor iş. özellikle yalnızken mimik ve jestlerle destekleniyor. o kadar çok yapıyorum ki bir sürü farklı mimiğim var. çünkü farklı karakter farklı mimik demek. ağlamaktan hiç hazzetmememe, çok üzgünsem bile inatla gözyaşlarımı tutmama rağmen girdiğim rolden dolayı kaç kere gözyaşı akıttığımı bilirim. * bir de şu meret acayip bir empati duygusu geliştirici. o kadar değişik insan olunca günlük hayatta şiddetli empati de kaçınılmaz oluyor. bol empati, değişik insan olma derken ufak çapta bir oyuncu oldum adeta. oyunculuk, sinema alemlerine salsam kendimi eminim zorluk çekmem. senaryo desen var. oyunculuk var. yeri geliyor bir yönetmen edasıyla düşünüyoruz. müziğine, kamera bakış açısına kadar canlandırıyoruz kafada. yeri geliyor bir kitap yazıyormuşcasına davranıyoruz. ha bir de bu kadar mimik yapmaktan da şu genç yaşımda kırışıklık belirtileri başladı ki evlerden ırak.

    aslında çoğu zaman aşırı eğlenceli bir durum. çünkü canınız hiçbir zaman sıkılmıyor. çünkü her zaman yaratılacak insanlar, kılığına girilecek karakterler, oluşturulacak senaryolar oluyor. bazen bazılarından sıkılıp tekmeyi basıyorum yenilerini oluşturarak yoluma devam ediyorum. ha bir de sanmayın ki bu suserın hiç arkadaşı yok, yazık asosyal de ancak hayal dünyasında teselli buluyor. hiç de değil. dostlarım da var. ama bunun tadı da bir başka beya. (öyle bir yazdım ki sanki istesem durdurabilecegim. durmuyor çünküm.)

    yan etkileri yolda giderken mırıldanma; olayları, diyalogları (bu durumda monolog tabii) çeşitli jest ve mimiklerle desteklerken insanlara yakalanıp deli yaftası yeme. en kötüsü de bazen durduramamak. gerçekten kontrol altına alamadığım zamanlar oluyor. bunun zevkine kapılıp yükümlülüklerimi erteliyorum ki hiç hoş olmuyor sonuçları.

    ama tamamen durdurmak istemiyorum sanırım. çünkü bu maladaptive daydreaming şeysi yaratıcılıkla sınır tanımıyor. bunu bastırırsam yaratıcılığım da ölür diye de dokunamıyorum. belli mi olur boşa gitmesin bu kadar yaratı diye kitap yazarım bir gün. böyle de değişik bir ilişkimiz var işte.

    son olarak bunu sadece iki arkadaşım biliyor. tekine söylediğimde dedi aynısından bende de var. en sonunda bu kadar benzeyemez iki insan deyip kayıp ikizler olduğumuza kanaat getirdik. * başka da kimseciklere söylemeyi düşünmüyorum. eh millet duyarsa deli der orası belli zaten. ben bir iki kişiye küçükken hayali arkadaşlarım vardı dediğimde "ahanda deli" dediler buna haydi haydi derler. gerçi çok da umrumda değil kim deli demiş kim bilmemne demiş de olsun. varsın bilinmesin.
  • fiziksel dünya dışında insanın kafasında bir veya birden fazla hayali dünyanın daha olması durumu. her bir dünyada, insanın farklı tipe, karaktere, kişiliğe, background'a sahip olduğu olabiliyor. fiziksel dünyada karşılaştığımız, tanıştığımız, arkadaş olduklarımız kafamızın içerisinde kurduğumuz dünyalarda da yer alabiliyor ama ilişki türleri birebir aynı olmayabilir.

    hayal kurmaktan farklı olarak zihninizde tasarladığınız belli evrenler var ve hep buradaki yaşantınız üzerinden devam ediyorsunuz hayal kurmaya, gerçekten yaşadığınız fiziksel dünya için değil. bazen kurduğunuz bir dünyanın sonu geliyor, unutuluyor ve kayboluyor fakat bazıları ise 8-9 yıldır sizinle beraber gelişip devam ediyor. ortaokul yıllarımda başlamıştı sanırım ilk, lise yıllarında bir azalıp bir artıyordu, üniversiteden sonra git gide seyrekleşti. arada yatmadan önce bir uğruyorum buralara, zaten on dakika sonra uyumuş oluyorum.**
  • burada yazılanları okurken bile arada durup kafanızdan hikaye kuruyorsanız geçmiş olsun. benim de çocukluğumdan beri muzdarip olduğum mevzu. galiba yoğun bir hayat ve beyni faydalı birşeylerle meşgul etmek dışıda hiçbir çözümü yok şuanlık.
  • üzerine oturulup film yapılmış versiyonu için:

    (bkz: the secret life of walter mitty)